Byzantion tarihi, İstanbul’un İlk Çağ’ın son dönemi olan Demir Çağı’na kadar basit bir geçiş bölgesi olma rolünden sıyrılıp, Arkaik ve Klasik Dönemlerde kadim bir kent kimliğine kavuştuğu en büyüleyici dönüm noktasını simgeler. Antik İstanbul tarihi ve kültürünün temellerini atan bu Byzantium evresinden önceki diğer tarih öncesi çağlarda, insanoğlunun ataları Yarımburgaz Mağarası başta olmak üzere doğal korunaklı alanlarda veya İstanbul bölgesinin etrafında kısmen de olsa yerleşik düzene geçmiş olsa da; çoğunlukla bu stratejik coğrafyayı Avrupa’ya ya da Avrasya’ya geçiş güzergahı olarak kullanmıştır. Kentin prehistorik kökenlerinden görkemli Byzantion kuruluşuna uzanan bu benzersiz dönüşüm, üç kıtanın kalbinde yükselen kadim bir metropolün kapılarını aralamaktadır.
İlgili Rehber: İstanbul’un bu dönemden önceki en eski insan izlerini, prehistorik katmanlarını, Fikirtepe ve Selimpaşa höyüklerini, Yenikapı ile Beşiktaş kazı detaylarını keşfetmek isterseniz İstanbul Tarih Öncesi Dönemi ve İlk Yerleşimler başlıklı yazımıza da göz atabilirsiniz.
Antik Çağda Bir Metropolisin Doğuşu: Byzantion Tarihi ve Dönemleri
Demir Çağı’nın orta dönemlerinden itibaren başlayan Arkaik Dönemde İstanbul, artık yeni yerleşimcilere ev sahipliği yapacak ve gerek bölgenin gerekse üç kıtanın ortasında olması ve hâlâ bir geçiş noktası görevi görmesi sebebiyle kalıcı bir şekilde tarih ağacının büyük ve görkemli bir dalı olacaktır. Antik kaynaklarda çok az bahsedilmesine rağmen İstanbul kıyılarında bu dönemlerde birçok ufak köy yerleşimi bulunmaktadır.

İlk yerleşimcilerin antik Yunanistan’da bulunan Attika bölgesi içerisinde yer alan Megara’dan gelerek kurdukları Byzantion (Latince Byzantium, Almanca Byzanz), İstanbul’un o dönemlerdeki ismi olmakla birlikte; Helen dönemi, Roma Cumhuriyeti ve Roma İmparatorluğu süreci içerisinde hızla gelişmeye başlamış ve nihayetinde Bizans İmparatorluğu zamanında Konstantinopolis ismini almıştır. Bu yazımızdaki ana konu ise işte bu ilk yerleşim olan Byzantion tarihi ile birlikte; Helenistik dönem ve Roma Cumhuriyeti dönemi İstanbul’unu temsil eden Byzantium kentsel dokusunun ilk halidir.
Günümüze kadar arkeolojik kalıntılar dışında ne yazık ki hiçbir bozulmamış yapısı ulaşmamış olan ve Bizans İmparatorluğu tarafından sonraki imar hareketlerinde, kamu yapılarında ve tapınaklarında taşları dönüştürülerek kullanılan Byzantion tarihçesi, kentsel kültürü ve mimarisinin araştırıldığı bu çalışma, pek tabi ki kadim İstanbul kentinin artık çok uzak ve gizemli bir geçmişidir.
“Evrende her şey değişim halindedir ve değişmeyen tek şey değişimdir” sözcüklerini onaylarcasına muazzam bir devinimle üzerinden imparatorluklar, devletler, medeniyetler ve kültürler geçen İstanbul’un Demir Çağı tarihi hâlâ aşılması gereken bir labirentler silsilesidir; günümüze kadar ulaşan bilgilerin çoğu ise antik yazarlar ile İstanbul’a uğramış olan seyyahların ve gezginlerin aktardığı paha biçilmez bilgilerden derlenmiştir.
Efsaneden Gerçeğe: Byzantion Dönemi ve İstanbul’un Kuruluş Efsanesi
Kendi tarihi içerisinde, hemen hemen büyük kentlerin hepsinde bir kuruluş efsanesi vardır. Ancak tarihe yön vermiş olan kentlerin efsaneleri ise diğerlerine göre çok daha akılda kalıcıdır. İstanbul tarihi Byzantion dönemi kuruluş efsaneleri ise günümüze kadar aktarılmış özel yerlere sahip olan ve derin sembolik göndermelerle dolu anlatılardır.

Bu efsanelerden tarih boyunca en çok bilineni, denizler tanrısı Poseidon’un oğlu olan Kral Byzas’ın antik Yunan kenti Megara’dan ayrılarak ‘körler ülkesi karşısına’ kurduğu yerleşim anlatısıdır. Antik metinlerde geçen “Körler Ülkesi” ise günümüz Kadıköy sınırlarında yer alan Khalkedon (Kalkedon)’dur. Khalkedon’u kuranlar denizin diğer tarafındaki stratejik ve verimli yarımadayı göremeyip şehirlerini Boğaz’ın doğu tarafına inşa ettikleri için tarih boyunca bu ilginç isimle anılmışlardır.
Kral Byzas Efsanesi ve Byzantion Tarihi İçindeki Yeri
Efsaneye göre Kral Byzas yanındakilerle Khalkedon’a gelir ve Sarayburnu civarının doğal korunaklı yapısını ile eşsiz güzelliğini görerek; “Kalkedon’u kuranlar burayı nasıl fark edememiş, herhalde bunlar kör, burası da körler ülkesi olsa gerek” demiştir. Sonrasında ise Sarayburnu civarına yönelir; Sarayburnu’nda Bosporos Akra olarak adlandırdıkları kıyı noktasında karaya çıkarak bölgeyi hâkimiyeti altına alır ve günümüzde İstanbul olarak bildiğimiz Byzantion kentinin temellerini atar. Bir diğer yaygın rivayete göre ise Kral Byzas’a Delphi’deki Apollon Tapınağı’nın baş kâhini, “körlerin ülkesinin karşısına” yeni bir şehir kuracağını kehanet etmiştir.
Byzantion Öncesi İstanbul’un İlk Adı: Lygos Köyü
Efsaneler kentin doğuşunu bu şekilde anlatsa da, prehistorik zamanlarda şu anda Tarihi İstanbul Yarımadası dediğimiz bölgede ve civarında köy biçiminde ilkel yerleşimlerin varlığı antik kaynaklar ve günümüz arkeolojik kazı sonuçlarınca doğrulanmaktadır (İtalyan yazar Plinius’a göre Byzantion’un kurulduğu yerde daha önceden Lygos isminde ilkel bir köy yer almaktadır).
Kentin kuruluş tarihi antik yazarlarca yaklaşık olarak M.Ö. 667-658 yıllarına tarihlendirilir. Nitekim ünlü tarihçi Herodot, Byzantion’un Khalkedon’dan 17 yıl sonra kurulduğunu bildirmiştir. Piskopos Eusebios (M.S. 263-339) ise kentin kuruluşunu Khalkedon’dan 26 yıl sonraya tarihlendirir. Byzantionlu Dionysios’a göre ise kent M.Ö. 695 yılında kurulmuştur. Hatta antik kaynakların çoğuna göre (Strabon, Plinius) Khalkedon da yine Megaralılar tarafından kurulmuş bir koloni kentidir.
Megaralı Kral Byzas bir yerleşim yeri kurmak amacıyla yola çıktığında, yanında antik Yunan kentlerinden Korint, Argos ve Boeotia’dan katılan gruplar da yer almaktaydı. Gerçekten de ilk olarak günümüzdeki Sarayburnu’ndan Ahırkapı’ya kadar olan hatta kurulan Byzantion’un ekonomik verimliliğinin ana kaynağı zengin balık popülasyonu olmakla birlikte; Haliç (Altın Boynuz) de bölgeye mükemmel bir doğal savunma ve stratejik üstünlük katmaktaydı.
Bu coğrafi ve ticari önem sonraki yüzyıllarda o kadar güçlenecektir ki; Anadolu’nun batısındaki şehir devletleri ile Yunanistan tarafındaki kent devletleri, Karadeniz bölgesinde yer alan diğer devletlerle deniz ticareti yapmaya başladığında ve bu ticaret hacmi genişlediğinde Byzantion tarihi açısından konumu çok daha iyi anlaşılacaktır. Hatta M.Ö. 200’lü yıllarda yaşamış olan ünlü Yunan tarihçi Polibios (Polybios), kaleme aldığı tarih kitaplarında bu ticaretin hayati öneminden ve Pontus ile Helen kentleri arasındaki bu stratejik kilit noktasından övgüyle bahsetmiştir.
Megaralılar Kimdir? Byzantion’un Kurucu Halkı
Antik Megara, Yunanistan’ın güneyinde günümüzde Saronikos Körfezi’nde yer alan modern Megara kentinin bulunduğu yerleşimin tarihi adıdır. Antik Megara kenti M.Ö. 1100 yıllarında Dor İstilası’na uğramış ve M.Ö. 900’lü yıllardan itibaren Ege’de ticari Megarya kolonileri kurmak üzere harekete geçmiştir. Megaralı denizciler Byzantion tarihi sürecini başlatmanın yanı sıra; İzmit Körfezi (Bitinya bölgesi / Bithynia) ve Kırım Yarımadası’nda da önemli antik yerleşimler kurmuşlardır.

Aynı zamanda M.Ö. 7. ve 6. yüzyıllarda Anadolu’nun batısındaki Filozoflar Kenti olarak bilinen Miletos (Milet antik kenti) ile güçlü ticari bağlar kurmuş ve bu kentle sömürge ittifakı oluşturmuşlardır. Bu iki antik kentin mimari ve idari yapı olarak birbirine benzediği antik kayıtlarda vurgulanmaktadır. Megara’nın aynı zamanda Byzantion kenti ile de mimari açıdan benzerlik taşıdığı öne sürülse de bu konuda günümüzde kesin ve net bir kaynak bulunmamaktadır.
Bağımsız bir şehir devleti (polis) olan antik Megara, bir kral tarafından yönetilmekle birlikte; kendi adına sikkeler basan, sanata ve kent kültürüne büyük önem veren bir medeniyettir. Her ne kadar kendileri gibi Attika bölgesinde bulunan Spartalılar gibi disiplinli ve savaşçı bir yapıya sahip olsalar da Megaralılar deniz ticaretini her zaman daha ön planda tutmuşlardır. Bununla birlikte bazı antik kaynaklar, İstanbul Boğazı’nın Trakya kıyısında Byzantion’u kurduktan sonra Megara kentinin siyasi olarak tam bağımsızlığını kazandığını kaydetmektedir.
İlk Çağda Kent Ekonomisi: Byzantion Dönemi ve Geçim Kaynakları
Megaralı Kral Byzas’ın kenti yanındakilerle Sarayburnu civarında kurmasından sonra kent, stratejik konumu itibarıyla hızlı bir biçimde genişlemeye başlamıştır. İstanbul’un bilinen ilk resmi ismi ise kurucusu Kral Byzas’tan dolayı Byzantion’dur.
Günümüzde arkeolojik kazılardan elde edilen bulgular ve belgeler ışığında, Byzantion tarihi boyunca kentin ana geçim kaynağının denizcilik ve balıkçılık olduğu kesin olarak bilinmektedir.
Byzantion Sikkelerindeki Palamut Figürü ve Haliç Balıkçılığı
Bölgede yürütülen arkeolojik kazılarda gün yüzüne çıkarılan Byzantion dönemi sikkelerinin üzerinde palamut balığı figürü yer almaktadır. Özellikle her yıl Karadeniz’den Ege’ye göç etmek amacıyla İstanbul Boğazı’nı kullanan palamut sürüleri, kente doğal bir liman oluşturan Altın Boynuz’da (Haliç) adeta denizden fışkırmaktadır.
Kentin kontrolü altında bulunan Delkos (Derkos, günümüzde Terkos) Gölü’nde de tatlı su balıkları bolca bulunmaktadır. Nitekim Strabon gibi dünyaca ünlü antik coğrafyacı ve kaynaklar, Byzantion’un o dönem dünyasında balıkçılık potansiyeli açısından ikinci sırada yer alan devasa bir merkez olduğunu açıkça belirtmektedir.
Küçük Bir Detay: Antik coğrafyacı Strabon’un Byzantion’u balıkçılıkta dünyada ikinci sırada göstermesinin nedeni, ilk sırada Karadeniz’in kuzeyindeki Kerç Boğazı (Pantikapaion) bölgesinin yer almasıdır. Karadeniz’in kuzeyinde beslenip sürü halinde güneye göç eden palamutlar, ilk olarak Kerç’te, ardından Boğaz’dan geçerken Byzantion’da yakalanarak tüm Akdeniz dünyasına ihraç edilmekteydi.
Ancak denizde yakalanan bu büyük bolluk ve bereket, ne yazık ki karadaki tarım faaliyetleri için geçerli olmamıştır. Byzantionlular, ekip biçecekleri tarım alanlarının çevredeki savaşçı Trak kabileleri tarafından yağmalanacağını düşündükleri ve bunu bizzat tecrübe ederek bildikleri için, işlenebilir arazileri son derece geniş olmasına rağmen ziraatten elde ettikleri ürün miktarı balıkçılığa kıyasla çok daha az kalmıştır.
Klasik Dönem Byzantion Tarihi ve Savaşlar Çağı
M.Ö. 492-490 yılları arasında, Byzantion antik kenti kurulduktan aşağı yukarı 150 yıl kadar sonra Perslerden oluşan Ahameniş İmparatorluğu dördüncü imparatoru olan I.Darius, General Mardonius komutasında, batı sınırlarını genişletmek ve Yunanistan’ı etkisi altına almak için seferler düzenler ve Byzantion kentini kuşatarak ele geçirir. Bu olayı kent tarihi açısından kaydedilmiş ilk İstanbul Kuşatması olarak nitelendirebiliriz.

Spartalı Pausanias, Demokrasi Geçişi ve Peloponez Savaşı
Pers seferleri sonrası bölgede kalan Pers General Mardonius ile Yunanlar arasında M.Ö. 479 yılında meşhur Platea Savaşı çıkar. Savaş sonrası Persler bölgeden geri püskürtülür ve Byzantion kenti ile çevresi Spartalı General Pausanias’ın eline geçer; ancak üç yıl sonra M.Ö. 476 yılında Byzantion, yönetim biçimi olarak demokrasiyi seçince Spartalılar bölgeden çekilmek durumunda kalır.
Fransız seyyah Petrus Gyllius’un aktardıklarına göre Pausanias, kentte kaldığı bu kısa süre zarfında çeşitli imar çalışmaları da yapmıştır. Bu zaman sarfında Byzantion tarihi açısından önemli bir adım atılmış, kent Delos Deniz Birliği’ne (M.Ö. 474 ile M.Ö. 404 arası) katılarak düzenli vergi ödemeye başlamıştır.
Bilindiği üzere bu dönemde, yani M.Ö. 460’lı yıllardan sonra Spartalılar ile Atina arasındaki çıkar ilişkileri düzenli ve istikrarlı bir şekilde gitmemektedir. Nitekim Byzantion kenti ile komşusu Khalkedon (Kalkedon) kenti, bu iki dev güç arasındaki güç mücadeleleri ve çıkar ilişkileri arasında savrulup durmuştur.
M.Ö. 431 yılında tüm Ege ve Akdeniz dünyasını sarsan Peloponez Savaşı patlak verir. Uzun soluklu olan ve kendi içinde birçok alt savaşı barındıran bu büyük mücadele, M.Ö. 404 yılında Atina’nın teslimiyeti ile sonuçlanır. Savaş sırasında veba salgını başta olmak üzere Byzantion halkı son derece zorlu ve yıkıcı bir süreçten geçmiştir.
Helenistik Makedonya Krallığı ve Byzantion Dönemi İstanbul Tarihi
M.Ö. 12. yüzyıldan itibaren Balkanlar’da Haliakmon Irmağı (günümüzde Karasu Irmağı) çevresinde yerleşimleri bulunan ve aslen Yunan olduğu düşünülen Makedonlar, M.Ö. 7. yüzyıldan itibaren bağımsız bir krallık kurmuşlardır. Bulunduğu coğrafyada uzun süre aktif bir dış siyaseti olmayan Makedon Krallığı, bir dönem Perslerin de himayesine girmiştir.
Ancak M.Ö. 359 yılında II. Filip (II. Philippos)’in başa gelmesiyle Makedonya krallığı tarih sahnesinde aktif olarak kendini göstermeye başlar ve bölgede artık Helen Dönemi (Helenistik Dönem) başlar. Bilindiği gibi II. Filip, dünyayı sarsacak olan Büyük İskender (III. Aleksandros)’in de babasıdır.
Balkanlar’da II. Filip, çevresindeki kabileleri etkisi ve himayesi altına alarak hızla büyümektedir. Antik Yunanistan’ın kendi içindeki savaşlarda taraf da olan Helen Krallığı, M.Ö. 352 yılında içinde Byzantion’un da yer aldığı bölge devletlerine, Trak Kralı Kersebleptes’e karşı yardım etmiştir. Daha sonrasında ise Trak Kralını mağlup ederek Trakya devletler birliği olan Odrys (Odyris) ülkesine tamamen hâkim olmuştur.
II. Filip Kuşatması: İstanbul’un İkinci Kuşatması
M.Ö. 342 yılında gözünü Atina’ya diken II. Filip, Atina’nın can damarı olan deniz boğazlarını ve ticaret yollarını kontrol altına almak istemiştir. Bundan dolayı da M.Ö. 340-339 yılları arasında Atina’nın Karadeniz’den buğday alımında kullandığı ana hat üzerinde bulunan Byzantion’u kuşatmış, ancak çetin direniş karşısında kenti ele geçirememiştir.
Bu askeri harekat, Byzantion tarihi ve kent kronolojisi açısından kaydedilmiş İstanbul’un ikinci kuşatması olup son derece büyük bir öneme sahiptir.
Bu noktada ilginç bir tarihi bilgi vermekte fayda var: Zamanında kenti ilk kuşatan ve ele geçiren Persler, Makedon Krallığı’nın bu büyük kuşatması karşısında Byzantion kentine yardım etmek ve Makedon gücünü kırmak amacıyla destek kuvvetleri yollamışlardır.
Büyük İskender Zamanı ve Byzantion İlişkileri
M.Ö. 336 yılında II. Filip uğradığı suikast sonucu öldürülünce, krallığın başına oğlu Büyük İskender (III. Aleksandros) geçmiştir. Büyük İskender M.Ö. 334 yılında Çanakkale Boğazı’nı geçmek amacıyla devasa dubalardan köprü yaptırmış ve meşhur Asya Seferi’ne çıkmıştır. İskender, bu tarihi Asya seferi esnasında ise stratejik konumdaki Byzantion kentine dokunmamış, kentin özerk yapısını korumasına izin vermiştir.
Diadokhlar Dönemi ve Byzantion Tarihi
Diadokhlar Dönemi, bilindiği üzere Büyük İskender’in ölümü sonrası, devasa Helen İmparatorluğu’nun etkisi altında olan bölgelerin İskender’in dört büyük komutanı tarafından paylaşıldığı ve yönetildiği, aynı zamanda bu komutanların birbirleriyle de zaman zaman şiddetle savaştığı çağdır. Bu çalkantılı süreç, Byzantion tarihi açısından kentin özerkliğini korumak adına büyük mücadeleler verdiği son derece kritik bir dönemdir.
Galat Akınları ve İstanbul’un Üçüncü Kuşatması
Büyük İskender’in ölümü sonrası Diadokhlar (Diadohlar) Dönemi olarak adlandırılan bu evrede bölgeye hâkim olan komutan veya kralın yanında dengeli bir tutum sergileyen Byzantion kentini, M.Ö. 278 yılında Avrupa’dan gelip Anadolu’nun içlerine doğru ilerleyen savaşçı Galatlar hedef alır; Galat sürüleri Byzantion ve çevresini yağmalayarak ağır şekilde tahrip ederler. Galatlar’ın gerçekleştirdiği bu askeri kuşatma, kent kronolojisinde İstanbul’un üçüncü kuşatması olarak kaydedilmiştir.
Üçüncü Bitinya Kralı I. Nikomedes’in (M.Ö. 300 – M.Ö. 255) diplomatik ve askeri girişimleriyle kent surlarından geri çekilen Galatlar, Karadeniz’in batısında ve Trakya bölgesinde Tylis Krallığı’nı kurarlar. Byzantion kenti, bu savaşçı krallığa her yıl ödemek zorunda kaldığı ağır haraçlar ve vergiler vasıtasıyla kentin varlığını ve bağımsızlığını ayakta tutabilmiştir.
Seleukos Kuşatması, Mısır Desteği ve Boğaz Vergisi Savaşı
Diadokhlar Dönemi’nde Helenistik Seleukos İmparatorluğu’nun hüküm sürdüğü yıllarda I. Antiokhos, M.Ö. 266 yılında Pergamon valisi ve Kyzikoslular ile ittifak kurarak Byzantion’u kuşatmış olsa da (Byzantion’un dördüncü kuşatması), kent surlarını aşamayarak bir başarı elde edememiştir.
II. Antiokhos ise M.Ö. 251 yılında Byzantion üzerinde ciddi bir tehdit oluşturmuş; ancak İskender’in bir başka komutanının kurduğu Ptolemaios Hanedanlığı’ndan Mısır Kralı II. Ptolemaios tarafından gönderilen güçlü askeri destek sayesinde kent ele geçirilememiştir.
Tylis Krallığı’na ödenen ağır haraçlar ve hazineye binen mali yükler, Byzantion’u ekonomik olarak başka finansal kaynaklara yöneltmiş ve bundan dolayı kentin önünden, yani İstanbul Boğazı’ndan geçen ticari gemilerden gümrük vergisi alınması kararlaştırılmıştır.
M.Ö. 220 yılında deniz ticaretinden devasa gelirler elde eden Rodoslular, koyulan bu yeni boğaz vergilerinden dolayı Byzantion’a karşı savaş ilan etmiş; dönemin Bitinya Kralı da bu savaşta Rodosluların tarafını tutmuştur. Ancak araya giren Tylis Kralı’nın diplomatik arabuluculuğu sayesinde savaşa son verilmiş ve konulan vergi de kaldırılmıştır. Bu kriz döneminde fiziki bir kuşatma yaşanmamış, düşman unsurlar stratejik ve siyasi manevralarla kentten uzaklaştırılmıştır.
Büyüyen Roma Cumhuriyeti Dönemi ve Byzantion Tarihi
Gittikçe gelişen ve Doğu politikaları ile gerek Balkanlar gerekse Anadolu üzerinde şüphesiz başarılı dış politika güden Roma Cumhuriyeti‘ne karşı, Byzantion yöneticileri son derece akılcı ve esnek bir siyaset yürütmüştür.
Özellikle Yunanistan coğrafyası üzerinde hüküm sürmeye niyetlenen, hem askeri hem de siyasi olarak hızla büyüyerek imparatorluk kurma yolunda ilerleyen Roma’ya karşı Makedonların gerçekleştirdiği Makedon Savaşları’nın ilkinde Byzantion yöneticileri arabulucu görevini üstlenmişlerdir. Ancak 2. ve 3. Makedon Savaşları’nda tutum değiştirerek doğrudan yükselen Roma tarafını tutmuşlardır. Bu süreç, antik kentin Byzantion tarihi boyunca Roma Cumhuriyeti ile diplomatik olarak yakınlaştığı ilk kritik dönemdir.
Müttefiklikten Roma Egemenliğine Uzanan Byzantium Diplomasi Süreci
Gelişen tarihi olayların ardından M.Ö. 146 yılında Roma Cumhuriyeti ile resmi müttefiklik statüsüne erişen Byzantion, bir yüzyıl boyunca bölgedeki yerel isyanlara ve deniz korsanlarına karşı Roma Cumhuriyeti ile ortak hareket etmiştir.
Ancak M.Ö. 27 yılından itibaren artık tam manasıyla bir imparatorluk yapısına bürünen Roma, Byzantion ile ilgili stratejik kararlarını yeniden gözden geçirerek bazı siyasi manevralarla kentin iç işlerine müdahale etmeye başlar. Örneğin Roma Cumhuriyeti sınırları içinde yer alan ve Byzantion kentinden gitmiş olan siyasi sürgünler, doğrudan Byzantion’a geri gönderilmiştir.
Roma, sürekli büyümeyi hedefleyen dış politikası ve zamanla çalkantılı hale gelen iç sürtüşmeleriyle genişlemeye devam edecek; Byzantion ise ustaca siyasi manevralarla doğrudan işgal edilmeden bağımsızlığını ve özerkliğini koruyarak ayakta kalmaya çalışacaktır. Byzantion kentinin tamamen Roma İmparatorluğu egemenliğine geçmesine bu tarihten sonra daha 200 yıldan fazla bir zaman vardır.
Gelecek Bölüm Yönlendirmesi: Bu süreçten sonraki dönem olan Doğu Roma İmparatorluğu çağında kentin geçirdiği büyük dönüşümü ve Konstantinopolis’e uzanan mimari öyküsünü İstanbul Bizans Dönemi Tarihi ve Byzantium başlıklı rehberimizden detaylarıyla takip edebilirsiniz.
Antik Kentsel Doku: Byzantion Mimarisi ve Yerleşim Alanları
Günümüzde dahi son derece hızlı bir şekilde imar ve iskân hareketlerinin görüldüğü tarihi kent, kuruluşundan itibaren bu kentsel dinamizm özelliğini hiç yitirmemiştir. Ancak bu dönemi anlatan antik metinler ve Orta Çağ kaynakları ilk yerleşimin Sarayburnu civarında Lygos isimli bir köy olduğundan bahseder. Arkeolojik ve tarihsel verilerden bildiğimiz kadarıyla, Byzantion tarihi içinde ilk yerleşim surları bugünkü Eminönü civarından başlayıp Ahırkapı’ya kadar kesintisiz devam etmektedir.

Antik Yunan mimarisine, dinsel kültlerine ve geleneklerine paralel olarak gelişim gösteren Byzantion aslında tipik bir akropol kentidir; nitekim günümüzdeki Topkapı Sarayı’nın yer aldığı tepe, kentin ilk tarihi yükseltisi olan Byzantion Akropolü’dür.
Kentin merkezinde ve akropol çevresinde, kentin kuruluş efsanelerinde de adı geçen Tanrıça Hekate başta olmak üzere çeşitli tanrı ve tanrıçalara adanmış görkemli tapınaklar inşa edilmiştir. Bunlar Zeus, Apollon, Artemis ve Afrodit Tapınakları başta olmak üzere antik tarihçi Herodot’un bahsettiği Orthosia ve Dionysos Tapınaklarıdır. Yürütülen arkeolojik araştırmalar sonucunda ayrıca Sarayburnu ucunda Poseidon Tapınağı ile Rhea ve Tykhe Tapınaklarının varlığı da doğrulanmıştır.
Antik yazarlar Byzantionlu Dionysios ve Hesykhios, kentte su ihtiyacını karşılayan sarnıçlar bulunduğunu, denizden gelebilecek saldırılara karşı zincirle kapatılan dalgakıranlar yapıldığını ve Prosphorion ile Neorion gibi isimlerle anılan işlek limanlar yer aldığını belirtmişlerdir. Yapılan arkeolojik kazı sonuçlarına istinaden M.Ö. 4. yüzyılda ayrıca iki antik limanın da Yenikapı civarında faaliyet gösterdiği bilinmektedir.
O dönemdeki sarnıçlar genelde ana kayalara oyularak inşa edilmiş, ölçek olarak çok da büyük olmayan su depolarıdır. Özellikle Byzantium’da Roma Dönemi içerisinde hızla büyüyen kent nüfusuyla birlikte sarnıç yapımı daha da hayati önem kazanmış; mimari yapıları gelişerek yeraltı su sarayları halinde günümüze kadar ulaşmıştır.
Hekate Kültü ve Byzantion Sikkelerindeki Ay-Yıldız Sembolü
Tanrıça Hekate Kültü, Byzantion tarihi ve kent kimliği açısından son derece köklü ve müstesna bir yere sahiptir. Özellikle İstanbul Efsaneleri kayıtlarında anlatılan dinsel anlatıların ötesinde, arkeolojik kazılar sonucunda ele geçen ilk Byzantion dönemi gümüş ve bronz sikkeleri üzerinde Tanrıça Hekate’ye adanmış Ay ve Yıldız (Hilal ve Yıldız) figürleri yer almaktadır.

Bilindiği üzere bu Ay ve Yıldız figürleri, günümüzde Türkiye Cumhuriyeti bayrağı başta olmak üzere dünyanın pek çok noktasında varlığını sürdürmektedir. Byzantion kenti ilerleyen yüzyıllarda Roma İmparatorluğu egemenliğine katıldığında, Sultanahmet Meydanı’nda yer alan antik Hipodrom’un inşa edileceği alanda yine kentin en kutsal yapılarından biri olan Hekate Tapınağı yükselmekteydi.
Byzantion’un Coğrafi Boyutları ve Surları
Geç dönem Konstantinopolis yazarlarının aktardıklarına göre Byzantion’un sadece günümüzdeki Topkapı Sarayı alanı kadar dar bir sınırda kaldığı öne sürülse de, Fransız seyyah Petrus Gyllius’a göre bu bilgi doğru değildir; kent çok daha geniş bir coğrafi alana yayılmıştır.
Byzantion kentsel sınırları, daha sonra Phosphorion Limanı olacak Bosporos Akra noktasındaki iç kale surlarından başlar, Eugenios Kulesi’ne kadar uzanır; Akhilleus Hamamı, Urbicius Kara Suru Kapısı ve Khalkoprateia’ya (Acem Ağa Mescidi / Sirkeci Alemdar Yokuşu başı) kadar genişler. Buradan Arkadianai Hamamları (Ahırkapı – Cankurtaran) üzerinden İoannes Kapılarına (Ayvansaray) geçerek tüm akropolisi kuşatmaktadır.
Kurulduğu Arkaik dönemde çok daha küçük bir alana sahip olan Byzantion, yüzyıllar içerisinde tapınakların, kamusal binaların ve yaşam alanlarının çoğalmasıyla birlikte M.S. 2. yüzyıl sonlarında belirgin biçimde büyümüştür.
Romalı İmparator Septimius Severus, kuşatma sonrası Byzantion’u yıkıp yerle bir etmeden önce kentin surlarının toplam uzunluğunun 40 stadion olduğu antik kayıtlarda açıkça geçmektedir. 1 Stadion kimi antik kaynaklara göre 180-200 metre arasındaki bir mesafeye, kimi kaynaklara göre ise 600 Roma ayağı ölçüsüne denk gelmektedir. Kentin kapladığı toplam yerleşim alanı ise 35 stadia idi.
Şehircilik ve Kamu Yapıları: Byzantion’un Mimari Öğeleri
Üç tarafı denizle çevrili, surlarla korunan Byzantion kentinde tipik bir antik Yunan şehir devletinde (polis) bulunan tüm mimari ve şehircilik ögeleri eksiksiz şekilde yer almaktaydı.
Antik Çağ kaynaklarında belirtildiğine göre, erken dönem Byzantion kenti üç büyük agoraya (kent meydanına) sahipti. Bunlardan Strategion (günümüz Eminönü civarı) muhtemelen kentin en erken meydanlarından biridir ve ticari agora olarak kullanılmıştır. Thrakion Meydanı ise Ayasofya’nın günümüzde bulunduğu düzlüktür.
Antik bilgilere göre Byzantion Akropolisi içinde güneye doğru dört yönde portikolarla çevrilmiş stoalar bulunan merkezi Tetrastoon meydanı yer almaktaydı. Günümüz Sultanahmet Meydanı’nın bulunduğu yerde olan bu meydan yüzyıllarca işlevini sürdürmüş, daha sonra Augusteion olarak adlandırılmıştır; meydanda ayrıca Tyche ve Rhea’ya adanmış tapınaklar bulunmaktadır. Bu kamusal meydanlar (agoralar), Roma İmparatoru Septimius Severus dönemi imar hareketlerinde tamir edilip yenilenmiştir.
Prytaneion, Bouleuterion (Meclis Binası), Gymnasion, Stadion, antik tiyatrolar ile Zeuksippos, Aias ve Akhilleus Hamamları antik kaynaklar tarafından Byzantion tarihi içinde var olduğu bilinen ancak yerleri henüz tam olarak saptanamamış Roma öncesi yapılardır. Nitekim 1946 – 1952 yılları arasında Beyazıt ve Süleymaniye bölgelerinde yürütülen kazılarda Byzantion Nekropolisi’ne (şehir mezarlığına) ait paha biçilmez mezar stelleri ele geçmiştir.
Byzantion Surları: İstanbul’un İlk Surları ve Mimari Özellikleri
İstanbul Byzantion tarihçesi ile bütünleşmiş olan ve kenti koruyan ilk surlar, antik limandan başlayarak daha sonra hipodromun inşa edileceği bölgeye kadar uzanır ve buradan Ahırkapı kıyısına iner. Byzantion’un ilk surları olan bu yapı sistemi hakkında günümüzde ne yazık ki kesin bir arkeolojik kalıntı bulunmamaktadır.
Ancak M.S. 3. yüzyılda yaşamış ünlü Yunan tarihçi Cassius Dio bu ilk surlardan bahsederken; siperliklerinin son derece iri kare bloklardan oluştuğunu ve birbirlerine tunç levhalarla tutturulduklarını kaleme almıştır. Cassius’un aktardıklarına göre üzerinde üstü kapalı seyirdim yolu ile düzensiz aralıklarla yerleştirilmiş sur kulelerinin olduğu bu ilk surlar, kara tarafında oldukça yüksek, deniz tarafında ise daha alçak bir mimariye sahiptir.
Sur kulelerinin akustik tasarımı da şaşırtıcı derecede gelişmiştir; öyle ki kulelerin birinden bağıran bir askerin sesi yedinci kuleye kadar net bir şekilde ulaşmaktadır. Romalı bir memur olan Herodianos’un aktardıklarına göre Byzantion’un surlarındaki taşların birleşme noktaları o kadar hassas ve incedir ki, duvar örgüleri dışarıdan bakıldığında belli olmadığından tüm sur tek bir devasa taştan bloğundan yapılmış gibi görünmektedir. Surlar ayrıca zincirle kapatılabilen iki de ufak korunaklı limana sahiptir.
Günümüze kadar bu ilk surlar fiziki olarak ulaşamamış olsa da, bazı bilimsel tezlere göre Topkapı Sarayı’nı çevreleyen Osmanlı surları (Sur-u Sultani), bu ilk Byzantion sur hatlarının üzerine inşa edilmiştir ve özellikle İstanbul’un fethinden sonra bu surun yapımında ilk surlardan kalan antik taşlar dönüştürülerek kullanılmıştır.
Byzantion Antik Tiyatroları ve Arkeolojik Buluntular
M.S. 440 yıllarında yazılan ve dönemin anıtları ile kamu binalarını ayrıntılı şekilde anlatan Notitia Urbis Constantinopolitanae isimli rehbere göre; Byzantion’da bugünkü Topkapı Sarayı’nın yer aldığı alanda, yani Byzantion Akropolisinde biri büyük diğeri küçük olmak üzere iki tiyatro bulunmaktadır. Bunlardan büyük olan amfitiyatro biçimindeki Teatrum Majus, diğeri ise Klasik Yunan tiyatrosu formundaki Teatrum Minus‘tur.
1959 yılında Topkapı Sarayı’nın 2. avlusunda, eski Yağhane ve arşiv binalarının bulunduğu yerde gerçekleştirilen arkeolojik kazılarda, in situ (orijinal yerinde) vaziyette mermerden yapılmış 11 parça antik tiyatro oturma sırası gün yüzüne çıkarılmıştır.
Byzantion Tarihi Kronolojik Tablosu
| Tarihsel Dönem / Yıl | Tarihi Olay / Gelişme | Öne Çıkan Aktörler ve Yerler | Dönemin Önemli Detayları ve İzleri |
|---|---|---|---|
| M.Ö. 1100 – M.Ö. 900 | Megara’nın Kurulması ve Kolonileşme | Antik Megara, Dor İstilası | Attika bölgesindeki Megaralılar deniz ticaretine yönelerek Ege ve Karadeniz’de koloniler kurmaya başladı. |
| M.Ö. 667 – 658 Civarı | Byzantion’un Kuruluşu | Kral Byzas, Megaralılar, Sarayburnu | Kral Byzas “Körler Ülkesi” Khalkedon’un karşısında Sarayburnu (Bosporos Akra) civarında Byzantion’u kurdu. |
| M.Ö. 492 – 490 | 1. İstanbul Kuşatması & Pers Egemenliği | I. Darius, General Mardonius | Ahameniş İmparatorluğu Byzantion’u ele geçirdi; kentin kaydedilmiş ilk kuşatması yaşandı. |
| M.Ö. 479 – 476 | Platea Savaşı ve Demokrasiye Geçiş | General Pausanias, Spartalılar | Persler püskürtüldü, Spartalı Pausanias kentte imar çalışmaları yaptı. M.Ö. 476’da demokrasi seçilerek Delos Deniz Birliği’ne girildi. |
| M.Ö. 431 – 404 | Peloponez Savaşı ve Kız Kulesi’nin İlk Hali | Komutan Alkibiades, Atina ve Sparta | Atinalı Alkibiades Kız Kulesi adacığına (Arkla/Damialis) gümrük kulesi kurup zincir çektirdi. Savaş Atina’nın teslimiyetiyle bitti. |
| M.Ö. 340 – 339 | 2. İstanbul Kuşatması (Makedon Saldırısı) | II. Filip (II. Philippos), Pers Desteği | Büyük İskender’in babası II. Filip kenti kuşattı ancak alamadı. Persler Byzantion’a destek kuvvet gönderdi. |
| M.Ö. 334 – 323 | Büyük İskender Dönemi | III. Aleksandros (Büyük İskender) | İskender Asya Seferi’ne çıkarken Byzantion’un özerk yapısına ve dokusuna dokunmadı. |
| M.Ö. 278 | 3. İstanbul Kuşatması (Galat Akınları) | Galatlar, I. Nikomedes, Tylis Krallığı | Galatlar kenti kuşatıp yağmaladı. Trakya’da kurulan Tylis Krallığı’na ağır haraçlar ödenmeye başlandı. |
| M.Ö. 266 & M.Ö. 220 | 4. Kuşatma ve Boğaz Vergisi Savaşı | I. Antiokhos, Rodoslular, Bitinya Krallığı | Seleukos kuşatması başarısız oldu. Haraçları karşılamak için konulan Boğaz gümrük vergisi Rodoslularla savaşa yol açtı. |
| M.Ö. 146 – M.Ö. 27 | Roma Cumhuriyeti İttifakı ve Egemenlik | Roma Cumhuriyeti, İmparatorluk Geçişi | Byzantion Roma ile müttefik oldu, korsanlara karşı savaştı. M.Ö. 27 sonrasında Roma kentin iç işlerine karışmaya başladı. |
Antik Bir Gümrük İstasyonu: Kız Kulesi Tarihçesi ve Antik Kökenleri
Yapılması ve tarihçesi çeşitli efsanelere bağlanan Kız Kulesi ve üzerinde bulunduğu küçük adacığın tarihi aslında günümüzden 2.500 yıl öncesine kadar dayanmaktadır ve doğrudan Byzantion tarihi kayıtları içinde geçmektedir.
Antik Çağlarda bu stratejik adacığın ve yapının ismi Arkla (küçük kale) ve Damialis (dana yavrusu) olarak bilinmektedir. Kulenin bulunduğu adacıktan ilk kez M.Ö. 431 yılında antik araştırmacı Evripidis bahseder; Boğaz’ın doğu tarafındaki zamanla sahilden kopmuş olan bu kayalık üzerine Atinalı komutan Alkibiades, Boğaz’dan geçen ticari gemilerden gümrük vergisi almak amacıyla ufak bir kule inşa ettirmiştir. Sarayburnu ile bu adacık arasına devasa bir demir zincir gerilmiştir ve adacık artık tam teşekküllü bir deniz gümrük istasyonudur.
M.Ö. 341 yılında Atinalı bir diğer komutan Chares, bu istasyonun bulunduğu kayalığa vefat eden eşi için mermer sütunlu görkemli bir anıt mezar yaptırır. Neredeyse 1.500 yıl boyunca bu şekilde kalan kayalığa, M.S. 1100 yıllarında taş mimaride ilk kule inşa edilir.
Bizans İmparatoru Manuel Komnenos’un yaptırdığı bu kulenin temel amacı, düşman donanmalarını Boğaz’a sokmamak ve geçen gemilerden vergi toplamaktır. Bundan dolayı Mangana Manastırı (günümüz Topkapı Sarayı sahili) yakınına bir kule daha yapılır ve araya tekrar zincir çekilir. 1453 yılında Venedikliler, Fatih’in İstanbul’u almasını engellemek ve kente yardımcı olmak için burayı donanma üssü olarak kullanmışlardır.
Fatih Dönemi Kız Kulesi ve Modern Çağa Dönüşüm
Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethettikten sonra buraya içinde savunma topları olan ufak bir taş kale yaptırır. Daha çok gövde gösterisi için kullanılan bu kale, Boğaz savunmasında da oldukça etkilidir. 1600’lü yıllarda yapının üzerine bir de fener yerleştirildikten sonra kule, kale yapısından ziyade bir deniz feneri olarak anılmaya başlanmıştır.
1800’lü yıllarda yaşanan kolera salgınında hastane/karantina merkezi olarak kullanılan kuleye bugünkü karakteristik mimari şekli 1833 yılında kazandırılmıştır. 1959 yılında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı tarafından radar istasyonu olarak kullanılan Kız Kulesi, Cumhuriyet Dönemi içinde çok sayıda tadilat geçirmiş olup 1965 yılında altındaki tarihi sarnıç betonla kapatılmıştır. Günümüzde ise restoran ve kafe olarak ziyaretçilere hizmet vermektedir.
Sonuç: Lygos’tan Byzantium’a Uzanan Kadim Yolculuk
Sarayburnu civarındaki ilkel Lygos köyü ve çevresinde kurulan Byzantion; yüzyıllar içinde karşılaştığı çeşitli zorluklara, kıtlıklara ve kuşatmalara rağmen kesintisiz bir biçimde büyümüş ve gelişmiştir.
Kent zamanla neredeyse ilk surlarının çevrelediği dar alana sığmaz olmuş ve değişen yönetim yapısıyla Byzantion Cumhuriyeti adını almıştır. Dönem artık büyük Roma İmparatorluğu dönemi olacak ve Byzantion kenti bu yeni çağda da adını Byzantium olarak gururla devam ettirecektir.
Byzantion Tarihi Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
İstanbul’un antik kökenleri, Megaralılar dönemi ve Byzantion kentsel mirası hakkında merak edilen en önemli soruları ve tarihsel yanıtlarını aşağıda bulabilirsiniz.
Byzantion ismi, kentin kurucu lideri kabul edilen Megaralı Kral Byzas’ın adından türetilmiştir. Antik Hellence kökenli olan bu adlandırma, “Byzas’ın Yeri” veya “Byzas’a Ait Kent” anlamına gelmektedir. Latinceye Byzantium olarak geçen isim, sonraki yüzyıllarda Doğu Roma İmparatorluğu’nu ifade etmek üzere modern tarihçiler tarafından türetilen “Bizans” kavramının da tarihsel ve etimolojik kökenini oluşturmaktadır.
Byzantion kenti, M.Ö. 7. yüzyılın ortalarında antik Yunanistan’ın Attika bölgesinde yer alan Megara şehir devletinden yola çıkan denizci yerleşimciler tarafından kurulmuştur. Antik kaynaklarda ve kuruluş efsanelerinde kentin kurucu lideri ve kralı olarak Poseidon’un oğlu Kral Byzas gösterilmektedir. Byzas, beraberindeki Megaralı, Korintli ve Argoslu gruplarla birlikte Sarayburnu kıyısına çıkarak kentin ilk temellerini atmıştır.
İstanbul Yarımadası üzerinde bilinen en eski ilkel yerleşimin ve kentin tarihsel olarak bilinen ilk adının Lygos olduğu antik yazarlar (özellikle Plinius) tarafından aktarılmaktadır. Megaralı kolonistler gelmeden önce bölgede Thrak kökenli ilkel yerel kabilelerin küçük köyler halinde yaşadığı bilinmektedir. Prehistorik dönemlere gidildiğinde ise Yarımburgaz Mağarası, Fikirtepe ve Yenikapı kazıları, İstanbul coğrafyasındaki ilk insan izlerinin binlerce yıl öncesine dayandığını doğrulamaktadır.
Byzantion kentinin kuruluşu antik tarihçiler ve coğrafyacılar tarafından genel olarak M.Ö. 667 ile M.Ö. 658 yılları arasındaki zamana tarihlendirilmektedir. Ünlü tarihçi Herodot kentin Khalkedon’dan (Kadıköy) 17 yıl sonra kurulduğunu belirtirken, Piskopos Eusebios kuruluş tarihini Khalkedon’dan 26 yıl sonrasına işaret etmektedir. Antik yazar Dionysios ise kentin kuruluşunu M.Ö. 695 yılına kadar geri götürmektedir.
Bizans İmparatorluğu (Doğu Roma) kurulmadan önce İstanbul’da Megaralıların temellerini attığı Byzantion Şehir Devleti ve ardından gelen Roma Cumhuriyeti egemenliği bulunmaktaydı. Kent, M.Ö. 7. yüzyıldan itibaren sırasıyla Megaralı kolonistlere, belirli dönemlerde Pers (Ahameniş) yönetimine, Spartalı ve Atinalı idarelere, Helenistik krallıklara ve M.Ö. 1. yüzyıldan itibaren de Roma Cumhuriyeti müttefikliğine ev sahipliği yapmıştır.
Byzantion antik kentinin koruyucu tanrıçası kabul edilen Hekate (gece, ay ve kavşak tanrıçası), kenti gece saldırılarından koruduğuna inanıldığı için şehir halkı tarafından büyük bir saygıyla hürmet görmüştür. Bu inancın bir sonucu olarak antik Byzantion sikkeleri üzerine gökyüzünü ve tanrıçayı simgeleyen Hilal ve Yıldız (Ay-Yıldız) figürleri basılmıştır. Bu semboller kentin simgesi olarak yüzyıllarca kullanılmıştır.
Ayrıca Byzantion Tarihçesi ile İlgili Kaynaklar:
İstanbul Gezilecek Müzeler ve Önemli Tarihi Yerler
Tarihöncesi Çağlarda İstanbul Tarihi
İstanbul Konstantinopolis tarihi
İstanbul Osmanlı Dönemi Konstantiniyye Tarihçesi
İstanbul Tarihi Cumhuriyet Dönemi
Marmara bölgesi antik kentler ve tarihi yerler
Marmara bölgesi tarihi yer ve müze fotoğrafları
Yalçın Gülçin – II. Philippos ve III. Aleksandros Döneminde Makedonya Krallığı
Oğuz Tekin – Byzas’tan I. Constantinus’a kadar Eski Çağ’da İstanbul
Murat Arslan – İstanbul’un Antik Çağ Tarihi
Petrus Gyllius – İstanbul’un Tarihi Eserleri
Helenizm Gölgesinde Diadokhlar Dönemi – Yüksel Altıntaş, Cuma Ali Yılmaz
Byzantion ve Kalkhedon’un Şehircilik Açısından İncelenmesi – Nisan Lordoğlu

