Hattuşa Antik Kenti, Çorum’un Boğazkale ilçesi sınırlarında bulunan ve Hitit İmparatorluğu’na asırlarca başkentlik yapmış, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan anıtsal bir kültür hazinesidir. Yaklaşık 6 kilometrelik surları, Aslanlı Kapı, Kral Kapı, Yerkapı ve Yazılıkaya Açık Hava Tapınağı ile Anadolu’nun en önemli arkeolojik alanlarından biri olan bu kadim şehri inceliyoruz.
Çorum’un günümüzdeki resmi adıyla Boğazkale (tarihi ve eski ismiyle Boğazköy) yerleşimi içinde bulunan bu alan, eski Anadolu uygarlıkları arasındaki en zengin ve kapsamlı olarak bilinen Hitit uygarlığının başkentidir. 1906 yılından beri yapılan Hattuşaş Boğazköy kazıları sürmektedir. 1990’lı yılların başında o zamanki öğrenci olan bizlere Hattuşaş olarak öğretilse de günümüzde literatürde burası Hattuşa olarak geçmektedir. Karadeniz Bölgesi’nin tarihi şehirlerinden olan Çorum iline bağlı Boğazkale ve Alacahöyük Milli Parkı içinde bulunmakta ve fiziki olarak İç Anadolu Bölgesi içerisinde yer almaktadır. Coğrafi ve idari yapıdaki bu duruma açıklık getirmek gerekirse; geçmişte köy statüsünde olan Boğazköy, zamanla ilçe statüsü kazanarak Boğazkale adını almış, bu nedenle günümüzde bölgeye resmi olarak Boğazkale denilmektedir.
Hattuşa Antik Kenti’nin Tarihi ve Mimari Önemi

Hitit İmparatorluğu’na asırlarca başkentlik yapmış olan Hattuşa Antik Kenti, hem barındırdığı evrensel tarihi birikimi hem de çığır açan mimari yapılarıyla Anadolu’nun ve dünya arkeoloji tarihinin en kritik merkezlerinden biridir. UNESCO Dünya Mirası Listesi‘nde yer alan bu kadim başkent, kazılarda ortaya çıkarılan 33.000’in üzerindeki çivi yazılı kil tableti ile 2001 yılında UNESCO Dünya Belleği Listesi’ne dâhil edilmiştir. Tarihteki ilk yazılı barış antlaşması olan ve detaylarına ilerleyen bölümlerde ayrıca değineceğimiz Kadeş Antlaşması‘na ev sahipliği yapması, kenti küresel diplomasinin ve uluslararası hukuk tarihinin doğduğu nokta haline getirmektedir. Hititçe, Hattice, Luvice, Hurrice, Palaca, Akadca ve Sümerce olmak üzere yedi farklı kadim dili barındıran zengin arşivleri, buranın sadece bir imparatorluk merkezi değil, aynı zamanda çağının en büyük kültür havzası olduğunu kanıtlamaktadır.
Mimari açıdan da Anadolu’nun en görkemli savunma ve yerleşim sistemlerinden birini sunan Hattuşa, yaklaşık 6 kilometre uzunluğundaki devasa surları ve bu surlar üzerinde yükselen anıtsal geçitleriyle büyülemektedir. Aslanlı Kapı, Kral Kapı ve Sfenksli Kapı gibi Hitit heykel ve taş işçiliğinin zirve örneklerinin yanı sıra; devasa erzak küplerine ev sahipliği yapan Büyük Tapınak (1 No’lu Tapınak), otuzu aşkın anıtsal tapınak yapısı ve kuşatma anlarında gizli hareket imkânı sağlayan poternli tüneller, dönemin ileri düzey mühendislik ve şehircilik anlayışını gözler önüne sermektedir. Yazılıkaya Açık Hava Tapınağı ile bütünleşen bu yapılar, kenti zamana meydan okuyan eşsiz bir açık hava müzesi ve mimari kompleks haline getirmektedir.
Konu Başlıkları
- Hattuşa Kısa Bilgiler Tablosu
- Hattuşa Antik Kenti Nerede ve Nasıl Gidilir?
- Hattuşa Antik Kenti Giriş Ücretleri ve Ziyaretçi Bilgileri 2026
- Hattuşa Antik Kenti Nasıl Gezilir?
- Hattuşa Antik Kenti’nde Neler Var? (Kent Planı ve Temel Yapı Alanları)
- Hattuşa Antik Kenti’nde Mutlaka Görülmesi Gereken Yerler
- Hattuşaş Antik Kenti Yapıları, Surları ve Mimarisi
- Hattuşa Antik Kenti Kapıları
- Hitit Ordusu, Savaş Arabaları (Chariots) ve Askeri Deha
- UNESCO Dünya Mirası Listesindeki Kadim Başkent: Hattuşa Antik Kenti
- Hitit Tarihi ve Hattuşa Antik Kenti
- Hitit Ticaret Ağı ve Tarihe Işık Tutan Uluburun Batığı
- Hattuşa Antik Kenti’nde Yapılan Önemli Kazı Çalışmaları ve Keşif Süreci
- Hitit Çivi Yazısı ve Dili: Anadolu’nun Kadim Sesleri
- Kadeş Antlaşması ve Mısır-Hitit İlişkileri: Dünyanın İlk Yazılı Barış Antlaşması
- Hattuşa Tabletleri ve Devlet Arşivleri: Sayılarla Arkeolojik Bilanço
- Hititler ve Hattuşa Hakkında Az Bilinen ve Şaşırtıcı Gerçekler
- Hitit Efsaneleri ve Kil Tabletlerdeki Mitolojik Anlatılar
- Hitit Kanunları, Adalet Sistemi ve Toplumsal Düzen
- Hititlerde Sosyal Yaşam, Kadın Hakları ve Aile Düzeni
- Hitit Sanatı: Anadolu’nun Yerli ve Hint-Avrupa Kültürünün Sentezi
- Hitit Mühürleri ve Gliptik Sanatı: Minyatürün Zirvesi
- Hitit ve Türk Gelenekleri: Bin Yıllık Kültürel Süreklilik ve Benzerlikler
- Hitit ve Hattuşa Eserlerinin Sergilendiği Başlıca Müzeler
- Çevrede Mutlaka Görülmesi Gereken Diğer Yerler (Hitit Rotaları)
- Boğazkale ve Çorum’da Ne Yenir?
- Hattuşa Antik Kenti Hakkında Sık Sorulan Sorular (SSS)
- Ayrıca İlgili Kaynaklar
Hattuşa Kısa Bilgiler Tablosu
Hattuşa Antik Kenti Nerede ve Nasıl Gidilir?
Hitit İmparatorluğu’nun bu görkemli idare merkezini hakkıyla keşfedebilmek ve o binlerce yıllık atmosferi hissedebilmek için öncelikle coğrafi yapısını ve temel konum özelliklerini iyi bilmek gerekmektedir. Anadolu’nun kalbindeki bu kadim yerleşimin lokasyon detayları ve ulaşım rehberi şu şekildedir:
- İdari ve Coğrafi Konum: Hattuşa Antik Kenti, Çorum ilinin Boğazkale ilçesinde yer almaktadır. Günümüzde resmi olarak Boğazkale ve Alacahöyük Milli Parkı sınırları içerisinde koruma altında bulunmaktadır. Karadeniz Bölgesi’nin tarihi şehirlerinden olan Çorum iline bağlı olsa da, antik kent fiziki coğrafya olarak İç Anadolu Bölgesi içerisinde konumlanmıştır.
- Şehir Merkezlerine Mesafesi: Kadim başkent, Çorum şehir merkezine yaklaşık 82 kilometre, Ankara’ya ise ortalama 200 kilometre uzaklıkta yer almaktadır. Şahsi aracınızla ya da bölge turlarıyla bu mesafeleri katederek alana rahatlıkla ulaşım sağlayabilirsiniz.
- Miras Alanının Özeti: UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan bu etkileyici arkeolojik alanda; Aslanlı Kapı, Kral Kapı, Sfenksli Kapı, Büyük Tapınak ve Yazılıkaya Açık Hava Tapınağı gibi insanlık tarihini şekillendiren en önemli yapılar bir arada durmaktadır.
Hattuşa Antik Kenti Giriş Ücretleri ve Ziyaretçi Bilgileri 2026
Hattuşa antik kenti ziyareti düşünüyorsanız, ziyaretçi saatleri eğer hem yaz mevsimi hem de kış mevsimi olarak ikiye ayrılmıştır. Seyahatinizi en verimli şekilde planlayabilmeniz için bilmeniz gereken güncel saatler, bilet detayları ve gezi süreleri şunlardır:
- Ziyaret Saatleri ve Dönemler: Yaz dönemi 15 Nisan ile 2 Ekim arası ziyaret saatleri 08:30 – 19:00 arası, Kış dönemi 3 Ekim ile 14 Nisan arası ziyaret saatleri ise 08:00 – 17:00 arasıdır. Dini bayramların ilk günü saat 13:00’e kadar kapalı olan Hattuşa antik kentine girişte Müzekart geçmektedir.
- Giriş Ücretleri ve Müzekart: Eğer Müze Kart yoksa Hattuşa Antik Kenti giriş ücreti 2026 yılı itibari 3 Euro karşılığı TL’dir. Müzekart 2026 yılı fiyatı ise 200 TL’dir. Aynı bilet ile ayrıca Yazılıkaya Açık Hava Tapınağı veya Yazılıkaya Ören Yeri’ne giriş yapılmaktadır.
- Planlama ve Gezi Süresi: Hattuşaş antik kenti gezisi tahminen araçla 2 saati bulabilmektedir. Eğer yaya olarak gezecekseniz bu süreyi çok daha fazla olarak tahmin edebilirsiniz.
Hattuşa Antik Kenti Nasıl Gezilir?

Boğazköy’ün ve Boğazköy Müzesi’nin hemen yanı başında olan Hattuşa antik kentini gezmek istediğinizde en azından bir 3 saati gözden çıkartmalısınız. Bol bol yürüme yolu olan antik kent içerisine araba ile de girebilirsiniz. Hitit başkenti Hattuşa biraz büyük bir antik kent olduğu için yürüyecekseniz yanınıza kesinlikle şapka, şemsiye gibi güneşten korunmak için çeşitli ekipmanlar almayı unutmayın. Bunun yanında su almayı da kesinlikle unutmayın. Çünkü açık alanda bu anlamda bir şeyler bulmak imkansız.
Araçla Gezenler İçin Hayati İpucu (Sarı Çöp Bidonu Taktiği): Eğer Hattuşa antik kenti içine araç ile girecekseniz durmanız gereken yerleri anlamanız için sarı çöp bidonlarını takip etmelisiniz. Çok ilginç bir bilgidir ama kesinlikle doğru. Tabelalandırmanın yetersiz olduğu antik kentte önemli yerlerin, tapınakların yakınlarına belli belirsiz park yeri yapılmış olmakla birlikte bu park yerlerinin yanında çöp bidonları bulunmaktadır. Doğal olarak antik kenti kent içine araçla girecekseniz buna dikkat etmelisiniz.
Hattuşa Antik Kenti’nde Neler Var? (Kent Planı ve Temel Yapı Alanları)

Hattuşa, yaklaşık 1,8 kilometrekarelik devasa bir alana yayılan, sarp kayalıklarla çevrili ve iki ana yerleşim bölgesi ile bir kraliyet akropolünden oluşan dev bir açık hava müzesidir. Antik kentin ana kapısından içeri girdiğinizde karşınıza çıkacak ve kentin coğrafi dokusunu oluşturan temel yapı alanları şunlardır:
- Aşağı Şehir (Sivil ve Dini Merkez): Kentin en eski yerleşim yeridir. Düzlük bir alanda kurulan Aşağı Şehir, halkın yaşam alanlarının yanı sıra Hattuşa’nın kalbi sayılan Büyük Tapınak‘a ev sahipliği yapar. İkiz planlı bu devasa tapınak kompleksi, Hititlerin baş tanrısı Fırtına Tanrısı ve Arinna’nın Güneş Tanrıçası’na adanmıştır.
- Yukarı Şehir (Tapınaklar Kenti ve Surlar): Aşağı şehre göre daha geniş bir coğrafyayı kapsayan ve dağlık araziye yayılan bu bölge, adeta bir “tapınaklar şehri”dir. Arkeolojik kazılarda bu alanda 30’dan fazla tapınak gün yüzüne çıkarılmıştır. Kalın surlarla korunan Yukarı Şehir, imparatorluğun dini ihtişamını yansıtır.
- Büyükkale (Kraliyet Akropolü ve Saray): Şehrin en hakim ve yüksek kayalık tepesi üzerine kurulmuş olan Büyükkale; Hitit krallarının sarayının, kraliyet dairelerinin, devlet idare merkezinin ve en kritik devlet arşivlerinin bulunduğu idari kalbedir. Kralların resmi kabul salonları ve hazine daireleri burada yer alırdı.
- Anıtsal Kent Kapıları (Aslanlı, Kral ve Sfenksli Kapı): Yukarı Şehir’i çevreleyen surlar üzerindeki bu görkemli kapılar, hem şehre giriş çıkışı kontrol eder hem de düşmana gözdağı verirdi. Aslanlı Kapı’daki devasa aslan figürleri ve Kral Kapısı’ndaki tanrı/kral kabartmaları Hitit taş işçiliğinin dünyaca ünlü şaheserleridir.
- Yerkapı ve Poternler (Mühendislik Harikası Yeraltı Tünelleri): Surların altına inşa edilmiş, devasa taş bloklarla örülü tonozlu yeraltı geçitleridir (poternler). Özellikle Yerkapı’daki yapay sur tepesi (sfinksli tepe) ve altındaki gizli tünel, antik dünyada askeri savunma taktiklerinin ve mimari mühendisliğin zirve noktasıdır.
Hattuşa Antik Kenti’nde Mutlaka Görülmesi Gereken Yerler

Hattuşa Antik Kenti oldukça geniş bir alana yayılmıştır ve gezi sırasında bazı yapılar özellikle görülmelidir. Binlerce yıllık bu devasa başkentte rotanızı çizerken önem derecelerine ve arkeolojik ihtişamlarına göre kaçırmamanız gereken 13 kritik nokta şunlardır:
- 1. Yazılıkaya Açık Hava Tapınağı: Ana kentin biraz dışında yer alan, kayalara kazınmış Tanrı ve Tanrıça kabartmalarıyla adeta büyüleyici bir açık hava panteonu ve Hititlerin en kutsal ritüel alanıdır.
- 2. Büyük Tapınak (1 No’lu Tapınak): Aşağı Şehir’de yer alan ve kentin en büyük dini kompleksi olan bu yapı, iki tapınak binasıyla birlikte Hitit inanç dünyasının merkezidir.
- 3. Depo Alanları: Büyük Tapınak çevresinde yer alan ve her biri devasa hacme sahip erzak küpleriyle (pithos) Hititlerin ekonomik gücünü ve iaşe sistemini gözler önüne seren depolama alanlarıdır.
- 4. Kral Sarayı veya Büyükkale: Yukarı Şehir’e hakim yüksek bir tepe üzerine kurulmuş olan saray kompleksi; kralların idare merkezi, devlet arşivleri ve taht odalarının bulunduğu kentin kalbidir.
- 5. Hattuşaş veya Hattuşa Antik Kenti Kapıları: Surlar boyunca şehre geçiş sağlayan, kentin savunma sistemini ve mimari dehasını özetleyen anıtsal geçitlerin genel bütünüdür.
- 6. Hattuşaş Aslanlı Kapı: Yukarı Şehir’in güneybatısında yer alan, kenti kötü ruhlardan korumasına inanılan devasa aslan figürleriyle Hattuşa’nın en simgesel ve en çok fotoğraflanan kapısıdır.
- 7. Kral Kapı: Yukarı Şehir’in doğu savunma hattında yer alan ve üzerindeki tanrı/savaşçı kabartmasıyla büyüleyen anıtsal geçittir.
- 8. Hattuşaş Sfenksli Kapı: Yerkapı rampasının zirvesinde yer alan, koruyucu sfenks figürleriyle donatılmış bir diğer görkemli savunma kapısı ve geçiş noktasıdır.
- 9. Hattuşa Antik Kenti Poternli Sur Duvarı (Yerkapı): Devasa bir yapay sur rampası üzerinde yer alan ve içerisindeki 71 metrelik gizli tünelle (potern) ziyaretçilere unutulmaz bir deneyim sunan mühendislik harikasıdır.
- 10. Hattuşaş Yeşil Taş: Ziyaretçilerin en çok merak ettiği, nefrit (yeşim) veya serpantin taşı olduğu tahmin edilen ve gizemini koruyan tek parça yeşil renkli blokdur.
- 11. Sarıkale: Surlar dışındaki kayalık bir tepecik üzerine kurulmuş, kenti dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı koruyan ve gözlem amacıyla kullanılan müstahkem askeri yapıdır.
- 12. Yamaç Evi: Yukarı Şehir’de kazı çalışmalarıyla gün yüzüne çıkarılan, Hitit dönemindeki sivil mimariyi, konut yaşamını ve ev içi düzenini gösteren önemli bir alandır.
- 13. Hiyeroglifli Oda (2 No’lu Oda) ve Nişantepe: İç duvarlarındaki Luvi hiyeroglif yazıtlarıyla Hitit inanç dünyasını yansıtan gizemli oda ile kaya yüzeyine kazınmış en büyük anıtsal hiyeroglif yazıtlarından biri olan Nişantepe yazıtıdır.
İlgili bu yerler Yazılıkaya kendi sayfasında olmak üzere aşağıda detaylıca anlatılmaktadır.
Hattuşaş Antik Kenti Yapıları, Surları ve Mimarisi
Hitit başkenti Hattuşa şehri biri içeriden diğeri dışarıdan olmak üzere iki surla çevrilmiştir. Surların uzunluğu 6 kilometre, genişliği ise 4 – 8 metre aralarında değişmektedir. Günümüze kadar surların bir kısmı gelebilmiştir. Arazinin engebeli olması sebebiyle bazı yerlerde dolgular yapılmış ve köprüler ile surlar birleştirilmiştir.
1. Yazılıkaya Açık Hava Tapınağı

Ana kentin biraz dışında yer alan, kayalara kazınmış Tanrı ve Tanrıça kabartmalarıyla adeta büyüleyici bir açık hava panteonu ve Hititlerin en kutsal ritüel alanıdır. Hitit inanç dünyasının en önemli merkezlerinden biri olan bu alanda, Tanrı Teshup ve Tanrıça Hepat başta olmak üzere pek çok ilahi figür kaya yüzeyine özenle işlenmiştir.
2. Büyük Tapınak (1 No’lu Tapınak)
1 No’lu Tapınak da denilen Büyük Tapınak 65 m x 42 m boyutları ile Hattuşa şehrinin en büyük yapısıdır. Üstü açık bir avlusu olan tapınağı yüksek duvarlar çevrelemektedir. Avlunun tabanı büyük taşlarla döşenmiştir, bu taşlar arasında 50 tondan ağır taşlar bulunmaktadır. Bu tapınağa sadece kral ve kraliçe ile ülkenin en büyük din adamları girebilir. Tapınak içinde iki kült odası olduğundan Fırtına Tanrısı ile Arinna’nın Güneş Tanrıçası’na adandığı düşünülmektedir. Hattuşaş Boğazkale içerisindeki tapınaklarda bu zamana kadar hiçbir şekilde tanrı heykeli ya da heykelciği bulunamamıştır. Bunun sebebini araştırmacılar, heykelciklerin değerli madenlerden yapıldığı için tapınakları yıkanların veya işgal edenlerin bunları erittiği yönde olduğuna dair fikir beyan etmişlerdir. Ancak bulunan Hitit tabletinde tanrıların tasvirleri anlatılmaktadır. Fakat Sivas’ta bronz ve Konya Beyşehir’de de taş Hitit tanrı heykelcikleri bulunmuştur. Ayrıca kaçak kazı sonucu bulunan altın heykelcikler bugün dünyanın çeşitli müzelerinde sergilenmektedir.
3. Depo Alanları
Büyük tapınağın kuzeybatısında bulunan depo alanlarında bugün bile görülebilen toprağa gömülü yüzlerce büyük erzak küpleri bulunmuştur. Bu küplerin kapasitesi 1750 ile 3000 litre arasında değişmektedir. Bunların içinde tahıl, baklagiller, yağ ve şarap saklanmaktadır. Ayrıca burada, tapınağın bir arşivi olduğu ve tabletlerin saklandığı kazılar sonunda anlaşılmıştır. Depo alanlarının etrafındaki taş yolun altında bir kanalizasyon sistemi olduğu saptanmıştır.
4. Kral Sarayı veya Büyükkale
Hattuşa’nın yukarı şehir bölümünde düz bir alanda bulunan bu yapı sarp kayalıklarla korunmaktadır ve ilk yerleşimin kurulduğu bölgedir. Zamanla buranın etrafına sur yapmışlardır ve 250 m x 140 m boyutundadır. Buraya yakın olan Büyükkaya da buradaki en eski yerleşimdir. Hititler henüz buraya gelmeden 4000 yıl öncesinde yerleşim olduğu ve Tunç Çağı Hattililer’inin burada oturduğu araştırmalarla ortaya çıkartılmıştır. Kralların idare merkezi, devlet arşivleri ve taht odalarının bulunduğu kentin kalbidir.
5. Hattuşaş veya Hattuşa Antik Kenti Kapıları
Hattuşa surlarında şehre girmek için altı adet kapı vardır. Bu kapılardan üç tanesi günümüze kadar sağlam bir şekilde gelmiştir. Aşağı Batı Kapı, Yukarı Batı Kapı, Aslanlı Kapı, Yerkapı, Sfenksli Kapı, Kral Kapı Hattuşa’nın kapılarıdır. Bu kapılar Hitit mimarisinin ve heykel sanatının günümüze kadar gelen ve önemini korumuş sanat eserleridir. Sur aralarında ve kapıların üzerinde dört köşe olarak gözetleme kuleleri yapılmıştır. Bu gözetleme kulelerinden birinin örneği kazılarda bulunmuş ve bu örnekten yola çıkılarak şehrin girişine kerpiçten rekonstrüksiyonu yapılmıştır. Kerpiç kent surunun 65 metrelik bölümünün (7-8 m yüksekliğinde üç sur beden duvarı ve 12-13 m yüksekliğinde iki kule) yeniden yapımı JTI sponsorluğunda 2005 sonunda tamamlanmıştır. 400 bin dolarlık bir bütçeyle, pişirilmemiş kerpiç tuğlalardan özgün tekniklerle yapılan bir rekonstrüksiyon çalışması Türkiye’de ilk defa uygulanmış olup, dünyada da bu boyutta bir projenin benzeri çok azdır.
6. Hattuşaş Aslanlı Kapı
Şehrin ana girişlerinden biridir ve Yukarı şehir denilen bölümünde bulunmaktadır. Kapı ismini her iki yanındaki aslan heykelinden almaktadır. Buradaki aslan figürü şehrin içinde çeşitli tapınak girişlerinde de kullanılmıştır. Kapının her iki yanında ilk yapıldığı zaman 15 x 10 m ebatlarında iki kulesinin olduğu düşünülmektedir. Bu kapının o dönemde sadece araba geçişleri için kullanıldığı düşünülmektedir.
7. Kral Kapı
Kral Kapı, büyüklüğü ve biçimi bakımından Aslanlı Kapı ile aynıdır. Ancak burada aslan yerine kılıç ve balta taşıyan tanrı kabartması vardır ve boyu 2,25 metredir. Savaş Tanrısı olduğu düşünülmektedir. Ayrıca kabartma bezeme kapının dışında değil, şehre bakan taraftadır. Savaş Tanrısı betimi yapıldığı yüzyıllarda bir daha yapılmamış ve Helen sanatında çok sonraları çeşitli şekillerde görülmüştür.
8. Hattuşaş Sfenksli Kapı
Bugün sfenkslerden teki Berlin Müzesi’nde bulunmaktadır. Başı kadın görünümünde olmakla birlikte kuyruğu yukarı doğru kıvrıktır ve kanatlıdır. Almanya’da bulunan tek sfenks, buradan parçalarla götürülmüş ve orada birleştirilmiştir. Yerkapı rampasının zirvesinde yer alan, koruyucu sfenks figürleriyle donatılmış görkemli bir savunma kapısı ve geçiş noktasıdır.
9. Hattuşa Antik Kenti Poternli Sur Duvarı (Yerkapı)

Sfenksli Kapı’nın ve Yerkapı’nın altında yer alan üçgen biçimindeki tüneldir. Hitit mimarlığında savunma konusunda önemli bir yeri olan, sur duvarında daha çok askeri amaçlı yapılan gizli geçitlere potern denmektedir. Poternler savaş sırasında, kent kapılarının açılmadığı durumlarda, kent halkının su gereksinimini karşılaması amacıyla, su kaynaklarına yakın yerlere inşa edilirdi. İri taşlardan harçsız olarak bindirme tekniğiyle yapılmıştır. Genişliği yaklaşık sekiz metredir. Şehrin surları altında bu tünelden sekiz adet bulunmakta olup 70 ve 180 metre aralıklarla inşa edilmiştir. Biri hariç diğerlerine girilememektedir ve girilebilen tünel 71 metre uzunluğundadır. En geç M.Ö. 1600 yıllarında yapıldığı düşünülmektedir. Poternli tünelin dışarıya açılan kısmında Yerkapı bulunmaktadır ve Poternin üzerine dar merdivenlerle çıkılmaktadır.
10. Hattuşaş Yeşil Taş

Kentin aşağı bölümünde bulunan yeşil taş veya yeşil kaya, ilginç bir şekilde ve bulunduğu yere uymayan bir yapıdadır. Neredeyse küp biçiminde olan taş ışığı yansıtmakla birlikte bazı araştırmacılara göre II. Ramses’in bir armağanı olduğu düşünülmektedir. Bir kısım araştırmacılara göre ise sunak taşıdır. Hatta bu yeşil taşın uzaydan geldiğini söyleyenler bile olmuştur. Söylentilere göre bu taşa dokunan fakir zengin olur, çocuksuz ise çocuğu olurmuş. Bugün Hattuşa’ya gitmek istediğinizde bu taşın renginde hediyelik eşyalar, yöre halkı tarafından satılmaktadır.
11. Sarıkale
7 No’lu tapınak yanındadır. Surlar dışındaki kayalık bir tepecik üzerine kurulmuş, kenti dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı koruyan ve gözlem amacıyla kullanılan müstahkem askeri bir yapıdır. Ayrıca burada bulunan fildişi heykelcik Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ndedir. Sarıkale’nin Hitit metinlerinde ‘Ölü Kültü’ ile ilgili olduğu geçmektedir.
12. Yamaç Evi
Yukarı Şehir’de kazı çalışmalarıyla gün yüzüne çıkarılan, Hitit dönemindeki sivil mimariyi, konut yaşamını ve ev içi düzenini gösteren önemli bir alandır. Hattuşaş Boğazkale anıtsal yapılarından biridir. 32 m x 36 m ebatlarında ve iki katlıdır. Bir konut olarak değil, resmi işlevi olduğu düşünülmektedir. M.Ö. 13. yy’da yangın geçirdiği, evin arka kısımlarında bulunan yanmış kerpiç duvarlarından anlaşılmaktadır. 1911, 1960 ve 1963 yıllarındaki kazılarda burada çok sayıda tablet bulunmuştur.
13. Hiyeroglifli Oda (2 No’lu Oda) ve Nişantepe

Yukarı şehir bölümündedir ve kesinlikle görülmesi gereken yerlerden biridir. Odanın rekonstrüksiyonu eksiksiz yapılmıştır. Odanın arka duvarında Güneş Tanrısı kabartması vardır. Odanın bir duvarında Luvi hiyeroglifi ile yazılmış bir yazıt mevcuttur. Diğer duvarda ise odayı inşa ettiren Hitit kralı II. Şupiluliuman’ın kabartması vardır. Sarıkale gibi üzerinde büyük bir yapı bulunan kaya bloğu olan Nişantepe’de ise kaya bloğunun üzerinde bir yazıt bulunmakla birlikte yazıtın uzunluğu 8,5 metredir ve 11 satırdır. Açık havada olduğu için iyice aşınmıştır; ancak yazıtın Hitit kralı II. Şupiluliuman’a ait olduğu bilinmektedir.
Hattuşa Antik Kenti Kapıları

Hitit başkenti Hattuşa’nın devasa surları yalnızca birer taş duvar yığını değil; kentin güvenliğini, kozmolojik inançlarını ve mimari dehasını yansıtan kusursuz bir savunma ağının parçasıydı. Surlar üzerine stratejik olarak yerleştirilen anıtsal kapılar, sadece şehre giriş çıkışları denetlemekle kalmıyor, aynı zamanda krallığın gücünü ve tanrıların koruyuculuğunu dış dünyaya ilan ediyordu.
Daha önce değindiğimiz genel yapı ve rekonstrüksiyon detaylarının ötesinde, bu kapıların mimari mantığını ve üzerlerindeki figürlerin derin anlamlarını yakından incelemek için şu noktalara odaklanmak gerekir:
- Aslanlı Kapı (Güneybatı Savunması ve Koruyucu Sembolizm): Yukarı Şehir’in en sarp ve dış tehditlere açık noktasında yer alan bu kapı, adını dış yüzeyine kabartma olarak işlenmiş devasa aslan figürlerinden alır. Hitit inancında aslanlar, kutsal kenti kötü ruhlardan, hastalıklardan ve düşman enerjilerinden koruyan apotropaik (kötülüğü defeden) figürler olarak konumlandırılmıştır. Kapının dar geçit yapısı, olası bir kuşatmada düşman koçbaşlarının kullanılmasını engellemek ve saldırganları tek dosya halinde içeri girmeye zorlamak için bilinçli olarak dar tasarlanmıştır.
- Kral Kapı (Doğu Savunma Hattı ve İlahi Denetim): Yukarı Şehir’in doğu ucunu koruyan Kral Kapı, mimari formuyla Aslanlı Kapı’yı andırır; ancak burada aslanlar yerine tek bir figür dikkat çeker. Kapının dışarıya bakan tarafına değil, doğrudan şehre bakan iç yüzüne yerleştirilmiş 2,25 metre boyundaki bu kabartma, elinde balta ve kılıç tutan bir Savaş Tanrısına aittir. Bu konumlandırma, kentin sakinlerine ve saraya “tanrılar sizi içeriden de koruyor ve denetliyor” mesajını veren güçlü bir psikolojik ve dini tasarımdır.
- Sfenksli Kapı ve Yerkapı (Mühendislik ve Mitoloji Noktası): Hattuşa’nın en güneyindeki savunma hattının zirvesinde yer alan bu yapı, kentin en görkemli geçiş noktasıdır. Başları kadın görünümünde, gövdeleri kanatlı aslan biçiminde olan sfenksler, Doğu Akdeniz ve Mezopotamya kültürlerinin Hitit sanatındaki yansımasıdır. Bu kapı, yapay olarak inşa edilmiş devasa toprak rampanın (Yerkapı) en üst noktasında yer alarak hem düşmana karşı gözetleme kulesi işlevi görmüş hem de şehre gelenleri ihtişamıyla büyülemiştir.
- Aşağı ve Yukarı Batı Kapıları (Lojistik ve Ticaret Geçişleri): Anıtsal kapıların yanı sıra surların batı aksında yer alan bu geçitler, başkentin günlük sivil yaşamında, kervan girişlerinde ve askeri sevkıyatlarda aktif olarak kullanılmıştır. Günümüze daha sade kalıntıları ulaşmış olsa da, kentin kendi içindeki mahalleler arası bağlantıyı ve dış dünya ile olan ticaret akışını sağlayan ana damarlar arasında yer almışlardır.
Hitit Ordusu, Savaş Arabaları (Chariots) ve Askeri Deha

Hititleri küçük bir Anadolu beyliğinden dönemin küresel bir süper imparatorluğuna dönüştüren en büyük güç, kusursuz askeri teşkilatlanmaları ve dönemin en ölümcül silah teknolojisiydi:
- İki Tekerlekli Hitit Savaş Arabaları (Chariots): Hitit ordusunun gururu, hafif ve son derece hızlı olan savaş arabalarıydı. Mısır veya diğer komşu uygarlıkların aksine Hitit savaş arabalarında üç kişi bulunurdu: Biri arabayı süren sürücü, ikincisi ok veya mızrak atan savaşçı, üçüncüsü ise onları koruyan devasa kalkan taşıyıcısı. Bu stratejik ekip yapısı savaş meydanında olağanüstü bir hareket kabiliyeti sağlardı.
- Stratejik Askeri Teşkilatlanma: Hitit ordusu sadece savaş arabalarından ibaret değil; disiplinli piyade birlikleri, dağ savaşlarına uyumlu özel kıtalar ve iyi organize edilmiş lojistik hatlardan oluşuyordu. Kış aylarında orduyu evlerine gönderip tarım yaptırmak yerine daimi bir askeri hazırlık kültürü benimsemişlerdi.
- Kadeş ve Savaş Taktikleri: Hititler saf güçten ziyade “aldatma ve hız” taktiklerine (kör nokta kuşatmaları ve ani baskınlar) dayanarak düşmanlarını şaşırtır, askeri dehalarını stratejik zeka ile birleştirirlerdi.
UNESCO Dünya Mirası Listesindeki Kadim Başkent: Hattuşa Antik Kenti
Hattuşa Antik Kenti, 1986 yılında Türkiye’den UNESCO Dünya Mirası Listesi‘ne alınmıştır. Hitit İmparatorluğu’nun başkenti olan Hattuşa; şehir surları, tapınakları, anıtsal kapıları ve binlerce çivi yazılı tabletiyle insanlık tarihinin en önemli arkeolojik alanlarından biri kabul edilmektedir.
Ayrıca Hattuşa’da bulunan yaklaşık 33 bin çivi yazılı tablet ve tablet arşivleri, 2001 yılında UNESCO Dünya Belleği Listesi’ne (Memory of the World Register) dahil edilmiştir. Bu özellikleriyle Hattuşa, hem kültürel mirası hem de yazılı tarih açısından dünyanın en önemli antik kentlerinden biridir.
Hitit Tarihi ve Hattuşa Antik Kenti

Bu bölümde Hitit tarihi hakkında bilgiler kronolojik sırayla verilmektedir. Hattuşaş antik kenti ile ilgili bilgileri; Hattuşaş görülecek yerleri ve mimari yapıları derlemeden önce Hitit uygarlığı tarihini ve özelliklerini (dili, sosyal hayatı vb.) bilmek gerekmektedir. Yoksa Hititlerin başkenti Hattuşa’nın ne o zamanki ne de şimdiki önemi anlaşılabilir. Öyle ki Boğazköy’de bulunan kil tabletler bize o dönemleri; kanunları, hikayeleri, mitolojik öyküleri anlatmaktadır. Bunların günümüze kadar bozulmadan gelmesinde çok büyük emeği geçen Türkiye’nin ilk Hititolog’u Ord. Prof. Sedat Alp’i burada rahmetle anmaktayız.
Hititlerin Anadolu’ya Gelişi ve Devletin Kuruluşu

M.Ö. 2000 yıllarının başında Anadolu’ya gelip yerleşen Hititler, Mezopotamya ve Kuzey Suriye de dahil olmak üzere bir uygarlık kurmuşlardır. M.Ö. 1725 – 1700 tarihleri arasında Hatti Beylikleri ele geçirilerek Bir Hitit Devleti varlığına adım adım gidilmektedir.
M.Ö. 1650 yılında Boğazköy’de Hattuşaş adını verdikleri bir devlet kurduklarında, devletin başında I. Hattuşuli vardır. Hattuşuli, krallığını Suriye’ye kadar yaymış ve oğlu (bazı kaynaklara göre torunu) Murşili de sınırlarını Babil’e kadar genişletmiş ve Babil’i ele geçirmiştir (M.Ö. 1630). Hattuşaş’ın bulunduğu yerde ilk yerleşim M.Ö. 6000 yıllarına (Kalkolitik Çağ) kadar gitmektedir ve burada Hititler’den önce Hattiler’in olduğu bilinmektedir.
M.Ö. 1535 – 1510 tarihleri arasında Kral Telepinu’dur ve bu dönemde Hitit Medeniyeti, Anadolu içlerine çekilmiştir. M.Ö. 1460’lı tarihlerde Hurriler, Mitanni Krallık Devleti’ni kurarak Hititler’in güçlerini zayıflatmış, bu durum M.Ö. 1400 yıllarına kadar sürmüştür. I. Tuthaliya ile Hitit devleti, savaştan sanata, ekonomiden sosyal hayata gelişerek M.Ö. 1400 yıllarından itibaren Yeni Krallık veya imparatorluk olarak anılmaya başlanmıştır. İmparatorluk döneminde Hattuşaş antik kenti gelişen nüfus ve ihtiyaç bakımından Aşağı Şehir ve Yukarı Şehir olarak iki bölüme ayrılmıştır. Her bölümde tapınaklar ve yerleşimler mevcuttur.en nüfus ve ihtiyaç bakımından Aşağı Şehir ve Yukarı Şehir olarak iki bölüme ayrılmıştır. Her bölümde tapınaklar ve yerleşimler mevcuttur.
Hitit İmparatorluğu’nun Çöküşü ve Tarihsel Dönemleri
M.Ö. 1190 tarihlerinde Hitit İmparatorluğu çöküşü başlamış ve çöküşten sonra bu dönemdeki devletlere Geç Hitit Devletleri (veya yerel krallıklar) denmiştir. Şuppiluliuma II, bilinen son Hitit kralıdır. Bu krallıklar Güneydoğu Anadolu ve Kuzey Suriye’de varlıklarını sürdürmüştür. Bu dönem de M.Ö. 700 yıllarına kadar sürmüştür.
Hitit uygarlığı, tarih literatüründe temel olarak üç bölüme ayrılmıştır:
- Eski Krallık Dönemi: M.Ö. 1680 – 1440 arası.
- Yeni Krallık veya İmparatorluk Dönemi: M.Ö. 1400 – 1190 arası.
- Geç Hitit Krallıkları (Çöküş Sonrası): M.Ö. 1190 – 700 yılları arası.
Hitit Ticaret Ağı ve Tarihe Işık Tutan Uluburun Batığı
Hitit uygarlığı ya da imparatorluğu, Anadolu’nun Marmara bölgesi hariç neredeyse tümüne yayılmıştır. Öyle ki en güçlü zamanında Akdeniz ticareti için kullandıkları en önemli limanlar Ura limanı (Mersin) ve Troya limanıdır (Çanakkale). M.Ö. 1300’lü yıllara tarihlenen Uluburun batığı, Hitit uygarlığının ne denli büyük olduğunun ve dış ticaret ağının ne kadar büyük olduğunun o dönemdeki önemli bir göstergesidir.
Uluburun batığından çıkarılan hazineler ve dönemin ticaret ağına dair dikkat çeken detaylar şunlardır:
- Zengin Ham Madde ve Eser Kalıntıları: On bir yıl boyunca kazılan batıktan 10 ton bakır, 1 tonluk kalay külçeler, fildişi malzemeler, suaygırı dişleri, altınlar, gümüşler, tunç silahlar ve Tunç çağına ait oldukça geniş ham maddeler çıkartılmıştır.
- Eşsiz Şimşir Yazı Tahtası: Uluburun batığında bulunan yazı tahtası türünün tek örneğidir ve şimşir ağacından yapılmıştır. Bir kopyası ODTÜ Bilim ve Teknoloji Müzesi içerisinde sergilenmektedir.
- Kıbrıs Seramikleri ve Amforalar: Gemide bulunan dokuz adet büyük küp içerisinde Kıbrıs yapımı seramikler bulunmuştur. Yine çok sayıdaki amforanın içinde cam boncukları da bulunanlar arasındadır.
Hattuşa Antik Kenti’nde Yapılan Önemli Kazı Çalışmaları ve Keşif Süreci

Hattuşa Antik Kenti’nin 19. yüzyıldan günümüze uzanan keşif ve kazı serüveni, dünya arkeoloji tarihi açısından büyük bir önem taşımaktadır. Kadim başkentin gün yüzüne çıkmasını sağlayan dönüm noktaları şu aşamalardan oluşmaktadır:
- 1834 – Charles Texier’in Keşfi: Hattuşaş Boğazkale ilk olarak 1834 yılında Charles Texier tarafından keşfedilmiştir. Buranın resim ve gravürlerini çizen Texier, antik kenti yanlışlıkla Med şehri Pteria zannetmiştir.
- 1836 – John Hamilton’ın Ziyareti: 1836 yılında John Hamilton bölgeye gelerek aşağı şehir bölümünde 1 numaralı tapınağın resmini çizmiştir. O da buranın Roma şehri Tavium olduğunu düşünmüştür.
- 1858 – Yazılıkaya B Odası: 1858 yılında Heinrich Barth ve Andreas Mordtmann, Yazılıkaya B odasını kazmış ve buradaki kabartmaları ortaya çıkartmışlardır.
- 1861 ve 1864 Çizimleri: 1861 yılında Georges Perrot, Edmond Guillaume ve Jules Delbet Yazılıkaya kabartmalarının daha detaylı çizimlerini yapmıştır. 1864 yılında ise bölgenin çizimleri Henry J. Van Lennep tarafından tekrarlanmıştır.
- 1893-1894 İlk Sondajlar ve Tabletler: Ernest Chantre, Büyükkale, Yazılıkaya ve Büyük Tapınak’ta sondajlar yaparak Hattuşa’nın ilk çivi yazılı tabletlerini yayınlamıştır.
Hattuşaş Antik Kenti İlk Bilimsel Kazıları ve Başkanlar Dönemi
İlk sistemli kazılar Hattuşaş Boğazkale ile Yazılıkaya’da 1906 yılında Alman Asurolog Hugo Winckler tarafından başlatılmış ve 1912 yılına kadar sürmüştür. Bu kazılarda 10.400 adet çoğu kırık kil tablet bulunmuş ve buranın Hitit medeniyetinin başkenti Hattuşaş antik kenti olduğu kesin olarak anlaşılmıştır. 1907 yılında Alman Arkeoloji Enstitüsü ve Alman Şark Cemiyeti bölgenin daha düzgün bir topografik planını çıkartmıştır.
Birinci Dünya Savaşı’nın çıkmasıyla kazılar durmuş ve bulunan tabletler temizlenmek ile okunmak üzere devlet kararıyla Almanya’ya götürülmüştür. Savaş sonrasında, 1931 yılında Büyük Atatürk’ün izniyle kazılar tekrar başlamıştır. Bu dönemden günümüze kadar kesintisiz süren kazı başkanlığı süreçleri şu isimler tarafından yürütülmüştür:
- 1931 – 1939 ve 1952 – 1977: Kurt Bittel burada çeşitli kazılar gerçekleştirmiştir.
- 1978 – 1993: Alman mimar ve arkeolog Peter Neve kazı başkanlığı yapmıştır.
- 1994 – 2005: Alman arkeolog Jürgen Seeher görevi devralmıştır.
- 2006 – Günümüz: Kazılar, Alman Arkeoloji Enstitüsü adına Prof. Dr. Andreas Schachner başkanlığında devam etmektedir.
UNESCO Tescilleri ve Eserlerin Sergendiği Müzeler
Hattuşa Antik Kenti, barındırdığı evrensel değerler sayesinde uluslararası alanda tescillenmiştir:
- UNESCO Dünya Mirası (1986): Hattuşaş antik kenti, 1986 yılında 377 liste sıra numarası ile UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmiştir.
- Dünya Belleği Listesi (2001): 2001 yılında Hattuşaş’ta bulunan ve Ankara ile İstanbul’daki müzelerde korunan toplamda 33.000 kadarki kil tablet, UNESCO tarafından ‘Dünya Belleği Listesi’ne (Memory of the World Register) dahil edilmiştir.
Bu kazılar sonucunda antik kentten çıkartılan buluntuların ve eserlerin büyük bir çoğunluğu Ankara’daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi ile İstanbul Arkeoloji Müzeleri içerisinde sergilenmektedir.
Hitit Çivi Yazısı ve Dili: Anadolu’nun Kadim Sesleri

M.Ö. 2000 yıllarına ait Hattuşaş Boğazkale kaynaklarına göre M.Ö. 3000 yıllarında Orta Anadolu’da Hattice konuşan bir halk mevcuttur. Hititler buraya geldikten sonra bu halk ile iç içe yaşamış veya Hattiler’in Hititlerin ataları olduğu düşünülmüştür. Boğazköy kaynaklarının çoğu Hattice’dir. Hatti uygarlığı Hititleri etkilemiş olmakla birlikte bu uygarlığın maddi kalıntıları Alacahöyük kral mezarlarında görülebilmektedir. Ancak Hititler zamanında Hattice ölü bir dil haline gelmiş ve sadece bölgedeki Hatti tapınaklarında dua şeklinde kullanılır olmuştur.
Hatta, Hatti aynı zamanda Hatti ülkesinin başkentinin adı olmuş ve Erken Hitit Çağı’nda Hattus, Hitit Çağı’nda ise Hattuşa olmuştur. Hattuşa ismi buradan gelmektedir. Hititler ise Boğazköy’lerde bulunan kil tablet yazılarından anlaşıldığına göre kendi dillerine Nasili, Nisili veya Nesaca demektedir.
Anadolu’nun Yazıyla Tanışması ve Asur Ticaret Kolonileri
Anadolu’nun çivi yazısı ile ilk tanışması Asur Ticaret Kolonileri (M.Ö. 1950-1700) zamanında olmuştur. Bu dönem, Hititlerin büyük bir medeniyet haline gelmeden önceki evresidir:
- Asurlu tüccarlar Anadolu’ya ticaret yapmak için geldiklerinde kullandıkları çivi yazısını da bölgeye taşımış ve Anadolu’da kullanılmaya başlanmıştır.
- Bu ticaret ağının getirdiği yazılı kültür, M.Ö. 1700’lü yıllarda çeşitli nedenlerle önemini kaybetmiştir.
Hititçenin Çözülüşü ve Hint-Avrupa Dil Grubu Bağlantısı
Hattuşaş Boğazkale içinde bulunan 30.000’den fazla çivi yazılı kil tabletin büyük bir bölümü (%80 kadarı) Hititçe’dir. Bu tabletlerde Hitit kanunları, kral yıllıkları, antlaşmaların büyük kısmı, mitolojik ve dinsel içerikli metinler yer almaktadır:
- Dilin Çözülmesi: Hititçe ilk kez 1915 yılında Çek bilim insanı B. Hrozny tarafından çözülmüştür. Hititoloji alanı ise Alman bilim insanları tarafından kurulmuş ve tüm dünyaya yayılmıştır.
- Hint-Avrupa Dil Ailesi: Hititçe, Hint-Avrupa Dil Grubu arasındadır ve bunu destekleyen pek çok kelime benzerliği bulunmaktadır. Örneğin; Hititçede watar (su) ile İngilizce water, Almanca Wasser; eku (içmek) ile Latince aqua; et- (yemek) ile İngilizce eat, Almanca essen kelimeleri bunlara örnek olarak gösterilebilir.
Hitit Tarih Yazıcılığı ve İki Farklı Yazı Türü
M.Ö. 2000 yıllarında Anadolu’da çivi yazısı ve hiyeroglif yazısı olmak üzere iki tür yazı bir arada kullanılmıştır:
- M.Ö. 4000’li yıllarda Sümerlerin bulduğu ve Asurlu tüccarların taşıdığı çivi yazısı ile Hititlerin M.Ö. 1650 yılından itibaren kullandığı eski Babil türündeki çivi yazısı devletin resmi dilinde tercih edilmiştir.
- Hititler devlet resmi dilinde çivi yazısı kullanırken, halka hitap eden anıtlarda yalnızca hiyeroglif kullanmışlardır.
- Tarih Yazıcılığı: Hitit krallarının en önemli özelliklerinden biri, dönemlerinde yaşanan olayları detaylıca tabletlere yazdırmalarıdır. Özellikle II. Murşili, Hitit tarih yazıcılığını en üst seviyeye çıkartmış; babası Kral Şuppiluliuma zamanındaki olayları ve kendi saltanatının 10. ile 20. yıllarındaki icraatlarını ayrıntıyla kaleme almıştır.
Luvi Dili, Luvi Hiyeroglifleri ve Çok Dilli Başkent
Hititler ile Luvilerin çok önceden kaynaştığı ve tarihte birbirlerinin akrabası olarak anıldığı bilinmektedir. Konuya dair dikkat çeken diğer unsurlar şunlardır:
- Hiyeroglif-Luvicesi: Hititlerin kullandığı hiyeroglif yazı dili ilk başlarda bu isimle anılmıştır. Hattuşa tablet arşivi keşfedilmeden önce birçok anıttaki hiyeroglifler Hititlere mal edilse de, aslında Luvilerin kullandığı yazı dilidir. Eski Anadolu Hiyeroglifleri olarak geçen bu sistemde 400 kadar işaret bulunmaktadır.
- Çok Dilli Arşivler: Hattuşa kitaplıklarında Hititçe ve Hattice’den ayrı olarak altı dilde daha yazılar mevcuttur. Bunlar; Hurrice, Mitanni dili, Luvice, Palaca, Akadca (Babilce) ve Sümerce‘dir.
- Bin Tanrılı Kent: Bu çok uluslu yapı din kavramını da etkilemiş; Hattuşa Boğazkale kazılarında otuzdan fazla tapınak ortaya çıkarılmıştır.
Kadeş Antlaşması ve Mısır-Hitit İlişkileri: Dünyanın İlk Yazılı Barış Antlaşması
Hattuşa denince akla gelen en büyük küresel kilit konulardan biri, M.Ö. 1274 (bazı kaynaklara göre 1285) yılında başlayan Kadeş Savaşı’nın ardından, M.Ö. 1259 / 1269 yıllarında Hitit Kralı III. Hattuşili ile Mısır Firavunu II. Ramses arasında imzalanan Kadeş Antlaşması‘dır. Dünya diplomasi ve barış tarihinin miladı kabul edilen bu antlaşma, iki süper gücün birbirini alt edememesi üzerine imzalanmış olup “iki tarafın eşit haklara sahip olduğu ilk yazılı barış metni” olma özelliğini taşır.
Gümüş Tablet ve Kil Kopya Gizemi
Tarihteki bu ilk barış antlaşması, dönemin diplomatik dili olan Akadca çivi yazısıyla gümüş bir tablet üzerine kazınarak Mısır’a gönderilmiştir. Dönemin kayıtlarına göre bu gümüş tabletin bir yüzünde Kraliçe Puduhepa’nın, diğer yüzünde ise Kral III. Hattuşili’nin mührü yer alıyordu.
- Orijinal gümüş tablet günümüzde hala büyük bir sır olarak kayıp olsa da; Hititler bu anlaşmanın kopyalarını kil tabletler üzerine çivi yazısıyla kaydetmiş ve bu sayede metin günümüze kadar ulaşmıştır.
- Hattuşa arşivlerinde kil tablet olarak bulunan bu tarihi kopyanın orijinali, bugün İstanbul Arkeoloji Müzeleri bünyesindeki Şark Eserleri Müzesi‘nde sergilenmektedir.
Mısır Cephesi: Karnak Tapınağı ve Hiyeroglifler
Antlaşmanın metni Mısır tarafında ise Karnak Tapınağı‘nın duvarına Mısır hiyeroglifleriyle kazınmıştır. Ancak Mısırlılar bu metni, geleneksel devlet politikası gereği savaşı kendi zaferleri gibi lanse ederek kaydetmişlerdir; Hitit arşivlerindeki kil tabletler ise iki tarafın eşitliğini gözler önüne seren gerçek diplomatik dili sunar.
Antlaşmanın Başlıca Maddeleri
Kadeş Antlaşması, modern uluslararası hukuk ve devletler arası ilişkilerin temelini oluşturan şu hayati maddeleri içeriyordu:
- Saldırmazlık ve Barış: Taraflar birbirlerinin ülkelerine saldırmayacak, gelecekte de kalıcı bir barış ve dostluk içinde yaşayacaktır.
- Karşılıklı Askeri Yardım: Taraflardan birine dışarıdan bir düşman saldırırsa veya ülkenin iç istikrarı bozulursa, diğer taraf askeri yardım gönderecektir (Bu madde, dünya tarihinin bilinen ilk ortak savunma paktı örneğidir).
- İade-i Suç (Mülteciler): Ülkesinden kaçarak diğer tarafa sığınan suçlular veya siyasi kaçaklar kendi ülkelerine geri gönderilecek, ancak insan onuruna yaraşır şekilde, idam edilmeden yargılanacaklardır (Bugünkü iade hukukunun ilk temeli).
Dünya Barışının Simgesi ve UNESCO Tescili
İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde korunan Kadeş Antlaşması tablet kopyası, günümüzde Birleşmiş Milletler (BM) New York merkez binasının duvarını süsleyen devasa kopyasıyla tüm dünyaya barışın, eşitliğin ve diplomasinin evrensel bir simgesi olarak ilham vermektedir.
Hattuşa Tabletleri ve Devlet Arşivleri: Sayılarla Arkeolojik Bilanço

Hattuşa’yı dünya arkeoloji tarihinde zirveye taşıyan en büyük unsur, imparatorluğun siyasi, hukuki, dini ve ekonomik tüm hafızasını barındıran kil tablet arşivleridir. Anadolu’nun ilk yazılı belgelerini sunan bu devasa arşiv hakkında bilmeniz gereken tüm çarpıcı istatistikler ve rakamlar şunlardır:
- Toplam Tablet Sayısı: Boğazkale kazılarında bugüne kadar gün yüzüne çıkarılan çivi yazılı kil tablet ve parça sayısı 33.000’in üzerindedir. Bu arşivler, 2001 yılında UNESCO tarafından Dünya Belleği Listesi’ne (Memory of the World Register) dahil edilmiştir.
- İlk Büyük Kazı ve 10.400 Tablet: Bölgede ilk sistemli kazıları başlatan Alman Asurolog Hugo Winckler’in 1906 – 1912 yılları arasındaki kazılarında, çoğu kırık halde yaklaşık 10.400 adet kil tablet bulunmuştur. Hitit başkentinin neresi olduğu ilk kez bu tabletlerin okunmasıyla kesinleşmiştir.
Sadece Kanun Değil: Sevgiliye, Aileye Mektuplar ve Günlük Yaşam
Hattuşa tabletleri ve Anadolu’daki çağdaş ticaret kolonisi arşivleri incelendiğinde, Hitit dünyasının sadece krallardan, savaşlardan ve hukuki maddelerden ibaret olmadığı görülür. Tabletler arasında binlerce yıl öncesinin insanını canlandıran son derece samimi detaylar yer alır:
- Tabletlerin Dili ve İçerik Dağılımı: Kazılarda ele geçirilen tabletlerin yaklaşık %80’i Hititçe yazılmıştır. Geri kalan kısım ise Hattice, Luvice, Hurrice, Palaca, Akadca ve Sümerce olmak üzere toplam 7 farklı kadim dilde kaleme alınmıştır. Bu tabletlerde devletler arası antlaşmalar, Hitit kanunları, kral yıllıkları, tapınak ritüelleri ve fal metinleri yer alır.
- Özel ve Aile Mektupları: Arşivdeki bazı tabletler doğrudan eşlerin birbirine, babaların gurbetteki çocuklarına ya da tüccarların ailelerine yazdığı özel mektuplardan oluşur. Bu metinlerde sağlık durumu sorma, “Hasat nasıl gidiyor?”, “Gönderdiğim mallar eline ulaştı mı?” gibi son derece günlük, sıcak ve insani diyaloglar dikkat çeker.
- Kil Zarf İçindeki Ticari Mektuplar: Özellikle Asur Ticaret Kolonileri döneminden kalan mektuplar, gizliliği korumak için kil zarflar içine konulup mühürlenirdi. Ticari anlaşmazlıklarda bu zarflar delil olarak mahkemeye sunulurdu.
- Mitolojide İnsani Duygular: Doğrudan şiirsel aşk mektupları az olmakla birlikte; mitolojik öykülerde tanrıların bile insanlara özgü kıskançlıklar, aşklar, kırgınlıklar ve aile içi hüsranlar yaşadığı çarpıcı bir şekilde anlatılır.
Tabletler Yurt Dışına Kaçırıldı mı? Almanya’ya Götürülme Hikayesi
Hattuşa tabletlerinin yurt dışı macerası, kaçakçılıktan ziyade tamamen 20. yüzyılın başındaki savaş koşulları ve bilimsel inceleme süreçleriyle ilgilidir:
- Almanya’ya Götürülme Süreci: I. Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle birlikte kazılar durdurulmuş; o dönem bulunan binlerce tabletin temizlenmesi, konservasyonu ve okunması amacıyla dönemin devlet kararıyla Almanya’ya (Berlin’e) gönderilmiştir.
- Bugünkü Durumları: Almanya’ya giden tabletlerin bir kısmı arşivleme ve inceleme süreçlerinin ardından Türkiye’ye iade edilmiş olsa da, bir kısmı günümüzde Berlin’deki Pergamon (Bergama) Müzesi’nde koruma altındadır. Ancak arşivin çok büyük bir aslan payı Türkiye’dedir.
Tabletler ve Eserler Hangi Müzelerde Sergileniyor?
Hattuşaş’tan çıkarılan binlerce tablet ve paha biçilemez arkeolojik eserler, korundukları ve sergilendikleri lokasyonlara göre şu şekilde dağılmaktadır:
- Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi: Hattuşa arşivinden çıkan en önemli kil tabletlerin, devlet antlaşmalarının (Kadeş Antlaşması vb.) ve en görkemli arkeolojik buluntuların ana merkezidir.
- İstanbul Arkeoloji Müzeleri: Hitit çivi yazısının en değerli örneklerine ve Akadca orijinal kopyalara ev sahipliği yapar.
- Çorum Müzesi ve Boğazköy Müzesi: Antik kentte yapılan kazılarda ele geçirilen yerel buluntular, erzak küpleri (pithoslar), günlük eşyalar ve yakın çevredeki kazı eserleri bölge müzelerinde sergilenerek ziyaretçilerle buluşur.
Hititler ve Hattuşa Hakkında Az Bilinen ve Şaşırtıcı Gerçekler
Tarihin akışını değiştiren bu kadim uygarlık, günümüzden binlerce yıl önce bugün bile modern gelebilecek pek çok ilginç gelenek, inanç ve sisteme sahipti. İşte Hititler hakkında en şaşırtıcı detaylar:
- Hitit Kralları Tanrı Değildi (Sadece “Tanrının Vekiliydiler”): Antik Mısır’da firavunlar doğrudan “yaşayan tanrı” kabul edilirken, Hititlerde krallar kesinlikle tanrı değil, tanrıların yeryüzündeki başrahibi ve hizmetkarı idi. Krallar tanrılara hesap vermek zorundaydı. Öyle ki, Hitit topraklarında büyük bir veba salgını çıktığında Kral II. Murşili tanrılara uzun uzun yazılmış “suçluluk/günah çıkarma” duaları yazmış, “Tanrım, babam yanlış yaptıysa cezasını halka değil bana ver” diyerek adeta tanrılarla pazarlık etmiştir.
- Tanrılarla Yapılan “Ticari Sözleşmeler” (Adak Antlaşmaları): Hititlerin tanrılarla olan ilişkisi korku temelli değil, tamamen hukuki ve ticari sözleşmelere dayanırdı. Krallar tanrılara adak adarken sanki bir noter sözleşmesi yapar gibi pazarlık ederdi: “Ey Tanrı, eğer bana bu savaşta zafer kazandırırırsan, sana altından heykel ve şu kadar koyun kurban edeceğim.” Eğer tanrı yardımı esirgerse, krallar tabletlerde tanrılara açıkça sitem eder ve hesap sorardı.
- Tarihin En Eski “Rüya Günlükleri”: Hititler rüyalara son derece büyük bir kehanet değeri verirdi. Sarayda rüya tabircileri ve kahinler bulunur, kralların gördüğü kabuslar veya ilahi rüyalar kil tabletlere ayrıntıyla kaydedilirdi. Bugün dünyanın en eski yazılı rüya günlükleri ve psikolojik yorumlama kılavuzları Hitit arşivlerinden çıkmıştır.
- Şehrin Yanması Aslında Kurtuluşu Oldu (Kil Tablet İronisi): Hattuşa’nın M.Ö. 1190’lı yıllarda büyük bir yangınla yıkılması ve yağmalanması o dönem büyük bir felaketti; ancak bu yangın arkeoloji tarihi için muazzam bir lütuf oldu. Pişmemiş nemli kil tabletler, çıkan bu devasa yangının ısısıyla tıpkı birer tuğla gibi fırınlanarak pişmiş ve sertleşmiştir. Eğer o yangın olmasaydı, binlerce yıllık o narin kil tabletler nemden eriyip yok olur ve tarihin en büyük arşivi asla günümüze ulaşamazdı.
- Hayvanların ve Köpeklerin Bile Hukuku Vardı: Hitit kanunları sadece insanları değil, hayvanları ve doğayı da koruma altına alan enteresan maddeler içeriyordu. Örneğin, bir köpeğin bir insanı ısırması veya bir boğanın tarlaya zarar vermesi durumunda sahibinin ödeyeceği cezalar mülkiyet hukukuna göre tabletlerde cüzi miktarlardan ağır tazminatlara kadar en ince detayına kadar bağlanmıştı.
Hitit Efsaneleri ve Kil Tabletlerdeki Mitolojik Anlatılar

Günümüze kadar gelen Hitit efsanelerinin tek kaynağı, Hattuşa Boğazkale ve çevresinde bulunan kil tabletlerdir. Ancak bu tabletlerin bir kısmı kırık veya parçalanmıştır. Örneğin Kaniş kraliçesinin 30 çocuğu ile ilgili efsanesinin sonu bilinmemektedir.
Hattuşa arşivlerinden günümüze ulaşan ve Hitit mitolojisinin derinliklerini gözler önüne seren en meşhur efsaneler şunlardır:
- İlluyanka Efsanesi (Fırtına Tanrısı ve Ejderha): Fırtına tanrısının İlluyanka isimli ejderi öldürmesi efsanesi bir Hitit efsanesidir ve tabletlerle günümüze kadar gelmiştir. Tanrılar ile devasa yılan/ejderha arasındaki bu mücadele, evrendeki düzenin yeniden kurulmasını simgeleyen en eski mitolojik metinler arasındadır.
- Telepinu Efsanesi ve 7 Rakamının Sırrı: Fırtına tanrısı Telepinu’nun öfkelenerek Hitit ülkesini terk ettiği ve beraberinde bereketi de götürdüğü efsane, tarım toplumunun doğa döngüsünü anlamlandırma çabasını yansıtır. Tüm tabletleri tam olarak günümüze kadar gelmiş olan bu efsanede 7 rakamının önemi büyüktür. Bilim insanları 7 rakamının güneş, ay ve o zamanlar bilinen 5 gezegeni temsil ettiğini söylemektedir.
- Kumarbi ve Ullikummi Efsaneleri (Tanrılar Savaşları): Hititlerin bilinen efsaneleri arasında taht mücadelelerini anlatan Kumarbi efsanesi de önemli bir yer tutmaktadır. Ancak tablet kırık olduğundan efsanenin sonu bilinememektedir. Bu mitolojik döngünün devamı olan Ullikummi Efsanesi’nde ise tanrılara meydan okumak için denizin ortasında diorit taşından devasa bir canavar yaratılır ve evreni sarsan kozmik bir savaş anlatılır.
Hitit Kanunları, Adalet Sistemi ve Toplumsal Düzen

Hititler, haklıyı ve haksızı yargılayanın tanrılar olduğuna inanmalarına rağmen, hukuka ve toplumsal düzene büyük önem vermişlerdir. Kralların, tanrıların yeryüzündeki temsilcileri olduğuna inanıldığı için yasalar tanrı adına krallar tarafından çıkarılmıştır.
Pankuş Meclisi ve Telipinu Fermanı: Hukukun ve Verasetin Temelleri
Hitit hukuk sisteminin en karakteristik özellikleri, krallık otoritesini dengeleyen kurumlar ve yazılı kurallardır:
- Pankuş Meclisi (Asiller Meclisi): Hititlerde kralın yetkilerini sınırlayan, soylulardan oluşan ve dünyanın ilk meclis örneklerinden biri kabul edilen Pankuş Meclisi, devlet yönetiminde kritik bir denge unsuru idi.
- Telipinu Fermanı (Dünyanın İlk Veraset Kanunu): Sık yaşanan taht kavgalarını, kanlı saray cinayetlerini ve taht hırslarını önlemek amacıyla Kral Telipinu tarafından çıkarılan bu ferman; kralın kimin tarafından ve nasıl seçileceğini, tahtın varislerini ve cezai sorumlulukları yasal güvenceye bağlayan tarihin ilk yazılı veraset kanunudur.
Hitit Yasalarından Çarpıcı Örnekler ve Tazminat Sistemi
Hitit toplumu geliştikçe yasalar da değişmiş, ilk dönemlerdeki sert ölüm ve işkence cezaları zamanla kısmen kalkarak yerini tazminat sistemine bırakmıştır. Kil tabletlerde yer alan en ilginç ve dikkat çeken yasa maddelerinden bazıları şunlardır:
- Kısas Yerine Tazminat ve Grup Sorumluluğu: Cezalarda genel olarak göze göz, dişe diş prensibi bulunsa da cinayetlerde sistem tazminata bağlanmıştır. Örneğin, bir adam kavga sonucu öldürülürse, öldüren kişi maktulün ailesine dört kişi (köle veya çalışan) vermek zorundaydı. Eğer ölüm kaza sonucu gerçekleşmişse, bu kişileri kazaya sebep olan kişi tedarik ederdi.
- Tarlada veya Kırda İşlenen Cinayetler: Hitit hukukunun en ilginç maddelerinden biri coğrafi sorumluluktur. Bir şahsın tarlasında birisi öldürülmüşse, cinayetin tazminatını tarlanın sahibi ödemek zorundaydı. Eğer maktul kırda (açık alanda) öldürülmüşse, oraya en yakın kasabanın halkı bu tazminatı ortaklaşa ödemekle yükümlü tutulurdu.
- Zina ve Ahlak Suçları: Hitit yasalarında zina oldukça ağır bir suç teşkil ediyordu. Zina kırda gerçekleşirse tecavüz sayıldığı için suçlu adam ölümle cezalandırılırdı. Fakat zina yapanlar evde suçüstü yakalanırsa, hem kadın hem de erkek idam edilirdi.
Yargılama Usulü ve Kralın Yetkilendirilmesi
Hitit yasalarının uygulayıcısı kralın kendisi veya kralın özel olarak yetkilendirdiği kişilerdi. Yargılama işi genellikle kraliyet sarayının dışında, kamusal alanlarda yapılmaktaydı. Örneğin arkeolojik kazılarda bulunan bazı mahkeme kararlarında sadece III. Hattuşili’nin eşi Kraliçe Puduhepa‘nın mührünün yer alması, kadınların ve kraliçenin idari/hukuki alandaki yetki gücünü açıkça göstermektedir. Bulunan Hitit kil tabletlerinde bu yargılama, şahit dinleme ve mahkeme süreçleri en ince detayına kadar anlatılmıştır.
Hititlerde Sosyal Yaşam, Kadın Hakları ve Aile Düzeni

Hitit toplum yapısı, dönemin diğer Orta Doğu ve Mezopotamya uygarlıklarına kıyasla kadına tanıdığı haklar ve gelişmiş aile hukuku açısından oldukça ileri düzeydedir:
- Kraliçe Puduhepa’nın Eşsiz Gücü: Hitit toplumunda kadınlar devlet yönetiminde ve dini törenlerde aktif rol almıştır. Özellikle Kral III. Hattuşili’nin eşi Kraliçe Puduhepa, Mısır Kraliçesi Nefertari ile doğrudan yazışmalar yapmış, devlet antlaşmalarına kendi mühürünü basmış, başrahibe olarak ülkenin dini ve siyasi kararlarında kral kadar söz sahibi olmuştur.
- Evlilik ve Nikah Sözleşmeleri: Hititlerde evlilik hukuki bir sözleşmeye dayanmaktaydı. Evlenirken damat adayının gelin tarafına verdiği başlık parası/hediye (mihir benzeri güvence) kayıt altına alınır, olası bir boşanma durumunda kadının ekonomik hakları bu sözleşmeyle korunurdu.
- Boşanma Hakları ve Çocuk Hakları: Boşanma durumunda kadınların çocukların bakım hakkını alabildiği, mal paylaşımında haksızlığa uğramadığı ve hatta kadınların da belirli şartlar altında boşanma talep edebildiği kil tabletlerdeki yasa maddeleriyle kanıtlanmıştır.
Hitit Sanatı: Anadolu’nun Yerli ve Hint-Avrupa Kültürünün Sentezi

Hitit sanatı ile ilgili olarak bu bölüme başlarken rahmetli Prof. Dr. Ekrem Akurgal’ı ve cümlelerini anmamak olmaz. Büyük tarihçi Akurgal bu sentezi şu sözlerle özetlemiştir:
“Eski Anadolu’nun yerli halkı Hattiler’le buraya göçlerle gelmiş Hint-Avrupalıların kültürlerinin uyumlu kaynaşmasından Hitit Sanatı gelişmiştir.”
Mimaride, heykelcilikte, çömlekçilikte ve seramik sanatında çağını aşan son derece önemli eserler veren Hititlerin sanat anlayışının temel özellikleri şunlardır:
Mimari ve Savunma Yapılarında Mühendislik Dehası
- Taş ve Kerpiç Uyumu: Hititler mimaride taş temelli yapıları ahşap ile desteklemiş ve üzerlerine hemen tabandan başlayacak şekilde en az 10 santimetre kalınlığında kerpiç sıvası yapmışlardır.
- Kalıcı Surlar: Mimarideki başarıları yapmış oldukları kaleler ve surlarda açıkça görülebilir. Hititlerin Hattuşa Boğazkale sınırlarında inşa ettikleri bu görkemli surlar, kendilerinden sonra gelen uygarlıklara da örnek teşkil etmiştir.
Heykelcilik, Pişmiş Toprak Figürinler ve Rölyefli Seramikler
Heykelcilik ve çömlekçilikte kesinlikle ustalaşmış olduklarını kanıtlayan Hititlerin eserleri bugün bile büyük bir hayranlık uyandırmaktadır:
- Tunç ve Bronz Heykelcikler: İlk başlarda üstleri insan (tanrı veya tanrıça), alt kısımları ise bir bağlantı amaçlı çivi veya kama biçiminde tunçtan ya da bronzdan heykelcikler üretilmiştir.
- Pişmiş Toprak Hayvan Figürinleri: Pişmiş toprak hayvan heykelcikleri ve çömlek kaplar bugün Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenmekte olup kesinlikle hayranlık uyandırmaktadır. Sadece zamanının değil günümüzde bile sanat eseri sayılan bu heykelcikler, üzerlerindeki hayvan figürleri ve usta işi kıvrımlarla görülmeye değerdir.
- Hikaye Anlatan Rölyefli Çömlekler: Hitit çömleklerinin ve keramiklerinin üzerlerinde yer alan tanrı, insan veya hayvan kabartmaları (rölyefli keramik ürünleri), kile şekil verme sanatının doruğundaki sanatçıların düşlediklerini bizlere anlatmaktadır. Her rölyefli çömlek veya kap ayrı bir konuyu (bazen bir efsaneyi bazen de bir evlilik törenini) gözler önüne serer.
Hitit Mühürleri ve Gliptik Sanatı: Minyatürün Zirvesi
Gliptik denilen mühürcülük sanatı Hititler için ayrı bir öneme sahiptir. Gliptik, eski Yunanca’da taş ve metal üzerine kazılarak figür işleme sanatıdır. Hattuşa Boğazkale ve diğer kazı alanlarında bulunan mühürleri yapan sanatçılar veya ustalar, çağının minyatür sanatını bu ufacık mühür yüzeylerine kusursuz bir şekilde işlemişlerdir.
Mühürlerin Çeşitleri, Kullanım Alanları ve Malzemeleri
- Form ve Tasarım: Bazen silindir biçiminde veya yuvarlak, bazen de düz damga veya çekiç başlı biçimlerde üretilen bu mühürlerin bir kısmı ne yazık ki yasadışı yollarla ülkeden çıkartılmış ve günümüzde dünyadaki birçok müzede sergilenmektedir.
- Kullanıcı Profili: Mühürleri öncelikli olarak krallar, kraliçeler, rahipler ve dönemin hiyerarşisi içerisindeki üst düzey insanlar kullansa da, Hitit toplumunda hemen herkesin bir mührü vardır.
- Kullanılan Malzemeler: Mühürler altın ve gümüş gibi değerli madenlerin yanı sıra normal taştan, kemikten ve pişmiş topraktan da yapılmıştır.
- Fonksiyonel Çeşitlilik: Bu mühürler; bir malın sahibini belirlemeden hukuki bir hesaplama işine veya bir yasal düzenlemenin hangi kral tarafından koyulduğunu tescillemeye kadar çok çeşitli alanlarda kullanılmıştır.
Minyatür Sanatının Şaheseri: Hattuşa’dan Av ve Tapınma Sahneleri
Mühürlerin çevresi genellikle dönemin yaşamını ve inançlarını anlatan mitolojik veya günlük olayları yansıtan figürlerle bezenmiştir. Bu betimlemeler bir av sahnesi ya da kurban töreni olabilmektedir.
Bu konudaki en ilginç ve çarpıcı örnek doğrudan Hattuşa Boğazkale kazılarında gün yüzüne çıkarılmıştır:
Mühür çevresindeki bu minyatür betimlemede, kuşlu bir tanrıçaya tapınan bir erkek figürü yer almaktadır.
Bu tapınma olayının hemen arkasında ise kusursuz bir av sahnesi geçer; arkadaki avcının fırlattığı okla can çekişen hayvanın üzerindeki ok uçları bile tüm detaylarıyla işlenmiştir.
Bu büyüleyici detaylar, minyatür sanatının ulaştığı doruk noktasını ve Hattuşa sanatçılarının el işçiliğindeki üstün dehasını açıkça gözler önüne sermektedir.
Hitit ve Türk Gelenekleri: Bin Yıllık Kültürel Süreklilik ve Benzerlikler

Tarih boyunca birbirlerinin devamı gibi olan uygarlıklar veya farklı bir yerden gelerek fetih yapan medeniyetler birbirlerinden etkilenmiş ve birçok özelliğini gerek değiştirerek gerekse değiştirmeden kullanmış ve yaşatmıştır. Özellikle Anadolu sınırları içindeki medeniyetler bu anlamda kendilerinden önceki uygarlıkların örf ve adetlerini devralarak sürdürmüş; sonrasındaki medeniyetler de bu mirası günümüze kadar taşımıştır.
Hititlerin uyguladığı bazı gelenekler, yüzyıllar boyunca ve hatta yakın tarihe kadar Anadolu’da yaşamaya devam etmiştir. Arkeolojik ve tarihi kayıtlarda öne çıkan en çarpıcı kültürel benzerlikler şunlardır:
- Tören Öncesi Kıyafet Değiştirme Geleneği: Hitit tapınağında yapılan bir törende kral veya kraliçe bir odada üzerini değiştirerek tören elbiselerini giyer ve törene bu şekilde katılırlarmış. Bu köklü gelenek Osmanlı Devletinde de sürmüş; padişahlar Topkapı Sarayı’ndaki Mecidiye Köşkü’ne giderlerken üçüncü avludaki ufak bir binaya girerek kıyafetlerini değiştirmişlerdir.
- Göğe Kaldırılan Eller ve Sembolik Danslar: Hititlerin dinsel törenlerinde çeşitli ritmik hareketlerle birlikte dans ettikleri bilinmektedir. Bu danslar esnasında ellerini göğe doğru kaldırdıkları görülür. Günümüzdeki Mevlevi mukabelelerinde ve dervişlerin sema törenlerinde ellerin benzer şekilde konumlandırılması bu kadim Anadolu geleneğinin izlerini taşır.
- Rahip Eşliğinde Günah Çıkartma: Günümüzde daha çok Hristiyanlık inancında bilinen günah çıkartma veya arınma uygulamasının, antik dönemde Hititli rahipler ile halk arasında da yapıldığı bilinmektedir.
- Arınma ve Gusül Abdesti: Hitit geleneklerine göre erkek bir kadınla cinsel ilişkiye girdikten sonra mutlaka yıkanmalıdır. Toplumsal temizlik ve arınma kuralı olan bu gelenek, İslam kültüründeki gusül abdesti anlayışıyla birebir örtüşmektedir.
Hitit ve Hattuşa Eserlerinin Sergilendiği Başlıca Müzeler

Türkiye, Hitit medeniyetinin ve başkent Hattuşa’nın anavatanı olması sayesinde dünyanın en zengin Hitit koleksiyonlarına ev sahipliği yapmaktadır. Başkent Ankara başta olmak üzere; antik kentin merkezinden, kutsal kentlerin ve Geç Hitit krallıklarının topraklarından uzanan Türkiye’nin dört bir yanındaki bu müzelerde binlerce yıllık tarihi yakından inceleyebilirsiniz:
- Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi (Ankara): Hitit ve Hattuşa eserlerinin dünyadaki en zengin ve en önemli merkezidir. Hattuşa arşivinden çıkarılan binlerce kil tablet, Kadeş Antlaşması’nın kil tablet kopyası, devasa fırtına tanrısı heykelleri, törensel kaplar (ritonlar), altın mühürler ve ortostatlar burada sergilenmektedir.
- Çorum Müzesi ve Boğazköy (Hattuşa) Müzesi (Çorum): Antik kentin hemen girişindeki Boğazköy Müzesi, yerel buluntuları ve erzak küplerini (pithosları) barındırır. Çorum Müzesi ise Alacahöyük ve Hattuşa’dan gelen metal işçiliği ile pişmiş toprak eserlerin en görkemli sergi alanlarından biridir.
- İstanbul Arkeoloji Müzeleri (İstanbul): Dünyanın bilinen ilk barış antlaşması olan Kadeş Antlaşması’nın orijinal gümüş levhadan kopyalanmış kil tablet metni, çok sayıda devlet yazışması ve Hitit mimari parçaları burada korunmaktadır.
- Sivas Arkeoloji Müzesi (Sivas): Hititlerin en büyük dini ve idari merkezlerinden biri olan Samuhha (Kayalıpınar) antik kentinde yapılan kazılardan çıkarılan çivi yazılı kil tabletler, mühür baskıları ve pişmiş toprak kaplar bu müzede sergilenmektedir.
- Malatya Müzesi (Malatya): Hitit İmparatorluğu’nun ardından bölgede varlık gösteren Geç Hitit Krallığı (Melid) merkezi olan UNESCO listesindeki Arslantepe Höyüğü buluntularına ev sahipliği yapar. Müzede kentin simgesi dev aslan heykelleri ve bazalt taş kabartmalar yer alır.
- Alacahöyük Örenyeri ve Müzesi (Çorum): Hattuşa’nın komşusu olan bu alanda, kral mezarlarından çıkarılan ünlü tunç güneş kursları, altın takılar ve geyik/boğa figürinleri sergilenmektedir.
- Kayseri Arkeoloji Müzesi (Kayseri): Hitit yazılı kültürünün temeli olan Asur Ticaret Kolonileri Çağı’na ait Kültepe (Kaniş) tabletleri ve çivi yazılı zarflar bu müzededir.
- Gaziantep Arkeoloji Müzesi (Gaziantep): Karkamış Antik Kenti’nden çıkarılan, tanrıları ve kralları betimleyen devasa Geç Hitit dönemi bazalt taş blokları (ortostatlar) ve kabartmalarıyla ünlüdür.
- Adana Müzesi (Adana): Çukurova bölgesindeki izleri taşıyan, Karatepe-Aslantaş’tan çıkarılan çift dilli (Luvi hiyeroglif ve Fenike alfabesi) yazıtlar ve fırtına tanrısı heykelleri burada sergilenmektedir.
Çevrede Mutlaka Görülmesi Gereken Diğer Yerler (Hitit Rotaları)

Hattuşa’ya kadar gelmişken Hitit medeniyetinin izini sürmeye devam etmek ve bölgedeki diğer tarihi hazineleri keşfetmek için rotanıza mutlaka eklemeniz gereken yakın çevredeki duraklar şunlardır:
- Yazılıkaya Açık Hava Tapınağı: Antik kentin ana yerleşim alanının hemen birkaç kilometre kuzeydoğusunda yer alan, kayalara kazınmış büyüleyici tanrı ve tanrıça kabartmalarıyla Hititlerin en kutsal ritüel ve panteon alanı olan bu mabedi rota planınıza mutlaka dahil etmelisiniz.
- Alacahöyük Örenyeri ve Sfenksli Kapı: Hititler öncesi (Hatti dönemi) ve Hitit dönemi eserleriyle ünlü, UNESCO Dünya Geçici Miras Listesi’nde yer alan çok önemli bir komşu antik kenttir. Özellikle görkemli sfenksli kapısı ve kral mezarları ile adeta açık hava müzesi niteliğindedir.
- Boğazköy Müzesi: Antik kent ve çevresinde yapılan kazılarda çıkarılan yerel eserlerin, günlük yaşam objelerinin, pişmiş toprak kapların ve mimari kalıntıların sergilendiği, kentin hemen girişindeki zengin ilçe müzesidir.
- Şapinuva (Ortaköy): Hitit İmparatorluğu’nun Hattuşa’dan sonraki bir diğer önemli idari, dini ve askeri merkezi olan bu antik kent, çivi yazılı tablet arşivleri ve devasa yapı kalıntılarıyla Hitit coğrafyasının en kritik duraklarından biridir.
Boğazkale ve Çorum’da Ne Yenir?
Tarih kokan bu muazzam coğrafyada geçen yorucu ama büyüleyici bir günün ardından, hem Boğazkale’nin yöresel tatlarını hem de Çorum mutfağının zengin lezzetlerini denemek seyahatiniz unutulmaz kılacaktır. Bölgede mutlaka tatmanız gereken başlıca lezzetler şunlardır:
- İskilip Dolması: Çorum’un en meşhur ve geleneksel yemeğidir. Saatlerce bakır kazanlarda, özel bir çuval içinde kuyu tandırında yavaş yavaş pişirilen bu nefis etli pirinç pilavı, özellikle özel günlerin ve coğrafi işaretli mutfağın zirvesidir.
- Çorum Leblebisi: Çorum denince akla ilk gelen lezzettir. Şehrin çarşısında taze kavrulmuş çıtır leblebinin tuzlu, karanfilli, çıtır veya acılı çeşitlerini tatmadan ve yanınıza almadan dönmek olmaz.
- Çorum Mantısı (Cırbık veya Oğuzmadan): Klasik mantılardan farklı olarak fırınlandıktan sonra et suyu ve özel soslarla servis edilen, yöreye özgü hamur işi lezzetlerinden biridir.
- Kargı Tulum Peyniri: Yüksek yaylalarda üretilen, kendine has lezzeti ve yapısıyla kahvaltıların ve yöresel sofraların vazgeçilmez peyniridir.
- Hitit Mutfağından Ezgiler: Bölgedeki bazı butik işletmelerde ve yerel restoranlarda, kil tabletlerden de deşifre edilen eski buğday türleriyle (siyez vb.) yapılan kadim Hitit ekmekleri ve yöresel çorbalar da deneyimlenebilir.
Hattuşa Antik Kenti Hakkında Sık Sorulan Sorular (SSS)
Hitit İmparatorluğu’nun başkenti olan Hattuşa Antik Kenti hakkında ziyaretçilerin ve tarih meraklılarının en çok merak ettiği soruları aşağıda bulabilirsiniz. Hattuşa’nın tarihi, önemi, keşfi ve arkeolojik buluntuları hakkında kısa bilgiler bu bölümde yer almaktadır.
Evet. Hattuşa ve Hattuşaş aynı antik kenti ifade etmektedir. Türkiye’de uzun yıllar boyunca Hattuşaş adı kullanılmış olsa da günümüzde arkeoloji ve tarih literatüründe daha çok Hattuşa ismi tercih edilmektedir. Her iki isim de Hitit İmparatorluğu’nun başkentini tanımlar.
Hattuşa Antik Kenti, Türkiye’nin Çorum ilinin Boğazkale ilçesi sınırları içerisinde bulunmaktadır. Coğrafi olarak Karadeniz ile İç Anadolu’nun kesişim noktasında, Alacahöyük Milli Parkı’nın kalbinde yer alır.
Antik kent, Çorum şehir merkezine yaklaşık 82 kilometre uzaklıktadır. Şahsi aracınızla veya yerel turlarla ortalama 1 saat 15 dakikalık bir yolculukla alana ulaşım sağlayabilirsiniz.
Her iki önemli arkeolojik alan da Çorum ili sınırları içerisindedir. Hattuşa, Boğazkale ilçesindeyken; Hititlerin bir diğer hayati merkezi olan Alacahöyük ise Alaca ilçesindedir. İki tarihi merkez birbirine oldukça yakın olup, günümüzde Boğazkale ve Alacahöyük Milli Parkı koruma şemsiyesi altında bir arada yer almaktadır.
Hattuşaş, M.Ö. 2000’li yıllarda Anadolu’da çok güçlü bir imparatorluk kurmuş olan Hitit uygarlığının resmi devlet başkenti ve idari merkezidir.
Hattuşa, Hitit İmparatorluğu’nun başkenti olmasının yanı sıra, insanlık tarihinin ilk yazılı barış antlaşması kabul edilen Kadeş Antlaşması’nın tabletlerine ev sahipliği yapması açısından kritik bir öneme sahiptir. Yaklaşık 6 kilometrelik devasa surları, anıtsal kapıları ve çok kültürlü arşivleriyle Anadolu arkeolojisinin temel direğidir.
Hattuşa, en çok Hitit uygarlığının başkenti olarak bilinmektedir. Ancak bölgede Hititlerden önce Hattiler yaşamış, daha sonraki dönemlerde Frig, Galat, Roma ve Bizans kültürlerinin de etkileri görülmüştür.
Hattuşa kazılarında bugüne kadar yaklaşık 30 binin üzerinde çivi yazılı kil tablet bulunmuştur. Bu tabletler; devlet yönetimi, hukuk, diplomasi, din, mitoloji ve günlük yaşam hakkında önemli bilgiler içermektedir.
Hattuşa’da bulunan tabletlerin ve diğer arkeolojik eserlerin büyük bölümü Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi ile İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde korunmakta ve sergilenmektedir. Bazı eserler ise Çorum Müzesi’nde görülebilmektedir.
Hattuşa kalıntıları 1834 yılında Fransız gezgin ve arkeolog Charles Texier tarafından yeniden keşfedilmiştir. Daha sonra yapılan kazılar sonucunda buranın Hitit İmparatorluğu’nun başkenti olduğu anlaşılmıştır.
Hattuşa’da yer alan Aslanlı Kapı, Kral Kapı, Sfenksli Kapı ve Büyük Tapınak en tanınmış yapılar arasında yer alır. Özellikle Aslanlı Kapı, Hitit sanatının ve Hattuşa’nın simgelerinden biri olarak kabul edilmektedir.
Hattuşa’da bulunan tabletlerin büyük bölümü Hititçe çivi yazısıyla yazılmıştır. Bunun yanında Hattice, Luvice, Hurrice, Akadca ve Sümerce gibi farklı dillere ait metinler de bulunmuştur. Bu durum Hattuşa’nın çok kültürlü bir merkez olduğunu göstermektedir.
Ayrıca İlgili Kaynaklar:
- Türkiye UNESCO Dünya Mirası Listesi
- Hattuşaş Fotoğrafları
- İç Anadolu Bölgesi Antik Kentleri, Tarihi Yerleri ve Ören Yerleri
- İç Anadolu bölgesi Antik Kent ve Tarihi Şehir Fotoğrafları
- Türkiye Müzeler, Antik Şehir ve Tarihi Kentler
- Arkeoloji Kategorisi
- Antik Çağ Kategorisi
- Anadolu Tarihi Kategorisi
- Tapınaklar Kategorisi
- Hitit Sanatı – A. Muhibbe Darga
- Hitit Çağında Anadolu – Sedat Alp
- Hititler ve Hattuşa – Muazzez İlmiye Çığ
- Hititler – İlker Koç
- Hattuşa Hakkında Bilgiler ve Hitit Tarihçesi
