Karadeniz bölgesi fotoğrafları Pokut yaylası sis fotoğrafları - Pokut plateau photos

Karadeniz Bölgesi Şehir İsimleri Nereden Geliyor? Kadim Kökenler ve Efsaneler

Şehir isimlerinin kökenleri, bir yerleşim yerinin kimliğini ve tarihini yansıtan zengin bir mozaik sunar; Karadeniz Bölgesi şehir isimleri nereden geliyor? konusu da bu benzersiz coğrafyanın köklü geçmişini gözler önüne sermektedir. Bu isimler genellikle dağlar, nehirler ve bitki örtüsü gibi coğrafi yapılardan türeyebileceği gibi; antik çağ efsanelerinden, bölgeye iz bırakan hükümdarlardan veya bu topraklarda yaşamış kadim medeniyetlerin dillerinden beslenir. Kimi zaman denize uzanan bir yaylanın masa benzeri şekli bir şehre adını verirken, kimi zaman da bölgeyi mesken tutmuş köklü bir Türkmen aşireti ismin kaynağı olabilir.

Trabzon’un antik limanlarından Sinop’un felsefi sokaklarına, Samsun’un köklü liman geçmişinden Zonguldak’ın cangıl ormanlarına kadar uzanan bu rehberimizde; coğrafya ile tarih arasındaki derin bağı gözler önüne seriyor, Karadeniz şehir adlarının etimolojik ve tarihi kökenlerini derinlemesine inceliyoruz.

Karadeniz Şehir İsimlerinin Etimolojileri

Karadeniz Bölgesi’ndeki şehir isimlerinin kökenleri, bu coğrafyanın kendine has görkemli doğası, binlerce yıllık tarihi ve çok katmanlı kültürel çeşitliliği ile şekillenmiştir. Karadeniz şehir adlarının tarihi kökenleri incelendiğinde; örneğin Trabzon’un antik çağlardaki adı olan “Trapezus”un Yunancada “masa” anlamına geldiği ve kentin denize doğru uzanan masa şeklindeki yayla morfolojisini ifade ettiği görülür. Samsun’un eski adı olan “Amisos” ise bölgede iz bırakmış çok eski bir kavmin mirası olarak kabul edilir. Rize isminin kökeni hakkında akademik dünyada farklı görüşler bulunsa da, kelime Lazca ve Rumca dillerinde dağ eteği veya yeşillik gibi benzer coğrafi anlamlarla ilişkilendirilir. Ordu’nun ismi bölgede geçmişte yürütülen askeri faaliyetlerin ve stratejik ordugahların varlığıyla bağ kurarken; Giresun’un antik adı olan “Kerasus” ise bölgenin kiraz yetiştiriciliğiyle olan tarihsel ilişkisini göstererek Latinceye de geçen köklü bir kelimedir. Karadeniz şehirlerinin ardındaki bu ilginç isim hikayeleri, bölgenin yüzyıllar boyunca biriken kültürel zenginliğine ışık tutar.

Pokut yaylası sis - when the fog meets the pines, Pokut plateau
Pokut yaylası sis – when the fog meets the pines, Pokut plateau

Akdeniz Bölgesi Şehir İsimlerinin Kökenleri ve Anlamları Özet Tablosu

Bilinen En Eski Kökeni / Anlamı Öne Çıkan Efsane veya Tarihi Detay
Parthenia / Parthenios (Sular Tanrısı) Kelime anlamı “Sular İlahı” veya “Muhteşem Akan Su”dur; Okeanos’un çocuklarından mülhemdir.
Payper / Paypert / Berd (Ermenice: Kale) 1291 Selçuklu sikkelerinde “Baypırt” geçer; Evliya Çelebi’ye göre Horasan’dan gelenlerin zenginleşip “Bay-yurd” demesidir.
Bithynia / Claudio Polis / Polis (Şehir) İsmini antik “Polis” kelimesinden alır; halk rivayetinde Osmanlı devrinde alimlerin çok yetişmesiyle “Bol Uluğ” denmiştir.
Trokmu (Galat boyu) / Dzorum (Ermenice: Akarsu yeri) Trokme boy adının “Toromku-Çorumlu” formuna evrilmesi veya Bilge Umar’a göre Çorum Çayı’nın oluşturduğu akıntı anlamıdır.
Dusepro Solympium / Prusias pros Hypios Antik haritalarda Dusepro olarak geçer; 1509 “Küçük Kıyamet” depremi arşiv belgelerinde ve 1570 Mühimme Defteri’nde ilk kez Düzce adı kaydedilmiştir.
Canca (Tzantzakhon / Zan Yurdu) / Khalybia 1200 yıl Canca olarak anıldı; antik çağda karbonlu demiri nedeniyle “Demir Diyarı” (Khalybia) denmiştir. Osmanlı’da “Gümüş Evi” oldu.
Kerasus (Kiraz) / Keras (Boynuz) Kirazın anavatanı olmasından veya yarımadanın boynuza benzemesinden türemiştir; Romalı General Kerasus rivayeti de mevcuttur.
Kara (Koyu/Yoğun) + Bük (Çalılık/Nehir kıvrımı) Kelime anlamı “kara çalılık yer”dir; bir diğer söylenceye göre bölgeyi yurt tutan “Karabörk” Türkmen aşiretinden miras kalmıştır.
Kastama (Hitit dönemi) / Kastra Komnen Hitit metinlerindeki Kastama veya Gas-Tumanna birleşimidir; halk inanışında Bizans hanedanı Komnenlerin Kalesi (Kastra Komnen) denilmiştir.
Kotyora (Eski Lazca: Çanak/Çömlek yapılan yer) Özhan Öztürk’e göre Koto (-uri) kökenlidir; bugünkü adı 1396’da Hacı Emiroğlu Süleyman Bey’in 12 bin kişilik ordusunun burada ordugah kurmasıyla verilmiştir.
Amisos (Anadolu menşeli / Palaskça) Antik İbrani lider Samson veya Hz. Nuh’un oğlu Sam rivayetleri vardır; idari olarak Osmanlı’da daima “Canik Sancağı” olarak tescil edilmiştir.
Sinope (Su perisi veya Amazon kraliçesi) Mitolojide Irmak Tanrısı Asopos’un su perisi kızı Sinope’dir; Strabon ise kurucu olarak Argonotlar’dan Autolykos’u işaret eder.
Dokeia / Dahyu (Ahameniş dönemi: Ülke/Şatraplık) Evliya Çelebi’ye göre “Tok-at”, Uzunçarşılı’ya göre surlu şehir “Toh-kat” demektir; Togayıt Türkleri tarafından kurulduğu da güçlü bir görüştür.
Trapezus (Masa / Dört köşe platform) Boztepe’nin masa şeklindeki morfolojisinden veya köle platformundan gelir; Evliya Çelebi’ye göre “Tuğra-bozan” veya “Tarab-efzun”dur.
Sandraka / Zongalık (Sazlık/Bataklık) / Zongura Sandra Çayı’ndan gelir; sıtma titremesi (zonklamak), semer otu (zongura) ve sis kalktıktan sonra kaptanın “burası zongalıkmış” demesi rivayetleri mevcuttur.

Karadeniz Bölgesi İçindeki Şehir İsimleri Nereden Gelmektedir?

Bilindiği üzere bu muazzam coğrafi sınır ve yeşilin her tonunu barındıran şerit içerisinde tam 18 şehir bulunmaktadır. Peki, Doğu Karadeniz’in sarp yamaçlarından Batı Karadeniz’in sık ormanlarına kadar uzanan bu tarihi kentlerin isimlerinin gerçek kökenleri, arşivlerde geçen kadim anlamları ve arkalarında yatan mitolojik efsaneler nelerdir? Gelin, Amasya’dan Trabzon’a, Sinop’tan Rize’ye uzanan bu köklü isimlerin tarihsel serüvenine ve medeniyetlerin bıraktığı izlere yakından bakalım:

Amasya İsmi Nereden Gelmektedir?

Tarih boyunca pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış olan şehzadeler şehri Amasya’nın isminin, antik çağlarda bu bölgede yaşamış olan efsanevi bir Amazon kraliçesi Amasis’den geldiği düşünülmektedir. Bölgede yapılan arkeolojik kazılarda bulunan Yunan ve Roma dönemi sikkeleri incelendiğinde; kentin adının yüzyıllar boyunca Αμάσεια (Amaseia), Amassia ve Amasia olarak evrildiği, Türklerin burayı yurt edinmesiyle birlikte en son bugünkü Amasya formunu aldığı görülmektedir.

Ancak şehrin tarihi çok daha eskilere uzanmaktadır. Hitit çivi yazılı belgelerine göre Amasya’nın bilinen en eski adının Hakmiş [Khakm(p)is] olduğu sanılmaktadır ve bu ismin Perslerin Amasya’yı fethine kadar kullanıldığı değerlendirilmektedir.

Yeşilırmak kenarında eski Amasya evleri ve kral mezarları - Old Amasya houses and king tombs along Yesilirmak river
Yeşilırmak kenarında eski Amasya evleri ve kral mezarları – Old Amasya houses and king tombs along Yesilirmak river

Mitolojik ve dini kökenlere bakıldığında ise Amasya’nın Mitridates Krallığı Dönemi’ndeki adı olan Amasseia, çok daha derin bir anlama sahiptir. Özellikle M.Ö. 2. yüzyıldan itibaren basılan Amasya şehir sikkelerinde net şekilde okunan bu kelime; antik dillerde “Ana” anlamına gelen ve özellikle “Ana Tanrıça”yı kasteden ‘Ama’ ve onun bir başka türevi olan ‘Mâ’ ibaresiyle doğrudan bağlantılıdır. Buradan hareketle etimolojik olarak Amasseia, “Ana Tanrıça Mâ’nın Şehri” anlamına gelmektedir. Doğu kökenli bir figür olan Ana Tanrıça Mâ, Perslerin Anadolu’yu fethinden sonra tapınılması yaygınlaşan, Mitridates ve Kapadokya bölgesinin en önemli yerel tanrıçasıdır.

Roma İmparatorluğu döneminde (Septimius Severus, Caracalla ve Severus Alexander devirlerinde) basılan sikkelerde isim Amaciac (Amasia) olarak korunmuş, Bizans Devri’nde de değişmeden devam etmiştir. Kent, Danişmendliler zamanında bazen Amasiyye bazen de Şehr-i Haraşna olarak anılsa da; Selçuklu, İlhanlı, Anadolu Beylikleri ve Osmanlı İmparatorluğu dönemlerinde hiçbir değişikliğe uğramadan günümüze kadar Amasya olarak ulaşmıştır. Ayrıca Amasya gezilecek tarihi yerler ile ilgili sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

Ayder yaylası Kavran deresi manzarası fotoğrafları - Ayder Plateau photos
Ayder yaylası Kavran deresi manzarası fotoğrafları – Ayder Plateau photos

Rize İsmi Nereden Gelmektedir?

Rize ilinin adı ile ilgili olarak tarihçiler ve dil bilimciler tarafından değişik görüşler ileri sürülmüştür; bu görüşlerden ilki Yunanca pirinç anlamına gelen Rhisos kelimesidir. Bir diğer yaygın akademik görüşe göre ise Rize adı, Rumca’da “Rıza” olarak ifade edilen ve “dağ eteği” anlamında kullanılan kelimeyle doğrudan ilişkilidir. Şehrin dik yamaçların hemen eteğinde kurulmuş olan coğrafi yapısı da bu tezi kuvvetlendirmektedir. Kelimenin Türk-İslam kaynaklarındaki ve Osmanlıca’daki karşılığına bakıldığında ise “Rize” sözcüğü; ufak kırıntı, döküntü anlamlarında karşımıza çıkmaktadır.

Coğrafi yapısıyla adeta bütünleşen bu ismin arkasında, Rize şehrimizde tam 390 civarında yayla olduğu bilinmektedir. Bu eşsiz doğa harikası yaylalardan en ünlüleri içinde yer alan Ayder Yaylası günümüzde ne yazık ki beton yapılaşmadan dolayı o kendine has özelliğini hızla kaybetmektedir. Rize seyahatinizde bu bölgenin tarihi dokusunu hissetmek isterseniz Ayder Yaylası ve Pokut Yaylası bilgileri için ilgili sayfalarımızı ziyaret edebilirsiniz. Ayder Yaylası ve Pokut Yaylası bilgileri için ilgili sayfalarımızı ziyaret edebilirsiniz.

Pokut yaylası manzara fotoğrafları - Pokut plateau photos
Pokut yaylası manzara fotoğrafları – Pokut plateau photos

Artvin İsmi Nereden Gelmektedir?

Artvin de tıpkı komşusu Ardahan gibi Ahameniş (Pers) döneminde, o çağlarda Gürcistan topraklarında da geniş bir coğrafyaya yayılmış olan Zerdüştilik inancına bağlı olarak ortaya çıkmış çok köklü bir yer adı olarak kabul edilir. Şehrin ismi eski Gürcüce tarihi kaynaklarda “Artavani” olarak geçmektedir. Nitekim ünlü Gürcü tarihçi ve coğrafyacı Vahuşti de eserlerinde bu yerleşimden açıkça “Artavani” ismiyle söz etmiştir.

Bu kadim yer adının kökü olan “Arta” kelimesi, eski Farsçadan gelmektedir ve Zerdüştilik inancında “Aša” olarak da bilinen tanrının adıdır. Arta sözcüğü, bölgede sadece Artvin’e değil; aynı zamanda Artanuci, Artahi, Artaani ve Artaşeni gibi pek çok tarihi yerleşime de kök isim olarak adını vermiştir. Artvin adının ortaya çıkışı ise bu kutsal Arta köküne, Gürcücede kelimeye “bir şeyi taşıyan / barındıran” anlamı veren “-ovani” sonekinin eklenmesi sonucunda gerçekleşmiştir.

Zaman içerisinde dilin doğal evrimiyle Arta-ovani formu; önce Arta-vani, ardından Art-vani ve en nihayetinde bugün kullandığımız Art-vin şekline dönüşmüştür. Etimolojik anlamı itibarıyla Artavani, “Arta’yı barındıran yer” anlamına gelir. Bu derin anlam, antik çağlarda Artvin’de tanrı Arta adına inşa edilmiş oldukça önemli bir tapınağın bulunduğunu açıkça göstermektedir.

Zerdüştilik geleneklerine göre tanrı Arta adına inşa edilen bu özel tapınakların özellikle akarsu kıyılarında kurulduğu bilinmektedir. Buradan yola çıkarak, Artvin’deki bu tarihi tapınağın da Çoruh Nehri kıyısında, tam olarak bugünkü Artvin Kalesi’nin yükseldiği stratejik noktada yer aldığı tahmin edilmektedir. Ayrıca 18. yüzyılın sonunda kaleme alınmış olan tarihi Gürcüce bir kaynakta da kentin adı Artvanisi / Artavanisi (ართვანისი / ართავანისი) biçiminde yazılarak bu köklü geçmişi tescillemiştir.

Ayder yaylası sis manzarası - Ayder Plateau photos
Ayder yaylası sis manzarası – Ayder Plateau photos

Bartın İsmi Nereden Gelmektedir?

Batı Karadeniz’in bu huzurlu liman ve nehir şehrinin tarihi kaynaklarda geçen eski adı “Parthenia”dır. Antik dönemde Parthenia olarak anılan ve zamanla dil evrimiyle Bartın’a dönüşen bu adın asıl kaynağı ise kente hayat veren nehrin antik adı olan “Parthenios”tur.

Bartın Irmağı’nın Antik Çağ’daki ismi olan Parthenios; Yunan mitolojisinde tüm tanrıların babası olarak kabul edilen Okeanos’un çocukları olan yüzlerce tanrıdan birisi, yani Sular Tanrısı‘dır. Kelime anlamı itibarıyla bu isim, “Sular İlahı” veya “Muhteşem Akan Su” gibi derin anlamlara gelmektedir.

Roma İmparatorluğu devrinde de coğrafyacılar ve haritacılar tarafından Bartın Çayı’na resmen Parthenius denilmekteydi. Bu görkemli çayın kıyısında stratejik bir noktada kurulan şehre de nehrin bu mitolojik isminden mülhem Parthenia adı verilmiştir. Yüzyıllar boyunca farklı medeniyetlerin dilinde yoğrulan bu Parthenia ismi, bölge Türklerin hakimiyetine geçtikten sonra ses uyumlarına uğrayarak günümüzdeki şık hali olan Bartın’a dönüşmüştür.

Bayburt İsmi Nereden Gelmektedir?

Tarihi ipek yolu üzerinde yer alan köklü yerleşimlerimizden Bayburt hakkında, Bizanslılar döneminden kalan tarihi kaynaklarda Payper, Paypert ve Babert olarak bahsedildiği görülmektedir. Orta Çağ dönemi Arap kaynaklarında Bâbirt adıyla anılan şehir; dönemin Ermeni kayıtlarında Payberd, 1291 yılında Selçuklu Sultanı II. Mesud adına basılan resmi sikkede Baypırt, Doğu dünyasını gezen ünlü İtalyan seyyah Marco Polo’nun seyahat günlüğünde Paipurth ve en nihayetinde Osmanlı kaynaklarında ise Bayburd şeklinde adlandırılmıştır.

Etimolojik yapısı incelendiğinde; ismin sonundaki “Berd” kelimesinin Ermenice kökenli bir sözcük olup “kale” anlamına geldiği bilinmekle birlikte, yerleşimin tam ve kesin etimolojik kökeni akademik dünyada hala tam olarak aydınlatılamamıştır.

Ünlü seyyahımız Evliya Çelebi ise ölümsüz eseri Seyahatname’de, tarihi kronolojiyle çok fazla uyuşmasa da halk anlatılarına dayanan oldukça ilginç bir Türkçe etimoloji sunar. Evliya Çelebi’nin aktardığına göre; Akkoyunlu beyleri Danişmentliler’le birlikte tarihi Horasan bölgesindeki Mahan diyarından Anadolu’da Bayburt dolaylarına geldiklerinde, bu topraklarda büyük hazine ve değerli madenler bularak hızla zenginleşmişlerdir. Bu zenginleşme sonucunda, eski Türkçede “zengin, soylu” anlamına gelen “bay” unvanını almışlar ve burayı yurt tuttukları için yerleşime Bay-yurd adını vermişlerdir. Zaman içerisinde bu halk yakıştırması ses uyumlarıyla bugünkü Bayburt halini almıştır.

Bolu İsmi Nereden Gelmektedir?

Yazılı tarihi belgeler, Helenistik dönemden günümüze ulaşan arkeolojik eserler ve antik tarih kaynaklarına göre; Trak göçleri neticesinde Sakarya Irmağı ile Filyos Nehri’nin oluşturduğu geniş yayın içine yerleşen kadim halk ‘Bithyn’ ismi ile anılmaktadır. İşte bu etnik kökenden dolayı, Bolu’nun da içinde yer aldığı Kuzeybatı Anadolu coğrafyası tarih boyunca ‘Bithynia’ olarak adlandırılmıştır. Antik dönemde Bithynler tarafından “Salonia Campus” olarak isimlendirilen bugünkü Bolu Ovası ve çevresinin adı, bölge Roma İmparatorluğu’nun egemenliğine geçince Romalılar tarafından ‘Claudio Polis’ olarak değiştirilmiştir. Dil bilimciler ve tarihçiler, bugün kullandığımız Bolu isminin doğrudan bu antik kent unvanı olan ‘Polis’ (şehir) kelimesinden evrilerek geldiğini düşünmektedir.

Bölgenin Türk-İslam dönemi geçmişine ve halk inanışlarına bakıldığında ise karşımıza bambaşka ve çok etkileyici rivayetler çıkmaktadır. Tarihi kayıtlara göre Bolu yöresine yönelik ilk Osmanlı akınları bizzat devletin kurucusu Osman Gazi tarafından başlatılmıştır. Bolu topraklarının bütünüyle fethedilerek Türk yurdu haline getirilmesi ise Orhan Gazi döneminin ilk yıllarına rastlamaktadır.

Halk arasında kulaktan kulağa aktarılan bir başka güçlü rivayete göre ise; Osmanlılar zamanında bu bereketli topraklarda uluğ, yani bilgin ve alim zatların çok fazla yetişmesi ve barınması nedeniyle bölge önceleri ‘Bol Uluğ’ olarak isimlendirilmiştir. Yüzyıllar boyunca halkın dilinde dönen bu “Bol Uluğ” tamlaması, zamanla ses düşmelerine uğrayarak günümüzdeki “BOLU” şeklini almıştır.

Çorum İsmi Nereden Gelmektedir?

Çorum il merkezi ve il sınırları içerisindeki bazı köklü yerleşim yerlerinin adlarının tam kökeni hakkında günümüzde ne yazık ki kesin ve net veriler bulunmamaktadır. Bununla birlikte, “Çorum” adının hangi dile ait olduğuna ve nereden türediğine ilişkin tarihçiler ve dil bilimciler tarafından ileri sürülmüş birtakım önemli görüşler ve iddialar mevcuttur. Örneğin ünlü arkeolog ve tarihçi Ekrem Akurgal’a göre Çorum, Alaca, Boğazköy ve bölgedeki bazı önemli yerleşim merkezlerinin adları Hitit kökenli değildir. Bir diğer önemli dil bilimci Tuncer Gülensoy ise eserinde, Türkçe köy adlarından bahrederken “Corum/Çorum” adını doğrudan Türkçe bir isim olarak değerlendirmiştir.

Şehrin ismine dair en güçlü tarihsel iddialardan ilki, “Çorum” adının antik “Trokmu” kelimesinden geldiğidir. Galatların (Anadolu’ya gelen Keltlerin) önemli bir boyu olan Trokmeler, M.Ö. 2. yüzyılda Tavium (bugünkü Büyük Nefesköy) merkez olmak üzere Kızılırmak’ın doğusuna yerleşmişlerdir. Bu boyun liderlerine ait olan ve Keltçe kökenli olan “Trokme” adı, zamanla hem bu boya hem de yerleştikleri bölgeye verilmiştir. Bu “Trokmu” kelimesi, yüzyıllar boyunca halkın dilinde dönerek önce *“Toromku”*ya, sonrasında ise “Çorumlu” ve bugünkü Çorum formuna dönüşmüştür.

Bölgeye dair ileri sürülen bir başka iddia ise “Çorum” adının kökeninin Ermenice “Dzorum” kelimesine dayandığıdır. Bu iddiayı ortaya atan ünlü tarihçi ve coğrafyacı Bilge Umar’a göre; Ermenicede “dzoril” (dzor-il: akmak) fiilinin köküne “-um” takısı eklemek suretiyle “Dzorum” (akım, akıntı, akarsu yeri) adı türetilmiştir. Bu özel isim, geçmişte yörede bulunan ve kente hayat veren bir akarsuyun varlığına doğrudan işaret etmektedir. Nitekim Bilge Umar da tam olarak şehrin hemen yakınından süzülerek geçen Çorum Çayı’nı işaret ederek, Çorum il merkezinin adının bu coğrafi akıntıdan ve nehir yatağından geldiğini öne sürmüştür.

Dünya tarihinin en büyük imparatorluklarından biri olan Hitit medeniyetinin başkentine ev sahipliği yapan bu kadim şehirde, adeta bir açık hava müzesi niteliğindeki toprakları keşfetmek isterseniz Çorum gezilecek yerler listesinin en başında bulunan şu sayfalarımızı mutlaka ziyaret etmelisiniz:
Hattuşaş Antik Kenti
Yazılıkaya Açık Hava Tapınağı
Boğazköy Müzesi
Alacahöyük

Hattuşa Boğazköy fotoğrafları, Hattuşa aşağı kent depolama alanı ve 1750 litrelik küpler, Çorum - Hattusa lower city storage area and 1750 liter cubes, Çorum
Hattuşa Boğazköy fotoğrafları, Hattuşa aşağı kent depolama alanı ve 1750 litrelik küpler, Çorum – Hattusa lower city storage area and 1750 liter cubes, Çorum

Düzce İsmi Nereden Gelmektedir?

Düzce’nin isminin kökeni, Orhan Gazi’nin en önemli komutanlarından biri olan Konuralp Bey’in Bizans tekfurlarına karşı kazandığı büyük zaferle bölgenin Osmanlı hakimiyetine geçtiği döneme kadar dayanmaktadır. Konuralp Bey’in bu askeri başarısından sonra, Düzce topraklarına önce “Konuralp” ve daha sonra “Konsapa” adları verilmiş, bu isimlerin tarih boyunca korunarak 1999 yılına kadar ulaştığı bilinmektedir.

Ancak coğrafyanın yazılı tarihi çok daha eski haritalarda kendisini göstermektedir. M.Ö. 375 yılında, yani Bithynia bölgesinin Pers boyunduruğundan çıkmasından iki yıl sonra, Gastriust adlı bir Romalı tarafından yapılan meşhur mesafe haritası, nihayet 1507 yılında K. Pautinger tarafından çoğaltılarak günümüze kadar intikali sağlanmıştır. Gastriust’un çizdiği bu antik mesafe haritası incelendiğinde, tam olarak bugünkü Düzce’nin bulunduğu yerde Dusepro Solympium adının yazılı olduğu açıkça görülmektedir.

O dönemlerde Nikomedia (İzmit), Heracleia Pontika (Karadeniz Ereğlisi) ve Bithynion (Bolu) gibi canlı birer belde olan Konuralp (antik adıyla Hypios) ile ilgili bilinen ilk bilimsel ve arkeolojik veriler, Friedrich Karl Dörner’in 1952 yılında Viyana’da basılan “Bericht über eine Reise in Bithynien” (Bithynia’da Bir Seyahat Raporu) adlı eserinde bilim dünyasına konu edilmiştir. Konuralp, tarih sahnesine ilk olarak Hypios adı ile çıkmıştır. Daha sonra bu Hypios adı bırakılmış ve bu defa kente Kieros denilmiştir.

Zamanla Kieros için batıdan büyük bir tehlike belirir; Mariandynlere ve Heracleia devletine karşı büyük bir askeri harekete geçen Bitynler, Kralları I. Prusias’ın eliyle Sangarios’un (Sakarya Nehri) doğusunda kalan Kieros’u zapt ederler. Buraya hemen yeni bir Bithyn kolonisi yerleştirerek şehri eskisine göre çok daha bayındır bir hale getirirler. Kral I. Prusias, şehri birçok görkemli abideyle süsleyip etrafını tahkim ettirdikten sonra kentin adını da değiştirir. Böylece Kieros ismi, M.Ö. 2. yüzyılın sonunda tarih sahnesinden tamamen çekilir ve burası Kralın adına izafeten Prusias adını alır. Ancak Bursa ve Gemlik’teki diğer Prusias isimli şehirlerden ayırt edilebilmesi için bu yeni kente Prusias pros Hypios, yani “Melen kenarındaki Prusias” denilmiştir.

M.Ö. 74 yılında bölgeye tamamen Roma İmparatorluğu hâkim olur. Latin kültürünün ve dilinin etkisi altına giren Bithynia genelinde yer adlarında da köklü değişiklikler yaşanır ve Prusias pros Hypios şehri artık resmi olarak Prusias ad Hypium olarak adlandırılmaya başlanır.

Bugün kullandığımız “Düzce” ismine ise tarihi kayıtlarda ilk olarak 1509 yılında meydana gelen ve tarih kitaplarında ‘Küçük Kıyamet’ olarak adlandırılan büyük İstanbul depremi sonrasındaki arşiv belgelerinde rastlanmaktadır. Osmanlı Devleti’nin depremden ne kadar etkilenildiğine dair bölgeden gönderdiği hasar ve durum raporlarında bu isim açıkça geçmektedir. Bir başka resmi Osmanlı belgesinde de Konrapa Kadısı Mustafa Paşa’ya 1570 tarihlerinde gelen bir emrin son paragrafında aynen şu ifadeler yer almaktadır:

“… ve sen ki Konrapa Kadısısın. Ayende ve revendeye (gelen ve geçene) vesair erbabı mesaliha asan (kolay) olan yerde oturup icra-i şer eyleyesin. Düzce-Pazarda mı olmak evladır? Yoksa ahar (başka) yer demi olmak ensebdir (uygundur) ve bilcümle hilaf’ı semtte almayıp mesalih’i müslimin görülmeye münasip yerde oturasın.” (Mühimme Defteri: 14, 9 Recep 978, Hendek ve Konrapa Kadılarına Hüküm).

Tarihi belgelerde bu şekilde geçmesine rağmen, bu ismin tam olarak nasıl Düzce formuna dönüştüğü kesin olarak bilinmemektedir. Düzce’nin idari statüsü ve adı, en son 1999 yılında yaşanan depremlerin ardından yapılan bir yasal düzenleme ile yeniden şekillenmiştir. 18 Kasım 1999 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 5816 sayılı ‘Düzce İlinin Kuruluş ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’ ile Düzce il statüsü kazanmış ve adı resmi olarak ‘Düzce’ olarak tescillenmiştir. Bu kanun metninde, Düzce’nin il olma süreci ve adının değiştirilmesi hakkında tüm resmi bilgiler yer almaktadır.

Düzce’nin adının tam olarak neden ‘Düzce’ olarak seçildiğine dair kesin bir tarihi belgeye dayalı açıklama bulunmamakla birlikte, halk arasında bu ismin coğrafi özelliklerden kaynaklandığına dair çok güçlü tahminler yürütülmektedir. Düzce, etrafı sarp ve yüksek dağlarla çevrili, oldukça düz bir ova üzerinde yer almaktadır. Şehir merkezindeki arazi yapısı, yemyeşil ve alabildiğine düz bir alandan oluştuğu için; ‘düz’ anlamına gelen Düzce isminin, doğrudan bu coğrafi düzlük özelliğinden hareketle verildiği kabul edilmektedir.

Anadolu Medeniyetleri müzesi eserleri Juliopolis camları ve şişeleri - Anatolian Civilizations Museum photos glasses of Juliopolis, Cosmetic bottles
Anadolu Medeniyetleri müzesi eserleri Juliopolis camları ve şişeleri – Anatolian Civilizations Museum photos glasses of Juliopolis, Cosmetic bottles

Gümüşhane İsmi Nereden Gelmektedir?

Gümüşhane adı, bu köklü şehre aslında tarihsel süreç içerisinde sonradan verilen bir isimdir. Osmanlı Maliye Kayıtlarında ilk kez 18. yüzyılda resmen ‘Gümüşhane’ adıyla kayıtlara geçtiği görülmektedir. Bu resmi isimlendirmeden önce, bugünkü şehir merkezi tam 1200 yılı aşkın bir süre boyunca ‘Canca’ adıyla tanınmış; ilçeleriyle birlikte bölgenin bütünü ise binlerce yıl boyunca ‘Khalybia’ veya ‘Haldia’ olarak anılagelmiştir. Kelime anlamı itibarıyla Gümüşhane; Türkçe “Gümüş” ve Farsça “Hane” (Yurt, Diyar, Ev) sözcüklerinin muazzam bir birleşiminden oluşup, tam olarak ‘Gümüş Evi / Gümüş Diyarı’ anlamına gelmektedir.

Bölgenin en eski isimlerinden biri olan Khalybia, Gümüşhane yöresine antik çağlarda verilmiş son derece karakteristik bir addır. Antik Yunanlar, Karadeniz Bölgesi’nde yaşayan yerli kabileleri genellikle mesleklerine, yaşadıkları coğrafi havzaya ya da en çok göze çarpan karakteristik özelliklerine göre isimlendirmişlerdir. Gümüşhane yöresi, daha o eski yıllarda işletilmeye başlanan zengin maden yataklarıyla, özellikle de karbonlu demiriyle dünyaca meşhur olduğu için bölgeye Yunanca Khalybia (Khalyps: Demir + ia/ya: Ülke/Bölge belirten son ek = Demir Diyarı) adını vermişlerdir. Doğu Karadeniz’in bu sarp coğrafyasında maden işçiliğiyle uğraşan yerli halkı da doğrudan ‘Khalyb’ olarak anmışlardır.

Şehrin bir diğer köklü adı olan Canca, daha çok Gümüşhane ilinin bugünkü merkez ilçesini tanımlamak için kullanılmıştır. Bu isim tarih sahnesinde ilk kez 6. yüzyılda ünlü Bizans Tarihçisi Prokopius’un ‘Yapılar’ isimli ölümsüz eserinde ‘Tzantzakhon / Tzantzak’ (Zan yani Laz yurdu) olarak geçmektedir. İşte bu ilk kayıttan itibaren, Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerine dek en az 1200 yıl boyunca şehir merkezi ve kalbi bu isimle anılmaya devam etmiştir.

Bununla birlikte kaynaklarda geçen Argyropolis adı ise, özellikle milliyetçilik akımından etkilenen kesimlerce şehre sonradan yakıştırılan bir isim olup, kelime anlamı olarak doğrudan Yunanca “Gümüşhane” demektir. Kelime, Yunanca Αργυρούπολης (Argyros: Gümüş + Polis: Kent) kelimelerinin birleşiminden türetilmiştir. Gümüşhane şehrinin doğal ve tarihi harikalarını keşfetmek, yeraltı saraylarını ve sarp geçitlerini incelemek isterseniz, sitemizde yer alan şu sayfaları mutlaka ziyaret etmelisiniz:

Eros kabartması, Mermer, Roma Dönemi MS 3.yy sonu - Eros Relief, Marble, Roman Period, End of 3rd Century CE
Eros kabartması, Mermer, Roma Dönemi MS 3.yy sonu – Eros Relief, Marble, Roman Period, End of 3rd Century CE

Giresun İsmi Nereden Gelmektedir?

Doğu Karadeniz’in mavi ile yeşili buluşturan bu güzel sahil şehrinin adının kökeni hakkında tarih sayfalarında ve etimolojik çalışmalarda yaygın olarak kabul gören üç büyük rivayet bulunmaktadır:

Rivayetlerden birincisi ve akademik dünyada en çok kabul göreni; şehrin isminin doğrudan ‘Kerasus’ kelimesinden geldiğidir. Bu güçlü teze göre isim, antik çağlardan beri bu topraklarda ve vadilerde bol miktarda, kendiliğinden yetişen dünyaca ünlü kiraz (kerasus) meyvesinden mülhem kente verilmiştir. Zaten kiraz meyvesinin dünyaya buradan yayıldığı tarihi kaynaklarca da doğrulanmaktadır.

İkinci rivayete göre ise isim tamamen coğrafi bir morfolojiye dayanmaktadır. Giresun kenti, denize doğru adeta bir ok gibi uzanan stratejik bir yarımadanın üzerine kurulmuştur. Yarımadanın denizden bakıldığında görünen bu coğrafi şekli, belirgin bir biçimde bir hayvan boynuzuna benzemektedir. İşte tam olarak bu benzerlikten dolayı şehir, Yunancada “boynuz” anlamına gelen ‘Keras’ kelimesinden türetilerek adlandırılmıştır.

Üçüncü ve son rivayet ise askeri bir tarihe işaret eder. Roma İmparatorluğu döneminde yaşanan o meşhur tarihsel Spartaküs isyanını bastırmasıyla ünlenen Romalı General Kerasus’a atfen, kenti onurlandırmak adına bu ismin verildiği de söylenceler arasında yer almaktadır.

Giresun topraklarının Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenliğine geçmesinden itibaren, bu kadim Kerasus kelimesi Türkçenin ses yapısına ve dile uygun hale getirilmiştir. Yüzyıllar boyunca yerel halk arasında dönerek yoğrulan bu kelime, en nihayetinde günümüze yansıyan o şık ve akıcı hali olan “Giresun” ismine dönüşmüştür.

Kayacık köyü Rum kilisesi detayları, Kayacık fotoğrafları - Kayacik village, Greek historical church
Kayacık köyü Rum kilisesi detayları, Kayacık fotoğrafları – Kayacik village, Greek historical church

Karabük İsmi Nereden Gelmektedir?

Karadeniz Bölgesi’nin bu genç ama tarihi kökleri derin sanayi ve kültür şehri Karabük, adını doğrudan üzerinde kurulup geliştiği özgün coğrafi ortamdan almıştır. Dil bilimsel olarak incelendiğinde, eski Türkçeden beri kullanılan ve koyu, yoğun anlamlarına gelen “Kara” sözcüğü ile akarsu kenarlarındaki sık çalılar, ormanlıklar veya nehir kıvrımlarını ifade eden “Bük” sözcüğünün birleşimi, kentin isim kaynağını oluşturur. Kelime anlamı itibarıyla bu birleşim, tam olarak “kara çalılık yer” veya “yoğun bitki örtüsüyle kaplı nehir kıvrımı” anlamına gelerek Karabük adının oluşumuna kaynaklık yapmıştır.

Coğrafi tasvirlerin yanı sıra, kentin isminin arkasında yatan ve Türk yerleşim tarihine ışık tutan çok güçlü bir söylence daha mevcuttur. Bu tarihsel anlatıya göre Karabük adı, bölgeyi yurt tutan ve hayvanlarını bu topraklarda otlatan Karabörk adlı köklü bir Türk aşiretinden miras kalmıştır. Oğuz boylarının bu koluna mensup olan topluluğun adı, yüzyıllar boyunca bölgede yaşaya yaşaya ve halkın dilinde dönerek ses değişikliğine uğramış, Karabörk isminden evrilerek günümüzdeki modern hali olan Karabük formunu almıştır.

Karabük sınırları içerisinde, geleneksel Türk mimarisinin dünyadaki en nadide örneklerini barındıran ve adeta zamanın durduğu tarihi bir masal diyarını keşfetmek isterseniz; Karabük gezilecek yerleri arasında ilk sırada yer alan dünyaca ünlü tarihi Safranbolu ilçesi bilgileri için ilgili sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

Tarihi Safranbolu evleri iç avlu havuzu - Historic safranbolu houses
Tarihi Safranbolu evleri iç avlu havuzu – Historic safranbolu houses

Kastamonu İsmi Nereden Gelmektedir?

Tarih boyunca kuzeybatı Anadolu’nun en stratejik yönetim merkezlerinden biri olmuş kadim Kastamonu şehri, isminin kökeni hakkında tarihçiler ve dil bilimciler arasında derin tartışmalara yol açan üç yaygın söylenceye ev sahipliği yapmaktadır:

Birinci görüşe göre; Kastamonu adının, antik çağlarda bölgeye verilen Paflagonía (Paflagonya) adından Türkçeleştirilerek üretildiği düşünülmektedir. Batı Karadeniz ile Orta Karadeniz bölümlerini kapsamı altına alan bu geniş coğrafyaya, Türklerin fethinden çok daha önceki devirlerde Paflagonya denmekteydi. M.Ö. 1000 tarihlerinde bu sarp topraklara tamamen hâkim olan kadim Paflagonlar, kendi etnik adlarını bu coğrafyaya kalıcı olarak miras bırakmışlardır.

İkinci görüşe göre; Kastamonu şehri, ismini doğrudan antik Hitit İmparatorluğu döneminde tam olarak aynı bölgeyi tanımlamak için resmi olarak kullanılan Kastama yerleşiminden almıştır. Bu köklü Kastama ismi, yüzyıllar içerisinde ses uyumlarına uğrayarak Kastamonu’ya dönüşmüştür. Bu tezi destekleyen bir başka alt akademik görüş ise, kentin ismini Hititlerin ezeli düşmanı olan Gas (Kaşka) kabileleri ile Tumanna kelimelerinin birleşiminden aldığı yönündedir. Anadolu’nun en eski ve savaşçı kavimlerinden olan Gaslar (veya bilinen adıyla Kaşkalar), Kastamonu topraklarının bilinen ilk yerleşimcilerindendir. Tumanna ise o Hitit döneminde tam olarak bugünkü Kastamonu üzerinde yer alan antik bir şehir veya bölge ismidir. İşte bu iki kelimenin tarihsel süreçte yan yana gelip birleşmesi, zamanla Kastamonu şeklini doğurmuştur.

Üçüncü ve halk arasında en çok bilinen görüşe göre ise; Kastamonu şehri, ismini Latince kale anlamına gelen ‘kastra’ ve meşhur bir Bizans hanedanı olan ‘komnen’ kelimelerinin birleşiminden almıştır. Komnenler soyu, Bizans İmparatorluğu döneminde bu bölgeyi uzun süre yöneten ve yerleşimi ihya eden çok güçlü bir hanedandır. Roma İmparatorluğu devrinde meşhur Taşköprü eyalet merkezi konumundayken, bugünkü Kastamonu henüz küçük bir kasaba hüviyetindeydi. Ancak Bizans devrinde, özellikle Komnenler soyunun yönetimi zamanında şehir hızla gelişmeye başlamıştır. Bu güçlü soy, bölgeyi savunmak amacıyla sarp bir tepenin üzerine görkemli bir kale inşa ettirmiş ve buraya Komnenlerin Kalesi anlamında “Kastra Komnen” denilmiştir. Bu tamlamanın zamanla halk dilinde yuvarlanarak “Kastamonu” şekline dönüştüğü ileri sürülmüşse de, bunu kesin olarak tescilleyen herhangi bir resmi tarihi vesika günümüzde mevcut değildir.

Ordu İsmi Nereden Gelmektedir?

Karadeniz’in yeşiliyle büyüleyen liman kentlerinden Ordu, tarih sahnesine ilk olarak antik çağlarda “Kotyora” adıyla kurulup çıkmıştır. Kelime anlamı itibarıyla Kotyora, “Kut Yöresi” anlamına gelmektedir. Eski zaman kronikleri incelendiğinde; bölgede yaşayan yerli halklardan Lazların ve Gürcülerin, bugünkü “Ordu” vilayetini asırlar boyunca Kotyora olarak isimlendirmeye devam ettiği düşünülmektedir.

Bugün kullandığımız modern “Ordu” adının şehre verilişi ise, 1396 yılında gerçekleşen çok net bir tarihi askeri olaya dayanmaktadır. Bu tarihte Hacı Emiroğlu Süleyman Bey tarafından Giresun topraklarını fethetmek amacıyla toplanan 12 bin kişilik devasa askeri kuvvetin, tam olarak günümüzdeki Eskipazar mevkisinde ordugah kurarak toplanması sonucu yerleşime bu isim verilmiştir.

Karadeniz tarihi üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan yazar Özhan Öztürk’e göre ise antik Kotyora adı, bölgenin en eski yerli sakinleri olan Kolhislilerden (Tzan / Lazlardan) günümüze kalmış benzersiz bir mirastır. Kotyora kelimesi, eski dillerdeki etimolojik anlamı itibarıyla Koto (Eski Lazca: Çanak, çömlek) ve yer bildiren, aidiyet belirten -uri sonekinin birleşmesinden oluşur. Bu iki kökün bir araya gelmesiyle doğan Kotoyuri, tam olarak “çömlekçi; çanak ve çömlek yapılan yer” anlamına gelmektedir.

Bölgenin en eski sakinleri olan Tzan / Can / Zan (Lazların) Antik ve Orta Çağ kaynaklarıyla tamamen sabit olan tarihsel varlığı bu tezi güçlendirmektedir. Nitekim bu kadim halkın bölgeye Canik (Tzanika / Zanik: Tzan / Can / Zan: Lazların eski ulusal isimleri + ika: bölge, ülke, toprak = Tzan / Laz Bölgesi) ismini ve coğrafyaya daha pek çok yerel toponim (yer adı) bırakmış olmaları, şehre de Kotyora ismini bizzat onların verdiğini akademik olarak destekler niteliktedir.

Samsun İsmini Nereden Almıştır?

Milli Mücadele’nin meşale şehri Samsun’un adının kökeni hakkında, İbraniceden ve Osmanlı Türkçesinden geldiğine dair tarih sahnesinde iki farklı ve yaygın görüş tartışılmaktadır. İsmin İbranice kökenli olduğunu savunan ilk teze göre; İbrani lider Samson, antik devirlerde Karadeniz kıyılarına kadar gelip burada stratejik bir kent kurmuş ve kente kendi ismini miras bırakmıştır. Halk arasında kabul gören diğer bir tarihi görüşe göre ise, isim doğrudan Hz. Nuh’un oğullarından biri olan Sam’dan türemiştir. Ancak bu iki görüşün de doğruluğu günümüz bilim dünyasında kesin tarihi belgelerle kanıtlanamamıştır.

Samsun adının antik çağlarda Yunanca “Amisos” kelimesinden gelmiş olduğu ileri sürülmüşse de, bu kelimenin kökeninin eski Yunan öncesi çok daha eski dönemlere dayandığı artık daha kuvvetli bir ihtimal olarak kabul edilmektedir. Söz konusu kelimenin kökeninin saf Yunanca olmayıp, Anadolu’nun kadim dillerinden biri olan Palaskça olduğu bugün bizzat Yunan tarihçileri tarafından da açıkça kabul edilmektedir. Buradan hareketle Amisos adının, bölgeye deniz yoluyla sonradan gelen Yunan sömgeciler tarafından verilmeyip; tıpkı Amasia (Amasya) gibi tamamen Anadolu menşeli yerli bir kelime olduğu ihtimali çok daha ağır basmaktadır. Dünyaca ünlü Roma İmparatoru Pompeius, M.Ö. 64 yılında Amisos topraklarına geldiği zaman kendi gücünü göstermek adına şehrin ismini resmi olarak Pompeiopolis’e çevirmişse de bu isim bölgede kalıcı olmamış ve Amisos adı bundan sonraki tarihi dönemlerde de geçerliliğini sonuna kadar korumuştur.

Bugün severek kullandığımız “Samsun” adının tam anlamıyla ortaya çıkışı ise, Türkler’in bu topraklara kesin olarak hâkim olmasından sonrasına rastlamaktadır. 12. ve 13. asırlardaki ilk resmi Türk kaynaklarında kentin adı doğrudan Samsun ismiyle anılırken; aynı tarihlerdeki Batı ve Bizans kaynaklarında ise ‘Sampson’ adı kaydedilmektedir. Gerek Türklerin kullandığı Samsun gerekse Batılıların kaydettiği Sampson kelimelerinin, antik Amisos isminden zamanla tahvil edilerek (dönüştürülerek) üretildiği şüphesizdir.

Osmanlı dönemi resmi arşiv kaynaklarında ise, yazılışlarında küçük harf farkları olsa bile Samsun kelimesinin ağırlıklı olarak kullanıldığı açıkça görülmektedir. Ancak bu dönemde kentin merkez adı Samsun olarak anılmakla birlikte, idari bir terim olarak sancak adı için resmi kayıtlarda daima ‘Canik’ unvanı kullanılmıştır. Cumhuriyet döneminde yapılan yeni idari düzenlemeler ve kanunlar çerçevesinde vilayet (il) haline getirilen bu şanlı şehir, günümüzde de “Samsun” resmi adı ile anılmaya gururla devam etmektedir.

Sinop İsmi Nereden Gelmektedir?

Karadeniz’in en kuzey ucunda yer alan bu köklü liman kentinin isminin kökeni, antik çağ mitolojileriyle ve dil bilimsel tartışmalarla iç içe geçmiş durumdadır. Kelimedeki “Sin” kökünün kökeni bir yandan Asur-Anadolu ilişkilerine kadar uzanırken; diğer yandan Sinope adı, antik Yunan mitolojisinde Irmak Tanrısı Asopos’un su perisi kızlarından Sinope ile bağdaştırılmaktadır. Bu durum, kentin isminin kökenini doğrudan İyonya’nın bölgedeki kolonizasyon faaliyetlerine bağlayan güçlü bir unsur olarak öne çıkmaktadır.

Antik Çağ kaynaklarında, Paflagonya bölgesi sınırları içinde kalan Sinop’un tarihi belgelerle saptanabilen en eski adı Sinope’dir. Halk arasında kulaktan kulağa aktarılan çok eski bir söylentiye göre, kent adını burayı bizzat kuran savaşçı bir Amazon kraliçesinden almıştır. Bir başka mitolojik söylenceye göreyse, kenti antik Yunan’da Irmak Tanrısı Asopos’un güzeller güzeli su perisi kızlarından Sinope kurmuş ve burayı yurt tutmuştur. Bu söylenceler, tarihsel olarak M.Ö. 5. ve 3. yüzyıllar arasına tarihlenmektedir. Nitekim tam olarak aynı döneme ait Sinop kent sikkeleri incelendiğinde, sikkelerin üstünde Sinope’nin başı ve silüeti net bir biçimde görülmektedir.

Hangi mitolojik söylence benimsenirse benimsensin, antik çağda kentin kurucu figürünün Sinope olarak kabul edildiği kesindir. Ancak bu noktada tarihçiler arasında ince bir ikilem ortaya çıkar: Eğer Sinope bir su perisi ise kentin Yunan koloniciler tarafından; eğer bir Amazon ise Anadolu’nun öz be öz yerli halkları tarafından kurulmuş olması gerekir. Bu büyük tarihsel ikilem, son yıllarda yapılan dil bilimsel çalışmalarla bir ölçüde çözülmüştür: Eski Yunanca etimolojisine tamamen yabancı olan Sin ya da Sind sözcüklerine, Yunanistan coğrafyasının dışında daha çok Pontus, Doğu Anadolu Bölgesi, İran ve Hindistan topraklarında rastlanmaktadır. Bu dil bilimsel veri de Sinope adının aslında Yunanlardan çok daha önce yerli Anadolu dillerinden süzülerek gelmiş olabileceğini açıkça göstermektedir.

Ünlü Antik Çağ coğrafyacısı Strabon ise eserlerinde kentin kuruluşu hakkında farklı bir not düşer; kentin kurucusu olarak doğrudan Argonotlar’dan Teselyalı Autolykos’u işaret etmekte ve onun kenti ele geçirerek güçlü bir Yunan kolonisi kurduğunu yazmaktadır. Strabon’un kullandığı bu “kentin ele geçirilmesi” kavramı, bölgede kolonileştirmeden çok daha önce de yerli bir halkın ve yerleşimin köklü bir biçimde yaşadığını açıkça ortaya koymaktadır.

Sinop’un asırlara meydan okuyan o görkemli surlarını, liman geçmişini ve edebi izlerini yakından incelemek isterseniz, Sinop gezilecek yerler arasında yer alan Tarihi Sinop Cezaevi bilgileri için ilgili sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

Tarihi Sinop Cezaevi gözetleme deliği, Tarihi Cezaevi fotoğrafları - Pep Hole, Sinop historical Prison Photos
Tarihi Sinop Cezaevi gözetleme deliği, Tarihi Cezaevi fotoğrafları – Pep Hole, Sinop historical Prison Photos

Tokat İsmi Nereden Gelmektedir?

Karadeniz Bölgesi’nin iç kesimlerinde yer alan köklü kültür merkezlerimizden Tokat şehri; tarih boyunca Bizans dönemi adıyla Komana, Yunanca Τοκάτη, Ahameniş İmparatorluğu dönemi adıyla Kah-Cun, Selçuklu Devleti döneminde Dar Ün-Nusret ve Moğollar döneminde ise Sobaru gibi birbirinden tamamen farklı ve çok katmanlı adlarla tarihi kayıtlarda yer almıştır.

Bununla birlikte, Bizanslı meşhur coğrafyacı İeroklis Sinekdimos M.S. 6. yüzyılda kaleme aldığı eserlerinde, tam olarak bu coğrafyada Kapadokya sınırları içinde Eudokia adlı önemli bir kentin yer aldığını açıkça bildirmiştir. Kentin bugünkü adının ortaya çıkışı hakkında ise araştırmacılar farklı etimolojik yaklaşımlar sunmaktadır. Ünlü seyyahımız Evliya Çelebi, kentin adını tamamen Türkçe bir halk etimolojisiyle açıklayarak; bölgenin toprağının ve otlaklarının çok verimli, arpasının ise bol olması nedeniyle buraya gelen atların tamamen doymasına karşılık olarak şehre Tok-at denildiğini aktarmıştır. Osmanlı tarihçisi İsmail Hakkı Uzunçarşılı ise kelimenin kökenini daha mimari bir yaklaşımla ele alarak, ismin “surlu şehir” ya da “surla çevrili kent” manasına gelen Toh-kat sözcüğünden evrildiğini açıklamıştır.

Karadeniz tarihi ve etimolojisi üzerine önemli çalışmaları bulunan Özhan Öztürk ise Pontus adlı kapsamlı çalışmasında bambaşka bir bilimsel iddia ortaya koymaktadır. Öztürk’e göre; kutsal metinlerde ve Avestada doğrudan “ülke, şatraplık” anlamına gelen ve ilk olarak M.Ö. 6. yüzyılda Ahameniş İmparatorluğu döneminde Kapadokya bölgesini tanımlamak için resmi olarak kullanılan “Dahyu” kelimesi, zamanla bölgedeki Rum ağzında bozulmuştur. Bu bozulmuş form olan “Dokeia” kelimesi, asırlar boyunca medeniyetlerin dilinde yoğrularak en nihayetinde bugün kullandığımız Tokat formuna dönüşmüştür.

Şehrin isminin Türk tarihindeki köklerine dair kabul gören bir başka güçlü görüşe göre ise; kent geçmişte bölgeye yerleşen Togayıt Türkleri tarafından kurulmuş olup, ismin kökeni de doğrudan bu köklü Türk boyunun adından miras kalmıştır.

Tokat’ın binlerce yıllık tarihini, köklü hanlarını ve doğa harikası yeraltı dünyasını keşfetmek isterseniz; Tokat şehrinin gezilecek yerleri arasında yer alan Ballıca Mağarası bilgileri için ilgili sayfamızı ziyaret edebilirsiniz.

Ballıca mağarası girişi Havuzlu salon duvarı, Karadeniz bölgesi mağaraları - Ballica cave wall of the hall with pool
Ballıca mağarası girişi Havuzlu salon duvarı, Karadeniz bölgesi mağaraları – Ballica cave wall of the hall with pool

Trabzon İsmi Nereden Gelmektedir?

Doğu Karadeniz’in bu kadim liman ve imparatorluk kenti Trabzon’un isminin kökeni hakkında, antik çağ mitolojilerinden Osmanlı halk etimolojisine kadar uzanan çok geniş ve katmanlı bir tartışma mevcuttur. Kentin adı tarih boyunca batılı kaynaklarda sırasıyla Trapezus, Trebizond, Trapezunda ve Osmanlı döneminde ise Tarabzon veya Trabzon olarak kaydedilmiştir.

İsmin kökenine dair ileri sürülen birinci ve en yaygın görüş; antik Yunan kaynaklarında geçen ve “masa, dört köşe, yamuk geometric şekil” anlamlarına gelen Trapezus kelimesidir. Bu görüşe göre, şehrin ilk kurulduğu yer olan ve bugün de tarihi surlarla çevrili bulunan eski kent merkezi ile arkasında yükselen Boztepe’nin denizden bakıldığında adeta düz bir masayı andıran coğrafi morfolojisi, kente bu ismin verilmesine neden olmuştur. Ancak bazı modern tarihçiler, kelimenin sadece bir masa şeklini değil; antik dönem limanlarında gemilere yük yüklemek veya köle satmak amacıyla kurulan dört köşe, yüksek ahşap platformları (trapez) da sembolize edebileceğini ve kentin stratejik bir ticaret/köle limanı olmasından mülhem bu adı almış olabileceğini ileri sürmektedir.

İkinci görüş ise; ismin kökenini tamamen mitolojik figürlere bağlamaktadır. Antik Yunan tarihçisi Apollodoros’un aktardığı mitolojik efsanelere göre; Arkadya Kralı Lykaon’un elli oğlundan biri olan kahraman Trapezeus, bu topraklara gelerek kendi kolonisini kurmuş ve şehre kendi adını miras bırakmıştır. Bu teze göre Trapezus ismi coğrafi bir şekilden değil, doğrudan bu mitolojik kurucunun adından türemiştir.

Ünlü seyyahımız Evliya Çelebi ise Seyahatname’sinde, tarihi kronolojiden ziyade tamamen Türk halk etimolojisine dayanan iki farklı ve oldukça keyifli rivayet sunar. Evliya Çelebi’nin aktardığı ilk halk inanışına göre; kentin fethi sırasında buradaki sarp kaleyi düşürmekte zorlanan Osmanlı ordusunun meşhur tuğraları ve sancakları rüzgardan veya çetin çatışmalardan dolayı zarar görmüş, bu yüzden yerleşime önceleri Tuğra-bozan denilmiştir. Bu isim zamanla halk dilinde yuvarlanarak Trabzon halini almıştır. Seyyahın sunduğu ikinci halk yakıştırmasına göre ise, kentin havasının ve doğasının insan ruhuna verdiği huzur, neşe ve keyiften dolayı şehre Farsça neşe, eğlence anlamına gelen “Tarab” kökünden mülhem Tarab-efzun (neşesi bol, keyfi artan yer) adı yakıştırılmış, bu tamlama da asırlar içinde Trabzon’a dönüşmüştür.

Trabzon gezilecek yerleri arasında bulunan Sümela Manastırı ve Uzungöl Tabiat Parkı bilgileri için ilgili sayfalarımızı ziyaret edebilirsiniz.

Sümela manastırı fotoğrafları - Sumela monastery photos
Sümela manastırı fotoğrafları – Sumela monastery photos

Zonguldak İsmi Nereden Gelmektedir?

İlk Çağ’da “Sandraka / Sandrake” adıyla bilinen yerleşim yeri, adını Sandra Çayından (Üzülmez / Zonguldak Deresi) almıştır. Bir başka görüşe göre, yörenin sazlarla kaplı olması nedeniyle “sazlık, bataklık” anlamına gelen “Zonguralık, Zunguralık, Zongalık, Zungalık” sözcüğü zamanla değişerek Zonguldak’a dönüşmüştür.

Zonguldak isminin verilişi çeşitli rivayetlere dayanmaktadır; sazlık ve kamışlık anlamına gelen zongalıktan, sıtmanın titremesini tarifen zonklamaktan ve bir başka rivayete göre de sisli bir havada gemisiyle buraya giren kaptanın sis kalktıktan sonra “burası zongalıkmış demesinden, semer otu’na (kemer otu, kındıra otu) zongura denmesinden, Zonguldak isminin verildiği söylenmektedir.

Kent adını, “Sandraka / Sandrake” adıyla bilinen yerleşim, adını Sandra Çayından alarak Zonguldak’a dönüşmüştür.

Bir başka görüşe göre; Göldağı’nın nirengi noktası alınması sonucu, Göldağı kesimi ya da bölgesi anlamına gelen “Zone Ghuel Dagh”ın Türkçe okunuşundan almıştır.

Necdet Sakaoğlu’nun tespitine göre de:

“Daha çok şimdiki Zonguldak’ın bulunduğu yerde ocaklar açan Fransız girişimciler yörelerinin çok engebeli ve sık ormanlık oluşu sebebiyle buralara Jungle (Cangıl) adını vermişler, buna yerli halkın orman anlamında kullandıkları dav – dağ kelimesi de eklenince zamanla Zonguldak biçimini alacak olan “Jungle-Dağ” ismi doğmuştur.”

Karadeniz Şehir İsimleri Nereden Geliyor İle İlgili Linkler:

Karadeniz bölgesi gezilecek yerler

Karadeniz bölgesi fotoğrafları

Türkiye Gezi Rehberi

Belleten Dergisi

Karadeniz Bölgesi Genel