Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki Şehir İsimleri Nereden Geliyor?
Doğru Anadolu Bölgesi şehir isimleri nereden geliyor sorusu, bu kadim toprakların zengin tarihsel ve kültürel mirasını yansıtan büyüleyici bir konudur. Anadolu’nun sayısız medeniyete ev sahipliği yapması, her birinin bıraktığı izlerin günümüzdeki şehir isimlerinde yaşamasına olanak tanımıştır. Bu zengin tarihsel katman, Anadolu şehirlerinin isimlerinin kökeninde büyüleyici bir çeşitlilik yaratmıştır. Kimi şehirler, antik çağlardaki yerleşimlerinden miras kalan isimlerini korurken, bazıları farklı dillerden evrilerek günümüze ulaşmıştır. Coğrafi özellikler, efsaneler, önemli şahsiyetler ve tarihi olaylar da bu isimlendirme sürecinde etkin rol oynamıştır. Dolayısıyla, bir Anadolu şehrinin ismini anlamak, aslında o şehrin binlerce yıllık geçmişine doğru yapılan bir yolculuk gibidir.
Bu yolculukta, Hititlerden Friglere, Romalılardan Bizanslılara, Selçuklulardan Osmanlılara kadar pek çok medeniyetin izlerini sürmek mümkündür. Örneğin, Ankara’nın antik çağdaki adı olan “Ankyra”nın kökeni hala tartışılırken, İzmir’in eski Yunanca’daki adı “Smyrna” zamanla değişerek bugünkü halini almıştır. Kayseri’nin Roma İmparatoru Tiberius’tan aldığı “Caesarea” ismi, zamanla Türkçeleşerek Kayseri olmuştur. Bu örnekler, Anadolu şehir isimlerinin sadece birer coğrafi işaret olmanın ötesinde, bu toprakların derin ve çok katmanlı tarihini yansıtan canlı tanıklar olduğunu göstermektedir. Her bir şehir ismi, anlatılmayı bekleyen bir hikaye barındırmaktadır.

Doğu Anadolu Bölgesi İçindeki Şehir İsimleri Nereden Gelmektedir?
Bilindiği üzere bölgede 14 şehir bulunmaktadır. Peki bu şehir isimlerinin kökeni ve/veya anlamları nelerdir?
Erzincan İsmi Nereden Gelmektedir?
Erzincan adının, Strabon’un Antik Çağ’da bu bölgede bulunduğunu belirttiği Eriza şehrinden geldiği söylenir; yine bu bölgeden bahseden Grek kaynaklarında Aziris adıyla gösterilen şehrin de Erzincan olması mümkündür. Şehrin adı Ermeni kaynaklarında Erez, Erzng ve Erznga; Bizans kaynaklarında Aringam (Arıngan), Arsingan, Erzingan; Arap kaynaklarında ise Erzencân şeklinde geçer. Türk fetihlerinden sonra şehrin adı önce Erzingan, Ezirgân olarak söylenmiş, ardından da bugünkü şeklini almıştır.
‘Can’ eki ile sona eren birçok yerleşim bulunmaktadır. Buna Tercan Mercan, Zencan, Delican v.s. örnekler verilebilir. Bunlar gibi batılıların Euphrates dedikleri Fırat’ın yukarı havzasındaki Karasu’nun hemen kuzeyinde, düzlük bir alana kurulmuş olan Erzincan, ‘can’ eki ile ortaya çıkmış isimdir. Urartulardan günümüze, ovanın çeşitli yerlerinde iskâna açılan Erzincan’ın bölge adı Ekeleatz/Acilisene’dir. Şehir-kale adı ise Erez’dir. İlk Çağ ve Orta Çağ’daki yazılış şekilleri Yeriza, Yerzinka, Arsenga’dır. Ermeniler ise bölgeyi kendi aksanlarına uygun olarak Eğeğatz diye söylemişlerdir.
Erez, Arzinga, Eriza, Aziris gibi kısmen yakın söyleyişlerin temelinde yöresel bir tanrının ya da tanrısal bir ima yollu göndermenin olabileceği de düşünülebilir. Arziya’dan Arzinga ya da Erzinga biçimine geçişin basit bir ifade farklılaşması olduğu anlaşılır olmakla birlikte, Arzingan’dan Aziris’e geçiş, aynı kenti ‘Arzi’ ve ‘Azir’ gibi farklı iki kök isimle anmanın izahı biraz sorunludur. Erzincan adı esas olarak Arzi-Arziya-Arzinga(n)-Erzinga(n) biçiminden bugünkü ‘Erzincan’a kadar ulaşmıştır.
Erzincan gezilecek yerler arasında yer alan ve tarihi evleri ile kapı tokmakları ile meşhur Kemaliye ilçesi ile ilgili bilgileri için sayfayı ziyaret edebilirsiniz.

Malatya İsmi Nereden Gelmektedir?
Malatya’nın adı Kültepe tabletlerinde ‘Melita’ olarak; Hitit tabletlerinde ‘Maldia’ olarak geçmektedir. Malatya’nın isim kökü Hititçe’de bal anlamına gelen ‘melid’den türediği ve Hitit kitabelerinde ‘öküz başı ve ayağı’ ile ifade edildiği belirtilmiştir. “Melit+ava” ise “bal ülkesi” anlamına gelmektedir.
Malatya’yı ele geçiren Araplar, şehre “Malatiyye” ismini vermişlerdir. Türklerin Malatya’yı fethetmesiyle isim bugünkü halini almıştır ve 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıyla ismi Malatya olarak resmîleşmiştir.
Malatya gezilecek yerler arasında yer alan aşağıdaki tarihi ve antik alanlar sayfalarını ziyaret edebilirsiniz.
– Arslantepe Höyüğü
– Onar Köyü (Anadolu İlk Cemevi ve Kaya Mezarları)
– Eski Malatya Ulu Cami

Elazığ İsmi Nereden Gelmektedir?
Elazığ ili, MÖ 4000’li yıllarda kurulan, Harput kentinin ovadaki devamıdır. Bu nedenle yıllarca Harput olarak anılmıştır. Agavat Mezrası denilen bugünkü yerleşim yerine 1834’te taşınan Elazığ’a 1862 yılında Sultan Abdülaziz’in tahta çıkışının beşinci yılında Kütahyalı Ahmet İzzet Paşa devrinde buraya tayin edilen Vali İsmail Paşa’nın teklifi ile Ma’mûretü’l-Azîz vilayeti ismi verilmiştir. Fakat telaffuzu güç olduğundan halk arasında kısaca El-Azîz olarak söylenegelmiştir. Elaziz’in adı, 17 Aralık 1937 tarih ve 3785 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 10 Aralık 1937 tarih ve 7806 sayılı kararname ile Elazığ olarak değiştirilmiştir (Atatürk’ün 1937 yılında şehre teşrifleri sırasında Atatürk’ün teklifi ile “Azık İli” anlamına gelen “ELAZIK” adı verilmiş, bu isim daha sonra ‘ELAZIĞ’a dönüşmüştür.)
Elazığ gezilecek yerler arasında yer alan Harput Kalesi ve Harput antik kenti ile ilgili bilgilerin olduğu sayfayı ziyaret edebilirsiniz.

Erzurum İsmi Nereden Gelmektedir?
Şehrin bilinen ilk adı, Doğu Roma İmparatoru II. Theodosius’un (408-450) ismiyle ilişkili olan Theodosiopolis’tir. Ermeniler ise burayı Karin adıyla anmaktadır. Romalıların istilasından evvel Erzurum’un bulunduğu yerde Ermenilerin ‘Karin’ diye adlandırdıkları bir şehir olduğu bilinir. Belâzürî, bölgeye egemen olan kişinin ölümü üzerine yerini alan Kali adlı eşi tarafından kurulduğu için Kalikale adı verilen şehre, Arapların Kālîkalâ (Kâlinin hediyesi, ihsanı) dediklerini söyler. 11. Yy.’dan sonra ise Türkler, Theodosiopolis için Erzen adını kullanmışlardır. Basılan Selçuklu paralarında şehrin adının Erzenü’r-Rûm, Erzen-i Rûm ve Erz-i Rûm şeklinde yazıldığı görülmüştür. Daha sonra bu ad Arz-ı Rûm olmuş ve son olarak bugünkü Erzurum şeklini almıştır.
Tunceli İsmi Nereden Gelmektedir?
Daranis/Daranalis/Daranati, Tunceli yöresini içine alan bölgenin tarihte bilinen ilk adlarıdır. Çeşitli tarihi kaynaklarda bu bölge Daranis, Daranalis ya da Daranati adıyla kaydedilmiştir. Daranis adının kökenini ise Joseph Sandaigian’ın “Histoje Decumentaire Armenie Eges De Pogaisme” adlı eserine dayandırılarak Pers’lere bağlanmaktadır. M.Ö. 519 yılında Pers kralı Dara’nın (Darius) Doğu Anadolu ile birlikte Tunceli yöresini de fethetmesi sonucunda yöre bu kralın adıyla “Daranis / Daranalis” biçiminde adlandırılmıştır.
Yörenin eskiden Daranis / Daranalis / Daranati biçiminde kaynaklarda mevcut olan adlarının, bazı bilim adamlarınca Ermenice ‘duran-ati, daran-ati’ (tuz madeni) sözcüğüyle ilişkilendirildiğini belirtmektedirler. Daranalis adının ilk sözcüğünün Zendce ‘darena’ (dağ boğazı, ağaçlıklı dar geçit), Ermenice ‘daran-ati’ (tuz madeni), Farsça ve Kürtçe ‘dar’ (ağaç), Pehlevice ‘Dara’ (sahip, yüce) sözcükleriyle bağlantılı olabileceğini, fakat bu adın kökeninde Sanskritçe ‘dara’ (dere, vadi), Zendce ‘darena’ (dar boğaz, derin vadi, dere), Farsça ‘dere’ (dar ve derin akarsu vadisi) sözcüklerinin olduğunu vurgulamaktadır. Aksoy, Daranalis adının son olarak Pehlevice dara (sahip) ve Kürtçe ‘nal’ (dere) sözcüklerinin birleşmesi, buna Eski Anadolu dillerinde kullanılmış olan -is (-ler) çokluk takısının eklenmesi ile oluştuğunu, ‘derelere sahip yer’ anlamına geldiğini belirtmektedir.
Daranis / Daranilis / Daranati adlarının kökeni Pers kralı Dara ile ilgilidir. Pers’lerin konuştuğu Avesta diline (Eski Farsça) ait olan Darayan adının Pers’ler döneminde İranî kökenli toplulukların bu bölgeye yerleşmesi sonucunda, “Dara’ya bağlı olanlar” anlamında bölgeye verildiği, daha sonra bu yöreye Ermeni, Zaza ve Kürt gibi farklı etnik grupların yerleşmesi ile Darayan adının Daranis / Daranalis / Daranati, biçiminde değişerek farklı anlamlar kazandığı söylenebilir. Yani Daranis adının kökeninde Pers kralı Dara’nın adı yer almaktadır ve tarihte çeşitlendiği görülen bu adların tümü daha sonraki dönemlerde Arap, Fars, Bizans ve Osmanlı kaynaklarında Dersim adı altında birleşmiştir.
Dersim adının kökenini bugünkü Tercan’ın eski adı olan Derksen’e bağlamaktadır. Aksoy, Eski Yunan coğrafyacısı Strabon’un Coğrafya adlı eserinde geçen Derksen adının aslında Tercan’ı da içine alan bir yöreye verildiğini, bu adın Eski Anadolu dillerine (Hititçe Tarsa-wana-yeşillikler ülkesi) dayandığını, zamanla Helenleşerek Derksen biçimine, daha sonra ise Dersim’e dönüştüğünü yazmaktadır. Tercan’ın eski adı olarak tarihte geçen Derksen bugün Erzincan’ın bir ilçesi olan Tercan’a dönüşmüştür. Derksen adının değişerek Tercan dışındaki bir yere Dersim olarak verilmesi imkânsız gibi görünmektedir. Çünkü, eğer tarihi süreçte Derksen Dersim’e dönüşmüş olsaydı Dersim bugünkü Tercan’ın adı olurdu. Oysa Derksen adı Tercan olarak hâlâ varlığını sürdürmekte ve yaşamaktadır. Bu nedenle Derksen adının Dersim’e dönüşmesi ve başka bir yöreye verilmesi mümkün değildir.
Dersim adının kökenini Derksen’e bağlamak yerine aslında bu adın kökenini daha gerilerde aramak gerekmektedir. Birçok araştırmacıya göre Tunceli yöresinin Daranis / Daranalis / Daranati, daha kuzeydeki Tercan yöresinin ise Derksen olarak adlandırılması aynı dönemlere denk gelmektedir. Belki de bugün kaynaklarda geçmeyen, fakat Eski Anadolu dillerine dayanan farklı yapı ve anlamda sözcüklerle bu yöreler adlandırılmıştır. Pers’ler döneminde bu eski adlar, yöreye yerleşen çeşitli İranî topluluklar tarafından kendi dillerine yani Darayan / Daranali (Daranis / Daranalis) biçimine dönüştürülmüştür. XV. Yy.’dan itibaren de Fars dili ve kültürünün etkisiyle bu adların der-i sim (gümüş kapı) biçimine dönüşmeleri söz konusudur. Dersim adının Farsça bir tamlama olarak, der: kapı ve sim: gümüş sözcüklerinden oluştuğu ve (der-i sim) Gümüşkapı anlamına geldiği genel bir kanıdır.
Tunceli’nin eski isimlerinden biri olan ‘Mameki’nin M.S. V. Yy.’da yaşamış Ermeni prenslerinden biri olan Vartan Mamigonian’ın isminden geldiği söylenmektedir. Yöre, Türk ve Zazalardan önce Ermenilerin yerleşim yeridir. V. Yy.’da Vardan / Vartan Mamigonian, Sasanilerle yapılan bir savaşta ölmüş ve Ermeniler arasında unutulmaz bir isim olmuştur. Ailesi Muş dolaylarında yaşamaktadır ve büyük olasılıkla Sasanilerin baskısı ile aynı dönemlerde daha korunaklı sayılan bugünkü Tunceli yöresine gelerek yerleşmişlerdir. Aynı zamanda bir sülale adı da olan Mamigonian’ın bu yörelerde bir süre yaşatıldığı ve daha sonraki dönemlerde ise yörenin adı olduğu düşünülebilir. Fakat bu adın bugün halk arasında telaffuz edilen ‘Mameki / Mamıkan’ biçimlerine bakıldığında ve aynı özellikle oluşturulmuş kişi adlarından yola çıkılarak yörede yer adı olmuş Velıkan, Şemikan, Kara Yusufan gibi adlar da değerlendirildiğinde Eski Mamigonyan adının bölgeye yerleşmiş Müslüman Kürt ve Zazalarca, Mam (Mamo) biçimine dönüştürüldüğü görülmektedir. Mam / Mamo kelimesi Arapça kökenli Mahmud adının yörede kullanılan biçimidir.
Tunceli ilinin bugün yapılandığı yerde eskiden Kalan adında bir köy bulunmaktaydı. Aksoy, Ermeni’lerin Mameki / Mamıkan dedikleri Kalan adının (Aksoy, Kal ile başlayan diğer yer adlarını inceleyerek) Luvice kala (kıyı, iskele), Latince / İtalyanca skala (iskele), Fransızca eskale (iskele) Akkadca kalaku (sal), Kürtçe kêlek (sal) sözcükleriyle ilişkili olduğunu ve Eski Farsçadaki kâl (vadi, kıyı, sahil) sözcüğüne –an ekinin getirilmesiyle yapıldığını, bu adın Kuzeybatı İran’dan gelmiş yerli topluluklarca buraya verildiğini belirtmektedir. Yörede konuşulan Kürtçe ve Zazacada sal anlamında Ḳelek sözcüğü kullanılsa da Kalan isminin bu adla ya da Farsçadaki kâl (kıyı, sahil, liman) sözcüğüyle ilişkili olduğu çok zorlama bir varsayımdır. Çünkü burada akan Munzur nehrinin ne sahil ya da liman olabilecek kıyıları ne de salla geçilmeye elverişli bir eğimi ve debisi vardır. Ayrıca bu ismin eski kaynaklarda hiç geçmiyor olması bu yerleşim yerinin çok geç dönemlerde iskân edildiğini ve eski dillerle ilişkisi olmayan yeni bir yer adı olduğunu göstermektedir.
Bu nedenle Tunceli için kullanılan eski Kalan ismi ya kal- fiil kökünden –an sıfatfiil ekiyle türetilmiş Türkçe bir sözcüktür ya da köken olarak Kürtçe veya Zazacadaki Ḳal sözcüğünden gelmektedir. Bu dillerde ‘Ḳal’ yaşlı anlamında bir kelime, -an eki ise yine bu dillerde ve Farsçada kullanılan çokluk ekidir. ‘Ḳal-an / Kalan’ yaşlılar, dedeler anlamına gelmektedir.
1936’da bu şehre isim olarak verilmiş Tunceli, Türkçe kurallara göre oluşturulmuş, belirtisiz isim tamlaması kalıbında bir birleşik isimdir. ‘Tunç’ (Türkçe) bronz; ‘el’ (Türkçe) il, ülke, memleket anlamına gelen Türkçe sözcüklerdir. -i eki ise belirtisiz isim tamlamalarında tamlanan görevindeki sözcüklere gelen 3. teklik kişi iyelik ekidir. Tunç eli, tunç memleketi anlamına gelmektedir. Tunç eli adı belirtisiz ad tamlaması görünümünde bir yer adı olduğundan bitişik yazılmaktadır. Bitiştiği için de iki ünlü arasında kalan ç ünsüzü ötümlüleşerek c’ye dönüşmüş ve bu ad Tunç eli > Tunceli şeklinde değişmiştir.
Kars İsmi Nereden Gelmektedir?
Kaşgarlı Mahmut Kars kelimesi için: “deve veya koyun yününden yapılan elbise ve karsak derisinden güzel kürk yapılan bir hayvan, bozkır tilkisi” demektedir. Bir kaynağa göre Kars adı, M.Ö. 130-127 tarihleri arasında Kafkas Dağlarının kuzeyinden gelen Ön Bulgarların Velentur boyunun Karsak Oymağı’ndan gelmektedir. Bununla beraber, ‘Kars’ adının Karsak oymağından geldiği önermesi akademik literatürde genel kabul görmemiş, tarihî gerçeklerle bağdaştırılamayacağı yönünde eleştiri almıştır.
Bölgenin 9.Yy.’daki (yaklaşık M.S. 888) adı, literatürde Vanand’dır. M.S. 928’den 961 yılına kadar Kars bölgenin başkentliğini yapmıştır ve eldeki bulgular şehrin o zamanki adının Ermenice: Ղարս “Ghars” veya Կարս ‘Kars’ olduğunu göstermektedir.
Aynı zamanda Kars şehrinin adını Gürcüce’de kapı kenti anlamına gelen Kariskalaki kelimesinden aldığı da söylenmektedir.
Kars adına Bizans literatüründe ilk defa Konstantinos Porfirogennetos’un eserinde rastlanır. Orta Çağ mahallî kroniklerinde burası için Karuts veya Karuc adının kullanıldığı belirtilir. Bizans kaynaklarında kullanılan Kars adı Arap kaynaklarında da aynı şekilde yer alır. Şehri İbnü’l-Esîr ve Yâkūt el-Hamevî Kars; Fârikī ise Gars adıyla zikreder. Osmanlı kaynaklarında da Kars imlâsıyla geçer. Osmanlı coğrafyacılarının eserlerinin pek çoğunda burası ‘Türkmen ülkesi’nde muhkem bir kaleye sahip şehir’ olarak gösterilmiştir.
Iğdır İsmi Nereden Gelmektedir?
Iğdır’ın adı; 24 Oğuz boyundan 21. sayılan İç Oğuzlar Üçok kolunun ve Oğuz Han’ın altı oğlundan biri olan Cengiz Alp’in en büyük oğlu olan “Iğdır Beğ” den gelmektedir. Iğdır’ın kelime olarak manası “iyi, büyük, yiğit başkan, ünlü ve sahip” gibi anlamlara; Yazıcıoğlu ve Resid-Üd-Din’e göre ise “iyi, ulu, bahadır” manalarına gelmektedir.
Üçoklar’ın 12 kolundan biri olan Iğdır veya İğdir, Anadolu’nun çeşitli yörelerindeki bu isme sahip olan köylerde boyun varlığını temsil etmektedir. Ayrıca Türkmenistan’ın Dashoguz eyaletinde de Igdir köyü vardır. Kastamonu Araç ilçesine bağlı İğdir beldesi, Malatya Hekimhan ilçesine bağlı İğdir köyü, Tokat Zile İlçesine bağlı İğdir Köyü ve Ankara Kızılcahamam ilçesine bağlı İğdir Köyü bu boy tarafından kurulmuştur. Bu boy Bayburt ili merkez civarında ve Iğdır ilinde yoğun bir şekilde yerleşim göstermişlerdir. Iğdır‘ın ismi ise İğdir boyundan gelmektedir. Coğrafya olarak birbirinden uzak yerleşim yerlerinin Iğdır ismini taşımasının sebebini tarihçiler, Büyük Selçuklu Devleti’nin parçalayarak iskân ettirme politikasına bağlarlar.
Ardahan İsmi Nereden Gelmektedir?
Artani veya Artaani’den değişime uğramış olan Ardahan ismi, Ahameniş döneminde, Gürcistan’da da yayılmış bir din olan Zerdüştliğe bağlı olarak ortaya çıkmış bir yer adı olarak kabul edilmektedir. Bu yer adının kökü olan Arta, eski Farsçadan gelir ve Zerdüştilikte “Aša” olarak da bilinen tanrının adıdır. Arta, sadece Ardahan’a değil, Artavani, Artahi, Artanuci ve Artaşeni’ye de adını vermiştir.
Ardahan kentinin kuruluşu yaygın bir efsaneye dayanır. Gürcü tarihçi Leonti Mroveli’nin ‘Kartlis Tshovreba’ adlı Gürcü tarihinde aktardığı rivayete göre Mtshetos’un oğlu Cavahos, Tsunda ve Ardahan kentlerini kurmuştur. Ancak kuruluşu sırasında Ardahan’ın adı Kacta Kalaki’dir (Şeytan Şehri). Kacta Kalaki daha sonra Huri adını almıştır.
Bir başka görüşe göre bölge, 628 yılında Hazar Türklerinin bir kolu olan Arda Türklerinin eline geçerek Ardahan adını almıştır.

Van İsmi Nereden Gelmektedir?
Van isminin nereden geldiğine dair belli bir kaynak yoktur. Ancak kabul edilen iki ayrı görüş bulunmaktadır: Bunlardan birincisi, şehir kurulduktan sonra Van adında bir valinin gelip şehri bayındır hale getirmesinden dolayı isminin verildiğidir. İkinci görüş ise Urartuların şehir için kullandıkları “Viane” ve “Biane” kelimelerinden türemiş olduğudur. Bölgenin hâkim dillerinde yapılan bütün karşılaştırmalarda her iki kelime yakın anlamda görünmektedir. Her iki kelime de şehir ve yerleşime ilişkindir.
Evliya Çelebi ‘Seyahatnamesi’nde Büyük İskender’ in Van Kalesi’ndeki Vank adlı bir mabedden esinlenerek buraya Van adını verdiğini söylemektedir. İslâm fetihlerine dair Arapça kaynaklarda Van ismine pek rastlanmaz. Van adının Arap kaynaklarında ve İslâmiyet öncesi devirlerde geçmemesinin sebebi, buranın kaleden ayrı bir yerleşme yeri şeklinde kurulup gelişmesinin daha sonraki dönemlerde gerçekleşmiş olmasıdır.
Bingöl İsmi Nereden Gelmektedir?
Kente 1944 yılında Bingöl adı verilmiştir. Bingöl ismi söylenceye göre, bu adla anılan dağdan almıştır. Dağ ise adını, üzerindeki irili ufaklı yüzlerce, belki de binlerce buzul gölden almıştır.
Bingöl’ün bilinen en eski adı Cebel-cur olup Cebel dağ, Cur ise akan anlamına gelmektedir. Bu ismin zamanla ‘Çapakçur’ ismiyle telaffuz edildiği düşünülmektedir. Çapakçur ismi de akan temiz su anlamına gelmektedir.
Osmanlı seyyahı Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde bu ismin Makedon Kralı, Büyük İskender tarafından verildiğini belirtmektedir. Seyahatname’de Büyük İskender’in vücudundaki dayanılmaz ağrılar için ‘Ab-ı Hayat’ suyunu aramaya başladığı ve nihayet kaynağın kendisi olmasa da ondan beslenen bir pınardan içip ağrılarından kurtulduğundan söz eder. İskender, bu suya Makdis lisanı üzerine cennet suyu anlamına gelen ‘Çapakçur’ adını verir ve burada kendi adına bir kale yapılmasını ve adının Çapakçur konulmasını istemiştir.
Bazı kaynaklarda ‘Mingöl’ olarak yani ‘göller bölgesi’ olarak geçmektedir. Mingöl, isminin zamanla halk tarafından Bingöl şeklinde telaffuz edilmiş olup bin tane göl anlamına geldiği öne sürülmektedir. Orta Asya’da Bingöl ismine benzer Mink Köl kullanımlarına rastlanılmaktadır. Bingöl, için kullanılmakta olan diğer bir isim ise Çevlik, Çorlik veya Çolik’tir. Bingöl’ün yerleşim alanı olan Çapakçur kale ve çevresi sarp kayalıklar üzerine inşa edildiği için iskâna elverişli olmadığından, dere yatağındaki Çorlik’e nakledilmiştir. Çevlik veya Çolik bağ ve bahçe anlamında olup bu isimler günümüzde hala ahali tarafından kullanılmaktadır.
Bingöl için 1944’e kadar Çapakçur ismi resmi olarak kullanılmıştır. Devlet Şurası İkinci Dairesi’nin 10.9.1944 tarihli ve 2490/1783 sayılı ve Umumi Heyetinin 28.8.1944 tarihli ve 44.148.143 sayılı mütalaalarını Havi Mazoştalar İcra Vekilleri Heyetince 13.12.1944 tarihinde tetkik edilerek; adı geçen vilayet merkezi olan Çapakçur adının ‘Bingöl’ olarak değiştirilmesi, 1580 sayılı Belediye Kanunu’nun 9. maddesince kabul olunmuştur.
Hakkari İsmi Nereden Gelmektedir?
Hakkari adı, eskiden Van Gölü’nün güneyinde ve bir bölümü de İran’a doğru uzanan yörelere yerleşmiş ‘Hakkar’ kabilesinin isminden gelmektedir. Arap dili, coğrafyası ve tarihlerinde bölge adı ‘Hakkariye’ olarak geçmekte olup, ‘Hakkarlar’ın Şehri’ anlamına gelmektedir.
Bugün Hakkâri olarak tanınan şehrin eski adı Çölemerik’tir. Çölemerik’in ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu hakkında bilgi yoktur. Burası Süryânî kaynaklarında Gûlârmak (Gulmar) şeklinde geçmekte, Batı kaynaklı eser ve haritalarda ise Culamerg veya Julamerk biçimlerinde yazılmaktadır. Çölemerik kelimesi sahipsiz yeşillik anlamına gelmektedir.
Çölemerik ile ilgili üç iddia bulunmaktadır. Birinci iddiaya göre Çölemerik Kürtçe göl ve mera kelimelerinden oluşur. Ancak bu iddia tarihçiler arasında pek kabul görmez. Bu konuyla ilgili ikinci iddia ise çöl ve mera kelimelerinin birleşmesiyle Çölemerik kelimesi ortaya çıkar. Ancak Hakkari dağınık bir coğrafyadır ve Hakkari’de çöl bulunmaz. Tarihçiler arasında en çok kabul edilen tanımlama Kürtçe Co (Kanal) ve Merge (Çimenlik) kelimelerinin birleşimi olan kanal ve çimenlik kelimelerinden oluşur. ‘Le’ ifadesi de bağlaç olarak iki kelimeyi bağlamaktadır.
Bitlis İsmi Nereden Gelmektedir?
En yaygın anlatıya göre, Bitlis adı Büyük İskender’in generallerinden “Lysimachos” ile ilişkilidir. Rivayete göre, İskender Anadolu seferi sırasında bugünkü Bitlis’e geldiğinde, şehri inşa etmesi için komutanlarından “Bad-Lys” veya “Bedlis” adlı birine emir vermiştir. Zamanla bu isim Bitlis haline dönüşmüştür.
Urartu ve Eski Anadolu Dönemi’nde ise Bitlis’in adı, Urartular dönemine kadar uzanan kadim bir geçmişe sahiptir. Urartu, Pers, Roma ve Bizans kayıtlarında Bitlis’e benzeyen isimler kullanılmıştır, ancak kesin bir etimoloji belirlemek zordur.
Asurlular Bit-Liz, Persler ve Yunanlılar Bad-Lis veya Bad-Lais, Bizanslılar Bal-Lais-on, Babaleison veya Baleş, Araplar Bad-Lis, Ermeniler Pageş veya Pagişi olarak kullanmışlardır. Asur dilinde Bit kelimesi yurt, Bet kelimesi kale manasında kullanılmış, Bit-Liz demek Liz’in Yurdu, Bet-Lis demek ise Liz’in Kalesi manasına gelmektir.

Ağrı İsmi Nereden Gelmektedir?
Ağrı şehri tarihte birden fazla isim değişikliği yaşamıştır. Karakilise, Ararat, Karaköse ve son olarak Ağrı Dağı’ndan esinlenilerek Ağrı ismi verilmiştir. İlk olarak 1860 yılında Pakrevand (Üçkilise) piskoposu Hovhannes önderliğindeki Bitlisli Ermeni ticaret gruplarının Karakilisa (Kara Kilise) dediği belirtilmiştir.
Kent, ismini Türkiye’nin en yüksek dağı olan Ağrı Dağı’ndan da almaktadır. Dağın Türkçe ismi olan Ağrı Dağı, dilde Geç Orta Çağ’dan beri kullanılmaktadır. Dağın geleneksel Farsça ismi olan Kūh-e Nūḥ, Nuh Dağı manasına gelmektedir. Kürtçe ‘Çiyayê Agirî’ olarak adlandırılmış dağ bu dilde “Ateşli Dağ” anlamına gelmektedir.
Ararat ismi, İbranicede eski çağlarda Ermeni Yaylaları’nda yaşamış Urartular için kullanılmış (İbranice okunuşu ile ‘Ararat’ kelimesinin Yunanca varyasyonudur. Dağ dünyada genellikle bu isimle tanınmasına rağmen, dağın bulunduğu bölgede yaşamış hiçbir yerli halk dağ için bu ismi kullanmamıştır. Klasik Antik Çağ’da, özellikle Strabon’nun Geographica eserinde Ağrı Dağı’nın zirveleri Eski Yunancada Abos ve Nibaros olarak geçmektedir.
Dağın geleneksel Ermenice ismi Masis olmasına rağmen Ararat ve Masis isimleri günümüz Ermenistan’ında aynı yaygınlıkta kullanılmaktadır. Bu ismin Orta Farsçadaki masist (en büyük) kelimesinden türediği veya Proto-Hint-Avrupa dilinde dağ anlamına gelen (mns- kökünden evrildiği düşünülmektedir). Arkeolog Armen Petrosyan’a göre ise isim, Gılgamış Destanı’nda geçen Māšu Dağı’ndan geçmiştir.
Muş İsmi Nereden Gelmektedir?
Muş adının Süryani dilinde suyu bol anlamına gelen “Muşa” veya şehri kuran “Muşet” (Muşkiler) kelimelerinden geldiğini söylenmektedir. Araplar ise şehre “Tarun” adını vermişlerdir.
Muşki kavmi, Muş’un güneyinde bulunan dağlarda barınmışlar ve kuvvetli bir ihtimalle de bugün Kızıl Ziyaret tepesinde bulunan kaleyi de onlar yapmışlardır. Bu kale daha sonra I. Süleyman tarafından yıkılmıştır. Muş çevresinde bulunan birçok tarihî eserde Muşkilerin alameti olduğu söylenen yonca kabartmasına rastlamak mümkündür.
Doğu Anadolu Bölgesi şehir isimleri nereden geliyor ile ilgili linkler:
Doğu Anadolu Bölgesi gezilecek yerler

