İstanbul Tarih Öncesi tarihi Demir Çağı buluntuları

İstanbul Tarih Öncesi Dönemi ve İlk Yerleşimler

İstanbul Tarih Öncesi Dönemi, insanlık tarihinin en önemli kırılma noktalarına tanıklık etmiş ve binlerce yıldır birçok büyük olayın cereyan ettiği kadim bir geçmişe sahiptir. Müzeleri, görülecek tarihi yerleri, yaşantısı ve gündelik hayatın içinde unutulan medeniyetleri ile tarih öncesi zamanlardan beri her daim gittikçe büyüyen ve büyümeye de devam eden büyüleyici bir metropoldür İstanbul. Bu prehistorik dönemden itibaren toplumların görmek istediği, merak ettiği, uzaktan baktığı veya içine karıştığı; Avrupa ve Asya’nın köprüsü görevini gören eşsiz bir kenttir. Binlerce yıldır hakkında efsaneler üretilen, kitaplara konu olan, tarihi araştırmaların yapıldığı ve günümüzde bile hemen hemen her gün tarih sahnesinden gizli kalmış bilgilerin, objelerin keşfedildiği tarih öncesi İstanbul, kadim mirasıyla insanlığı kendine hayran bırakmaya devam etmektedir.

İstanbul Tarih Öncesi Dönemi ve Kentin Kadim Mirası

Dünyada ve tarihte bir çağ kapatıp yeni bir çağ başlatan tek kenttir İstanbul kenti. Bugün hemen hemen tüm geçmişini müzelerinden, müze eserlerinden ve en eski obje veya yapısına sahip Yarımburgaz Mağarası taş ocaklarından öğrenebildiğimiz gibi, tüm bu prehistorik geçmişi de zamanla bakımsızlıktan, önem vermemekten kaybedebileceğimiz kadim bir kenttir. İstanbul, tarihte birçok isimle anılmış, içinde yaşattığı her medeniyet ona farklı bir isim vermiştir. Aynı zamanda bu toprakları tarih boyunca Paganlar, Ortodokslar, Katolikler ve son olarak Müslümanlar yönetmiştir.

Tekirdağ Arkeoloji ve Etnografya Müzesi Köpek adağı Erken Demir Çağı - Tekirdağ Archeology and Ethnography Museum dog sacrifice Early Bronze Age
Tekirdağ Arkeoloji ve Etnografya Müzesi Köpek adağı Erken Demir Çağı – Tekirdağ Archeology and Ethnography Museum dog sacrifice Early Iron Age

Buna rağmen herhangi bir anıtsal yapısına veya Boğaz’a bakarak çay yudumlamak, günün herhangi bir saatinde çok farklı anlamlar yükler bizlere. Hatta daha beş dakika önce içtiğimiz çayın tadı bile bir sonrakinden farklı gelir. Tarihi yarımada içinde yürümüş olduğumuz kaldırımların altında Bizans kaldırımları, tarihi surlarının içinde zindanları, herhangi bir tarihi hanın altında mahzenleri olduğunu biliriz.

Binlerce yıldır var olan ve İstanbul’un ilk yerleşim izlerini barındıran bu tarihi şehir bizden ne isteyebilir sizce? Cevaplayalım: Saygı! Evet, adına şiirler, hikâyeler, efsaneler yazılan İstanbul kentinin bizden tek istediği saygıdır aslında, sadece tarihe saygı. Çünkü binlerce yıl boyunca İstanbul şehri bize göstermiştir ki, biz insanoğlu zamandan silinsek de kentler, yapılar ve düşünceler kalıcıdır.

İpucu: İstanbul tarih öncesi dönemi kalıntılarının sergilendiği alanları keşfetmek isterseniz, İstanbul’da gezilecek önemli müzeler ve tarihi yerler rehberimize göz atabilirsiniz.

Efsanelerden Gerçeğe: İstanbul Kuruluş Efsanesi ve Byzantion

Dünya tarihinde günümüze kadar gelen kaç kentin kurulması efsanelerle başlar ki? Aslında bu kentlerden biri İtalya’nın başkenti Roma, diğeri de İstanbul’dur. Roma tarihçisi Tacitus tarafından aktarılan ünlü bir efsaneye göre Delphi tanrısı (Kehanet Ocağı), Megara’lılara ‘körlerin yerleştiği toprakların karşısına’ bir şehir inşa etmelerini emreder. Bu anlatı, aslında şehirlerini stratejik ve doğal açıdan batı yakası çok daha elverişli olmasına rağmen Boğaz’ın doğusunda kurmuş olan Kalkedon (Khalkedon) sakinlerine açık bir atıftır.

Tacitus, Byzantion’un inşa edileceği bu yeni konumda balık avlamanın özellikle kolay olduğunu ekliyor ve bunun kentin zenginleşmesinde ana kaynaklardan biri olduğunu açıklıyordu. Şehrin sunduğu bir diğer büyük coğrafi avantaj ise, kente mükemmel bir doğal koruma sağlayan derin bir girinti, yani Haliç (Chrysokeras) idi; bir ordu buraya yalnızca batıdan yaklaşabilirdi. Zaten yaklaşık 2000 yıl sonra da şehir tam olarak o şekilde fethedilecekti.

Şehrin kurucusu Megara’lı Byzas, yaklaşık M.Ö. 667-658 yıllarında Megara’lı yerleşimcilerle birlikte Corinth, Argos ve Boeotia’dan katılan gruplarla bölgeye gelir ve Byzantion’u kurar. Megara’nın Byzantion’u kuran ana kaynak olduğu ve daha sonra inşa edilen Byzantion şehrinin genel mimari yapısının Megara’ya benzerliği öne sürülse de bu konuda günümüzde hâlâ kesin bir kanıt bulunmamaktadır.

Peki, İstanbul tarih öncesi dönemi göz önüne alındığında, kentteki ilk yerleşimin tarihi gerçekten bu tarihler midir veya bu bilgi doğru mudur?

İlk İnsan İzinlerinden Yerleşik Hayata: İstanbul’un Prehistorik Çağları

Günümüzden binlerce yıl önce Göbeklitepe, Sümerler gibi hatta Hititler ve Miken Uygarlığı veya Mikenler gibi uygarlıklar kendine has coğrafyalarda medeniyetler, kültürler veya topluluklar geliştirmiştir. Antik çağlarda bu dönemlerde İstanbul gibi önemli bir noktada neden bir uygarlık gelişmemiştir diye soracak olursanız, bunun sebebi medeniyetlerin başlamış olduğu çağlarda İstanbul’un bulunduğu bölgenin Avrupa ile Yakındoğu, Akdeniz ile Avrasya arasında bir geçiş noktası, bir tampon bölgesi olarak kullanılıyor olmasıdır. Ancak geçiş noktası özelliğini imparatorluklar kurulmaya başlanınca kaybetmiş ve stratejik bir kilit noktası haline gelmiştir.

İstanbul Tarih Öncesi Tarihi Yarımburgaz mağarası tarihçesi
İstanbul Tarih Öncesi Tarihi Yarımburgaz mağarası tarihçesi

Arkeolojik kazılar neticesinde İstanbul tarih öncesi dönemi sınırları içindeki ilk yerleşimin Yarımburgaz Mağarası’nda Alt Paleolitik Çağ’da (M.Ö. 1.800.000 – 210.000) gerçekleştiği bilinmektedir. Ayrıca bölgede yer alan Haramidere, Büyükçekmece ve Kemerburgaz gibi noktalarda da Paleolitik Çağ’a ait insan izleri bulunmuştur.

İstanbul ve çevresinde Neolitik Çağ’a (M.Ö. 6600 – 5400) ait ilk tarım ve yerleşim izleri Fikirtepe ile Yenikapı gibi alanlarda görülürken; Kalkolitik Çağ’a (M.Ö. 5400 – 3200) ait yerleşimler ise Moda, Beşiktaş, Bakırköy Ayamama Deresi ve Selimpaşa Höyüğü gibi yerlerde karşımıza çıkmaktadır.

İstanbul Boğazı ve çevresini göç yolları için kullanan ilk insanlar (Homo erectus, Homo neanderthalensis vb.), sadece geçip gitmemiş, bu topraklarda yerleşimlerde de bulunmuşlardır. Nitekim Ümraniye, Dudullu, Çatalca ve Şile-Ağva gibi bölgelerde bu döneme ait ilkel taş aletler ve çeşitli eşyalar gün yüzüne çıkarılmıştır.

İstanbul Tarih Öncesi Dönemi Kronolojik Özet Tablosu

Tarihsel Dönem Tarihlendirme İstanbul’daki Önemli Merkezler Öne Çıkan Buluntular ve İzler
Alt Paleolitik Çağ M.Ö. 1.800.000 – 210.000 Yarımburgaz Mağarası, Haramidere, Büyükçekmece, Kemerburgaz İlk insan izleri (Homo Erectus / Neanderthal), bilinen en eski ateş ocağı, taş aletler ve hayvan iskeletleri.
Mezolitik Dönem M.Ö. 12.000 – 6.800 Yarımburgaz Mağarası, Şile-Ağva, Ümraniye, Dudullu Avcı-toplayıcı topluluklara ait yontma taş aletler ve mikrolit eşyalar.
Neolitik Çağ M.Ö. 6.600 – 5.400 Fikirtepe, Yenikapı, Pendik, İçerenköy İlk çiftçilik ve yerleşik hayat izleri, ahşap kano kürekleri, giyimli ayak izleri, kemik zıpkın/iğneler, kerpiç yapılar, urne mezarlar ve DNA incelenen iskeletler.
Kalkolitik Çağ M.Ö. 5.400 – 3.200 Beşiktaş, Moda, Bakırköy Ayamama Deresi, Selimpaşa Höyüğü Beşiktaş Kurgan mezarları, iskeletler, taş baltalar, dinsel figürinler ve heykelcikler.
Erken Tunç Çağı M.Ö. 3.000 – 2.000 Kalamış Koyu (Su altı), Selimpaşa Höyüğü, Silivri Cambaztepe Deniz yükselmesiyle su altında kalan kıyı yerleşimleri, çanak-çömlekler, ok uçları ve Cambaztepe kurgan buluntuları.
Geç Tunç & Klasik Çağ Geçişi M.Ö. 1.500 – 650 Khalkedon (Haydarpaşa Kazı Alanı / Kadıköy), Kurbağalıdere “Körler Ülkesi” Khalkedon antik kentinin katmanları, binlerce sikke, mimari temeller, erken kilise ve atölyeler.

İstanbul’un En Eski Yerleşimi: Yarımburgaz Mağarası ve Önemi

Neredeyse 1.000.000 yıllık olan Yarımburgaz Mağarası, günümüzde ne yazık ki harap haldedir. Bakımsız ve korunaksız kalmış olsa da İstanbul tarih öncesi dönemi ve insanlığın gelişim sürecine dair son derece kıymetli izler barındırmaktadır. Mağarada özellikle Tunç Çağı’na (M.Ö. 3000-1200) ait gemi figürlerine sahip duvar resimleri yer almakta; büyük galerisinin yanında ise tarihi bir mağara kilisesi bulunmaktadır. Bilindiği gibi Roma İmparatorluğu Hristiyanlığı resmi din olarak kabul etmeden önce, bu dine inananlar hem gizlenmek hem de ibadetlerini rahatça yapabilmek amacıyla mağaraları tercih etmişlerdir. Nitekim Kapadokya bölgesi de bu tarz mağara kiliseleri açısından oldukça zengin bir coğrafyamızdır.

Eğer Kanal İstanbul projesi yapılırsa yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak olan Yarımburgaz Mağarası içinde, Paleolitik Çağ’a ait çeşitli hayvan iskeletleri ve iskelet parçalarının yanı sıra, bilinen ilk ateş ocağından 300.000 yıl daha eski bir ateş ocağı bulunmuştur. Ayrıca mağara kazılarında Mezolitik Dönem (M.Ö. 12000-6800) taş aletleri ile Neolitik Çağ’a ait günlük kullanım eşyaları, çanaklar ve çömlekler de gün yüzüne çıkarılmıştır.

Yarımburgaz Mağarası Keşfi ve Arkeolojik Kazıları

Yarımburgaz Mağarası, İstanbul’un Başakşehir ilçesi sınırları içinde yer almakla birlikte mağaranın ilk keşfinin tam olarak ne zaman yapıldığı bilinmemektedir. Ancak 1869 ve 1870 yıllarında Osmanlı vatandaşı Viyanalı Jeolog Macarlı Miralay Abdullah Bey (Karl Eduard Hammerschmidt) mağara hakkında ilk bilimsel yayınları yapmıştır. 1900’lü yılların başında Harun Reşit Kocacan, Rabius Bousquet ve beraberindeki ekip tarafından mağara jeolojik açıdan bir kez daha incelenmiştir. Zoolog Raymond Hovasse ise Yarımburgaz Mağarası’nın tarih öncesi insan yerleşimine uygunluğuna dikkat çeken ilk isim olmuştur.

Mağaradaki ilk sistemli arkeolojik incelemeler 1959 yılında, 1962-1973 yılları arasında Türk Tarih Kurumu Başkanlığı görevini de yürüten Ordinaryüs Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu tarafından başlatılmıştır. 1963 ve 1965 yılları arasında Arkeolog İsmail Kılıç Kökten, Arkeolog Necati Dolunay ve Şevket Aziz Kansu tarafından mağarada tekrar araştırmalar ve sondaj çalışmaları gerçekleştirilmiştir.

Daha yakın tarihlerde mağara 1986 ve 1988-1990 yılları arasında yeniden incelenmiş ve kazılmıştır. 1986 yılında İstanbul Üniversitesi’nden Arkeolog Prof. Dr. Mehmet Özdoğan danışmanlığında İstanbul Arkeoloji Müzeleri ekipleri incelemelerde bulunmuştur. 1988-1990 yıllarında ise Arkeolog Prof. Dr. Güven Arsebük başkanlığında, Arkeolog Prof. Dr. Mihriban Özbaşaran ve Antropolog Prof. Dr. Francis Clark Howell mağarada detaylı araştırma ve incelemeler yapmıştır.

Ne yazık ki Yarımburgaz Mağarası, yıllarca süren ilgisizlikten ve hak ettiği değerin verilmemesinden dolayı bugün harap durumdadır. Yeşilçam filmlerinin sıklıkla çekim mekanı olarak kullandığı mağarada kontrolsüzce dinamitler patlatılmış, filmler için ateşler yakılmıştır. Bu tahribat yüzünden tarih öncesi İstanbul dönemine ait paha biçilmez izlerin çoğu kaybolmuştur. Günümüzde ise mağaranın yer aldığı bölge TOKİ’ye devredilmiş, mağaranın üzerinde ve çevresinde konutlar ile binalar yükselmiştir.

İstanbul Tarih Öncesi Fikirtepe Kültürü ve İlk Yerleşik Hayat

Özellikle Neolitik Çağ (M.Ö. 6600-5400) içinde insanoğlu, kademeli olarak avcı-toplayıcı yaşam tarzından kopmaya başlamıştır. Bu dönemde insanoğlu çiftçiliğe ve hayvancılığa geçiş yapmış, yerleşik bir hayata adım atmıştır. 1907 yılında Bağdat Demiryolu inşaatı çalışmaları sırasında keşfedilen Fikirtepe antik yerleşimi başta olmak üzere İçerenköy ve Pendik gibi bölgelerde yapılan kazılarda, bu döneme ait birçok ilkel yapı ile ziraatçilikte kullanılan çeşitli taş eşyalar, kap-kaçaklar ve hayvan figürinleri bulunmuştur. Fikirtepe’de 1952 yılında gerçekleştirilen kazılarda ise balıkçılıkta kullanılan çeşitli kemik zıpkınlar, iğneler ve oltalar gün yüzüne çıkarılmıştır. Ancak dönemin en önemli buluntusu olan altı adet insan iskeleti parçası ne yazık ki süreç içerisinde kaybolmuştur.

İstanbul Tarih Öncesi Neolitik Çağ buluntuları
İstanbul Tarih Öncesi Neolitik Çağ buluntuları

Ayrıca bu tarihi dönemlerde Anadolu ve Yakındoğu’nun ilk çiftçileri, İstanbul coğrafyasını bir geçiş güzergahı olarak kullanarak Avrupa’ya göç etmeye devam etmişlerdir. Fikirtepe antik yerleşimi, Türkiye’de bulunan ilk Neolitik Çağ keşfi olarak tarihe geçmiştir. Günümüzde Fikirtepe Neolitik yerleşimi alanından geriye ne yazık ki hiçbir şey kalmamış, tüm bölge kontrolsüz bir kentsel dönüşüme kurban gitmiştir. Bu paha biçilmez döneme ait eldeki veriler ve belgeler artık sadece üniversite arşivlerinde yaşamaktadır.

Fikirtepe ile aynı yıllarda keşfedilen Pendik antik yerleşiminde ise 1980’li yılların başında ve 1990’lı yıllarda kazı çalışmaları yürütülmüş ancak o dönemde yeterli veriler sağlanamamıştır. 2015 yılında ise Marmaray projesi inşaat çalışmaları esnasında İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Pendik antik yerleşim alanında geniş kapsamlı bir kurtarma kazısı daha gerçekleştirmiş ve ortaya çıkan tüm verileri detaylıca belgelemişlerdir. 2015 yılındaki bu kazılarda bütün bir Neolitik yerleşim alanı 220 metre uzunluğunda kazılmıştır. Yapılan bu titiz çalışmalarda ahşap barakalar, kerpiçten yapılmış mimari yapılar, figürinler, çanaklar ve çömlekler çıkartılmıştır. Ayrıca 40’a yakın insan iskeleti de bulunmuş, bu iskeletler ve kemikler üzerinde modern DNA incelemeleri yapılmıştır.

Fikirtepe Höyüğü Kazıları ve Tarihsel Kronoloji

Fikirtepe Höyüğü, 1907 yılında tamamen tesadüf eseri keşfedilmiştir. Aynı yıl alan genelinde yapılan ilk yüzey taramasında elde edilen buluntular Stockholm Müzesi’ne götürülmüştür. 1942 yılında ise Türk Tarih Kurumu ve İstanbul Üniversitesi adına Arkeolog Prof. Dr. Halet Çambel, Arkeolog Arif Müfid Mansel ve Arkeolog Kurt Bittel bölgede yeniden bir yüzey taraması gerçekleştirmiştir.

Fikirtepe Höyüğü’ndeki son sistemli kazılar 1952 yılından 1954 yılına kadar Arif Müfid Mansel başkanlığında, 1962 yılında ise Ordinaryüs Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu başkanlığında yürütülmüştür. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi Fikirtepe Höyüğü günümüzde tam olarak yeri dahi bilinmeyecek şekilde önemsizliğe ve ilgisizliğe kurban gitmiş, tarihi katmanın tam üzerine binalar ve modern konutlar inşa edilmiştir.

İstanbul Tarih Öncesi Dönemi Yenikapı Antik Yerleşimi ve Limanı

Marmaray ve Metro projeleri kapsamında keşfedilen Yenikapı antik yerleşimi ve Theodosius Limanı kazıları, son yıllarda sadece Türkiye’de değil dünya arkeoloji tarihinin genelinde en çok ses getiren keşif çalışması olmuştur.

İstanbul Tarih Öncesi tarihi Yenikapı batıkları gemi rekonstrüksiyonu
İstanbul Tarih Öncesi tarihi Yenikapı batıkları gemi rekonstrüksiyonu

Alanda gerçekleştirilen titiz kazılarda Osmanlı dönemine ait su kuyuları ile çamurla kaplanmış çeşitli mimari yapılar, Bizans dönemine ait dünya tarihinin en geniş ahşap gemi koleksiyonunu oluşturan 37 adet tarihi gemi batığı ve bu gemilerde taşınan ticari amphoralar/eşyalar, Roma dönemine ait heykel parçaları gün yüzüne çıkartılmıştır. Ayrıca kazı çalışmaları esnasında, henüz Marmara Denizi’nin su seviyesinin yükselmemiş olduğu binlerce yıl öncesine ait yerleşim tabakaları da keşfedilmiştir.

Günümüzden M.Ö. 8000 yıllarına (günümüzden 10.000 yıl önceye) tarihlenen bu tarih öncesi İstanbul buluntuları arasında; son derece nadir günümüze ulaşan organik ahşap materyaller, ahşap kano kürekleri, yontma taş aletler ve içinde cenin (hocker) pozisyonunda iskeletlerin bulunduğu ahşap plakalarla kapatılmış urne/küp mezarlar yer almaktadır.

Kazılarda ortaya çıkarılan en şaşırtıcı ve kıymetli buluntu ise çamurlu taban katmanında korunan yüzlerce insan ayak izidir. Yapılan ayrıntılı antropolojik incelemelerde bu ayak izlerinin giyimli olduğu; yani İstanbul tarih öncesi dönemi insanının ayaklarına koruyucu bez ve deri parçaları bağlayarak yürüdüğü tespit edilmiştir.

Dünya Arkeolojisini Değiştiren İstanbul Yenikapı Kazıları

Yenikapı arkeolojik kurtarma kazıları, 2004 yılında Marmaray ve tüp geçit hatlarının istasyon çalışmaları esnasında başlamıştır. Beş ayrı bölgede eş zamanlı olarak başlatılan ve kent tarihini 8.500 yıl geriye çeken bu kazılar, küresel arkeoloji camiasında devrim yaratmıştır.

İstanbul Arkeoloji Müzeleri adına dönem müzesi müdürü Zeynep Kızıltan başkanlığında yürütülen kazı çalışmaları, İstanbul Üniversitesi’nin uzman akademisyen kadrosunun işbirliğiyle gerçekleştirilmiştir. Bu süreçte tam 58.000 metrekarelik devasa bir arkeolojik alan milim milim kazılmıştır. 2013 yılında sahadaki aktif kazı çalışmaları tamamlanmış; çıkarılan batıklar ve ahşap eserler üzerinde Prof. Dr. Ufuk Kocabaş önderliğinde uzun soluklu konservasyon ve restorasyon süreci başlatılmıştır.

Tarih Öncesi Kalkolitik Çağ’da İstanbul Tarihi

İstanbul tarih öncesi dönemi içerisindeki Kalkolitik Çağ’a ait en önemli buluntular, 1927 yılında İngilizlerin yürüttüğü Sultanahmet Meydanı Hipodrom kazılarında gün yüzüne çıkartılmıştır. Öte yandan İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin gerçekleştirdiği Beşiktaş kazılarından da bu döneme ışık tutan son derece kritik bulgular elde edilmiştir.

Her ne kadar Sultanahmet Hipodrom bölgesindeki sondaj çalışmaları esnasında çeşitli kaplar, Osmanlı çini parçaları ve Bizans dönemine ait kurşun su boruları bulunmuş olsa da, Beşiktaş Meydanı’nda yürütülen arkeolojik kazılar Kalkolitik Çağ açısından çok daha büyük bir önem taşımaktadır. Sultanahmet Meydanı kazıları neticesinde daha çok Bizans dönemine ait tarihi hipodromun genel mimari hatları belirlenmiştir. Beşiktaş’taki kazılarda ise Kalkolitik Çağ’a (M.Ö. 5400-3200) tarihlenen kurgan tipi mezarlar, bu mezarların içinde iskeletler, çeşitli dinsel/kültürel figürinler, heykelcikler ve taş baltalar bulunmuştur. Bölgedeki kazı ve belgeleme çalışmaları halen devam etmektedir.

Sultanahmet Meydanı Hipodrom Kazıları ve Tarihçesi

17 Temmuz 1926 tarihinde, bölgedeki Bizans dönemi tarihi eserlerin ve kalıntıların gün yüzüne çıkartılması amacıyla British Academy (İngiliz Akademisi) tarafından resmi izin talep edilmiştir. Dönemin Türkiye Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu kararı ile izin verilmiş ve kazı çalışmaları 1927 yılında fiilen başlamıştır. Aynı dönemde Türkiye’de 1926 yılında Aizanoi antik kenti, 1927 yılında ise Pergamon (Bergama) antik kenti kazıları yürütülmektedir.

İstanbul tarihi Bizans dönemi çukur sikke
İstanbul tarihi Bizans dönemi çukur sikke

Sultanahmet Hipodrom kazılarının temel amacı, o dönem “At Meydanı” olarak bilinen alandaki antik hipodromun genel planını ve yapının mimari parçalarını gün yüzüne çıkarmaktı. Kazı çalışmaları esas olarak Yılanlı Sütun ile Alman Çeşmesi arasındaki hat boyunca yürütülmüştür. Bu dönemin kazı başkanlığını Müzeler Müdürlüğü Kazı Memuru Haydar Bey üstlenmiştir.

1928 yılında ise British Academy adına Mr. Carson alan genelinde tekrar kazı yapılmasını talep etmiş ve asıl amacının Bizans Büyük Sarayı’nın (Magnaura/Büyük Saray kompleksi) izlerini bulmak olduğunu açıklanmıştır. Yapılan bu araştırmalar sonucunda Bizans sikkeleri, Türk işi seramik ve çiniler ile hipodromun ana taşıyıcı temellerinin bir kısmı tespit edilmiştir.

Beşiktaş Kazıları ve İlk Kurgan Mezarları

Beşiktaş Meydanı’nda yürütülen Metro istasyonu inşaat çalışmaları esnasında beklenmedik şekilde çok eski katmanlara ait tarihi öğeler bulunmuştur. Bunun üzerine 2016 yılının Ocak ayında derhal başlatılan Beşiktaş Meydanı kurtarma kazıları, İstanbul Arkeoloji Müzeleri müdürlüğü başkanlığında aralıksız yürütülmektedir.

Yapılan incelemelerde, günümüz şehir yüzeyinin sadece 5 metre kadar altında yer alan arkeolojik objelerin ve mimari tabakaların Demir Çağı’na ve daha öncesine ait olduğu belirlenmiştir. Boğaz hattındaki en eski yerleşim izlerini sunan Beşiktaş kazıları halen devam etmektedir. İstanbul Arkeoloji Müzeleri, alandan çıkartılan tüm obje, nesne, materyal ve kurgan mezar parçalarını detaylıca belgeleyerek ileride müzede sergilenmek üzere arşivlemektedir.

İlk Tunç Çağı (Erken Tunç Çağı) ve İstanbul Tarihi

Erken Tunç Çağı döneminde İstanbul’da sadece Yenikapı ve Beşiktaş bölgesinde yerleşim olduğu saptanmıştır. Buna rağmen Anadolu’nun diğer bölgelerinde ve Trakya bölgesinde hızlı bir gelişme yaşanmaktadır. İstanbul’da bu dönemde ise deniz yükselmeye başladığı için şu anda su altında kalan Kalamış Koyu ve Avrupa yakasında ise Bakırköy’deki Ayamama Deresi civarında Erken Tunç Çağı yerleşmesi bulunmuştur. Buralardaki yüzey araştırmalarında da çeşitli kap kaçaklar gün yüzüne çıkartılmıştır. Aynı döneme ait Selimpaşa Höyüğü de kazılmış ve Erken Tunç Çağı eşyaları, ok uçları bulunmuştur. Silivri Cambaztepe kurganı da bu dönemi anlamamız açısından önemli bulgular vermiştir.

İstanbul Tarih Öncesi tarihi Demir Çağı buluntuları
İstanbul Tarih Öncesi tarihi Demir Çağı buluntuları

Körler Ülkesi: Khalkedon Antik Kenti ve Tunç Çağı

Tarih öncesi dönemlerde veya antik dönemlerde İstanbul tarihi konusu içinde Khalkedon’dan söz etmemek olmaz. Tunç Devri kendi içinde üç döneme ayrılmaktadır. Bunlar Erken Tunç Çağı (M.Ö. 3000-2000), Orta Tunç Çağı (M.Ö. 2000-1550) ve Geç Tunç Çağı’dır (M.Ö. 1550-1200’li yıllar).

İstanbul içinde antik yerleşimler her daim merak edilmektedir. Bu konuda ismi bilinmesine rağmen yeri yakın zamana kadar tam olarak bilinmeyen Khalkedon ayrı bir öneme sahiptir. Khalkedon, İstanbul’un ilk kuruluşu sayılan Byzantion kenti kurulurken kuruluş efsanesine ismi karışmış bir antik kenttir. Khalkedon, bu efsaneye göre ‘Körler Ülkesi’dir. Çünkü Haliç’in güneyindeki yarımadanın (Tarihi Yarımada) eşsiz güzelliği görülememiş ve şehir şimdiki Kadıköy tarafına kurulmuştur.

Khalkedon Keşfi ve Haydarpaşa Garı Kazıları

Yakın zamana kadar yapılan az sayıdaki çalışmaya istinaden günümüzde Kayışdağı civarından çıkıp Kalamış Koyu’na dökülen Kurbağalıdere civarında çeşitli antik izler ve eşyalar bulunmuştur ve bunların tarihleri de M.Ö. 3000-1500 yıllarına işaret etmektedir. Khalkedon isminin ilk kez ünlü tarihçi Herodot’un yazılarında geçtiği bilinmektedir. Anadolu yakasında bu döneme ait birçok çeşitli aletler veya eşyalar, süs eşyaları yüzey çalışmalarında veya kazılarda bulunmuştur.

İstanbul Tarih Öncesi tarihi Haydarpaşa Garı kazıları
İstanbul Tarih Öncesi tarihi Haydarpaşa Garı kazıları

YHT (Yüksek Hızlı Tren) çalışmaları esnasında 2018 yılının Mayıs ayında Haydarpaşa Garı peronları civarında çeşitli mimari yapılar ve izler bulunmuştur. Bunun üzerine YHT çalışması durdurulmuş ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri söz konusu yerde geniş kapsamlı bir arkeolojik çalışma başlatmıştır.

Yapılan kazılar neticesinde yıllardır tam konumu bilinmeyen ancak İstanbul tarih öncesi dönemi ve antik dönem kayıtlarında ismi geçen bölgenin Khalkedon antik kenti olduğu resmi olarak duyurulmuştur. 300.000 metrekarelik devasa alandaki kazılarda binlerce sikke, insan iskeletleri ve kafatasları ile birçok mimari yapı gün yüzüne çıkarılmıştır.

Katmanlar şeklinde en üstte 1872 yılına ait bir Osmanlı yapısı ile başlayan Khalkedon antik kenti kazı alanı, şu anda en altta M.Ö. 5. yüzyıla ait bir yapı ile sonlanmaktadır. Aradaki katmanlarda ise M.S. 5. yüzyıla ait bir erken Hristiyanlık kilisesi ile yine çeşitli mimari yapılar ve atölyeler bulunmaktadır.

(Not: Yazıdaki fotoğraflar temsili olarak eklenmiş olup, ilgili dönemleri yansıtan objelerden oluşmaktadır.)

İstanbul Tarih Öncesi Dönemi Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

İstanbul’un kadim geçmişi, binlerce yıllık arkeolojik katmanları ve prehistorik dönemdeki ilk insan izleri hakkında merak edilen tüm temel soruları bu bölümde yanıtlıyoruz. İstanbul’un ilk sakinlerinden en eski yapılarına kadar tarih öncesi döneme dair en çok aratılan soruların cevaplarını aşağıda bulabilirsiniz.

Tarih öncesi nedir?

Tarih öncesi (Prehistorya), insanlığın yazıyı icat etmesinden önceki dönemi kapsayan zaman dilimidir. Yazılı belgelerin bulunmadığı bu çağlar; insanın taş, kemik ve madenlerden aletler yapmaya başladığı Paleolitik, Mezolitik, Neolitik, Kalkolitik ve Tunç Çağlarını kapsar. Bu döneme ait bilgiler yazılı kaynaklardan değil; arkeolojik kazılardan elde edilen fosiller, taş aletler, seramikler ve mimari kalıntılar aracılığıyla öğrenilir.

İstanbul tarih öncesi dönemde ne zaman yaşamıştır?

İstanbul’da tarih öncesi yaşam günümüzden yaklaşık 1 milyon yıl öncesine (Alt Paleolitik Çağ) kadar uzanmaktadır. İstanbul ve çevresi, M.Ö. 1.800.000 ile M.Ö. 650 yılları arasında yazının ve yazılı kent devletlerinin yaygınlaşmasına kadar kesintisiz bir tarih öncesi dönem yaşamıştır.

İstanbul’da tarih öncesinde ne vardı?

Tarih öncesi dönemde İstanbul; mamutlar, ayı canavarları ve vahşi hayvanların yaşadığı, Boğaz’ın henüz oluşmadığı ve Marmara Denizi’nin tatlı su gölü olduğu devasa bir avcılık ve göç koridoruydu. İlk insanlar mağaralarda sığınaklar kurmuş, ilerleyen çağlarda ise Fikirtepe ve Yenikapı gibi kıyılarda kerpiç barakalar inşa ederek tarım ve balıkçılıkla uğraşmışlardır.

İstanbul’un ilk yerleşim yeri neresidir? / İlk yerleşim nerede?

İstanbul sınırlarındaki en eski insan yerleşimi Başakşehir sınırları içerisinde yer alan Yarımburgaz Mağarası‘dır. Yaklaşık 1 milyon yıllık geçmişe sahip olan Yarımburgaz Mağarası, İstanbul ve çevresindeki ilk insan topluluklarının barındığı ve ateş kullandığı ilk yerleşim alanıdır. Yerleşik tarım toplumuna ait ilk Neolitik yerleşim yeri ise Kadıköy Fikirtepe ve Yenikapı bölgesidir.

İstanbul’un eski yerleşim yerleri ve tarih öncesi alanları nelerdir?

İstanbul’un prehistorik ve antik dönemdeki en bilinen eski yerleşim yerleri Paleolitik Çağ sığınağı olan Başakşehir’deki Yarımburgaz Mağarası ile Neolitik Çağ’ın ilk çiftçi köy yerleşimleri sayılan Fikirtepe ve Pendik’tir. Bunların yanı sıra 8.500 yıllık tarihe sahip Yenikapı Theodosius Limanı sahası, Kalkolitik ve Demir Çağı kurgan mezarlarının bulunduğu Beşiktaş, Kalkolitik yerleşim alanları olan Moda, Bakırköy Ayamama Deresi ve Selimpaşa ile Kadıköy Haydarpaşa bölgesinde gün yüzüne çıkarılan Khalkedon antik kenti İstanbul’un en önemli eski yerleşim alanlarıdır.

İstanbul’da ilk insanların yaşadığı diğer yerleşim alanları nelerdir?

Mağara ve deniz kıyısı yerleşimlerinin yanı sıra Haramidere, Büyükçekmece, Kemerburgaz, Ümraniye, Dudullu, Çatalca ve Şile-Ağva çevresi de ilk insanların göç yolları üzerinde avlanıp ilkel eşyalar bıraktığı yerleşim alanları arasında yer alır.

İstanbul’un en eski yapısı nedir?

İstanbul’da insan eliyle yapılmış ve günümüze ulaşabilmiş en eski yapısal kalıntılar, Yenikapı kazılarında ortaya çıkarılan M.Ö. 6000-8000 yıllarına (günümüzden 10.000 yıl önceye) tarihlenen Neolitik döneme ait ahşap mimari parçaları ve çit/baraka kalıntılarıdır. Mağara oluşumu olarak ise en eski yapısal alan 1 milyon yıllık Yarımburgaz Mağarası’dır.

İstanbul’un tarih öncesi ve antik döneme ait tarihi varlıkları nelerdir?

İstanbul’un tarih öncesi çağlardan günümüze ulaşan başlıca tarihi varlıkları; Yarımburgaz Mağarası kilisesi ve duvar resimleri, Fikirtepe Neolitik seramik ve kemik oltaları, Yenikapı ahşap kano kürekleri ve giyimli ayak izleri, Beşiktaş kurgan mezarları, Khalkedon (Haydarpaşa) antik kent kalıntıları, sikkeler ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergilenen paha biçilmez yontma taş ve Tunç Çağı eserleridir.

Ayrıca Tarih Öncesi Dönemlerde İstanbul Tarihi İle İlgili Linkler:

İstanbul Tarihi – Genel

İstanbul kenti tarihi Byzantion dönemi

İstanbul Tarihçesi Byzantium tarihi

İstanbul Tarihi Bizans Dönemi

İstanbul Konstantiniyye Tarihi

İstanbul Tarihi Cumhuriyet Dönemi

İstanbul Arkeoloji Müzeleri

İstanbul gezilecek yerler

Türkiye gezilecek yerler

Kültürün Doğa İle Bütünleştiği Bir ‘Dünya Kentinin’ Uzak Geçmişi Tarih Öncesi Dönemde İstanbul

İstanbul bilgileri Konstantinopolis tarihi

İstanbul Ayasofya tarihi

İstanbul Aya İrini tarihi

İstanbul Kariye tarihi

Arkeoloji Kategorisi

Antik Çağ Kategorisi

Yarımburgaz Mağarası’nda Son Durum – Doç. Dr. Şengül G. Aydın