Beyazıt Camii avlusu - Beyazıt Mosque courtyard

Bayezid Camii – Beyazıt Camii ve Külliyesi

Beyazıt Camii Bilgileri Özellikleri ve Beyazıt Meydanı

İstanbul’un önemli meydanları arasındaki Beyazıt Meydanı’nda ve İstanbul Üniversitesi’nin ikonik kapısı karşısında bulunan Beyazıt Camii, aynı zamanda Beyazıt II Camii ve Külliyesi, Bayezid Camii isimleri ile de anılmakta olup Sultan II. Bayezid tarafından yaptırılmış selatin camilerdendir (depremler dolayısıyla tamamen çöken ve yeniden yapılan Fatih Camisi sayılmaz ise İstanbul’un ilk selatin camisi Beyazıt Cami’dir). Beyazıt Camii’nin bulunduğu alan İstanbul’un tarihi dönemlerinden olan Bizans döneminde de önemli bir meydan olup bu dönemde Forum Theodosiacum (Forum Tauri) olarak anılmaktadır.

Beyazıt Camii külliye içinde yapılmış olan bir yapıdır. Beyazıt Camii ve Külliyesi olarak isimlendirilen yapılar bütününde diğer külliye yapılarında olduğu gibi cami, türbe, aşhane-imaret, sıbyan mektebi, tabhâneler, medrese, hamam ve kervansaray bulunmaktadır. Ancak bu külliyede diğer külliyelerden farklı olarak söz konusu yapılar dağınık biçimde yapılmıştır. Tarihi İstanbul yarımadasının yüksek bir konumunda bulunan Beyazıt meydanı ve Beyazıt Camii, Türkiye’den UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girmiş olan İstanbul Tarihi Alanlar içinde yer almamaktadır. Ayrıca merak edenler için Beyazıt Camii, Edirne’deki II. Beyazıt Camii ile çok karıştırılmaktadır.

500 yıldan fazladır kendi adını verdiği ve günümüzde de Türk siyasi tarihinin önemli konumlarından olan Beyazıt Meydanı yanındaki camii gerek mimarı konusunda gerekse yapıldığı tarih konusunda başlarda farklı görüşler olsa da Beyazıt Camii İstanbul’da görülmesi gerekli önemli Osmanlı mimari şaheserlerinden biridir.

Beyazıt Camii Ziyaret Saatleri ve Giriş Bilgileri 2026

Cami ibadete açık olduğu için ibadet saatlerinde daha dikkatli olunarak ziyaret edilebilir. Haftanın her günü sabah namazı ve yatsı namazı arasında ziyarete açıktır. Beyazıt Camii önünde İstanbul Metrosu T1 Tramvay Hattı (Kabataş-Bağcılar) Beyazıt Kapalıçarşı durağı mevcuttur. Bu durakta inilebilir veya Eminönü’nden tarihi İstanbul yarımadası gezilerek buraya yürünebilir.

Beyazıt Camii ile ilgili bilgilere geçmeden önce caminin içinde bulunduğu Beyazıt Meydanı hakkında bilgi vermek gerekmektedir. Böylece Beyazıt Camii’nin önemi daha fazla anlaşılacaktır.

Beyazıt Meydanı Bilgileri ve Önemi

İstanbul’un önemli Osmanlı mimari eserlerinden biri olan Beyazıt Camii, adını verdiği Beyazıt meydanı alanının kenarında bulunmaktadır. Beyazıt meydanı ise İstanbul’un Byzantion döneminden itibaren önemli meydanlarından biri olagelmiş ve bu özelliğini gerek Osmanlı gerekse Cumhuriyet dönemi İstanbul’unda da devam ettirmiştir.

Beyazıt Camii fotoğrafları - Beyazıt Mosque exterior photographs
Beyazıt Camii fotoğrafları – Beyazıt Mosque exterior photographs

Aslında Tarih boyunca İstanbul’un en önemli odak noktalarından birisi olan Beyazıt meydanı, tarihi yarımadanın ortasında takriben bir dönümlük bir alandır. XXI. yüzyılın başında çevresinden kopuk, insanların çoğu zaman sadece transit geçişlerinde kullandığı, üniversitelinin eskisi gibi vakit geçirmediği, tarihi eserleriyle barışık olmayan ve 1950- 1960’lı yıllarda İstanbul da yapılan radikal tadilat çalışmaları sırasında birkaç kez alçaltılıp yükseltilmesiyle “sevimsiz bir hale” gelen meydandır.

Antik dönemin İstanbul meydanları Byzantion’un Strategion’u ve Konstantinopolis kurulmadan evvel mevcut olan Tetrastoon adlı sonradan Augusteion adını alan büyük kent meydanıdır. İmparatorluk merkezi İstanbul’a taşındıktan sonra görkemli Konstantinopolis kurulmaya başlanılır. Özellikle VI. yüzyıla kadar şehre yapılan büyük forumlar (meydanlar) söz konusudur. Bu meydanlar büyük anıtlar, önemli yapılar ve revaklar ile çevrilenmiş, heykellerle süslenmiştir.

Fakat Orta Çağın din, dolayısıyla kilise çevresinde oluşan sosyal yaşantısı pagan tipi dışavurumcu alışkanlıkları benimsemez. Hem Avrupa’da hem İslam dünyasında hem de Bizans’ta antik dünyanın meydan algısı korunamaz ve Roma Forumları (meydanları) zamanla yok olur ya da edilir. İstanbul’da VII. yüzyıldan itibaren forumlar (meydanlar) giderek tahrip olur. VIII. yüzyılda birçoğunun sadece adları yaşar ve artık XI.- XII. yüzyıla gelindiğinde antik dönemle boy ölçüşecek bir kent meydanı olmadığı görülür.

Tauri Forumu (Beyazıt Meydanı)

Beyazıt meydanı veya eski ismiyle Tauri Forumu, XXI. yüzyıldaki Orhan Kemal İl Halk Kütüphanesi, Beyazıt Külliyesi (Beyazıt Camii ve Külliyesi) ve Beyazıt meydanını kaplayan ama tam sınırlarının konunun uzmanları tarafından çizilemediği hala birçok tartışmanın sürdürüldüğü Bizans Forumu’dur. Büyük ihtimalle kentin en büyük meydanı olan bölgede Theodosius adına dikilmiş bir Zafer Takı mevcuttur ve 1509’daki büyük depremde yıkılmıştır. Bazı parçaları bugün İstanbul Arkeoloji Müzesi, Beyazıt Hamamı’nın temeli ve Ordu Caddesi üzerinde görülebilir.

Beyazıt Camii avlusu - Beyazıt Mosque courtyard
Beyazıt Camii avlusu – Beyazıt Mosque courtyard

Osmanlı öncesinden kalma Theodosius Sütunu, oldukça önemli bir yapıdır. Beyazıt Kulesi’nin bulunduğu yerde olduğu düşünülen bu sütun, 1517 yılında şiddetli bir fırtına esnasında yıkılmıştır. Sütunun bir fırtına esnasında yıkılacak kadar zedelenmesinin ana nedeni 1204 yılında Latinlerin İstanbul işgali sırasında birçok Bizans eseri gibi bu sütuna da zarar vermeleridir.

Tauri Forumu’nun (meydanının) geçirdiği tarihi evreleri şöyle ifade edebiliriz: Öncelikle bu alan forum yapılmadan önce de kullanılmaktadır. Alanda, Helenistik ve Roma dönemi Nekropolleri bulunmaktaydı. Sonrasında İmparator Severus bu alanda bir saray, tapınak ve tonozlu dört mekân yaptırmıştır. I. Constantinus bu alanı kente dahil etmiş ve saraylar ile devlet görevlileri için dinlenme evleri inşa ettirmiştir. Meydanda Alonitsion adını taşıyan bir heykel bile inşa ettirmiştir (324- 337). Tauri Forumu yapılmadan evvel bu bölgeye İmparator Valens tarafından 372- 373 yılları arasında kentin en büyük çeşmesi olan Nimfeum Maksimus yaptırılmıştır.

Kısaca I. Theodosius döneminde (379- 395) Tauri Forumu Nimfeum Maksimus, saraylar ve anıtlarla dolu bir kent meydanı haline gelmiştir. Theodosius foruma kesin yapılış tarihi bilinmeyen kendi adına bir bazilika da yaptırmıştır. 386 yılında İskitlere karşı kazanılan zafer üzerine bir tak inşa edilmiş ve forum 393 yılında kutsanarak açılmıştır. Artık meydan görüntü itibariyle çok sayıda anıt ve heykelle bezelidir.

Osmanlı Dönemi Beyazıt Meydanı Tarihi

Teodosius Forumu’nda tarih boyunca hayvan pazarı kurulmuş ve bu yüzden Tauri yani Boğa Forumu adı benimsenmiştir. Osmanlı döneminde de boş alanın hayvan pazarı olarak kullanımı geleneği devam etmiştir. Kurban Bayramı’nın gelişinin Beyazıt Meydanı, Fatih ve İstanbul’un birçok -özellikle XIX. yüzyılda oluşmuş olan- yangın yeri arsalarında biriken koç sürülerinden anlaşıldığını belirten Sermet Muhtar Alus, arife günü içlerinde Beyazıt’ın de bulunduğu İstanbul’un birkaç noktasından atılan yirmi bir pare top ile kurbanların kesildiğini söylemektedir.

Reşad Ekrem Koçu, Kurban Bayramı’nda koç sürülerinin meydana getirildiğini ve satın alınan hayvanların hamal sırtlarına vurulup götürüldüğünü belirtir. Beyazıt Meydanı’nın tercih edilmesinin nedeni olarak ise şehrin en merkezi yerinin burası olmasını gösterir. Pazar olarak kullanımı ise oldukça sonraki tarihlere rastlar. Sık sık ve şiddetli depremlere maruz kalan forumdaki yapılar zaman zaman yıkılmış, tamir görmüş ve yerlerine yenileri yapılmıştır.

Sur içi İstanbul’unun üçüncü tepesinde yer alan Beyazıt Meydanı adını Sultan II. Mehmed’in oğlu Veli lakaplı Sultan II. Bayezid’den alır. İstanbul’u bir dünya şehri, bir imparatorluk başkentine dönüştürmek isteyen Sultan II. Mehmed’in kentteki istimlak ve şenlendirme faaliyetlerinin esas tamamlayıcısı Sultan II. Bayezid olacaktır. Sultan II. Bayezid tahta geçene kadar bölgede Sultan II. Mehmed’in yaptırdığı XXI. yüzyılda İstanbul Üniversitesi Merkez Binası olarak kullanılan alanda inşa edilmiş olan Eski Saray ve Darphane ile birkaç Bizans kalıntısı bulunmaktaydı.

Osmanlı döneminde meydanın kuzey tarafından bir kısmı Eski Saray’ın bahçesine dahil edilmiştir. Fakat Forumun büyük kısmı boş bulunmaktaydı. II. Bazeyid’in İstanbul’da yaptırdığı külliyesi işte bu forumun üzerinde yer almaktadır. Külliyenin kurulduğu tarihten sonra Eski Saray’ın duvarları ile kuzey sınırı çizilen ve külliyenin binaları arasında kalan bölgeye ise Beyazıt Meydanı denmiştir.

1950’li yıllara kadar meydanda bulunan ahşap evler yıkılmıştır. 1950 yılında ise son kalan iki ahşap ev yıkılarak meydan evlerden temizlenmiştir. Hatta 1923 yılında İstanbul Belediyesi tarafından yapılan havuz 30 yıl boyunca İstanbulluların beğenisiyle hayatına devam etmiş ve sonrasında meydan düzenlenirken 1955- 1957 yıllarında yıkılmış ve üzeri kapatılmıştır.

Beyazıt Camii giriş portali - Beyazıt Mosque main portal
Beyazıt Camii giriş portali – Beyazıt Mosque main portal

Cumhuriyet Dönemi Beyazıt Meydanı

Meydanın her noktası da aynı işlevsellikte değildir. İnsanlar daha çok kenar köşe diye tabir edilebilecek, çayhane ya da kahvehanesi mevcut olan özellikle ulu ağaçların gölgelerinde zaman geçirmeyi tercih etmiştir. Bu tercih meydandaki kamusal bir binanın ziyareti ya da alışveriş işlemi söz konusu olmadığı zamanlarda baskındır. Büyük ihtimalle her kesimden insanın cami, Kapalıçarşı tarafı, XX. yüzyılda yok olmuş Kağıtçılar Çarşısı ve XX. yüzyılda Sahaflar Çarşısı adını alacak bölgenin çevresinde yoğun olarak toplandığı düşünülmektedir.

Meydan tarih boyunca çevresinde bulunan birçok medrese ve devamında kurulan üniversite sayesinde etrafına devamlı surette bir kültür muhiti toplamıştır. Ayrıca İstanbul’un en merkezi yerlerinden birisi olan bölge aydınları daima çekmiştir.

1970- 1980’lerden evvel daha küçük bir İstanbul söz konusudur. Bu zamana kadar şehrin sınırları ne büyümüş ne de bu kadar farklı muhitler oluşmuştur. Kastedilen, üniversite sayısından insanların toplandıkları mekanların azlığına kadar vardırılabilir. Her şey iç içe ve derli topludur. Beyazıt Meydanı bundan nasibini yüzyıllarca olumlu bir şekilde almıştır. Özellikle Medreseler- Darülfünun- Üniversite sürecinin beslediği kitapçılar XXI. yüzyıldaki Sahaflar Çarşısı’nda ve şu an var olmayan ama eskiden Fen Fakültesi ile Eczacılık Fakültesi arasında bulunan Kitapçılar Çarşısı’nda kendilerine yer edinmişlerdir.

Bunu tamamlayan üçüncü ayak ise kahvehanelerdir. Sahaflar Çarşısı’ndan alınan bir kitap Bâyezid Camisi ile Beyazıt Devlet Kütüphanesi arasında yer alan kahvelerde, Kitapçılar Çarşısı’ndan alınan bir kitap ise Beyazıt Medresesi etrafında bulunan sıra kahvelerde okunurdu. Bu kitapçıların doğal müşterileri ise üniversite hocaları ile talebelerdir. Ayrıca her kesimden aydınlar ile kitap meraklıları bölgeye akın etmiştir. Alaylı ve mektepli aydınların kaynaşması, Türk aydınlarının düşünce hayatını şekillendirirken yapılan fikir alışverişleri ile kim bilir nice eserlerin temelleri atılmıştır.

Meydandaki kahvehanelere özellikle de Küllük kahvesine gelen ünlü isimlerden bazıları Emin Ali Çavlı, Ali Nihat Tarlan, Halis Acarı, Mükrimin Halil, Neyzen Tevfik, Ahmet Hamdi Tanpınar, Mahzar Şevket İpşiroğlu’dur.

Tarihi Yarımada Master Planı

1938- 1950 yılları arasında Henri Prost, İstanbul için bir “Tarihi Yarımada Master Planı” hazırlar. Avlulu- bahçeli evlerden oluşan ve bir yaya kenti olan sur içi İstanbul’u Batı Avrupa şehirlerinin görkemli yol ve kavşaklarına benzer bir otoyollar şebekesiyle donatılmak istenir. Bu planın İstanbul’da uygulanma yılları 1957- 1960 arasıdır ve Beyazıt Meydanı da buna dahil edilir. Tamamen karayolu odaklı bir çalışma yapılır. Meydandaki zıtlıkları önlemeye yönelik inşa edilen havuz kaldırılır. Bununla birlikte meydan dört metreye kadar aşağı çekilir.

İstanbul Belediyesi’nin o yıllardaki yetkilileri ile Karayolları mühendislerinin bu uygulamasının yarattığı tepki üzerine Prof. Högg, Prof Piccinato ve Prof. Sedad H. Eldem yeni proje çalışmaları yaparlar. Büyük bir heyetin onayına sunulan projelerden, insan ölçeğiyle meydanı dönüştüren dönemin genç mimarı Turgut Cansever’in projesi seçilir. Proje uygulanmaya başlanır fakat birçok kısmı kırpılır ya da değiştirilir, birçok tasarım inşa edilmez. Üniversite kapısı önündeki platforma dikilmesi planlanan ağaçların dikilmesi engellenir. Meydanın öngörülen tuğla döşeme ve mozaik granit parke ile kaplanması yerine meydan kaba, granit kaya blokları ile kaplanır. Projelerde öngörülen eğim bozulur. Meydanı süsleyecek çeşme, havuz, çiçek tarhları inşa edilmez. Meydanın önemli bir unsuru olan alt geçit tamamlanmaz ve yıllarca çöplük gibi kullanılır. 2019 yılında İBB başkanı Ekrem İmamoğlu, meydanın Turgut Cansever’in projesine uygun şekilde düzenlenmesi için girişimleri başlatır.

27 Mayıs 1960 darbesinden sonra meydanın adı Hürriyet Meydanı olarak değiştirilir. İlginç bir tesadüftür ki meydanın adı Beyazıt olarak yeniden eski haline getirilmesi 12 Eylül 1980 darbesine denk gelir.

Beyazıt Meydanı Olayları

Beyazıt Meydanı özellikle XIX. ve XX. yüzyıllarda çeşitli olaylara sahne olmuştur. Bölgeye Darülfünun’un yani İstanbul Üniversitesi’nin yerleşmiş olması öğrenci hareketlerinin buraya yansımasının temelini oluşturmaktadır. Yüksek eğitim alan öğrencilerin dünyanın her yerinde muhalif sesleri diğer vatandaşlara göre daha sık duyulmuş, Darülfünun’un yani İstanbul Üniversitesi’nin bir nevi bahçesi olan Beyazıt Meydanı da doğal olarak bu amaçla kullanılmıştır.

Mahmud Şevket Paşa 31 Mart İsyanı’nı bastıran kişidir ve isyan sonrası idamların bir kısmı da Beyazıt Meydanı’nda gerçekleşmiştir. 31 Mart hadisesinden çok kısa bir süre sonra Mahmud Şevket Paşa da burada bir suikaste kurban gider. İşin ilginç tarafı Paşa’nın katilleri de yine Beyazıt Meydanı’nda idam edilmişlerdir.

Osmanlı Devleti işgal altındayken itilaf devletlerinin baskısıyla İstanbul’da bir başka idam gerçekleştirilir. Boğazlıyan Kaymakamı olan ve Yozgat Ermeni ayaklanmaları sırasında İstanbul’dan aldığı emirleri uygulayan Kemal Bey yabancı devletlere yaranmak adına burada idam edilmiştir. Dava sırasında yalancı şahitlerin dinlenmesine kadar birçok uygunsuz hareket itilaf devletleri tarafından dayatılmış ve adil olmayan bir mahkeme gerçekleştirilmiştir.

Balkan Savaşları esnasında Darülfünun öğrencileri çeşitli mitingler ve konferanslar düzenlerler. Bunlardan birisi 3 Ekim 1912 tarihinde gerçekleştirilen Harp Mitingi’dir.

1922 yılı Nisan- Ağustos arasında dört ay yirmi iki gün süren üniversite tarihindeki ilk büyük öğrenci eylemi gerçekleşir. Anadolu’daki milli mücadeleye karşı olan beş müderris ve muallimin Darülfünun’dan çıkarılmasını isteyen öğrenciler “Darülfünun Grevi” denen büyük bir boykota başlarlar. Edebiyat Fakültesi hocalarından olan Ali Kemal Bey, Rıza Tevfik Bölükbaşı, Cenab Şahabettin, Hüseyin Daniş Pedram ve Marujan Barsamiyan yazdıkları, sözleri ve eylemleriyle öğrencilerin tepkisini çekmişlerdir. Rıza Tevfik Bey’in bir konferansta “Fuzuli Türk değildir Acem’dir” demesiyle birtakım tartışmalar başlamış ve bunun sonucunda birçok ciddi olay yaşanmıştır. Dört fakültenin öğrenci kongrelerinde grev yapılması konusunda anlaşılır. Nihai karar Zeynep Hanım Konağı’nda yapılan genel toplantıda verilir. Bir yürütme kurulu seçilir ve diğer bütün yüksek okullar da bu boykota katılacaklarını bildirirler. İzmir’in işgali dolayısıyla Beyazıt Meydanı geniş katılımlı bir miting de görmüştür. Bu mitinglerin en ünlüleri ise Sultanahmet Meydanı’nda yapılmıştır.

12 Nisan 1950 yılında meydanda yaşanmış bir protesto söz konusudur. Fevzi Çakmak vefat edince radyolar Mareşal’in ölümüne kayıtsız kaldıklarından dolayı birçok insan bundan rahatsız olmuş ve meydanda büyük bir protesto gösterisi yapmışlardır. Bunun ardından Bâyezid Camisi’nde cenaze namazı kılınarak tabut omuzlar üzerinde Eyüp’e götürülmüştür.

27 Mayıs 1960 ihtilalini hazırlayan öğrenci olaylarının üniversite özellikle de İstanbul Üniversitesi kökenli olduğunu söylemek yersiz değildir. 1954 yılında üniversite senatosunun görüşü alınmak koşuluyla, milli eğitim bakanına, öğretim üyelerini görevden alma yetkisi verilir ve gerginlikler başlar. Bu olaylar esnasında Beyazıt Meydanı çeşitli eylemlere sahne olur. 1961- 1971 yılları arasındaysa İstanbul Üniversitesi çatışmalar, boykotlar, gençlik eylemleri ve kavgalarla en karışık dönemine girer.

Beyazıt Meydanı Küllük Kahvesi

Son dönemin en önemlisi olan Küllük Kahvesi’ne özellikle dikkati çekmek gerekmektedir. İşgal altındaki Harbiye Nezareti 1923 yılında boşaltılınca bu binaya Darülfünun yerleştirilir. Bu tarihten sonra Çınaraltı ve Küllük Kahvesi en meşhur dönemini yaşamaya başlar. Üniversite hocalarının dersler bitince geldiği mekâna şair ve yazarlar da resmen akın eder. Bu kahve uzun seneler Türk entellektüelleri için bir buluşma, kaynaşma, sohbet ve tartışma sahası olmuştur. Hatta şimdiki Siyasal Bilgiler Fakültesi olan Mekteb-i Mülkiye içerisinde gelişen Esâfil-i Şark adlı bilim, fikir, sanat, kültür ve edebiyat adamlarını bir araya getiren sohbet topluluğunun ana uğrak mekanlarından birisi Beyazıt Çınaraltı, orada da Küllük Kahvesi’dir.

Ayrıca seneler ilerledikçe yeni isimler de bu topluluğa katılacaktır. Sabahattin Ali buraya “Muallimler Bahçesi” ve “Akademi” gibi yakıştırmalar bile yapmıştır. Küllük’ün en usta garsonunun Mustafa olduğunu belirten Salah Birsel, bir köşeye sinen garsonun para vermeden kaçabilecek müşterileri gözetlediğini anlatır. Mustafa’nın yerini ilerleyen senelerde Nimet adlı matrak bir garsonun alındığını da ekler. Küllük Kahvesi’nin müdavimlerinin başlarından geçen olaylar saymakla bitirilemez.

Örneğin Faruk Nafız 10. Yıl Marşı’nın “Türküz, Cumhuriyet’in göğsümüz tunç siperi, Türk’e durmak yaraşmaz, Türk önde, Türk ileri.” dizelerini Küllük’te yazmıştır.

Bir arife günü Neyzen Tevfik ile Küllük’te denk gelen Cahit Affet Irgat o gün yaşadığı olayı şaşkınlıkla anlatır. Neyzen Tevfik’le beraber çay içmeye başlarlar. Üst üste üç beş bardak içtikten sonra çevrelerine yoksul çocuklar toparlanmaya başlar. Yalınayak, üstü başı yırtık pırtık kıyafetlere sahip çocuklara önce Neyzen Tevfik çay ikram eder. Sonrada onları iki sıra yaparak Mahmutpaşa’ya götürür. Orada “Param var bugün. Bu yetimler de sevinsin, yarın bayram, giydireceğiz bunları…” diyerek bütün çocukları giydirir.

Bu kadar çok yazar çizer bilgili insanın devam ettiği bir mekânda toplanılarak dergi çıkarılmaması mümkün değildir. Küllük’ün genç kuşak müdavimlerinden Abidin Dino’nun yönetiminde ve Alaettin Hakgüder’in maddi külfetleri üstlenmesiyle 1940 yılında Küllük adlı bir dergi de çıkartılır.

İstanbul’da askerliğini yapan müdavimler kesinlikle izin günlerinde Küllük’e uğrarlardı. Bedri Rahmi ve Celal Sıray er giysileriyle, Orhan Veli ise Yedek Subay giysisiyle uğramaktadır. Hatta Celal Sıray Beykoz’da bulunan birliğinden her cumartesi üşenmeden kalkıp Beyazıt’a gelmiştir.

Beyazıt Camii ana kubbe içi ve pandantifleri - Beyazıt Mosque main dome interior and pendentives
Beyazıt Camii ana kubbe içi ve pandantifleri – Beyazıt Mosque main dome interior and pendentives

Beyazıt Cami Bilgileri ve Tarihi

Sultan Beyazıt’ın İstanbul’da inşa ettirdiği 31 eserden en önemlisi Beyazıt Külliyesi’nin Camisi veya Beyazıt Camii’dir. Caminin cümle kapısı üstündeki celi sülüs olan ve hattat Şeyh Hamdullah tarafından yazılan Arapça kitabesine göre 1500- 1505 yılları arasında inşa edilmiştir. Beyazıt Caminin mimarı Yakubşah bin Sultanşah’ (Mimar Hayrettin)dir.

1501- 1508 yılları arasında inşaatı biten külliye ise içinde bulunduğu Beyazıt Meydanına ana şeklini vermiştir.

Beyazıt Cami, Eski Saray (İlk Topkapı Sarayı) bahçesi içerisine inşa edilmiştir. Caminin dış avlusunun duvarları Eylül 1504 tarihinde sınır duvarı (ihata) şeklinde bitirilir. Beyazıt Camii inşa süresi boyunca

  • Kaba inşaatında çalışan yeniçerilere 15.000 akçe
  • Pencere inşaatı içi Topçubaşı Bali beye 3000 akçe, Bursa’dan bir elbise; Topçular kethüdası Atmaca beye Bursa kumaşından bir elbise; Topçular ise 15.000 akçe ve ustaları ise 10’ar kat elbise
  • Beyazıt Camii süsleme nakışlarını yapan Nakkaşlar cemiyetine 10.000 akçe
  • Cila işlerini yapan Hacı Arap’a 1000 akçe
  • Cami kandillerinin işlemelerini yapan Nakkaş Yusuf beye işlemeli bir elbise verilmiştir.

1509 yılındaki ‘Küçük Kıyamet’ olarak adlandırılan büyük İstanbul depreminde merkezi kubbesi yıkılmış, Sahaflar Çarşısı tarafındaki minaresi yıkılmış, revak kubbeleri ve kemerleri yarılmıştır. Yıkılan merkezî kubbe, Mimar Sinan’a atfedilen, fil ayaklarının kesitlerinin arttırılması ve askı kemerlerinin üzerine yapılan ikinci bir taşıyıcı sivri kemerler eklemesiyle yeniden yapılmıştır.

5 Şubat 1540 yılında Eski Saray (bilindiği üzere Beyazıt Cami Eski Saray bahçesine yapılmıştır) tamamen yanar. Bu yangının ilginç bir özelliği vardır ki o da bu yangına kadar ateş kimin evinden çıktıysa kişinin asılması kanun iken, Eski Saray’ın sahibinin padişah olmasından dolayı bu kanun uygulanamamıştır. Kanun değiştirilerek gerçek suçlunun ya da kundakçının bulunması ve cezalandırılması şeklini almıştır.

1609 yılında Tahtakale Yahudi Mahallesi’nde çıkan bir yangın Beyazıt Cami minarelerinden birisini yakar ve kurşunlarını eritir.

Cami avlusundaki aslında üstü açık olarak yapılan şadırvan havuzu, Sultan IV. Murad (1623-1640) tarafından etrafına dikilen sekiz sütun üzerine oturan bir kubbe ile örtülmüştür.

1683’de çıkan bir yangında minarenin külahı tutuşur. 1741’deki diğer bir yangında ise caminin etrafındaki dükkanlar yok olur. 1746’da ise minarelerden birine yıldırım isabet eder ve tutuşan külah mum gibi yanar.

1754 depreminde de İstanbul’da birçok kâgir bina zarar görmüştür. Bâyezid Camisi’nin de kubbesi bu deprem esnasında zarar görmüştür. 1894 yılındaki büyük İstanbul depreminde Beyazıt Camii de hasar görmüştür. Bu hasarın faturası 197880 kuruştur.

Şem’dânî-zâde Fındıklılı Süleyman Efendi 1766 büyük İstanbul depremiyle ilgili bilgilere de eserinde yer verir. Herkesin canından ümidin kesildiğini, kimsenin hareket edemediğini belirttiği depremde birçok binanın yıkıldığını ve birçok hayvan ile insanın da hayatını kaybettiğini söyler. İstanbul’un duman içinde kaldığını belirtirken yıkılan ve zarar gören önemli binaları sayar. Bunların içerisinde neredeyse yıkılmaya yüz tutmuş Sultan Bâyezid Camisi de vardır.

24 Temmuz 1827 tarihinde çıkan bir yangın caminin muvakkithanesi ve kütüphanesini kullanılamaz hale getirmiştir. Yangının sebebi cami etrafında olan ve sayıları artan kasap, tavukçu, usturacı ve şıracıların etrafında biriken çöplerdir.

8 Temmuz 1866 tarihinde Beyazıt Camiine sekiz adet levha asılmış ve bir adet mumluk alınmıştır. Levhalarda peygamberin ve dört halifenin isimlerinin yazdığı söylenebilir.

1894 İstanbul depremleri ile 1999 İzmit depreminde de büyük oranda zarar görmüştür.

Sahaflar Çarşısı yandıktan sonra şimdiki kâgir dükkânların yapımı bitinceye kadar eski kitapçılar 1951-1954 yıllarında revak kubbelerinin altında geçici dükkânlar ve sergiler yaparak işlerini sürdürmüşlerdir. Sonra bu sergi ve dükkânlar kaldırılmıştır.

2011 yılında cami avlusunda yangın çıkar ve camiye zarar verir.

2013- 2016 yılları arasında kapsamlı bir restorasyon geçirilmiştir.

Beyazıt Cami Yapımındaki Hediyeler

Beyazıt Cami için Kur’an-ı Kerimler, halılar, kandiller ve diğer birçok önemli eşya da getirilmiş ve bunları getirenlere büyük hediyeler verilmiştir. Kırk dokuz tane Kur’an-ı Kerim getirilmiştir. Bunların içerisinde Şeyh Hamdullah’ın kendi yazısıyla hazırladığı bir tanesi de vardır. Yedi kişi tarafından sekiz büyük halı getirilmiş ve Hassa Halı dokuyucuları cemaatine mensup on dokuz kişi tarafından ise caminin geri kalan halıları dokunmuştur. On üç kişi tarafından birçok kandil, fener, avize ve askıları temin edilmiştir. İçlerinde Kudüs’ten bile kandil getiren Ramazan adlı bir kimse bile vardır ki kendisine beş bin akçe verilmiştir. İki kişi taştan ve mermerden oydukları topları getirmişlerdir. Üç kişi Kur’an-ı Kerim mahfazası, kesesi ve rahlesi getirmiş ve diğer bir üç kişide nahıl (süs) ve mum getirmiştir.

Beyazıt Camii içi ve fil ayaklarında restorasyon izleri - Beyazıt Mosque interior, restoration details on the pillar
Beyazıt Camii içi ve fil ayaklarında restorasyon izleri – Beyazıt Mosque interior, restoration details on the pillar

Beyazıt Camii Mimari Bilgileri

II. Bayezid Camisi plan şeması harimde dört fil ayağı üzerinde yükselen merkezî bir kubbe, merkezî kubbeyi kuzey-güney yönünden saran iki yarım kubbe ile diğer iki yönde yer alan dörder adet küçük kubbeden oluşmuştur. Ayrıca beş kubbeli iki adet tabhane binası caminin iki yanında konumlanmıştır.

Caminin kuzeydoğu cephesinde ahşap bir hünkâr mahfili bulunmaktadır. Günümüze özgün haliyle gelememiş, sofalı plan şemasıyla geleneksel Türk Evi’nin bir örneği olan hünkâr Mahfili, 1960’lı yıllarda yeniden inşa edilmesine rağmen 2011 yılında yangın nedeniyle büyük hasar görmüştür.

II. Bayezid Camisi kagir yığma tekniği ile inşa edilmiştir. Duvar örgüsü kesme küfeki taşıdır. Merkezî kubbeyi taşıyan fil ayakları ve üst örtüyü taşıyan tüm kemerler kesme taştır. Üst örtüyü oluşturan kubbe ve yarım kubbeler tuğla ile örülmüştür. Üst örtüler içten ve dıştan horasan sıva ile sıvalıdır. Caminin ana beden duvar örgüsüne bakılarak harimin aslında sıvalı olarak inşa edilmediği kesme taş oluşundan anlaşılmaktadır. Henüz belirlenemeyen bir tarihte sıvanmıştır. Revaklı avluda kubbeleri taşıyan sütunlar yekpare mermerdir. Cami genelinde farklı tür mermer malzeme imal edilmiş çeşitli mimari elemanlar bulunmaktadır.

Beyazıt Camii iç alanı 37.06X36.80 m olarak ölçülmüştür. Ayrıca son cemaat ye­ri duvarında 136 cm’lik altı tane girinti bu­unmaktadır. Buralar set halinde yüksek olup iki tanesinde üst mahfile çıkılacak merdivenler bulunmaktadır. Harim bölümünün üç yanında 2.30 m. kalınlığında duvarlar var­dır. Yine burada sağa ve sola açılan birer kapı bulunmaktadır. Bunlar az derin ve sade bir çerçeve içinde sivri kemerli bir girinti ha­lindedir. Ahşap olan kapılarda geometrik oyma desenler yer almaktadır. Bu kapıla­rın iç tarafında, sağ ve solda birer mihrapçık bulunmaktadır. Kapının üst kemerleri, içte ve dışta basık ve birbirine çok girift taşlar­la örülmüştür.

Caminin içi kare şeklinde olup dört pâyeye oturan dört büyük kemer Aydın Yüksel’in ölçüsüne göre 16,78 m çapındaki kubbeyi taşımaktadır. Bu ana kemerlerden ikisinin içlerine demir kenetler konulmak suretiyle desteklendikleri tespit edilmiştir. Harimin ana mekânı, kıble ekseni üzerinde iki yarım kubbenin desteklediği ana kubbe ile örtülmüştür. İki yandaki tâli mekânlar ise dörder bölüm halinde olup bunların her biri küçük birer kubbe ile örtülüdür. Bu yan bölümlerden de dışarı açılan birer kapı vardır.

Turgut Cansever Beyazıt Cami ve Külliyesi için “XVI. Asrın ikinci yarısında ve XVII. Asırda Sinan, daha sonrada takipçileri tarafından inşa edilmiş büyük dini komplekslerin merkeziyetçi şemalarının aksine, Beyazıt Meydanı’nda cami, medrese, hamam, imaret, saray duvarı ve kapısı büyük boşluk içinde her biri kendi varlık sebebine göre yerleştirilmiş bağımsız şahsiyetler (tektonikler) olarak tasarlanmıştır” demiştir. Belki de Osmanlı Devleti’nde inşa edilmiş en dışa dönük külliyelerden birisi İstanbul’daki II. Bâyezid Külliyesi’dir.

Caminin hemen iki yanındaki tabhaneler minareler ile ana yapı arasına inşa edilmiştir. Sonradan namaz kılınan yere dahil edilmişlerdir. Caminin hemen arkasında sıbyan mektebi, camiye arkamızı verdiğimiz zaman sağ tarafta kalan kısımda ise imarethane ile kervansaray yapılmıştır.

Beyazıt Camii vitrayları - Beyazıt Mosque stained glasses
Beyazıt Camii vitrayları – Beyazıt Mosque stained glasses

Beyazıt Camii ve Ayasofya Karşılaştırması

Beyazıt Camii ile Ayasofya Camii karşılaştırmaları eskiden beri yapılagelmektedir. Ancak bu konudaki fikirler aşağıdaki gibidir.

Semavi Eyice konuyla ilgili olarak kubbe yapılanmasının kısmen Ayasofya’ya benzemesinden dolayı Ayasofya’ya bakılarak yapıldığına dair söylemlerin yanlış olduğunu belirterek “Ayasofya’daki statik zayıflığın burada olmayışı Beyazıt Camii’ni yapan mimarların başka aşamalardan geçerek bu neticeye ulaştıklarını” ifade eder. Ayrıca “Beyazıt Camii, Edirne’deki Üç Şerefeli Camii, İstanbul’da ilk Fatih ve Atik Ali Paşa camilerinde uygulanan gelişmelerin tabii bir sonucu olarak yaratılmış bir eserdir.” diyerek dikkatleri şu yöne çeker: “Ayasofya’da orta mekân uğruna, yandakiler bir bakıma “harcanmıştır”. Halbuki Beyazıt ve benzeri camilerde böyle bir durum olmadıktan başka, orta ve yan mekanlar arasında tam bir bütünlük elde edildiği açıkça belirlidir ve statik denge mükemmel bir biçimde sağlanmıştır.” demiştir.

Doğan Kuban da dillere pelesenk olmuş Ayasofya etkisinden dert yanarak: “…Beyazıt Cami’si, Üç Şerefeli Camii ve Fatih Cami’lerinin planlarının doğal sonucudur. Burada Fatih Cami’sinde olmayan simetri tamamlanmıştır. Büyük Osmanlı camilerinde Ayasofya etkisinden söz etmek modası olmasa, bir mimari tasarım sürecinin bu şemada tamamlanması kadar doğal bir açıklama olamaz. Kaldı ki Beyazıt Cami’si tasarımı, örtü şeması dışında çok farklı bir üslup tanımlamaktadır.” demektedir.

Beyazıt Cami Kubbesi

Gezinti yerinden ölçülen çapı 16.78 m olan kubbede 20 pencere vardır ve dört köşesinden her birinde ikişer adet ol­mak üzere 8 tane ağırlık kulesi bulunmak­tadır. Yarım kubbelerde ise yedişer pence­re vardır. Bütün bu kubbe, yarım kubbe ve yanlardaki dörder küçük kubbeyi sözünü ettiğimiz dört fil ayağı taşımaktadır. Fil ayakları kare şeklindedir ve yanlardan ku­laklar yapmaktadır.

Her ayakta 75 cm. ka­lınlığında ve demir kenetlerle eklenen kı­sımlar, yuvarlak olan diğer kubbe kemer­lerinin hilâfına, kuzey ve güneyde sivri ke­merler meydana getirerek kubbeyi destek­lemektedir. Ayakların bugünkü ölçüsü 75 cm’lik ek kısımlar çıkarıldığında 3.40X3.40 m’dir. Böylece ek olmayan kı­sımlardaki 15.92 ve 16 m’lik ara uzaklığı, takviye edilen yanda 15.99 ve 15.96 m gibi diğerine çok yakın ölçülere ulaşmaktadır. Bu ölçüler ve camiin her yanında rastla­nan çok doğru gönye ve diğer ölçüler devrin teknik üstünlüğünü göstermesi bakı­mından oldukça önemlidir.

Beyazıt Camii minare dekorasyon detayları - Beyazıt Mosque decoration details
Beyazıt Camii minare dekorasyon detayları – Beyazıt Mosque decoration details

Beyazıt Camii Minareleri

Beyazıt Camii’nin minareleri Osmanlı devri Türk mimarisinde çok değişik bir sistem uygulanarak tabhanelerin en dış köşelerine yerleştirilmiştir.

Ayrıca minareler arasındaki 87 metre açıklıkla İstanbul’da ki iki minaresi birbirine en uzak olan camidir. Evliya Çelebi minarelerin camiye uzak oluşlarını, zelzelede yıkıldıkları takdirde kubbeye zarar vermemeleri sebebine bağlar. Güneybatı cephesindeki minare özgün olmamasına (1953-1954 yıllarında onarım geçirmiştir) rağmen, kuzeydoğu cephesindeki minare süsleme özellikleri ve taş işçiliğiyle özgün konumunu koruyarak günümüze ulaşmıştır. Gövdede pişmiş topraktan kırmızı renkte kuşaklardan başka gövdenin yukarı bölümünde yine aynı malzemeden geometrik bir süsleme kaplaması görülür. Şerefe çıkmaları ise sarkıtmalı (stalaktitli) mukarnaslar ile bezenmiştir.

Soldaki minare gövdesinde hiçbir renkli süslemenin olmayışına karşılık şerefe çıkmaları altında ötekinde olduğu gibi sarkıtmalı mukarnaslar vardır. Bu minare gövdesinin bilinmeyen bir tarihte bir yenileme gördüğüne işaret sayılmalıdır. Fakat bu minareler bilhassa kürsü kısımlarının mimarisi ve süslemesi bakımından önemli ve hemen hemen eşsizdir.

Başlı başına birer mimari varlık olarak tasarlanmış olan bu kürsülerin köşelerinde stalaktitli başlıklı yarım sütunlardan başka minareye geçit veren ve dıştan irtibatlı âdeta abidevi karakterde kapılar da vardır. Bu kapılar renkli mermerlerle çerçevelenmiş böylece zengin bir görünüm almıştır. Kürsülerin yukarı bölümlerinde ise kırmızı, beyaz ve yeşil renklerde kare panolar yapılmış olup bunlardan meydana bakanların geometrik şebeke motifleriyle süslenmesine karşılık yanlarda kûfî hatla, “satrançlı” denilen (hatt-ı ma‘kılî) yazı ile girift biçimde dört “elhamdülillâh” yazılmıştır. Kapıların üstlerinde de aynı hatla İhlâs suresi işlenmiştir.

Hünkâr Mahfili

Hünkâr mahfili, harimin sağ köşesindedir. Dışardan bir merdiven ve kapı ile gi­rilmektedir. Dışarda, buraya isabet eden pencere önüne sütunlar oturtularak balkon gibi bir kısım meydana getirilmiştir. İçerde 10 adet yuvarlak, çeşitli renk ve ebatlar­da sütun üzerinde bulunmaktadır. Sütun başlıkları oldukça güzeldir. Korkuluk mer­mer şebekelidir. Hünkâr mahfili avlusun­da, sonraları bir havuz yapılmış, ihata du­varındaki kapı da son devirlerde form ola­rak değişiklik göstermiştir.

Beyazıt Camii Müezzin Mahfili mermer süslemeleri - Beyazıt Mosque prayer_s lodge marble decorations
Beyazıt Camii Müezzin Mahfili mermer süslemeleri – Beyazıt Mosque prayer_s lodge marble decorations

Müezzin Mahfili

Müezzin Mahfili, 10 adet ve köşeleri içe doğru 45° düz ve oyuk pahlı 24×24 cm. ebadında mermer ayaklar üzerindedir. Bursa kemeri tipinde, uçları kanal ve armudî profilli, içleri Rumi süslemelerle oyulmuş kemerler mahfili taşımaktadır. Kemerlerin hemen üstünde Rumili bir süs ve daha yukarıda üç sıra stalaktit dolaşmaktadır. Korkuluk mermerden ve şebekelidir. Merdiven kapısı sivri kemerli ve sade olup üstünde yine sade bir taç bulunmaktadır. Mahfile 12 basamakla çıkılmaktadır.

Beyazıt Camii Mihrap ve Minber

Camiin mihrabı bir sanat şaheseridir. Sekiz sıra stalaktitli ve uçları püsküllü olan yedi kenarlı bir girinti halindedir. Kenarların iç yüzleri yukarda sivri kemerlerle son bulmaktadır. Sade bir silmenin içinde, burmalı sivri kemerin aynaları Rumi oymalarla süslüdür. Dönen kum saatleri, siyahlı beyazlı mermerdendir; çok zariftir. Mihrabın üzerindeki Ayet-i Kerime’nin hattının Şeyh Hamdullah’a ait olduğu söylenmekle birlikte, bugün böyle bir yazı bulunmamaktadır.

Güney duvar ortasında, harim taçkapısı ekseninde yer alan mihrap, 395 x 840 cm. ölçülerinde dikdörtgen prizma şeklinde duvardan harime doğru 35 cm. çıkıntılıdır ancak dış cephede vurgulanmaz. Mermer mihrabın süslemeleri oyma ve boyama teknikleri ile yapılmıştır.

Yedi kenarlı nişin her bir kenarında altın yaldız boyalı, içbükey silmelerle çerçevelenen sivri kemerler bulunur. Nişlerin köşeliklerinde kalemişi bitkisel motifler, üst kısmında, şemseler içinde kalemişi girland motifleri yer almaktadır. Dokuz sıra mukarnas dolgulu kavsarada mukarnasların aralarında sarkıtlar yer alır. Mukarnasların kenarları ve sarkıtlar altın yaldızlıdır. Mukarnasların en alt bölümünde kalemişi ile altın yaldız ve kırmızı renklerle, şemse içinde hatai motifleri görülür. Mihrap nişinin kavsarasının üzerinde, köşelikleri ajurlu olarak Rumi motifleriyle işlenmiş sivri kemer yer almaktadır. Mihrap nişinin kenarlarında beyaz damarlı siyah mermer ile başlık ve kaideleri mukarnaslı, kum saati sütunceler bulunur. Mihrap kemerinin altında kitabe yeri vardır. Mihrabın üçgenlerden oluşan tepeliğinin yüzeyleri altın yaldızla oyma ile bitkisel süslemeli olup üst kenarları palmetlerle sınırlandırılmıştır.

Mermerden olan minberin korkuluğu, ortadaki üçgeni şebekelidir. Alttaki üç adet hücrenin fevkalâde zarif kıvrımlı Rumilerle örülü kemerleri oymalıdır. Yan kapı ve üstü de aynı çizgileri taşımaktadır. Minber kapısı, siyah ve beyaz mermerlerle kakma olarak süslenmiş, basık kemerlidir. Kemer yanlarında iki adet dilimli kabara vardır. Üstte, Kelime-i Şehadet kazılıdır. Stalaktitli başlığın üstü iki taraflı zengin Rumilerle süslü bir taçla son bulur.

Beyazıt Camii Avlusu

Caminin şadırvanlı avlusunun üç kapısı mevcuttur. Bunlardan birisi meydana, bir diğeri İstanbul Üniversitesi ana kapısına ve sonuncusu da Beyazıt Devlet Kütüphanesi’ne açılır. Reşad Ekrem Koçu’nun belirttiğine göre ilk kapı Meydan Kapısı, ikinci kapı Eski Saray Kapısı ve sonuncusu İmaret yahut Kaşıkçılar Kapısı diye anılırmış.

Kare biçimli harim avlusu içeride yirmi dört kubbeli revaklarla çevrilmiş olup mermer döşeli avlunun ortasında şadırvan bulunur. Avlu mermerlerinin aralarında geniş kırmızı porfir taşı levhalar görülmektedir.

Bu taşların Bizans devri lahitlerinden kesilmiş ve yontulmuş olmaları kuvvetle muhtemeldir. Şadırvanın, IV. Murat tarafından yaptırıldığı bildirilen kubbe ve saçağını taşıyan yeşil somaki sütun gövdeleri de devşirme parçalardır. Bunların altlarında prizma biçimindeki kaidelerin de Bizans sütun başlıkları olup yontulmak suretiyle üstleri düzlendikten sonra kullanıldıkları anlaşılmaktadır. Revaklardaki sütun gövdeleri de çeşitli renk ve cinsten taşlardandır. Devşirme olan bu gövdelerin üstlerindeki başlıklar mukarnaslı Türk başlıklarıdır. Revak kemerleri de beyaz ve kırmızı mermerden yapılmıştır. Avlu revaklarının yedi kubbesi son cemaat yerine aittir.

20 sütun üzerinde 24 kubbeli avlusu, 18 alt ve 18 üst olmak üzere 36 pencereye sahiptir. Üç yanındaki abidevî üç kapıdan girilen avlunun karşı kapısı kum saatli olması dolayısıyla diğer iki kapıdan küçük bir farkla ayrılır.

Her kapının üstünde güzel stalâktitler ve yan hücreler bulunmaktadır. Kapı kemerleri üstünde, içte ve dışta, sülüs hattıyla birer kabartma yazı yer almaktadır. Cümle kapısı üstü oldukça zengin alçı stalaktitlerle süslüdür. Buraya isabet eden kemer ise, diğer kemerlere göre daha geniştir ve alın şeklinde yükselmiştir. 1.95X3.63 m ebadında olan bu cümle kapısının ahşap kanatları çok süslüdür. Üç parçalıdır ve orta parçasında bir kabara bulunmaktadır. Yer yer fildişi oymalar da vardır. Bu kapının sağında ve solundaki ikişer pencere arasında birer mihrap bulunmaktadır. Kapı kemerinin üstünde Arapça ve sülüs hattıyla üç satır halinde camiin yapımına başlama ve bitiş tarihini veren kitabe bulunmaktadır. Hat, Şeyh Hamdullah’ındır.

Buradaki cümle kapısı klasik devir Osmanlı mimarisinin muhteşem bir eseridir. Ahenkli bir biçimde taştan işlenmiş kordonlarla bölünen kapı nişi mukarnaslı bir başlığa sahiptir. Esas kapı kemeriyle mukarnaslı bölüm arasında ise yapının kitabesi yer almaktadır. Cümle kapısı kanatları zengin surette işlenmiş, altın yaldızlı madenden kaboşonlar ile süslenmiştir.

Tabhâneler

II. Bayezid’in inşa ettirdiği bütün camilerde birer tabhane bulunması geleneği bu külliyede de göz ardı edilmemiştir. Caminin iki yanında yer alan tabhaneler minarelerle camiyi birleştirmektedir. Caminin planlarını incelediğimiz zaman binaya kanat takılmış izlenimi uyandıran tabhaneler de veli, sufi gibi kimselerin misafir edilmesi ve büyük ihtimalle halkla kaynaştırılarak dini bilgilerin aktarımı sağlanıyordu. Bu kısımlar sonradan caminin namaz kılınan alanına dahil edilmiştir. Evliya Çelebi bu tabhanelerin sonradan camiye bitiştirilmesinden de bahseder. Demek ki oldukça erken bir tarihte bunlar ana binaya eklenmiştir.

Beyazıt Camii kalemişi süslemeleri - Beyazıt Mosque pillar engravings and decorations
Beyazıt Camii kalemişi süslemeleri – Beyazıt Mosque pillar engravings and decorations

Beyazıt Camii Süslemeleri

Mihrap, minber, müezzin mahfili ile giriş duvarına konsollar üzerine oturan kadınlar mahfili itinalı taş işçiliğine sahip kısımlardandır. Bunlardan bilhassa minberin dantela gibi işlenmiş olması kayda değer bir özelliktir. Kapı ve pencere kanatları da devrinin ahşap işçiliğinin en güzel örneklerinden sayılabilir.

Beyazıt Camii Külliyesi Yapıları Bilgileri

İstanbul’daki Sultan Bayezid Külliyesi adını banisi Sultan II. Bayezid’den almaktadır. Osmanlı tarihçisi Hezarfen Hüseyin Efendi, 1497- 1498 senesinde Eski Saray civarında (Eski Saray bahçesi) iki minareli bir cami ve çevresinde imaretinin inşa edildiğini yazmaktadır. İmaretin her gün bin kişiden fazlasına bakabildiği ayrıca caminin yakınında medresesinin de bulunduğunu belirtir. Bu medresede şeyhülislam veya yüksek dereceli ulemadan kişilerin görev aldığını ekleyerek, sıbyanların eğitimi için bir mektebin ve latif bir hamamın da inşa ettirildiğini eklemektedir.

Külliyenin yapılarını ve verdikleri hizmetleri tek tek irdelemek gerekirse sırasıyla cami, medrese, çifte hamam, imaret ve kervansaray ile sonradan camiye eklenen tabhâneler gelmektedir.

Çevresindeki konutlardan dolayı kendi cemaatine sahip olan cami ayrıca bir cuma camisi ve Kapalıçarşı’dan dolayı da çarşı camisidir. Bütün bunlardan dolayı cemaati oldukça fazladır. İstanbul’da halkın ibadet ihtiyacını karşıladığı en önemli camilerden bir tanesidir. Medresenin dersiamı Şeyhülislamlardır ve dolayısıyla Osmanlı eğitim kurumları arasında itibarlı bir yeri vardır. Çok büyük bir medrese olmasa da tanzimat yıllarına kadar bu itibarını korumuştur.

Külliyenin hamamı İstanbul’daki büyük boyutlulardan birisidir ve çifte hamam olması özelliğinden dolayı kadınlar ve erkeklere aynı anda hizmet verebilmektedir.

Mektep hakkında elde çok fazla bilgi yoktur. Mimari yapısı hususunda çeşitli bilgiler verilebilmekte, fakat öğrenci sayısı ve hocaları hakkında detaylı bilgiye ulaşılamamıştır. Küçük bir yapı olan mektebin diğer mahalle mektepleri gibi belli bir sayıda talebeye eğitim verdiği düşünülebilir.

İmaret, bölgedeki fakir fukaranın karnını doyuran, fakat hangi yıllara kadar ciddi bir şekilde çalıştığı bilinmeyen, çok büyük kitlelere hizmet veremese bile bölgenin ihtiyaçlarını karşıladığı düşünülebilecek bir kurumdur.

Herhangi bir sağlık hizmeti veren kuruma sahip olmayan külliyenin son olarak bir kervansarayı vardır ki sıkça hakkında ahır yorumları yapılmaktadır. Şehrin göbeğinde yer almasından dolayı ticaret güzergâhları üzerinde bulunan büyük kervansaraylar gibi işlev görmediği tahmin edilebilecek binanın amacına ne kadar hizmet ettiği bilinmemektedir.

Medrese / Belediye İnkılap Müzesi ve Kütüphanesi / Belediye Kütüphanesi / Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesi

XXI. yüzyılda Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne bağlı Hat Sanatları Müzesi olarak faaliyet gösteren bina klasik medrese tipinde bir yapıdır. Amasya ve Edirne Beyazıt Külliye’lerinde olduğu gibi caminin kuzeybatısında ve biraz uzağındadır. Caminin inşaatı bitince başlanan medrese 1507’de tamamlanmıştır. Medresenin mimarı Yakubşah bin Sultanşah’ın halifelerinden birisi olan Papasoğlu Yusuf’tur. Şadırvanlı, revaklı avlunun 3 tarafında 19 öğrenci odası olan bir medresedir. Medresenin en büyük özelliği birçok şeyhülislamın burada ders veriyor olmasıdır. Elli payeli olan medresede zamanla şeyhülislamlar fiili olarak ders vermemeye başlamış ve yerlerine ders vekili tayin etmişlerdir.

1509 yılında “küçük kıyamet” adı verilen depremde medrese neredeyse tamamen yıkılmış ve tamir edilmiştir. Mübahat Kütükoğlu 26 Haziran 1645 tarihinde Darphane yakınındaki bir başçı dükkanından çıkan yangında medresenin de hasar gördüğünü düşünmektedir. 1772, 1837, 1843, 1845, 1846, 1867, 1870, 1889, 1902 ve 1910 yıllarında kurşunlarının, cam ve çerçevelerinin yenilenmesi, su yollarının ve dersliklerinin tamiri gibi birçok farklı alanda tadilat görmüştür.

1918 yılındaki yangında binada felaketzedelerinin barındığını görülmektedir. Medreselerin lağvedilmesinden sonra bir müddet bu bina da boş kalmıştır. Bir dönem erzak dağıtım merkezi olmuştur. 1931 yılına kadar birçok işte kullanılan bina sonunda restore edilerek Belediye İnkılap Vesikaları Müze ve Kütüphanesi olarak hizmet vermeye başlamıştır. Medrese 1939 yılında Belediye İnkılap Müzesi ve Kütüphanesi haline getirilmiştir. 1940’lı yıllarda müze kısmına başka bir yer bulunarak müze bölümü taşınır ve binada sadece kütüphane kalır. Fakat zamanla zenginleşen koleksiyonu yüzünden 1960’lı yıllardan itibaren arşiv binaya sığmaz hale gelir. Bu yüzden 1981 tarihinde yeni binasına taşınan kütüphane Atatürk Kitaplığı adını alarak XXI. yüzyılda da Taksim’deki yerinde okuyuculara hizmet vermektedir. 1981 yılından sonra tadilat geçiren medrese ise 1984’ten sonra Vakıf Hat Sanatları Müzesi haline getirilmiştir.

Beyazıt Medresesi’ne eskiden halk arasında Havuzlu Medrese de denilmekte olduğu rivayet edilir. Meydanın tadilatı sırasında bu havuz toprakla doldurulmuş ve yer altında bırakılmıştır. Reşad Ekrem Koçu’nun tarifiyle havuz “Beyazıt Meydanı’nın imar ve yeniden tanzim adı altında ancak despot cinneti eseri diye tarif edilebilecek son hercü mercinde tamamen kaldırılmıştır.” Ayrıca dönemin fotoğraflarına bakıldığı zaman medresenin giriş kısmında duvarla çevrilmiş bir dış avlunun mevcudiyeti de ortaya çıkmaktadır.

Mektep Binası

Caminin güneyinde Sultan Beyazıt ve kızı Selçuk Sultan türbelerinin hemen arkasında bulunan bina külliyenin sıbyan mektebidir. İki kubbeli sevimli bir bina olan mektep 1965’den 2003 yılına kadar Hakkı Tarık Us Kitaplığı olarak kullanılmıştır. Mektep binasında eğitimin 30 Temmuz 1507 tarihinde başlandığı belirtilir.

Binaya Kapalıçarşı önünde uzanan külliye avlusu duvarı dibindeki dükkanların arasından neredeyse görünmeyen bir kapıdan girilmektedir. Kuruluşundan bu yana tek görevli ile hizmet veren kütüphane bu sebepten dolayı verimli hizmet verememiştir. Yaklaşık 20.000 civarında olan koleksiyon içerisinde gazete ve dergiler, 178 adet yazma, eski – yeni harfli basma kitaplardan oluşmaktaydı. 1990 yılına kadar oldukça sınırlı imkânlarla araştırmacılara hizmet eden kütüphane ilgisizlikten dolayı o yıl kapanır. 2003 yılına kadar da herhangi bir müdahalede bulunulmaz. 2003 senesinde Kültür Bakanlığı el atarak kitaplar Beyazıt Devlet Kütüphanesine geçirilir.

İmaret ve Kervansaray / Beyazıt Devlet Kütüphanesi

Halk dilinde aşhane ve aşevi olarak ta adlandırılan imaretler bulunduğu külliyenin vakfiyesinde belirlenen yemeklerin külliyedeki görevlilere, medrese öğrencilerine, tabhane ve kervansarayda konaklayanlara ayrıca çevredeki fakirlere her gün dağıtılmasını temin eden kuruluşlardır. Beyazıt Meydanı’nın en doğusunda ve Çadırcılar Caddesi’nin bitişiğinde olan yapılar külliyenin imareti ve kervansarayıdır. İmaret ve Kervansaray birbirine bitişik olacak şekilde Beyazıt Camisi’nin hemen yanına inşa edilmiştir. Meydanın birçok noktasından görülemeyen bu yapılar XXI. yüzyılda Beyazıt Devlet Kütüphanesi olarak kullanılmaktadır. İmaret ve ona bitişik inşa edilen kervansaray camiye doğru dönülürse hemen solda kalmaktadır.

Bu bina yapısı zaman içinde birkaç ciddi tadilat geçirmiş hatta eklemeler yapılarak kervansarayın bir kısmı dişçilik okulu olarak kullanılmış, sonradan o kısım Milli Kütüphane’ye bağlanmıştır. Kütüphanenin ana kısmını imaret binası oluşturmakta, kervansaray kısmı da okuma salonu olarak buna dahil edilmiştir.

Bâyezid Devlet Kütüphanesi’nin “hafız-ı kütüb”ü İsmail Saib Sencer Efendi’den bahsetmeden kütüphane konusu eksik kalacaktır. Aralıksız kırk üç yıl bu görevde kalan İsmail Saib Efendi’nin ünü dünya çapındadır. Süheyl Ünver yurt dışından İstanbul’a gelen birçoklarıyla birlikte yerli araştırmacılarında her türlü ilmi sorunda ona danıştıklarını belirtmektedir. Kendisini tek bir alanda değil de çok yönlü yetiştiren İsmail Saib Efendi’nin hafızası da çok kuvvetlidir. Sorulan bir kitabın ya da bilginin sadece kendi bulunduğu kütüphanede değil bütün İstanbul kütüphanelerinde nerede bulunabileceğini bilirdi. Hatta çoğu zaman aranılan bilgiyi kitabın sayfa numarasına kadar bilir ve hiç yanılmazdı. Louis Massingnon, ne zaman nadir bir kitaptan söz edilse, “Şimdi İstanbul’da olsaydık, İsmail Efendi’ye sorardık!” dendiğini belirtmektedir. Malik Aksel’de İsmail Saib Efendi’den ilgiyle bahseder. “İsmail Saip Hoca da böyle, kütüphanesinde kediler omuzlarına çıkar, yanından ayrılmazdı. Bu alim adam aynı zamanda kütüphane arkasında kedilere bir mezarlık yapmış, sonra tanınmış müşteşrik Rescher’i Müslüman etmiş, adını Osman koymuş, kıymetli kedilerini ona miras bırakmış…

Çifte Hamam

Külliyenin en batısındaki parçasıdır ve diğer unsurlarına nazaran Beyazıt Meydanı’na oldukça uzak kalmaktadır. Ordu Caddesi üzerinde bulunan yapı XXI. yüzyılda İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi ile Üniversite Merkez Kütüphanesi arasında kalmaktadır. Kadın ve erkekler için iki kısımdan oluşmakta ve çifte hamam adını da buradan almaktadır. Halk arasında yanlış olarak Patrona Hamamı da denmektedir. Her ne kadar Çifte Hamam ismen II. Beyazıt Külliyesi’nin vakfiyesinde geçmese de burasının bir parçasıdır. Cami ile birlikte inşa edilen hamamda Theodosius Zafer Takı’na ve Sütunu’na ait parçalar da kullanılmıştır. Temelinde bulunan bu parçalar dışarıdan bile görülebilmektedir.

Depremlerden ve yangınlardan etkilenen hamam, en büyük tahribatı, depo olarak kullanıldığı 1928 yılı sonrasında yaşamıştır. Hamama daha fazla mal koyabilmek için ara katlar yapılmış, üst katlarda geçişleri sağlamak için duvarlar oyularak kapılar açılmış, hatta kapılar açılırken üst örtü sisteminin destek noktaları bile oyulmuştur. Ayrıca tramvay yolu yapımı çalışmaları da binaya çeşitli zararlar vermiştir.

Türbeler

Caminin güneyinde bulunan türbeler üç tanedir. Fakat bunlardan Mustafa Reşid Paşa’nın türbesi aslında külliyenin asli unsuru değildir. Sultan Bâyezid ve kızı Selçuk Sultan’ın da türbeleri külliyenin tamamlanmasından sonra, fakat aynı asır içerisinde inşa edildikleri için bu Külliyenin parçası olarak kabul edilirler. Sultan II. Bâyezid Türbesiyle beraber hemen yanındaki Selçuk Sultan Türbesi’ni Yavuz Sultan Selim yaptırmıştır.

Sultan Bayezid’in Türbesi’ne renk getiren iki önemli özellik vardır. Birincisi üç açıklıklı giriş revakıdır, ikincisi ise cephesinde renkli taşların kullanılmış olmasıdır. Bu küçük ama güzel detaylar yapıya oldukça zenginlik katmıştır. Mustafa Reşid Paşa’nın türbesi özellikle mimari açıdan külliyeyle uyuşmaz. İsviçreli mimar G. Fossatti tarafından kare bir planda ‘Tanzimat’ üslubunda yapılmıştır. 1857’de vefat eden Reşid Paşa ile oğulları burada gömülüdür. Bu bina da seraskerlik binası gibi 45 derecelik bir açıyla kıbleye ters konumlandırılmıştır. Bu yönleriyle klasik külliye formuna aykırı bir duruşları vardır.

Beyazıt Cami Özellikleri, Efsaneleri ve İlginç Bilgileri

İstanbul’daki hemen hemen her cami ile ilgili efsaneler olduğu gibi Beyazıt Cami ile ilgili efsaneler de bulunmaktadır. Ayrıca bunlara ilginç bilgiler de dahildir.

Beyazıt Cami ve Denizciler

Evliya Çelebi Beyazıt Cami muvakkithanesinin (namaz vaktinin ve saatinin tespit edildiği yer) bütün İslam memleketlerinde dikkate alındığını ve ne kadar gemici ve denizci varsa hepsinin buraya muhtaç olduğunu söylemektedir. Bütün gemi reislerinin kıble gösteren aletlerinin buradan ölçü aldığına değinen Evliya Çelebi ayrıca pusulacılar esnafından bahsederken bunların yaptıkları pusulaları tecrübe etmek için Beyazıt Cami mihrabına geldiklerini de eklemektedir. Evliya’ya göre bütün Frengistan’da bile yıldızlar ilmine sahip olan üstat kefereler mikat ve kıble göstericilerini Beyazıt Camisi’nden düzeltirlerdi, demektedir.

Hamam ve Bizans Sütunu

Evliya Çelebi Seyahatname’sinin giriş kısmında İstanbul’un ilginç tılsımlarından bahseder. Burada Hamam’la ilgili oldukça ilginç bir bilgi paylaşır: “On birinci tılsım: Sultan Bâyezid-i Veli Hamamı’nın yerinde dört köşe tek parça yüksek bir sütun var idi boyu 80 arşın idi. Gezbazya adlı eski bir kahin o sütunu veba için tılsımlamıştı. Nitekim o sütun daim idi. Kostantin şehrinde vebadan eser yok idi. Sonra Bâyezid-i Veli yıkıp yerinde gönül açıcı bir hamam yaptı. Bu sütun yıkıldığı gün Bâyezid Han’ın bir oğlu vebadan Edirnekapı dışında Davudpaşa Bahçesi’nde öldü. Yine Edirnekapı içinde bir suffe üzere gömüldü. Ondan sonra İstanbul’u veba istila eyledi.” 1492 ve 1502 yıllarında İstanbul’da iki büyük veba salgını gerçekleşir. Bu olaylar ekseninde yorum yapan Evliya Çelebi “her efsanenin arkasında bir doğruluk payı vardır” sözünü doğrularcasına tılsımlı sütunun yıkılması ile veba salgını arasındaki ilişkiye işaret etmiştir.

IV. Murat ve Cirit

Evliya Çelebi sene belirtmeden Sultan IV. Murad’la ilgili bir olaydan bahseder. Eski Saray’a göç eden padişah “Saray Meydanı’nda” yani Eski Saray’ın içerisinde silahşörlük yapmaktadır. Bu sırada Bâyezid Camisi’nin sağ tarafındaki minarenin alemine bir karga gelerek konar. Bunu gören Sultan Murad bindiği atı o yöne sürerek elindeki ciridi fırlatır. Kargayı vuran cirit hayvanın leşiyle beraber yere düşer. Bu vesileyle minarenin dibine dikilmiş insan boyunda beyaz mermerden olan bir Nişantaşı bulunduğunu belirten Evliya Çelebi taşın üzerinde Cevri Çelebi’nin tarihinin yaldızlı Teknecizade hattı ile yazılı olduğunu belirtmektedir: “Sıdk ile Cevri dua edip dedi tarihini, Kuvvet-i bazu-yı Sultanı kıla Mevla füzun.

Ayrıca İlgili Linkler:

Beyazıt Camii fotoğrafları

İstanbul Tarihi – Genel

İstanbul gezilecek yerler

Marmara bölgesi tarihi yerleri

İstanbul Osmanlı Dönemi Tarihi

Camiler Kategorisi

Osmanlı mimari eserleri

Türkiye gezilecek yerleri