Ayasofya tarihi, Bizans İmparatorluğu döneminden Osmanlı Devleti’ne ve günümüze kadar uzanan yaklaşık 1500 yıllık köklü bir geçmişe sahiptir. İlk olarak kilise (katedral) olarak inşa edilen bu anıtsal yapı; yüzyıllar boyunca cami, müze ve yeniden camii olarak kullanılmış; devasa kubbesi, mimari dehası ve büyüleyici mozaikleriyle dünya mirasının en önemli sembolü kabul edilmiştir.
Dini bir yapı için yeryüzündeki en ilginç ve özgün geçmişe sahip olan bu büyük insanlık eserini, yani Hagia Sophia (Kutsal Bilgelik)’yı ziyaret etmeden İstanbul turu tamamlanmış sayılmaz. Günün herhangi bir saatinde tarihi yarımadaya tepeden bakan bu heybetli mabet, dünyanın dört bir yanından gelen milyonlarca gezginin ilk durağıdır.
Tarih boyunca çeşitli statüleri olan yapı; Ayasofya Katedrali (Kilisesi), Ayasofya Camisi, Ayasofya Külliyesi, Ayasofya Müzesi ve son olarak yeniden Ayasofya Camii gibi farklı unvan ve isimlerle adlandırılmıştır. Tarihi İstanbul yarımadasının ortasında Sultanahmet’te bulunan Ayasofya’ya, metropolün her noktasından son derece kolay bir şekilde ulaşım sağlanabilmektedir.
Ayasofya’nın Tarihi Önemi

Ayasofya tarihi, yalnızca bir mimari yapı olmanın ötesinde, Doğu Roma İmparatorluğu’nun (Bizans) dini, siyasi ve kültürel kalbini temsil eden eşsiz bir geçmişe sahiptir. İnşa edildiği 6. yüzyıldan itibaren “Büyük Kilise” (Megale Ekklesia) statüsüyle Doğu Hıristiyanlığının en ulu mabedi olan yapı, imparatorların taç giyme törenlerine ev sahipliği yapmış ve devlet otoritesinin en somut simgesi olmuştur. Yüzyıllar boyunca dünyanın en büyük katedrali unvanını koruyan Ayasofya, Bizans’ın ihtişamını, teokratik yönetim anlayışını ve dönemin üstün mühendislik kabiliyetini gelecek nesillere aktaran en kritik tarihi tanıktır.
1453 yılında Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesiyle birlikte yeni bir döneme giren anıtsal mabet, camiye dönüştürülerek Osmanlı İmparatorluğu’nun da en önemli sembol yapıları arasına girmiştir. Eklenen minareler, mihrap, minber ve devasa hat levhalarla İslami estetik unsurlarla zenginleştirilen yapı, Osmanlı medeniyetinin koruma bilinciyle asırlarca yaşatılmıştır. Cumhuriyet döneminde uzun süre müze olarak hizmet veren, günümüzde ise yeniden ibadete açılan Ayasofya; Bizans ve Osmanlı medeniyetlerinin izlerini aynı çatı altında buluşturan, dünya mirasındaki en güçlü kültürel kesişim noktalarından biridir.
Konu Başlıkları
- Ayasofya Tarihi Hakkında Kısa Bilgiler Tablosu
- Ayasofya Camii Ziyaret Saatleri ve Giriş Ücreti 2026
- Ayasofya Nerededir ve Nasıl Gidilir? (Konum ve Ulaşım Rehberi)
- Ayasofya Tarihi Kronolojisi ve Yapılış Dönemleri
- Ayasofya Tarihine Notlar ve Kaynakça Üzerine
- Bizans Dönemi İçinde Ayasofya Tarihi
- Ayasofya Kaç Kez Yapıldı? Ayasofya’nın Yapılış Dönemleri
- İlk Ayasofya Kilisesi
- İkinci Ayasofya Dönemi
- Günümüzdeki 3. Ayasofya Nasıl Yapıldı?
- Latin İstilası Döneminde Ayasofya (1202 – 1204)
- Osmanlı Döneminde Ayasofya Tarihi
- Ayasofya Tarihi Cumhuriyet Dönemi ve Müze Süreci
- Ayasofya’nın UNESCO Süreci, Restorasyon Çalışmaları ve Modern Dönem
- UNESCO Dünya Mirası Listesi ve Küresel Statü
- Ayasofya’nın Tapu Tartışmaları, 2010 Ödülleri ve Arkeolojik Keşifleri
- İlk Ayasofya’dan Günümüze Ayasofya Tarihi Kronolojisi
- Ayasofya Tarihi Hakkında Sık Sorulan Sorular
- Ayasofya Hakkında Diğer Kapsamlı İçeriklerimiz
- Ayrıca İlgili Linkler
Ayasofya Tarihi Hakkında Kısa Bilgiler Tablosu
| Kategori / Konu | Tarih / Detay | Açıklama |
|---|---|---|
| Konum ve Adres | Sultanahmet Meydanı, Fatih / İstanbul | Tarihi yarımadanın merkezinde, Topkapı Sarayı ve Sultanahmet Camii’nin komşusu. |
| Temel Statü Değişimleri | 360 – 1453: Kilise / Katedral 1453 – 1935: Cami 1935 – 2020: Müze 2020 – Günümüz: Cami |
Bizans ve Osmanlı medeniyetlerinin ortak mirası olarak farklı dini ve kültürel statülerde hizmet vermiştir. |
| 1. Ayasofya Dönemi | İnşa: 360 Yıkılış: 404 |
II. Constantius tarafından yaptırıldı; bazilika planlı ve ahşap çatılı ilk yapı, 404’teki halk isyanında tamamen yandı. |
| 2. Ayasofya Dönemi | İnşa: 415 Yıkılış: 532 |
II. Theodosius tarafından inşa ettirildi; 532 yılındaki meşhur Nika İsyanı sırasında öfkeli kalabalıklarca yerle bir edildi. |
| 3. Ayasofya (Günümüz Yapısı) | İnşası: 532 – 537 | İmparator I. Justinianus döneminde, mimarlar Trallesli Anthemius ve Miletli Isidorus tarafından sadece 5 yılda tamamlandı. |
| Büyük Yağma ve İşgal | 1204 (IV. Haçlı Seferi) | Katolik Haçlı ordusunun Konstantinopolis’i işgali sırasında Ayasofya ağır şekilde yağmalandı ve kutsal emanetler Avrupa’ya kaçırıldı. |
| Osmanlı’ya Geçiş (Fetih) | 29 Mayıs 1453 | Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethiyle birlikte camiye dönüştürüldü; ilk Cuma namazı 1 Haziran 1453’te burada kılındı. |
| Cumhuriyet Dönemi / Müze | Karar: 1934 Açılış: 1 Şubat 1935 |
Bakanlar Kurulu kararıyla müze statüsüne geçirildi ve ilk gün 738 ziyaretçi ağırladı. |
| Modern Dönem Statü Değişikliği | Yıl: 2020 | Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle müze statüsü iptal edilerek tekrar cami olarak ibadete açıldı. |
| İlginç Bilgi: “Ey Süleyman, Seni Geçtim” | 27 Aralık 537 (Açılış Günü) | İmparator Justinianus’un, mabedin devasa ihtişamı karşısında Kudüs’teki Süleyman Mabedi’ne atıfta bulunarak söylediği meşhur söz. |
| İlginç Bilgi: Rodos’tan Gelen Hafif Tuğlalar | 6. Yüzyıl (İnşaat Süreci) | Kubbenin ağırlığını hafifletmek ve depreme dayanıklılığı artırmak için özel olarak Rodos’ta üretilen hafif tuğlalar kullanılmıştır. |
| İlginç Bilgi: Yağmacı Komutanın Mezar Taşı | 1204 – Günümüz | İstanbul’u yağmalayan Venedik Doju Enrico Dandolo’nun mezar taşı, fethin ardından kaldırılsa da sembolik olarak üst katta durmaktadır. |
Ayasofya Camii Ziyaret Saatleri ve Giriş Ücreti 2026
Planladığınız İstanbul seyahatinde sürpriz yaşamamak ve bütçenizi net bir şekilde ayarlamak için en güncel Ayasofya Camii ziyaret saatleri ve giriş ücreti 2026 detaylarını seyahat öncesinde mutlaka gözden geçirmelisiniz.
Ayasofya Camii giriş ücreti ve bilet detayları, alanın turistik ve ibadet amaçlı kullanım ayrımına göre şu şekilde düzenlenmiştir:
- Üst Kat (Galeri / Müze Alanı) Ücreti: 8 yaş üstü tüm ziyaretçiler için 25 Euro’dur. T.C. vatandaşları için bu tutar, gişede ziyaret günündeki güncel döviz kuru üzerinden Türk Lirası olarak tahsil edilir.
- Zemin Kat (Cami Alanı) Ücreti: İbadet etmek amacıyla gelen tüm yerli ve yabancı ziyaretçiler için zemin kat tamamen ücretsizdir.
- Çocuklar İçin Muafiyet: 8 yaşından küçük çocuklar, yanlarında resmi kimlik kartı veya pasaport bulundurmak şartıyla üst kat sergi ve galeri alanını ücretsiz olarak gezebilirler.
- Müzekart Geçerlilik Durumu: Ayasofya’nın tarihi cami ve üst galeri ziyaret alanında Müzekart geçerli değildir; dolayısıyla Müzekart sahiplerine yönelik herhangi bir indirim veya ücretsiz geçiş imkânı bulunmamaktadır (Bu durum, farklı bir lokasyonda bulunan Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi ile karıştırılmamalıdır).
Gezilebilecek alanlar ise Ayasofya’nın üst katıdır. Ayasofya’nın üst katına çıkanlar aşağı kata inememektedirler. Eğer ibadet için alt kata girdiyseniz üst kata çıkmak için bu ücreti vermeniz gerekmektedir. İbadet alanı olan alt kısma günün tüm saatleri girilebilse de turistik olan üst kısma ancak belirlenen saat aralıklarında çıkılabilmektedir:
- Ziyaret Saatleri: 09:00 – 19:00 arası ziyarete açıktır (Gişe kapanış saati 19:00’dur).
Cuma Günü Kısıtlaması: Cuma günleri namaz saatlerinde (12:00–14:30 arası) turist ziyaretlerine ara verilmektedir.
Ayasofya Nerededir ve Nasıl Gidilir? (Konum ve Ulaşım Rehberi)

İstanbul’un kalbinde, tarihin ve kültürel mirasın en yoğun olduğu noktada yer alan Ayasofya, Fatih ilçesinin Sultanahmet Meydanı sınırları içerisinde konumlanmaktadır. Tarihi yarımadanın tam merkezinde yer alan bu anıtsal mabet; Topkapı Sarayı, Sultanahmet Camii ve Yerebatan Sarnıcı gibi dünyanın tanıdığı en önemli simge yapılarla çevrilidir.
İstanbul’un hem Avrupa hem de Anadolu yakasından Ayasofya’ya ulaşım son derece kolay ve çok alternatiftir. Toplu taşıma kullanarak en pratik ve hızlı şekilde ulaşım sağlamak için tercih edebileceğiniz yöntemler şunlardır:
- Tramvay ile Ulaşım (En Pratik Yöntem): Bağcılar ile Kabataş arasında hizmet veren T1 Tramvay Hattı‘nı kullanarak Sultanahmet Durağı‘nda inebilir, meydanı çevreleyen tarihi atmosfer eşliğinde kısa bir yürüyüşle yapıya varabilirsiniz.
- Marmaray ile Ulaşım: Anadolu yakasından veya Halkalı yönünden gelen ziyaretçiler Sirkeci İstasyonu‘nda inip tramvaya aktarma yaparak ya da kısa bir yokuş tırmanarak doğrudan Sultanahmet Meydanı’na geçebilirler.
- Vapur ve Şehir İçi Bağlantılar: Eminönü veya Karaköy İskelesi’ne deniz yoluyla gelenler, T1 tramvay hattını kullanarak birkaç dakika içinde Ayasofya’nın kapısına ulaşabilirler.
Ayasofya Tarihi Kronolojisi ve Yapılış Dönemleri

Dünya mimarlık tarihinde eşine az rastlanır bir geçmişe sahip olan bu anıt mabet, aslında aynı yerde üç kez inşa edilmiştir. Bugün Sultanahmet’te tüm heybetiyle yükselen ve hayranlıkla izlediğimiz devasa yapı, kronolojik süreçte “Üçüncü Ayasofya” olarak adlandırılmaktadır.
İmparatorlukların yükselişine, isyanlara ve büyük yangınlara tanıklık eden Ayasofya tarihi boyunca inşa edilen bu üç farklı dönemi ve mimari evrelerini şu şekilde inceleyebiliriz:
1. Birinci Ayasofya Dönemi (M.S. 360 – 404)
İlk Ayasofya, Büyük Konstantin’in oğlu İmparator II. Constantius tarafından 360 yılında inşa ettirilmiştir. O dönem “Büyük Kilise” (Megale Ekklesia) olarak adlandırılan bu ilk yapı, geleneksel bazilika planlı ve ahşap çatılı bir katedraldi. Ancak bu ilk mabet, Doğu Roma tarihindeki siyasi çalkantılara ve patrik Khrysostomos’un sürgüne gönderilmesi üzerine çıkan büyük bir halk isyanına dayanamayarak 404 yılında tamamen yakılıp yıkılmıştır. Günümüzde bu ilk döneme ait herhangi bir mimari kalıntı maalesef bulunmamaktadır.
2. İkinci Ayasofya Dönemi (M.S. 415 – 532)
İsyanın ardından İmparator II. Theodosius, mimar Rufinus’a talimat vererek aynı yerde ikinci bir kilise inşa ettirmiş ve yapı 415 yılında ibadete açılmıştır. Yine bazilika planlı ve ahşap çatılı olan bu ikinci yapı, anıtsal bir giriş kapısına ve mermer süslemelere sahipti. Ancak Ayasofya tarihi için dönüm noktalarından biri olan ve M.S. 532 yılında patlak veren meşhur Nika İsyanı sırasında, bu ikinci kilise de öfkeli kalabalıklar tarafından yakılarak yerle bir edilmiştir. Bugün Ayasofya’nın bahçesinde (giriş avlusunda) görülen devasa mermer basamaklar, sütun başlıkları ve kuzu kabartmalı frizler, işte bu İkinci Ayasofya döneminden günümüze ulaşan çok değerli arkeolojik kalıntılardır.
3. Üçüncü Ayasofya Dönemi (Modern Yapı)
İkinci yapının yıkılmasından hemen birkaç hafta sonra İmparator I. Justinianus (Jüstinyen), imparatorluğun ihtişamını gösterecek ve asırları aşacak bir mabet inşa etmeye karar vermiştir. Dönemin dahi bilim insanları Trallesli Anthemius ve Miletli Isidorus’un mimarlığında 532 yılında inşasına başlanan Üçüncü Ayasofya, sadece 5 yıl gibi rekor bir sürede tamamlanarak 537 yılında kapılarını açmıştır. Fizik kurallarını zorlayan devasa kubbesi, dikdörtgen planı kareye yaklaştıran devrimsel mimarisi ve eşsiz iç mekan genişliği ile bugün İstanbul yarımadasında ayakta duran anıtsal yapı, tam olarak bu Üçüncü Ayasofya döneminin kendisidir.
Ayasofya Tarihine Notlar ve Kaynakça Üzerine
Öncelikle belirtmek gerekir ki, bazı kaynaklarda İsa’nın doğumu, M.Ö. 3. yıl gibi, üç yıl erken olarak belirtilmektedir. Bu yüzden Bizans dönemi tarihlerini belirlerken bazı farklar ortaya çıkmaktadır. O yüzden yazımızın bazı bölümlerinde değişik kaynaklarda, birkaç yıl farkla oluşan tarihler de parantez içinde yazılmıştır.
Ayasofya tarihi ve aşağıda okuyacağınız diğer bölümler, kitapçılarda ve arşivlerde bulunan onlarca kaynak arasında en doğru bilgileri derlemiş olan kitaplardan alınmış olmakla birlikte, çeşitli araştırmalar ve tarihi gerçekler peşinde koşan bizlerin ilgiyle okuduğu bazı tarihçilerin ve araştırmacıların eserlerinden de alıntılanmıştır. İlgili kitaplar veya eserler, yazının sonunda kaynakça bölümünde belirtilmiştir ve bilgiler bu söz konusu kaynaklarda olduğundan okunmaları kesinlikle tavsiye edilmektedir.
Ayasofya’nın tarihçesine geçmeden önce çok kısa bir Bizans tarihçesini anlatmakta fayda görmekteyiz.
Bizans Dönemi İçinde Ayasofya Tarihi

İmparator I. Justinianus (Iustinianus) zamanında yaşamış olan tarihçi Prokopius’un “Bizans’ın Gizli Tarihi” isimli kitabının (çeviri Orhan Duru) sunuş bölümünde Bizans İmparatorluğu’nun (Doğu Roma İmparatorluğu) kısaca kuruluşundan bahsedilir:
“Tarihçiler Bizans tarihini daha çok Konstantinus ile başlatıyorlar. Ancak kesin değildir bu. Bizans İmparatorluğu gerçekte Roma İmparatorluğu‘nun bir devamı gibi doğdu. Son dönemlere gelinceye kadar Bizanslılar kendilerine ‘Romaioi’ yani Romalı dediler. Bizdeki ‘Rum’ sözü de oradan kaynaklanıyor.
Roma İmparatorlarından Diocletianus, imparatorluğu ikiye ayırarak her birinin başına eşit yetkide iki yönetici geçmesini ve birinin imparatorluk topraklarının batıda kalan parçasını, öbürünün de doğudakileri yönetmesini istemiştir. Ancak Diocletianus’tan sonra seçilen yöneticiler hemen birbirleriyle savaşmaya başladılar. Bu yolla seçilen ve doğu topraklarının yönetimi kendisine verilen Konstantinus batıda, yani Roma’daki karşıtı Licinius’u bir savaşta yenince tüm Roma İmparatorluğu’nun tek yöneticisi olmuştur. Tarih M.S. 324’tür.
Konstantinus daha sonra başkenti, Milano’dan (Licinius Milano’da kaldığı için başkent statüsü ile anılmaktadır) İzmit’e taşıdı ve 11 Mayıs 330 tarihinde Konstantinopolis’e (Byzantium) taşıyarak buraya Yeni Roma adını verdi. (Böylece kısa bir süre de olsa İstanbul Roma İmparatorluğu’nun başkenti olmuş oldu. Y.N.) Daha sonra Konstantinopolis diye anılan Bizans, Doğu Roma İmparatorluğu’nun ya da Bizans İmparatorluğu’nun başkenti oldu.”
İstanbul’un Bizans tarihi için ilgili sayfayı ziyaret edebilirsiniz.
Ayasofya Kaç Kez Yapıldı? Ayasofya’nın Yapılış Dönemleri

Ayasofya tarihi ile ilgili ilk vereceğimiz bilgi, günümüze gelene kadar 3 defa inşa edilmiş olmasıdır. Ayasofya, tarih boyunca üç farklı dönemde yeniden inşa edilmiştir. Günümüzde görülen yapı ise İmparator Justinianus döneminde M.S. 537 yılında tamamlanan üçüncü Ayasofya’dır.
Birçok tarihçi bu mabedin Büyük Konstantin (1. Konstantin) eseri olduğunu söylese de aslında yapı ancak oğlu olan 2. Konstantin (2. Constantinus – Flavius Claudius Constantinus) zamanında bitirilmiş ve 25 Şubat 360 (bazı kaynaklarda 15 Mayıs) yılında açılmıştır.
Burada hemen ek bilgiler vermek gerekmektedir; bildiğiniz üzere 1. Konstantin Doğu Roma İmparatorluğu’nun kurucusu ve ilk imparatorudur. Hıristiyanlığın, Milano Fermanı (313) ile Roma İmparatorluğu’nda hürriyetine kavuşması akabinde 324 yılında Roma İmparatorluk merkezi İstanbul’a (Konstantiniye – Konstantinopolis) gelmiş ve bir takım kiliseler yapılmaya başlanmıştır. Bunlar Aya İrini ve Aya Dynamis’tir.
Konstantinopolis Başkent Oluyor
330 yılında da Konstantinopolis başkent yapılmıştır. 1. Konstantin, böylece Konstantinopolis adını verdiği ‘İkinci Roma’yı kurar. Roma İmparatorluğu da 395 yılında resmen ikiye ayrılmıştır (Aslında Roma İmparatorluğu’nu Diocletianus ikiye ayırmıştır). Ayasofya henüz bu kiliselerin arasında yoktur. Burada belirtmek gerekir ki Bizans adı 18. yüzyıl gibi bir süreçte batılı tarihçilerin, imparatorluğun başkenti olan Byzantion’dan ilham alarak yarattıkları bir isimdir.
İlk Ayasofya Kilisesi

235 yılında Kudüs’e giden 1. Konstantin’in annesi İmparatoriçe Helena, orada gördüğü mabetlerden etkilenmiş ve dönüşünde oğlundan bir mabet yaptırmasını istemiştir. Doğu kültürlerini gezen Bizans mimar ve bilim insanlarının da etkisiyle kuzey-güney yönünde Artemis tapınağının kalıntıları üzerine ilk Ayasofya ahşap çatılı, taş duvarlı, üç nefli bir bazilika olarak yapılmıştır. 9. yüzyıla ait Bizans yazmasına göre bu ilk Ayasofya’nın mimarı Efratas isimli bir mimardır.
Bu mabede ait günümüzde herhangi bir kalıntı bulunmamakla birlikte, Ayasofya Müzesi deposunda bulunan Megale Ekklesia damgalı tuğlaların bu ilk mabede ait olduğu düşünülmektedir. Çünkü tarihte Aya İrini (Hagia Eirene) patrikhane kilisesi ile birlikte buraya Megale Ekklesia (Büyük Kilise) denilmekteydi.
İkinci Ayasofya Dönemi

381 yılında çıkan bir ayaklanma sebebiyle çatısı yanan mabet, 9 Haziran 404 (bazı kaynaklarda 20 Haziran 404) tarihinde İmparator Arkadios’un, hoşgörüsüzlüğüyle tanınan patrik Yuhannes Hrisostomus (Johannes Chrysostomos)’u sürgüne göndermesiyle çıkan halk ayaklanmasında ise tamamen yanmıştır.
İkinci Ayasofya, 2. Theodosius’un (2. Theodosios – 2. Theodosius) (10 Nisan 401 – 28 Temmuz 450) emriyle 408 yılında yapımına başlanmış ve 10 Ekim 415 yılında açılmıştır. Zaten yapımından 15 yıl kadar sonra da Hagia Sophia adı kullanılmaya başlanmıştır. Bu mabet de beş nefli ve ahşaptır. Bazilikal plana sahip yapının mimarı ise Rutfinos (Rufinos)’tur.
Nika İsyanı
Bu ikinci yapı ise 13 Ocak 532 yılında çıkan ve ‘Nika İsyanı’ (Nika = Zafer) olarak bilinen halk ayaklanması sonucu tamamen yıkılmıştır. Nika İsyanı, İmparator Justinianos (Jüstinyen – I. Justinianus)’un (527-565) saltanatının beşinci yılında, aristokrat kesim ile esnaf ve tüccar kesimin imparatora karşı birleşmesi sonucu çıkan büyük halk ayaklanmasıdır. Burada hemen bir ek bilgi açıklamakta fayda var. Öyle ki hipodromda atlı araba yarışları düzenlenmektedir. Bu yarışlar ise maviler ve yeşiller olarak isimlendirilen iki takım arasında gerçekleştirilir.
İşte bu iki takım ve bu takımları tutanlar birleşerek isyanın çıkmasına ön ayak olmuşlardır. Bu ikinci yapıya ait giriş kapısına ait basamaklar, On İki Havari’yi temsil eden kuzu kabartmaları, sütun kaideleri 1935 yılında A. M. Schneider başkanlığında yapılan kazılar sonucu bulunmuştur. Bu eserler Ayasofya’nın bahçesinde görülebilir.
Günümüzdeki 3. Ayasofya Nasıl Yapıldı?

Bu halk ayaklanmasından sonra Ayasofya üçüncü ve son defa inşa edilecektir. Zaten inşa edildiğinde günümüze kadar gelecek olan yapı, bu üçüncü yapıdır.
Justinianus Dönemi
İmparator 1. Jüstinyen (1. Justinianos – I. Justinianus) (D.T. 482 – Ö.T. 565) ayaklanmadan sonra düzeni ve birliği sağlamanın zaferi olarak (hipodrom ve çevresinde 30.000 – 50.000 isyancıyı öldürdüğü söylenmektedir) Ayasofya’yı tekrar inşa etmeye karar vermiştir. Bunun için Anadolulu teorik geometri çalışmalarıyla tanınan iki filozofu görevlendirmiştir. Bunlar Aydınlı (Tralles) Anthemios ve Miletli (Miletos) İsidoras’tır (İsidoros). Milet de denilen Miletos ile ilgili bilgiler için ayrıca ilgili sayfamıza bakabilirsiniz.
İnşaat süreci 23 Şubat 532 yılında başlamış ve 27 Aralık 537 yılında kutsanarak açılışı yapılmıştır (mimarlardan Anthemios 534 yılında ölmüştür). Hatta kaynaklarda belirtildiğine göre Ayasofya’nın açıldığı gün İmparator Justinianus, mabede girip, Kudüs’te bulunan Hz. Süleyman mabedine gönderme yaparak “Ey Süleyman! Seni geçtim” diye bağırmıştır. Ayasofya tarihi böylece tarihteki yerini daha da pekiştirecektir.
Aslında Ayasofya, günümüze kadar içindeki eserler ve mozaikleriyle dokunulmadan gelmiş değildir. Çünkü tarihte Ayasofya’nın yaşayacağı iki büyük toplumsal olay daha olacaktır. Bunlardan ilki Avrupa’nın Katolik Hristiyanlarının, papanın ve çeşitli Avrupa krallarının teşviki ve kışkırtması nedeniyle yapılan Haçlı Seferleri’nin dördüncüsüdür.
Bilindiği gibi Haçlı Seferleri toplamda dokuz tanedir ve özellikle Orta Doğu’daki Müslümanlara karşı yapılmıştır. İkinci olay ise İstanbul’un 1453 yılında fethedilmesidir. Şimdi bu iki olaya da, Ayasofya tarihçesi kapsamında kısaca değinmek gerekmektedir.
Latin İstilası Döneminde Ayasofya (1202 – 1204)

Aslında Dördüncü Haçlı Seferi’nin amacı Kudüs’ü Müslümanların elinden kurtarmaktır. Bu yüzden Papa III. Innocentius, Avrupa’yı sefere davet etmiş ve toplanan ordunun yönetimini İtalyan Bonifaio’ya vermiştir. Amaç, ordunun ilk olarak Mısır’a çıkmasıdır. Bunun için bir de gemi filosu hazırlanmıştır. Ancak Haçlı ordusu, filonun ücretini karşılayamayınca, sefere katılan Venedik Dükü Enrico Dandolo’nun isteğiyle ve Bizans İmparatoru olmak isteyen Aleksios Angelos’un da ücreti karşılama talebiyle Konstantinopolis’e yönelmiştir.
Galata açıklarına gelen Haçlı ordusuna Aleksios Angelos’un mali olarak yardım edememesi ve gelen ordunun da devamlı olarak halkla çatışması isyan çıkartmıştır. Bundan yararlanarak V. Aleksios Dukas Bizans İmparatoru olmuş ve Aleksios Angelos’u öldürmüştür. Bunların neticesinde ise Haçlı ordusu kente girerek 12 Nisan 1204 yılında Konstantinopolis’i işgal etmiştir. Bu işgal sonucunda kent ve Ayasofya yağmalanarak önemli tarihi eserler Avrupa’ya kaçırılmıştır ve çoğunun izi ne yazık ki sürülememiştir.
Çalınan eserler arasında; 24 İncil, 36 buhurdanlık, 300 şamdan, 6.000 ayaklı şamdan, 300 tören elbisesiyle birlikte 5 haç, 2 altın, 3 kristal, 250 gümüş şamdan ve 4 meşale yer aldığı kaydedilmektedir. Dördüncü Haçlı Seferi iki yıl sürse de 1261 yılına kadar Katolik Hristiyan Latin İmparatorluğu, Bizans’a hâkim olmuştur.
Dandolo’nun Mezar Taşı

Bu seferde Haçlı ordusunu Konstantinopolis için kışkırtan Enrico Dandolo’nun mezarı, Ayasofya’nın ikinci katına yapılmıştır. Fakat Türklerin kenti almasıyla mezarı yıkılmış, fakat mezar taşı sonradan fark edilmiştir. Dandolo’nun mezar taşı hâlâ Ayasofya’da ikinci katta bulunmaktadır.
Osmanlı Döneminde Ayasofya Tarihi

İstanbul’un fethiyle birlikte Doğu Roma’nın dini merkezi olan bu anıt mabet, Osmanlı İmparatorluğu’nun hâkimiyetinde yepyeni bir kimlik kazanmıştır. Fatih Sultan Mehmet’in fethiyle camiye çevrilen yapı, yüzyıllar boyunca Osmanlı padişahlarının ihtimam gösterdiği, Türk-İslam sanatının en görkemli unsurlarıyla bezenmiş bir simge haline gelmiştir. Bu döneme ait fetihten ilk düzenlemelere uzanan kritik evreler şu şekildedir:
Fatih Sultan Mehmet Fethi ve Ayasofya’ya Girişi
Ayasofya’daki son Ortodoks ayini 28 Mayıs 1453 tarihinde, Bizans ordusunu cesaretlendirmek için yapılmıştır. Bu ayine İmparator dahil, devlet adamları ve halk katılmıştır. Ayin şehir surlarında sona ermiştir. Bir gün sonra ise akşamüzeri saatlerinde kente giren Fatih Sultan Mehmet, Ayasofya’ya gelmiş, atından inerek içeriye girmiş ve sessizce bir süre Ayasofya içinde kalmıştır. Hatta büyük salona girerken birinin zeminde bir taşı sökmeye çalıştığını görerek, bu kişiyi azarlamıştır. Askerlerine ise yağmalamayı acilen durdurmalarını emretmiştir.
Ayasofya’nın Camiye Çevrilmesi ve İlk Düzenlemeler
Bir sonraki buyruğu, Ayasofya tarihi açısından dönüm noktası olan mabedin camiye çevrilmesidir. Fatih Sultan Mehmet’in Ayasofya’ya girmesi ile ilgili zamanın tarihçileri farklı detaylar yazıya almışlardır. Bu konu hakkında İlber Ortaylı, Semavi Eyice, Fernand Grenard, Steven Runciman, Andre Clot ve Levon Panos Dabağyan’ın eserlerine bakılabilir.
Kente girildikten sonra üçüncü gün olan Cuma günü Fatih, Ayasofya’ya gelerek ilk Cuma namazını askerleriyle burada kılmıştır. Artık burası sultanların ‘Büyük Cami’si (Cami-i Kebir) olacaktır. Çeşitli kaynaklara göre Fatih, Cuma namazı için mimar ve ustalara mihrap ve minber yaptırmıştır. Hatta tahtadan bir de minare yaptırmıştır. Ayasofya içindeki heykelleri ve tasvirleri kaldırtmış, mozaiklerin üzerini kireçle kapattırmıştır.
Fatih Sultan Mehmet Vakfı ve Masraf Düzeni
Fatih Sultan Mehmet, kendi adına bir vakıf kurmuştur. Bu vakıf, Konstantinopolis’teki Bizans’a ait binalardan ve arsalardan elde edilecek olan 14.500 altının, Ayasofya’nın masrafları, onarımı ve bakımı için harcanması işini de organize edecektir. Osmanlı İmparatorluğu İstanbul tarihçesi için ilgili sayfayı ziyaret edebilirsiniz.
Ayasofya Tarihi Cumhuriyet Dönemi ve Müze Süreci

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinden Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ve modernleşme evrelerine uzanan süreçte, Ayasofya tarihi yepyeni bir boyuta taşınmıştır. Cumhuriyet’in ilk yıllarında statü değiştirerek dünya kültürel mirasına armağan edilen yapı, hem ulusal hem de uluslararası düzeyde pek çok siyasi, hukuki ve kültürel tartışmanın odağında yer almıştır. Bu dönemin en kritik aşamaları şu şekildedir:
Müze Olma Kararı ve 1935 Açılışı
Ayasofya, 1934 yılına kadar cami olarak İstanbul’da hizmet vermiştir. 9 Eylül 1934 tarihinde devletin resmi yayın organı olan Cumhuriyet gazetesinde Ayasofya’nın müze olacağı haberi duyurulmuştur. 21 Kasım 1934 tarihinde girişin 10 kuruş olacağı tespit edilmiş, 24 Kasım 1934 tarihinde Bakanlar Kurulu kararı ile de kesinleşmiştir.
1 Şubat 1935 tarihinde açılan Ayasofya Müzesi’nin ilk ziyaretçileri 738 kişidir. Ayasofya’nın vakfiyesi lağvedilmiş ve artık bakım, onarım gibi konular kamu bütçesine dâhil edilmiştir. Atatürk, 6 Şubat 1935 tarihinde artık bir müze olan Ayasofya’yı ziyarete gelmiştir. Ayasofya’nın müze olmasından sonra yurt içi ve yurt dışında çeşitli olumlu ve olumsuz yazılar çıkmıştır. Zaman zaman günümüzde dahi bu tür yazılara rastlamaktayız.
Siyasi Tartışmalar, Dilekçeler ve 1980 Süreci
Cumhuriyet arşivinden çıkan 30 Eylül 1950 tarihli bir dilekçede Halit Demiryumruk isimli bir vatandaş, dönemin başbakanı Adnan Menderes’e hitaben ezanın Arapça olarak tekrar okutulmasından dolayı oluşan güvenle birlikte Ayasofya’nın tekrar cami olmasını istemektedir. Aynı şekilde Yunanistan’da Atina’da çıkan Akropolis gazetesinde 19 Haziran 1952 tarihinde yayınlanan bir yazıda da Ayasofya müzesinin kilise olması yönünde istek vardır. Bu türden politik istekler günümüze kadar gelmektedir.
Örneğin 1980 yılında Kültür Bakanlığı, hünkâr mahfilinin acilen ibadete açılmasını istemiştir. Hatta bakanlıkça belirlenen kişiler dışında burada ibadet yapılamayacaktır. 14 Eylül 1980 tarihinde ise ihtilal sonrası değişen Kültür Bakanlığınca valiliğe bir yazı gönderilerek Ayasofya’daki onarım süresince tehlikeli olduğu gerekçesiyle ibadete kapatılması kararlaştırılmıştır.
Ayasofya’nın UNESCO Süreci, Restorasyon Çalışmaları ve Modern Dönem

Geçmişin ihtişamını bugüne taşıyan Ayasofya tarihi, küresel ölçekteki koruma statüleri, akademik restorasyon projeleri ve yakın dönemdeki idari değişimlerle evrilmeye devam etmiştir. Yapının evrensel miras listesine dâhil olmasından günümüze uzanan modern dönüm noktaları şu başlıklar altında incelenebilir:
UNESCO Dünya Mirası Listesi ve Küresel Statü
1985 yılında ‘Arkeolojik Park’ kapsamında Hipodrom, Aya İrini, Küçük Ayasofya Camisi ve Topkapı Sarayı ile birlikte Ayasofya, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmiştir.
1989-1997 Yılları Arası Bilimsel Çalışmalar ve Koruma Faaliyetleri
1989 yılında Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, Princeton Üniversitesi ile birlikte Ayasofya’nın deprem performansı ile tahkim-takviye ihtiyacını belirlemeyi amaçlayan bir proje başlatmıştır.
10 Şubat 1991 tarihinde dönemin Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek’in emriyle tekrar ibadete açılmış ve Eminönü Müftülüğünce bir imam ve müezzin görevlendirilmiştir. Yine aynı yıl Mart ayından itibaren de minarelerden ezan okunmaya başlanmıştır.
1993 yılında Ayasofya Müzesi’nin genel olarak bir kurula ihtiyaç duyduğu belirtilmiş ve böylece tüm bakım, onarım işlerinin tek bir yerden yürütülmesi sağlanmıştır. Böylece Ayasofya Bilimsel Danışma Kurulu hayata başlamıştır.
12 Ağustos 1997 tarihinde ismini dilekçesinde yazmayan duyarlı bir vatandaşımız muvakkithane yapısının amacının dışında kullanıldığı, zemine fayans yapıldığı ve mekân içerisinde sanayi tüplerinin olduğunu belirtmiş, bu tarihi eserin yok olmaması için gereğinin yapılmasını istemiştir. Ancak ilgili dilekçenin işleme konması 8 ay gibi bir süreyi bulmuştur.
Yine aynı yıl, 1997 yılında American Express Company, Ayasofya’da kullanılmak üzere Dünya Anıtlar Fonu aracılığıyla 100.000 USD göndereceğini açıklamıştır. Bu arada UNESCO da Ayasofya’da kullanılmak üzere düzenli olarak fon göndermektedir.
2020 Yılı Statü Değişikliği ve Cami Statüsü
2020 yılının Temmuz ayında Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile müze statüsü iptal edilerek Ağustos ayında da tekrar cami olarak hizmet vermeye başlamıştır.
Ayasofya’nın Tapu Tartışmaları, 2010 Ödülleri ve Arkeolojik Keşifleri

Kapsamlı Ayasofya tarihi içerisinde hukuki statü tartışmaları, uluslararası alanda kazanılan prestijli ödüller ve yeni arkeolojik buluntular her dönem büyük ilgi görmüştür. Özellikle 2010 yılı, yapının mülkiyet kayıtlarından uluslararası müzecilik başarılarına ve anıtsal keşiflere kadar birçok önemli gelişmeye sahne olmuştur:
Ayasofya Tapusu ve Vakfiye Tartışmaları
Ayasofya’nın tarihçesine ek olarak, 2010 yılında Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürü, devletin tapu kayıtlarında Ayasofya’nın tapusunun bulunduğunu açıklamıştır. Söz konusu tapuda mal varlığı ‘Ebulfetih Sultan Mehmet’ adınadır ve sahibi de Fatih Sultan Mehmet’in kurduğu vakıftır. Murat Bardakçı ise bu olay karşısında ‘Türkiye’deki kadastro kaydının 1930’lu yıllarda yapıldığını, bu belgenin o kayıtlardan kalma olduğunu’ söylemiştir. Asıl kaydın Vakfiyede yazıldığını belirterek bu belgenin tapu olmadığını ve kadastro kaydı olduğunu söylemiştir.
Rotondi Ödülü ve Dünyanın En Büyük Vaftiz Havuzu
2010 yılında, 1996 yılından beri verilen Rotondi Sanat Kurtarıcıları ödülü Ayasofya Müzesi’ne verilmiş, ödülü Ayasofya Müzesi adına Müze Başkanı A. Haluk Dursun almıştır. Böylece Ayasofya Müzesi, Avrupa’da Yılın Müzesi unvanını almıştır. Yine aynı yıl Cumhuriyet Dönemi kazılarında çıkan dünyanın bilinen en büyük vaftiz havuzu (yekpare mermerden) ziyaretçilere açılmıştır.
İlk Ayasofya’dan Günümüze Ayasofya Tarihi Kronolojisi

Asırlar boyunca imparatorlukların kaderine, büyük isyanlara, yıkımlara ve görkemli dönüşümlere sahne olan Ayasofya tarihi, dünya medeniyet tarihinin en kesintisiz ve çarpıcı kronolojilerinden birini sunar. Kuruluşundan günümüze uzanan bu anıtsal mabedin en kritik dönüm noktaları kronolojik sırayla şu şekildedir:
- M.S. 360: İmparator II. Constantius tarafından yaptırılan ahşap çatılı ilk Ayasofya (Megale Ekklesia) ibadete açıldı.
- M.S. 404: Patrik’in sürgüne gönderilmesi üzerine çıkan büyük halk ayaklanmasında ilk Ayasofya tamamen yandı.
- M.S. 415: II. Theodosius’un emriyle inşa ettirilen ikinci Ayasofya tamamlanarak ibadete açıldı.
- M.S. 532 (Ocak): Meşhur Nika İsyanı sırasında ikinci Ayasofya öfkeli kalabalıklar tarafından tamamen yıkıldı.
- M.S. 532 – 537: İmparator I. Justinianus’un emriyle, mimarlar Anthemius ve Isidorus tarafından günümüzdeki üçüncü Ayasofya rekor bir sürede inşa edildi.
- M.S. 1204: Dördüncü Haçlı Seferi sırasında kenti işgal eden Haçlı ordusu Ayasofya’yı ağır şekilde yağmalayarak kutsal emanetleri kaçırdı.
- M.S. 1261: Bizans İmparatorluğu’nun kenti Latin istilasından geri almasıyla yapı yeniden Ortodoks inancına hizmet etmeye başladı.
- 29 Mayıs 1453: İstanbul’un fethiyle birlikte Fatih Sultan Mehmet tarafından camiye dönüştürülen Ayasofya’da fethin hemen ardından ilk Cuma namazı kılındı.
- 24 Kasım 1934: Bakanlar Kurulu kararıyla Ayasofya’nın cami statüsü kaldırılarak müzeye dönüştürülmesi resmileşti.
- 1 Şubat 1935: Yapılan hazırlık ve düzenlemelerin ardından Ayasofya Müzesi kapılarını ilk ziyaretçilerine açtı.
- Temmuz 2020: Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle müze statüsü iptal edilerek Ayasofya yeniden cami statüsüyle ibadete açıldı.
Ayasofya Tarihi Hakkında Sık Sorulan Sorular
İstanbul’un bu kadim mabedini ziyaret etmeden önce gezginlerin ve araştırmacıların zihnini kurcalayan pek çok kronolojik detay bulunmaktadır. İmparatorlukların yükselişine ve çöküşüne tanıklık eden Ayasofya tarihi hakkında internette en çok aratılan soruları ve tarihi gerçekleri sizler için bir araya getirdik.
Bugün ayakta duran Üçüncü Ayasofya’nın inşasına 532 yılında başlanmış ve yapı 537 yılında tamamlanmıştır. Dolayısıyla günümüz itibarıyla Ayasofya tarihi yaklaşık 1500 yıllık (1489 yıllık) kesintisiz bir geçmişe sahiptir.
Ayasofya, Bizans (Doğu Roma) İmparatoru I. Justinianus (Jüstinyen) tarafından yaptırılmıştır. Yapının dahi mimarları ise Trallesli (Aydın) Anthemius ile Miletli (Balat) Isidorus’tur.
“Ayasofya” ismi, Grekçe “Hagia Sophia” (Ἁγία Σοφία) ifadesinden gelmektedir ve Türkçe kelime anlamı “Kutsal Bilgelik” demektir. Hristiyan ilahiyatında Tanrı’nın üç niteliğinden biri olan “kutsal akıl/bilgelik” kavramına atfedilmiştir.
Ayasofya aynı konumda tarih boyunca üç kez inşa edilmiştir. Birinci yapı (M.S. 360) ve ikinci yapı (M.S. 415) büyük halk ayaklanmaları ve yangınlar sonucunda tamamen yıkılmış; günümüze ulaşan üçüncü ve son yapı ise 537 yılında I. Justinianus döneminde tamamlanmıştır.
Ayasofya, mimarlık tarihinde devrim yaratan devasa kubbe sistemiyle tanınır. Dönemin teknolojisiyle bu büyüklükte bir kubbenin dikdörtgen bir plan üzerine oturtulması dünya mimarlık tarihinde bir ilktir. Sanatsal, dinsel ve siyasi açıdan Doğu ile Batı’nın kesişim noktası olması onu benzersiz kılmaktadır.
Ayasofya, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesinden hemen sonra, 29 Mayıs 1453 tarihinde camiye dönüştürülmüştür. Yapıdaki ilk Cuma namazı fethin ardından gelen ilk Cuma günü (1 Haziran 1453) kılınmıştır.
Mustafa Kemal Atatürk ve Bakanlar Kurulu, 24 Kasım 1934 tarihli kararnameyle Ayasofya’yı müzeye dönüştürmüştür. Bu kararın temel amacı, bu muazzam yapıyı tüm insanlığın ortak kültürel mirası, bilimin ve evrensel tarihin bir simgesi olarak tarafsız bir şekilde dünyaya açmaktı. Kararın ardından yapı 1 Şubat 1935’te müze olarak ziyarete açılmıştır.
Ayasofya’nın ana kubbesini taşıyan pandantiflerde yer alan altı kanatlı melek figürlerinden biri, 2009 yılındaki restorasyon sırasında üzerindeki sıvanın kaldırılmasıyla gün yüzüne çıkarılmıştır. Bu figür, cennette Tanrı’nın tahtını koruduğuna inanılan Seraphim (Serofim) meleğidir. Meleğin tüm görsel detayları ve sanatsal yapısı için Ayasofya mozaikleri sayfamızı inceleyebilirsiniz.
Ayasofya’nın üst katındaki güney galerinin zemininde, 1204 yılındaki IV. Haçlı Seferi sırasında İstanbul’u yağmalayan Venedik Doju Enrico Dandolo‘nun mezar taşı sembolik olarak yer almaktadır. Bu mezarın arkasındaki gizemli hikayeler için Ayasofya efsaneleri başlığımıza göz atabilirsiniz.
Ayasofya Hakkında Diğer Kapsamlı İçeriklerimiz
- Ayasofya hakkında diğer tüm bilgiler için ana rehber sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
- Ayasofya Fotoğrafları için ilgili sayfayı ziyaret edebilirsiniz.
- Ayasofya’nın tüm yapısal bilgileri için Ayasofya mimarisi bilgileri ve fotoğrafları sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.
- Ayasofya duvarlarındaki eşsiz mozaikler için Ayasofya mozaikleri ve diğer bilgileri sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
- Ayasofya’nın asırlardır anlatılan gizemleri için Ayasofya efsaneleri sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
- Tarih boyunca burayı ziyaret eden seyyahların notları için Ayasofya gezginleri sayfasını ziyaret edebilirsiniz.
Ayrıca İlgili Linkler:
- Ayasofya Fotoğrafları
- İstanbul Tarihi
- Sultanahmet Meydanı Bilgileri
- İstanbul İsmi Nereden Geliyor?
- UNESCO Dünya Mirası Türkiye Listesi
- Marmara Bölgesi Antik ve Tarihi Şehirler ve Mimari Yapıları
- Marmara Bölgesi Müze, Tarihi ve Antik Şehir, Gezilecek Yer Fotoğrafları
- Türkiye Müzeler, Antik Şehir ve Tarihi Kentler
- Kiliseler Kategorisi
- Bizans Mimarisi – Semavi Eyice
- Türk Metinlerinde Konstantiniye ve Ayasofya Efsaneleri – Stefanos Yerasimos
- Ayasofya – W.Eugene Kleinbauer & Antony White
- Ayasofya Müzesi – Erdem Yücel
- Ulu Mabed Ayasofya – İsmail Kandemir
- Ayasofya’nın Mimari Özellikleri ve Süslemeleri – Ali Can Özçelik
- Üç Devirde Bir Mabed-Ayasofya – Prof.Dr. Ahmet Akgündüz
- Belgeler Işığında Ayasofyanın Geçirdiği Onarımlar (Doktora Tezi) – Hasan FıratDiker
- Bizans’ın Gizli Tarihi – Prokopius
- Arienler Vaftizhanesi Bilgileri
- Haçlı Seferleri Bilgileri
- Ayasofya’nın Tapusu Haberi
- Atatürk ve Ayasofya Müzesi

