Kızıl Kale (Red Fort, Lal Qal’a), Hindistan’ın başkenti Delhi’de yer alan ve Babür İmparatorluğu’nun en önemli miraslarından biri olarak kabul edilen tarihi bir yapıdır. Kırmızı kumtaşından inşa edilen bu etkileyici kale, 17. yüzyılda İmparator Şah Cihan tarafından yaptırılmış olup günümüzde Delhi’nin en çok ziyaret edilen turistik noktaları arasında yer almaktadır. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde bulunan Kızıl Kale, zengin tarihi ve etkileyici mimarisiyle ziyaretçilerini geçmişe doğru bir yolculuğa çıkarır.
Delhi’nin eski şehir bölgesinde yükselen Red Fort, yalnızca bir savunma yapısı değil, aynı zamanda Babür hükümdarlarının uzun yıllar boyunca kullandığı bir saray kompleksi olarak da hizmet vermiştir. Kale içerisinde yer alan saraylar, köşkler, bahçeler ve tören alanları dönemin ihtişamını günümüze taşırken, Kızıl Kale’yi Hindistan’ın en önemli tarihi yapılarından biri hâline getirmektedir. Delhi’yi ziyaret eden gezginler için Red Fort, mutlaka görülmesi gereken simge yapılardan biridir.
Kızıl Kale Ziyaret Bilgileri ve Giriş Ücreti 2026
Kızıl Kale, Delhi’nin Eski Delhi (Old Delhi) bölgesinde yer almakta olup yıl boyunca yerli ve yabancı turistler tarafından ziyaret edilmektedir. Tarihi yapıyı gezmek isteyen ziyaretçiler, Lahor Kapısı üzerinden kaleye giriş yapabilir ve saraylar, bahçeler, köşkler ile müzelerin bulunduğu geniş kompleksi keşfedebilir. Kızıl Kale her gün sabah gündoğumu ile akşam günbatımı saatleri arasında ziyarete açıktır. Ziyaret etmeden gündoğumu ve batımı saatlerine bakılmalıdır. Özellikle sabah saatlerinde yapılan ziyaretler hem daha sakin bir gezi deneyimi sunmakta hem de fotoğraf çekmek için daha uygun ışık koşulları sağlamaktadır.
Kızıl Kale giriş ücreti dönemsel olarak güncellenebilse de yabancı ziyaretçiler için giriş ücreti 550 ₹ ($6.50- $7 USD) olarak uygulanmaktadır. Kale içindeki müze girişlerinin de eklendiği çoklu giriş ücreti yaklaşık ₹870 ($10 USD) tutmaktadır. Ayrıca 15 yaş altındaki çocuklar kaleyi ücretsiz olarak ziyaret edebilmektedir. Kızıl Kale’yi gezmek için ortalama 2 ila 3 saat ayırmak, Divan-ı Âm, Divan-ı Hâs, Rang Mahal ve Hayat Bahşı Bahçesi gibi önemli bölümlerin rahatça keşfedilmesini sağlar. Seyahat öncesinde güncel ziyaret koşullarının kontrol edilmesi tavsiye edilir.

Kızıl Kale Tarihi
Kızıl Kale’nin (Red Fort, Lal Qal’a ya da Lal Qila) tarihi, Babür İmparatoru Şah Cihan’ın başkentini Agra’dan Delhi’ye taşıma kararıyla başlamıştır. Yaklaşık iki yüzyıl boyunca Babür hükümdarlarının ikametgâhı olan kale, Hindistan tarihinin en önemli siyasi ve kültürel merkezlerinden biri hâline gelmiştir.
1638
Babür İmparatoru Şah Cihan, imparatorluğun başkentini Agra’dan Delhi’ye taşımaya karar verdi. Aynı yıl yeni başkent Şahcihanabad’ın (günümüzde Eski Delhi) inşasıyla birlikte Kızıl Kale’nin temelleri atıldı.
1639
Kızıl Kale’nin inşaatı resmen başladı. Yapının tasarımı, Tac Mahal‘in mimarı olarak da bilinen Ustad Ahmad Lahori’ye atfedilmektedir. Kale, Yamuna Nehri kıyısında konumlandırıldı ve çevresindeki hendekler nehirden besleniyordu.
1648
Yaklaşık on yıllık inşaat sürecinin ardından Kızıl Kale tamamlandı ve Şah Cihan yeni saray kompleksine taşındı. Kale, Babür İmparatorluğu’nun siyasi merkezi ve hükümdarların resmi ikametgâhı oldu.
1650
Şah Cihan, Kale’nin ve başkentin etkisini artırmak için Cami Mescid’ini yaptırmaya başladı. Cami mescidi Hindistan’daki en büyük ve en önemli cami olarak uzun yıllar boyunca kullanılmaya devam etmiştir. Şehirdeki diğer bir cami olan Fatehpuri Mescid’i Kızıl Kale içindeki Halk Kabul Salonu (Divan-ı Âm) ile aynı aksta inşa edilmiştir.
1658
Şah Cihan’ın oğlu Aurangzeb tahta çıktı. Onun döneminde kale içerisinde Moti Mescidi (İnci Camii) inşa edildi ve bazı savunma yapıları güçlendirildi.
1739
Pers hükümdarı Nadir Şah, Delhi’yi işgal etti. Kızıl Kale yağmalandı ve kalede bulunan ünlü Tavus Kuşu Tahtı ve Koh-ı Noor elması ile çok sayıda değerli hazine Persler tarafından götürüldü. Bu olay Babür İmparatorluğu’nun zayıflamasının simgelerinden biri olarak kabul edilir.
1803
Delhi, İngiliz Doğu Hindistan Şirketi’nin kontrolüne geçti. Kızıl Kale sembolik olarak Babür hükümdarlarının elinde kalmaya devam etse de gerçek siyasi güç artık İngilizlerin kontrolündeydi.
1857
Hindistan Ayaklanması sırasında Kızıl Kale isyancıların önemli merkezlerinden biri oldu. Ayaklanmanın bastırılmasının ardından son Babür İmparatoru Bahadır Şah Zafar yargılandı ve sürgüne gönderildi. İngilizler kale içerisindeki birçok yapıyı yıkarak askeri amaçlarla yeniden düzenledi.
1947
Hindistan bağımsızlığını kazandı. 15 Ağustos 1947’de Hindistan bayrağı ilk kez Kızıl Kale’nin Lahor Kapısı üzerinde göndere çekildi. Bu gelenek günümüzde de devam etmekte ve Hindistan Başbakanı her yıl Bağımsızlık Günü konuşmasını burada yapmaktadır.
2003
Kalenin önemli bölümleri Hindistan Ordusu tarafından kullanılmaktaydı. 2003 yılında alanın kontrolü restorasyon ve koruma çalışmaları için Hindistan Arkeoloji Kurumu’na (ASI) devredildi.
2007
Kızıl Kale Kompleksi, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edildi. Günümüzde Hindistan’ın en çok ziyaret edilen tarihi yapılarından biri olarak kabul edilmektedir.

Şah Cihan Kimdir?
Şah Cihan, 1628-1658 yılları arasında hüküm süren Babür İmparatorluğu’nun beşinci hükümdarıdır. Babür tarihinin en güçlü ve en zengin dönemlerinden birine liderlik eden hükümdar, günümüzde özellikle Hindistan’ın en ünlü yapılarından biri olan Tac Mahal’i yaptırmasıyla tanınmaktadır. Asıl adı Şehabeddin Muhammed Hurrem olan Şah Cihan, mimariye ve sanata verdiği önem sayesinde ardında çok sayıda görkemli eser bırakmıştır.
Şah Cihan döneminde Babür İmparatorluğu siyasi, ekonomik ve kültürel açıdan zirve yıllarını yaşamıştır. İmparator, başkenti Agra’dan Delhi’ye taşıma kararı aldıktan sonra yeni kurulan Şahcihanabad şehrinin merkezine Kızıl Kale’yi (Red Fort) inşa ettirmiştir. 1648 yılında tamamlanan kale, uzun yıllar boyunca Babür hükümdarlarının resmi ikametgâhı ve imparatorluğun yönetim merkezi olarak kullanılmıştır. Günümüzde hem Tac Mahal hem de Kızıl Kale, Şah Cihan’ın mimari mirasının en önemli örnekleri arasında gösterilmektedir.
İlginç Bilgi: Şah Cihan, Tac Mahal’in tamamlanmasından yaklaşık on yıl sonra Kızıl Kale’yi inşa ettirmiş ve Babür İmparatorluğu’nun başkentini Agra’dan Delhi’ye taşımıştır.
Kızıl Kale’nin Mimari Özellikleri
Kızıl Kale (Red Fort), Babür mimarisinin en görkemli ve en iyi korunmuş örneklerinden biri olarak kabul edilmektedir. 1639 yılında yapımına başlanan ve 1648 yılında tamamlanan kale, yaklaşık 255 dönümlük bir alan üzerine kurulmuştur. Yapının en dikkat çekici özelliği, adını aldığı Rajastan ve Maihar’dan getirilen kırmızı kumtaşı surlarıdır. Yer yer 18 ila 33 metre yüksekliğe ulaşan bu devasa surlar hem savunma amaçlı inşa edilmiş hem de imparatorluğun gücünü simgelemiştir. Kalenin planı, Babür, Pers, Timurlu ve Hint mimari geleneklerinin bir araya getirildiği özgün bir tasarımı yansıtmaktadır.
Kızıl Kale’nin mimarisi yalnızca askerî savunma anlayışına dayanmaz. Yapı aynı zamanda bir saray şehri olarak tasarlanmıştır. Kale içerisinde hükümdarın özel yaşam alanları, kabul salonları, bahçeler, köşkler, hamamlar, camiler ve hizmet yapıları bulunmaktadır. Bu nedenle Kızıl Kale, klasik bir kaleden çok duvarlarla çevrili görkemli bir saray kompleksi görünümündedir.
Sekizgen bir plana sahip olan kale içinde toplamı 44 adet olan ana yapılar çerbağ olarak tasarlanmış ana bahçe etrafında simetrik dizilirler. Bu yapılardan bazıları zaman içinde yokolmuş ya da başka yapılara dönüşmüştür. Yamuna nehrine doğru Kızıl Kale’nin yanına daha küçük bir kale olan Salimgarh Kalesi yapılmıştır. Kızıl Kale Babür Mimarisi yanısıra Pers, Hindu Mimari ögelerini taşır ve en son İngiliz Mimarisi dahil dönem ekleri barındırır.
Kızıl Kale’nin bir zamanlar beş adet olan giriş kapılarından günümüzde sadece Lahori ve Delhi kapıları kullanılmaktadır. Müsemmen Burcu altında sadece Şah Cihan’a özel bir giriş de bulunmaktadır. Lahor Kapısı ondört giriş kapısı olan Şahcihanabad (Eski Delhi) şehir surlarının ana kapılarından birinin de ismidir. Şehrin diğer ana kapıları güneybatı yönündeki Ajmeri Kapısı, güneyde Türkmen Kapısı, kuzeyde Kashmiri Kapısı ve güneydoğudaki Delhi Kapısıdır. Günümüzde bu kapılar ve şehir surları tamamen yokolmuştur.

Kızıl Kale İçerisindeki Yapılar
Kızıl Kale (Red Fort, Lal Qal’a ya da Lal Qila) yalnızca surlardan oluşan bir savunma yapısı değildir. Kale içerisinde saraylar, köşkler, bahçeler, hamamlar, camiler ve tören alanlarından oluşan geniş bir kompleks bulunmaktadır. Günümüze ulaşan başlıca yapılar şunlardır:
- Lahor Kapısı (Lahori Gate)
- Kapalı Çarşı (Chhatta Chowk)
- Davul Evi ya da Giriş Binası (Naubat Khana ya da Nakkar Khana)
- Halk Kabul Salonu (Divan-ı Âm)
- Renkli Saray (Rang Mahal)
- Özel Saray (Khas Mahal)
- Özel Kabul Salonu (Divan-ı Hâs)
- Kraliyet Hamamı (Royal Hammam)
- Hayat Bahşeden Bahçe (Hayat Bakhsh Garden)
- Sawan Köşkü (Sawan Pavilion)
- Bhadon Köşkü (Bhadon Pavilion)
- Zafar Mahal (Zafer Köşkü)
- İnci Camii (Moti Masjid)
- Basamaklı Kuyu (Baoli)
- Şah Burcu (Shah Burj)
- Hira Mahal – Moti Mahal
- Kraliyet Haremi (Mumtaz Mahal)
- Aslan Burcu (Asad Burj)
- Delhi Kapısı (Delhi Gate)
Kale içerisindeki yapıların büyük bölümü Babür döneminde inşa edilmiş olsa da bazı bölümler 1857 Ayaklanması sonrasında İngilizler tarafından değiştirilmiş veya yeniden düzenlenmiştir. Günümüzde ziyaretçiler özellikle Divan-ı Âm, Divan-ı Hâs, Rang Mahal, Moti Mescidi ve Hayat Bahşı Bahçesi gibi bölümlere yoğun ilgi göstermektedir.

Lahor Kapısı (Lahori Gate)
Kızıl Kale’nin ana girişi olan Lahor Kapısı, 1639-1648 yılları arasında Şah Cihan döneminde inşa edilmiştir. Adını, dönemin önemli şehirlerinden biri olan Lahor yönüne bakmasından alır. Kırmızı kumtaşından yapılan kapı, kalenin en görkemli giriş noktası olup yüksek kuleleri ve savunma amaçlı surlarıyla dikkat çeker.
Babür döneminde imparatorluk törenlerinin başladığı nokta olan Lahor Kapısı, günümüzde de ziyaretçilerin kaleye giriş yaptığı ana kapıdır. Hindistan’ın bağımsızlığını kazanmasının ardından her yıl 15 Ağustos’ta Başbakan’ın ulusa sesleniş konuşmasını yaptığı simgesel mekânlardan biri hâline gelmiştir.

Chhatta Chowk (Kapalı Çarşı)
Lahor Kapısı’nın hemen ardından başlayan Chhatta Chowk, 17. yüzyılda inşa edilmiş kapalı bir çarşıdır. Üzeri kemerli bir çatıyla örtülü olan bu bölüm, Babür sarayının alışveriş merkezi olarak kullanılmıştır. Meena Bazaar olarak da bilinen çarşı boyunca kuyumcular, halı satıcıları, kumaş tüccarları ve değerli eşya ustaları faaliyet göstermekteydi.
Mimari açıdan İran ve Orta Asya etkileri taşıyan çarşı, ziyaretçileri saray kompleksine hazırlayan ilk bölüm olarak tasarlanmıştır. Hindistan’da açık pazar geleneği olduğu için tarihinde yapılan ilk kapalı çarşı yapısıdır. 32 dükkân ve havalandırmayı sağlayan orta açık alanı ile günümüzde de hediyelik eşya dükkânlarıyla tarihî işlevinin bir kısmını sürdürmektedir.
Naubat Khana ya da Nakkar Khana (Giriş Binası ya da Davul Evi)
Naubat Khana, yaklaşık 1648 yılında tamamlanan ve saraya gelen önemli misafirlerin duyurulduğu bir giriş-tören yapısıdır. Chhatta Chowk aksında yer alan, gözalıcı kırmızı kumtaşı ve mermer süslemelerle inşa edilen bina, Lahor Kapısı ile Divan-ı Âm arasında yer almaktadır.
Babür döneminde burada günde beş sefer davul, trompet ve çeşitli müzik aletleri çalınarak çeşitli duyurular yapılır ve imparatorun gelişi ilan edilirdi. Aynı zamanda saraya gelen elçiler ve yüksek rütbeli görevliler bu noktada karşılanırdı. Buraya kadar fille gelen ziyaretçiler bu noktada fillerinden inip kalenin içine yürüyerek girmek zorundaydı. Yapı, Babür saray protokolünün önemli bir parçası olarak kabul edilmektedir. İngiliz hakimiyetinde konut olarak kullanılmıştır. Günümüzde birinci katı Hindistan Savaş Müzesi olarak kullanılmaktadır.
Divan-ı Âm (Halk Kabul Salonu)
Divan-ı Âm, Şah Cihan tarafından yaklaşık 1648 yılında yaptırılan büyük kabul salonudur. Kırmızı kumtaşından inşa edilen yapı, çok sayıda sütun ve kemerden oluşan geniş bir açık salon görünümündedir. Kızıl Kale’nin en önemli yönetim yapılarından biridir.
Babür imparatorları burada halkın şikâyetlerini dinler, devlet görevlileriyle görüşür ve resmî törenler düzenlerdi. 17. yüzyılda gezgin Bernier burada mücevherlerle süslenmiş filler, öküz, leopar ve gergedanların sergilendiğini yazmıştır.
Salonun arka orta kısmında yer alan mermer taht-baldaken bölümü, hükümdarın oturduğu alan olarak kullanılmış, “Tanrının Gölgesinin Tahtı” olarak adlandırılmıştır. Arka cephesi çok renkli değerli taşlarla Pietra Dura tekniğinde kaplanmıştır. Bitkiler, hayvanlar ve bir detayda da Orfeus’u içeren bu değerli panolar 1857’de Londra’ya Victoria Albert Müzesine götürülmüş, 1903’te Lord Curzon tarafından yeniden yerlerine geri getirilmiştir.

Rang Mahal (Renkli Saray)
Rang Mahal, 17. yüzyılda imparatorluk ailesinin kadınlarına ayrılan saray bölümlerinden biri olarak inşa edilmiştir. Adını, iç mekânlarını süsleyen renkli duvarlardan, altın işlemelerden ve dekoratif tavanlardan almaktadır. Tavanların büyük kısmının gümüş işlemeler içerdiğini resmi kaynaklar yazmaktadır, bu süslemeler önce bakırla değiştirilmiş daha sonra da ahşap kaplanmıştır.
Yapının merkezinden geçen su kanalı, saray odalarının serin tutulmasını sağlıyordu. Orta aksta bulunan büyük bir lotus çiçeği formundaki mermer fıskiye mekânın dekorasyonunu tamamlar. Kuzey ve güneydeki tonozlu mekanların aynalarla bezeli olduğu ve suyun bu aynalardaki aksinin mekânın ismini verdiği de kaynaklarda belirtilir.
Babür mimarisinin zarif örneklerinden biri olan Rang Mahal hem yaşam alanı hem de dinlenme köşkü olarak kullanılmıştır. Günümüzde görülebilen süslemeler, yapının geçmişteki ihtişamı hakkında önemli ipuçları vermektedir.
Khas Mahal (Özel Saray) ve Muthamman Burj (Müsemmen Burcu)
Khas Mahal, Şah Cihan döneminde 1640’lı yıllarda inşa edilen ve imparatorun özel yaşam alanı olarak kullanılan saray bölümüdür. Beyaz mermerden yapılan yapı, Babür mimarisinin zarafetini yansıtan ince oyma süslemeleri, kemerleri ve dekoratif detaylarıyla dikkat çekmektedir.
Khas Mahal içerisinde hükümdarın yatak odası, ibadet alanı ve özel kabul bölümleri bulunuyordu. Yapının önünden geçen Nahr-i Behişt (Cennet Deresi) adı verilen su kanalı, hem serinlik sağlıyor hem de saraya estetik bir görünüm kazandırıyordu. Yamuna Nehri’ne bakan Müsemmen Burcu, imparatorun her sabah halkı selamladığı Darshan töreninin yapıldığı Jarokha’lı kubbeli balkonlu mekandır. Mavi ve altın rengi işlemelerin olduğu mekânın nehir kıyısından özel bir girişi vardır. Özel bir yeri olan dharshan töreni İngiliz hakimiyetinde de devam etmiş, Kraliçe Mary ve Kral George bu burçta halkı selamlamışlardır.
Khas Mahal Kızıl Kale’nin en seçkin yaşam alanlarından biri olarak kabul edilmektedir.
Divan-ı Hâs (Özel Kabul Salonu)
Divan-ı Hâs, yaklaşık 1648 yılında tamamlanan ve imparatorun devlet adamları, yabancı elçiler ve yüksek rütbeli misafirleri kabul ettiği özel toplantı salonudur. Beyaz mermerden inşa edilen yapı, ince işçiliği ve değerli taş süslemeleriyle Babür sanatının en etkileyici örneklerinden biridir. Babür İmparatorluğu’nun en önemli diplomatik görüşmeleri bu salonda gerçekleştirilmiştir.
Ünlü Tavus Kuşu Tahtı’nın bir dönem burada bulunduğu bilinmektedir. Salonun duvarlarında yer alan pietra dura tekniğiyle yapılmış süslemeler yapının geçmişte ne kadar ihtişamlı olduğunu göstermektedir. Tavan ve duvarlarda yer alan altın ve gümüş işlemeler 18. yüzyılda tamamen sökülerek eritilmiştir. Tavus kuşu Tahtı’nın Nadir Şah tarafından Osmanlı Sultanı I. Mahmud’a hediye edildiği resmi olarak bilinmektedir, Topkapı Sarayı’nda Şah İsmail’in tahtı olarak da bilinen zarif taht bu taht olmalıdır.
Hammam (Kraliyet Hamamı)
Hammam, Şah Cihan döneminde saray ailesinin kullanımına yönelik olarak inşa edilen özel hamam kompleksidir. Beyaz mermerden yapılan yapı, sıcak, ılık ve soğuk su bölümlerinden oluşan gelişmiş bir su sistemiyle donatılmıştır.
Hamamın tabanında geometrik desenler, renkli taş kakmalar ve dekoratif süslemeler yer almaktadır. Döneminin ileri mühendislik anlayışını yansıtan ve buhar odaları da içeren yapı, yalnızca temizlik amacıyla değil aynı zamanda dinlenme ve sosyal yaşam alanı olarak da kullanılmıştır.

Hayat Bahşeden Bahçe (Hayat Bakhsh Garden)
Hayat Bahşeden Bahçe, adı Türkçeye “Hayat Veren Bahçe” veya “Yaşam Bahçesi” olarak çevrilebilen geniş bir saray bahçesidir. Şah Cihan döneminde oluşturulan bahçe, Babürlerin ünlü çarbağ (dört bölümlü bahçe) düzenine göre tasarlanmıştır.
Bahçe içerisinde su kanalları, havuzlar, köşkler ve dinlenme alanları bulunmaktadır. Babür hükümdarları bu bölgeyi dinlenmek, misafir ağırlamak ve saray yaşamının yoğunluğundan uzaklaşmak için kullanıyordu. İngiliz döneminde bahçenin batıda kalan Mahtab Bagh (Mehtap Bahçesi) kısmına askeri yapılar inşa edilmiştir. Günümüzde bahçenin yalnızca bir bölümü ayakta kalmış olsa da Kızıl Kale’nin en etkileyici açık alanlarından biri olmaya devam etmektedir.
Sawan Köşkü (Sawan Pavilion)
Sawan Köşkü, Hayat Bahşeden Bahçe’nin kuzey bölümünde yer alan ve 17. yüzyılda inşa edilen zarif bir bahçe köşküdür. Adını Hindistan’daki muson mevsimini ifade eden “Sawan” döneminden almaktadır.
Köşkün en dikkat çekici özelliği, içinden geçirilen su kanalları ve yapay yağmur etkisi oluşturan su düzenekleridir. Yaz aylarında serinlik sağlamak amacıyla tasarlanan yapı, Babürlerin su mimarisine verdiği önemin güzel örneklerinden biridir. Sawan Köşkü, karşısındaki Bhadon Köşkü ile birlikte bahçe düzeninin simetrik parçalarını oluşturmaktadır.
Bhadon Köşkü (Bhadon Pavilion)
Bhadon Köşkü, Sawan Köşkü’nün karşısında yer alan ve 17. yüzyılda Şah Cihan döneminde inşa edilen bahçe yapılarından biridir. Babür mimarisinin simetrik plan anlayışına uygun olarak tasarlanan köşk, Hayat Bahşeden Bahçe’nin estetik bütünlüğünü tamamlamaktadır.
Köşkün içerisinde bulunan su kanalları ve fıskiye sistemleri, sıcak Delhi yazlarında serin bir ortam oluşturuyordu. Sawan Köşkü ile birlikte kullanılan yapı, saray mensuplarının dinlenmesi ve bahçe manzarasının keyfini çıkarması amacıyla inşa edilmiştir. Bhadon Köşkünün selsebil kısmında bulunan nişlere gündüz altın ve gümüş çiçekler içeren vazoların, gece ise mumların ve yağ lambalarının yerleştirildiği bilinmektedir.

Zafar Mahal
Zafar Mahal, Kızıl Kale içerisindeki daha geç dönem yapılarından biridir ve adını son Babür İmparatoru Bahadır Şah Zafar’dan almaktadır. Yapının büyük kısmı 19. yüzyılda düzenlenmiş veya yenilenmiştir.
Kızıl Kale’nin diğer mermer saraylarına kıyasla daha sade bir görünüme sahip olan Zafar Mahal, imparatorun özel kullanımına ayrılmış bölümlerden biri olarak değerlendirilmektedir. Son Babür döneminin izlerini taşıyan kırmızı kumtaşından yapılmış yapı geniş bir havuzun tam ortasında yer almaktadır. Havuzun ve binanın etrafında fıskiyeler olduğu ve zamanla bu sistemin ortadan kaldırıldığı bilinmektedir. Bir zamanlar mekana geçişi sağlayan köprülerin yok olduğu bu yapı, imparatorluğun gerileme yıllarını yansıtan önemli eserlerden biridir.
Moti Mescidi (İnci Camii)
Moti Mescidi, Babür İmparatoru Aurangzeb tarafından 1659-1660 yılları arasında yaptırılmıştır. Beyaz mermerden inşa edilen cami, adını inciyi andıran parlak görünümünden almaktadır.
Şah Cihan dönemi Kızıl Kale binaları arasında cami bulunmamaktaydı, üç soğan kubbeli yapısı ve sade mimarisiyle dikkat çeken cami, imparator ve saray halkının ibadet etmesi amacıyla sonradan eklenmiş ve son döneme kadar kullanılmıştır. Kızıl Kale içerisindeki en iyi korunmuş yapılardan biri olan Moti Mescidi, Babür dini mimarisinin zarif örnekleri arasında gösterilmektedir.
Baoli (Basamaklı Kuyu)
Baoli, kalenin su ihtiyacını karşılamak amacıyla inşa edilmiş derin bir basamaklı kuyudur. Babür döneminde su depolama ve dağıtım sistemlerinin önemli bir parçası olarak kullanılmıştır.
Yapının içerisine taş merdivenlerle inilmekteydi ve su seviyesi mevsimlere göre değişiklik göstermekteydi. Kızıl Kale’nin gelişmiş mühendislik altyapısını gösteren Baoli, hem günlük kullanım hem de acil durumlar için stratejik öneme sahipti.
Şah Burcu (Shah Burj)
Şah Burcu, Kızıl Kale’nin kuzeydoğu köşesinde Yamuna Nehri’ne bakan bölümde yer alan önemli gözetleme yapılardan biridir. Şah Cihan döneminde 1640’lı yıllarda inşa edilen bu burç, imparatorun özel kullanımına ayrılmış saray daireleriyle bağlantılı olarak tasarlanmıştır. Özgün yapı kubbelidir, daha sonra kubbe yıkılmıştır.
Şah Burcu’nun en önemli özelliklerinden biri, Nahr-i Behişt (Cennet Deresi) adı verilen su sisteminin başlangıç noktası olmasıdır. Yamuna Nehri’nden getirilen su, buradan saray kompleksine dağıtılıyordu. Hem savunma hem de yaşam alanlarının su ihtiyacını karşılayan yapı, Babür mühendisliğinin en başarılı örneklerinden biri olarak kabul edilmektedir.
Hira Mahal
Hira Mahal, Babür İmparatoru II. Bahadır Şah tarafından yaklaşık 1712 yılında inşa ettirilen küçük ancak zarif bir köşktür. “Elmas Saray” anlamına gelen adı, yapının geçmişteki süslü görünümüne atıfta bulunmaktadır.
Hayat Bahşı Bahçesi’nin doğusunda bulunan yapı, hükümdarın dinlenmesi ve bahçe manzarasını izlemesi amacıyla kullanılmıştır. Mermer süslemeleri ve açık pavyon tarzındaki mimarisi sayesinde Kızıl Kale’nin geç Babür dönemine ait önemli eserlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Batıda Moti Mahal adında aynı boyutta bir simetrik köşk daha olduğu ve İngiliz döneminde yıkıldığı bilinmektedir.
Mumtaz Mahal (Harem Yapısı)
Mumtaz Mahal, Şah Cihan döneminde inşa edilen saray yapılarından biridir. Yapı, imparatorluk ailesinin haremine ve kadınlarına ayrılan yaşam alanlarının bir parçası olarak kullanılmıştır. Kumtaşı ve mermer detayların birlikte kullanıldığı yapı, Babür saray mimarisinin zarif örneklerinden biridir. Zaman içerisinde kullanımı değişmiş, askeri hapishane dahil farklı kullanımlarla dönüşmüştür. Çatısında Rang Mahal’deki gibi olan dört köşede yer alan chattri’ler yok olmuştur. Rang Mahal ile aralarında bulunan diğer harem yapıları da artık bulunmamaktadır.
Günümüzde Mumtaz Mahal içerisinde bir arkeoloji müzesi bulunmaktadır. Müze koleksiyonunda Babür dönemine ait silahlar, el yazmaları, süs eşyaları ve günlük yaşamda kullanılan çeşitli eserler sergilenmektedir. Bu nedenle yapı hem mimari hem de kültürel açıdan önemli bir durak olarak kabul edilmektedir.
Aslan Burcu (Asad Burj)
Aslan Burcu, Şah Burcu gibi Kızıl Kale’nin savunma sisteminin bir parçası olarak inşa edilen burçlardan biridir. Kale surlarının köşe noktalarından birinde bulunan sekizgen kubbeli yapı, çevrenin gözetlenmesi ve olası saldırılara karşı savunma sağlanması amacıyla kullanılmıştır.
Kırmızı kumtaşından yapılan burç, Babür askeri mimarisinin karakteristik özelliklerini taşımaktadır. Günümüzde büyük ölçüde tarihî görünümünü koruyan Aslan Burcu, kalenin yalnızca bir saray kompleksi değil aynı zamanda güçlü bir savunma yapısı olduğunu da göstermektedir. Şah burcundan başlayarak tüm kale yapılarını kateden Nahr-i Behişt (Cennet Deresi) bu burcun yanından inerek tekrar nehre karışır.

Delhi Kapısı (Delhi Gate)
Delhi Kapısı, Kızıl Kale’nin güney tarafında bulunan ana giriş kapılarından biridir. Şah Cihan döneminde Lahor Kapısı ile birlikte inşa edilen yapı, mimari açıdan kalenin en etkileyici girişlerinden biri olarak kabul edilmektedir.
Kırmızı kumtaşından yapılan kapı, yüksek kuleleri, kemerli geçişleri ve karşılıklı fil heykelleriyle dikkat çekmektedir. Babür döneminde imparatorluk görevlileri ve askerî birlikler tarafından yoğun olarak kullanılan Delhi Kapısı, günümüzde güvenlik ve koruma nedenleriyle çoğu zaman ziyaretçi girişine kapalı olsa da Kızıl Kale’nin en önemli mimari unsurlarından biri olmaya devam etmektedir. Şah Cihan bu kapıyı Cuma Mescid’ine gitmek için kullanmaktaydı, daha sonra İngiliz döneminde araç girişi olarak kullanıldı.
Kızıl Kale’de Kullanılan Yapı Malzemeleri ve Süslemeler
Kızıl Kale’nin (Red Fort, Lal Qal’a ya da Lal Qila) en belirgin mimari özelliklerinden biri kırmızı kumtaşı ve beyaz mermerin birlikte kullanılmasıdır. Kale surları, kapılar ve birçok dış yapı Rajastan ya da Mainar’dan getirilen kırmızı kumtaşından inşa edilirken, hükümdarın özel kullanımına ayrılan bölümlerde beyaz mermer tercih edilmiştir. Bu malzeme seçimi, yapılar arasında hem görsel bir kontrast oluşturmuş hem de sarayın önemli bölümlerini vurgulamıştır.
Mermer yüzeyler üzerine işlenen çiçek motifleri, geometrik desenler ve değerli taş kakmaları Babür sanatının en seçkin örnekleri arasında yer almaktadır. Özellikle iç ve yarı açık mekanlar, en özellikli olarak da Divan-ı Âm imparator tahtının arka cephesi çok renkli değerli taşlarla Pietra Dura tekniğinde kaplanmıştır. Bu teknik Floransa, İtalya’dan gelen ustalar sayesinde Fatehpur Sıkri’de gelişmiş, 16. yüzyıldan sonra tüm Hindistan’da kraliyet yapılarında uygulanmıştır.
Özellikle Divan-ı Âm, Divan-ı Hâs, Khas Mahal ve Hammam gibi yapılarda görülen bu süslemeler, Pers ve Orta Asya sanat geleneklerinin Hindistan’daki yorumunu yansıtmaktadır. Günümüzde süslemelerin yalnızca bir bölümü ayakta kalmış olsa da kalan detaylar Kızıl Kale’nin geçmişteki ihtişamını gözler önüne sermektedir.

Kızıl Kale’de Su Mimarisi ve Bahçeler
Kalenin tasarımında su mimarisi önemli bir rol oynamaktadır. Yamuna Nehri’nden getirilen su, Şah Burcu’ndan başlayarak Nahr-i Behişt (Cennet Deresi) adı verilen kanal sistemi aracılığıyla saray kompleksine dağıtılıyordu. Bu su kanalları yalnızca günlük ihtiyaçları karşılamakla kalmıyor, aynı zamanda sarayların serinletilmesine ve bahçelerin sulanmasına da yardımcı oluyordu.
Özellikle Rang Mahal, Khas Mahal ve Hayat Bahşı Bahçesi gibi yapılarda görülen su düzenekleri ön plandadır. Khas Mahal ve Divan-ı Khas arasında mermer döşemenin balıksırtı döşemesi akan suyun dalgalı görünmesini sağlar. Suyun içinden geçtiği yapılarda ayna ve mermerde yansımalar, altın ve gümüş süslemeler, yağ lambaları ve mumlarla gündüz ve gece ışıklandırmalar ile kullanımları, Babür mimarisinin doğa ve suyla kurduğu ilişkiyi gözler önüne sermektedir.
Babür mimarisinde bahçeler yalnızca estetik amaçlı değil, aynı zamanda sembolik anlamlar taşıyan alanlar olarak görülüyordu. Hayat Bahşeden Bahçe başta olmak üzere kale içerisindeki birçok bölüm, havuzlar, fıskiyeler ve su kanallarıyla desteklenmiş peyzaj düzenlemelerine sahiptir. Bu tasarım anlayışı, İslam mimarisindeki cennet bahçesi kavramının Babür mimarisine yansıması olarak değerlendirilmektedir.
Kızıl Kale’nin Planı ve Yerleşimi
Kızıl Kale’nin mimarisinde simetri anlayışı dikkat çekmektedir. Saraylar, köşkler, bahçeler ve avlular belirli bir düzen içerisinde yerleştirilmiş olup ziyaretçilerin adım adım daha seçkin alanlara ulaşması hedeflenmiştir. Lahor Kapısı’ndan başlayan ana eksen, Chhatta Chowk ve Naubat Khana üzerinden Divan-ı Âm’a ulaşırken, daha iç kısımlarda hükümdarın özel kullanımına ayrılan Divan-ı Hâs, Khas Mahal ve diğer saray yapıları bulunmaktadır. Bu hiyerarşik planlama, Babür saray yaşamının sosyal ve siyasi düzenini yansıtmaktadır.
Babür mimarisinin en önemli özelliklerinden biri olan açık pavyonlar, kemerli galeriler ve geniş bahçeler Kızıl Kale’de yoğun şekilde kullanılmaktadır. Sawan ve Bhadon Köşkleri gibi yapılar, sıcak Delhi iklimine uyum sağlayacak şekilde tasarlanmış olup doğal havalandırma ve su sistemleriyle desteklenmiştir. Bu özellikler, yapının yalnızca estetik açıdan değil, mühendislik açısından da döneminin ileri örneklerinden biri olduğunu göstermektedir.
Günümüzde Kızıl Kale, Babür İmparatorluğu’nun mimari anlayışını en iyi yansıtan eserlerden biri olarak kabul edilmektedir. Kırmızı kumtaşı surları, mermer sarayları, su kanalları, bahçeleri ve zarif süslemeleriyle yapı; Hindistan, Pers ve Orta Asya mimari geleneklerinin başarılı bir birleşimini temsil etmektedir. Bu nedenle Kızıl Kale, yalnızca Delhi’nin değil, tüm Hindistan’ın en önemli mimari ve kültürel miraslarından biri olarak görülmektedir.

Babür Mimarisinin Özellikleri
Babür mimarisi, 16. ve 19. yüzyıllar arasında Hindistan’a hükmeden Babür İmparatorluğu döneminde gelişen mimari bir üsluptur. Orta Asya, Pers, İslam ve Hint mimari geleneklerinin birleşmesiyle ortaya çıkan bu tarz, görkemli sarayları, geniş bahçeleri, anıtsal kapıları ve zarif süslemeleriyle tanınmaktadır. Babür hükümdarları, mimariyi yalnızca barınma veya savunma amacıyla değil, aynı zamanda güçlerini ve zenginliklerini göstermek için de kullanmışlardır.
Babür mimarisinin en dikkat çekici özelliklerinden biri simetrik planlamadır. Yapılar genellikle merkezi bir eksen etrafında tasarlanmış; bahçeler ve avlular belirli geometrik düzenlere göre yerleştirilmiştir. Su kanalları, havuzlar ve fıskiyeler de bu mimari anlayışın önemli parçaları arasında yer almaktadır. Kızıl Kale’de görülen Nahr-i Behişt su sistemi ve Hayat Bahşeden Bahçe bu anlayışın önemli örneklerindendir.
Babür Mimarisinde Kullanılan Malzemeler
Babür yapılarında en sık kullanılan malzemeler kırmızı kumtaşı ve beyaz mermerdir. Özellikle hükümdarların özel kullanımına ayrılan bölümlerde mermer tercih edilirken, surlar ve dış cephelerde dayanıklılığı nedeniyle kırmızı kumtaşı kullanılmıştır. Bu iki malzemenin bir arada kullanılması, Babür eserlerine karakteristik bir görünüm kazandırmıştır.
Babür Mimarisinde Süsleme Sanatı
Babür mimarisinde çiçek motifleri, geometrik desenler, oyma süslemeler ve değerli taş kakmaları önemli bir yere sahiptir. Özellikle beyaz mermer yüzeyler üzerine yapılan Floransa’dan gelen Pietra Dura işçiliği dönemin sanat anlayışını yansıtmaktadır. Kızıl Kale’nin Divan-ı Hâs ve Khas Mahal bölümlerinde bu süslemelerin dikkat çekici örnekleri görülebilmektedir.
Babür Mimarisinin En Ünlü Eserleri
Babür mimarisinin en bilinen eserleri arasında Tac Mahal, Kızıl Kale (Red Fort), Agra Kalesi, Fatehpur Sikri ve Hümayun Türbesi yer almaktadır. Bu yapılar günümüzde Hindistan’ın en önemli tarihî ve kültürel mirasları arasında kabul edilmekte olup her yıl milyonlarca ziyaretçi tarafından gezilmektedir.
Kızıl Kale, kırmızı kumtaşı surları, mermer sarayları, su kanalları ve düzenli bahçeleriyle Babür mimarisinin tüm temel özelliklerini bir arada sergileyen en önemli yapılardan biri olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle kale, yalnızca Delhi’nin değil, aynı zamanda Babür mimarisinin de en önemli simgelerinden biri olarak görülmektedir.
Babür Hazineleri; Tavus Tahtı ve Koh-i Noor
Divan-ı Khâs’ta bulunan Tavus kuşu Tahtı ve Işık Dağı anlamına gelen dünyanın en büyük mücevherlerinden birini de içeren kraliyet mücevherleri Pers Kralı Nadir Şah tarafından 1739’daki Kızıl Kale kuşatmasında ele geçirilmiştir. İlerleyen yıllarda Osmanlı ile iyi ilişkiler kurmak isteyen Nadir Şah tarafından 1746’da Osmanlı Sultanı I. Mahmud’a gönderilen hediyeler arasında değerli mücevherlerle süslü bir taht da vardır. Topkapı Sarayı’nda Şah İsmail’in tahtı olarak ya da Keykavus tahtı olarak da bilinen som altından zarif taht bazı uzmanlara göre bu taht olmalıdır.

Nadir Şah tarafından Kızıl Kale’den alınan ve Bağdat’a getirilen kraliyet mücevherleri arasında 186 karatlık Işık Dağı anlamında Koh-i Noor elması da vardır. Elmas birçok el değiştirdikten sonra 1849’da tekrar Hindistan Pencap’a döndü ve Kraliçe Viktoria’ya hediye edildi. 1851’de Crystal Palace’da sergilendi, parlaklığının kaybolduğu farkedilince Prens Albert tarafından tekrar kesilmesi emredildi ve 108,93 karata kadar küçültüldü, kraliyet tacına yerleştirildi. Bir erkek tarafından takılmasının kötü şans getireceğinden korkulduğu için kraliyetin kadın üyeleri tarafından kullanılmıştır.
Bugün elmas, Londra Kulesi’ndeki Mücevher Evi’nde halka açık olarak sergilenmektedir. Hindistan, Koh-i-Noor’un mülkiyetini talep ederek iadesini istemektedir. Britanya hükümeti ise mücevherin 1849’daki antlaşma şartları uyarınca yasal olarak elde edildiğinde ısrar etmekte ve iddiaları reddetmektedir.
Kızıl Kale’nin UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Yeri
Kızıl Kale (Red Fort), sahip olduğu tarihî, mimari ve kültürel değerler nedeniyle 2007 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edilmiştir. Babür İmparatorluğu’nun en önemli yapılarından biri olarak kabul edilen kale, Hindistan tarihinin siyasi ve kültürel gelişiminde önemli bir rol oynamıştır. UNESCO, Kızıl Kale’yi Babür mimarisinin zirve eserlerinden biri olarak değerlendirmekte ve yapının sonraki dönem Hint mimarisini önemli ölçüde etkilediğini belirtmektedir.
Yaklaşık iki yüzyıl boyunca Babür hükümdarlarının yönetim merkezi olarak kullanılan Kızıl Kale, yalnızca bir savunma yapısı değil, aynı zamanda saraylar, bahçeler, tören alanları ve ibadet mekânlarından oluşan kapsamlı bir imparatorluk kompleksi olarak tasarlanmıştır. Günümüzde UNESCO koruması altında bulunan yapı, Hindistan’ın en önemli tarihî mirasları arasında yer almakta ve her yıl milyonlarca ziyaretçi tarafından gezilmektedir.
UNESCO tarafından koruma altına alınan Kızıl Kale, kırmızı kumtaşı surları, beyaz mermer sarayları, gelişmiş su sistemleri ve Babür sanatını yansıtan süslemeleri sayesinde dünya kültür mirasının önemli parçalarından biri olarak kabul edilmektedir. Yapı, yalnızca Hindistan’ın değil, tüm insanlığın ortak tarihî mirası olarak değerlendirilmektedir.
Kızıl Kale’nin Önemi
Kızıl Kale (Red Fort, Lal Qal’a ya da Lal Qila), Hindistan tarihinin en önemli simgelerinden biri olarak kabul edilmektedir. Yaklaşık 200 yıl boyunca Babür İmparatorluğu’nun siyasi merkezi olarak kullanılan kale, imparatorluğun gücünü, zenginliğini ve sanatsal anlayışını yansıtan en önemli yapılardan biridir. Şah Cihan tarafından yaptırılan bu görkemli kompleks, Babür mimarisinin ulaştığı en yüksek seviyelerden birini temsil etmektedir.
Yapı, Hindistan’ın bağımsızlık tarihinde de özel bir yere sahiptir. 15 Ağustos 1947 tarihinde ülkenin bağımsızlığını ilan etmesinin ardından ilk ulusal bayrak Kızıl Kale’nin Lahor Kapısı üzerinde göndere çekilmiştir. Günümüzde Hindistan Başbakanı, her yıl Bağımsızlık Günü’nde ulusa hitap eden geleneksel konuşmasını yine bu tarihi yapıdan yapmaktadır. Bu nedenle Kızıl Kale, yalnızca tarihî bir anıt değil, aynı zamanda modern Hindistan’ın ulusal kimliğinin de önemli sembollerinden biridir.
Mimari açıdan değerlendirildiğinde Kızıl Kale; Babür, Pers, Orta Asya ve Hint mimari geleneklerinin başarılı bir birleşimini temsil etmektedir. Sarayları, bahçeleri, köşkleri, kabul salonları ve gelişmiş su sistemleri sayesinde dünya mimarlık tarihinin önemli eserleri arasında gösterilmektedir. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan kale, günümüzde Delhi’nin en çok ziyaret edilen turistik noktalarından biri olmayı sürdürmektedir.
Kızıl Kale’nin önemi yalnızca geçmişten kaynaklanmamaktadır. Yapı, günümüzde de Hindistan’ın kültürel mirasını, tarihini ve mimari zenginliğini gelecek nesillere aktaran yaşayan bir tarih sahnesi olarak varlığını sürdürmektedir. Bu özelliği sayesinde Kızıl Kale, Delhi’yi ziyaret eden yerli ve yabancı turistlerin mutlaka görmesi gereken yerlerin başında gelmektedir.
Kızıl Kale Hakkında Sık Sorulan Sorular
Delhi’nin en önemli tarihi yapılarından biri olan Kızıl Kale (Red Fort), tarihi, mimarisi, ziyaret bilgileri ve Babür İmparatorluğu ile olan bağlantısı nedeniyle ziyaretçilerin en çok merak ettiği yerler arasında bulunmaktadır. Aşağıda Kızıl Kale hakkında en sık sorulan soruların cevaplarını bulabilirsiniz.
Kızıl Kale’nin inşasına 1639 yılında Babür İmparatoru Şah Cihan tarafından başlanmış ve yapı 1648 yılında tamamlanmıştır. Kale, yeni kurulan Şahcihanabad şehrinin merkezinde yer alacak şekilde tasarlanmıştır.
Kızıl Kale, Babür İmparatorluğu’nun beşinci hükümdarı olan Şah Cihan tarafından yaptırılmıştır. Şah Cihan aynı zamanda Hindistan’ın en ünlü yapılarından biri olan Tac Mahal’in de banisidir.
Kızıl Kale, yaklaşık iki yüzyıl boyunca Babür İmparatorluğu’nun yönetim merkezi olarak kullanılmıştır. Ayrıca Hindistan’ın bağımsızlık tarihinde önemli bir yere sahip olup her yıl Bağımsızlık Günü kutlamalarının merkezinde yer almaktadır.
Kızıl Kale Kompleksi, sahip olduğu tarihî ve mimari değerler nedeniyle 2007 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edilmiştir.
Kızıl Kale (Red Fort, Lal Qal’a ya da Lal Qila)), Hindistan’ın başkenti Delhi’nin Eski Delhi (Old Delhi) bölgesinde, Yamuna Nehri’nin batı kıyısına yakın bir konumda yer almaktadır. Şehrin en önemli tarihi yapılarından biri olan kale, Chandni Chowk ve Jama Mescidi gibi popüler turistik noktalara da oldukça yakındır.
Kızıl Kale’ye ulaşım oldukça kolaydır. Delhi Metro’nun Violet Line hattı üzerindeki Lal Qila Metro İstasyonu kaleye yürüme mesafesindedir. Ayrıca Chandni Chowk Metro İstasyonu’ndan kısa bir yürüyüş veya rikşa yolculuğu ile de kaleye ulaşılabilmektedir. Şehir merkezinden taksi, tuk-tuk (oto rikşa) ve otobüs seçenekleriyle de rahatlıkla ulaşım sağlanabilmektedir.
Kızıl Kale, Hindistan’ın başkenti Delhi’nin Eski Delhi (Old Delhi) bölgesinde yer almaktadır. Kale, Yamuna Nehri’nin batı kıyısına yakın bir konumda bulunmaktadır.
Kızıl Kale’nin giriş ücretleri zaman zaman güncellenebilmektedir. Yabancı ziyaretçiler için giriş ücreti 550 ₹ ($6.50- $7 USD) olup, 15 yaş altındaki çocuklar kaleyi ücretsiz olarak ziyaret edebilmektedir.
Kızıl Kale her gün sabah gündoğumu ile akşam günbatımı saatleri arasında ziyarete açıktır. Ziyaret etmeden gündoğumu ve batımı saatlerine bakılmalıdır. Resmî tatiller veya özel etkinliklerde ziyaret saatlerinde değişiklik yaşanabileceğinden güncel bilgilerin kontrol edilmesi tavsiye edilir.
Kızıl Kale’yi rahat bir şekilde gezebilmek için ortalama 2 ila 3 saat ayırılması önerilmektedir. Fotoğraf çekmek ve müzeleri incelemek isteyen ziyaretçiler daha uzun süre geçirebilir.
Kale içerisinde Lahor Kapısı, Chhatta Chowk, Naubat Khana, Divan-ı Âm, Divan-ı Hâs, Rang Mahal, Khas Mahal, Hammam, Moti Mescidi, Hayat Bahşı Bahçesi, Şah Burcu, Hira Mahal ve Zafar Mahal gibi önemli yapılar bulunmaktadır.
Kızıl Kale ve Tac Mahal, Babür İmparatoru Şah Cihan döneminde inşa edilen en önemli eserler arasında yer almaktadır. Her iki yapı da Babür mimarisinin en başarılı örnekleri olarak kabul edilmektedir.
Yapının dış surlarının büyük bölümü kırmızı kumtaşından inşa edildiği için kale “Kızıl Kale” olarak adlandırılmıştır. İngilizcede ise yapı “Red Fort” adıyla bilinmektedir.
Kızıl Kale’de Şah Cihan döneminden itibaren aralarında, Divan-ı Khâs’ta bulunan Tavus kuşu Tahtı ve Işık Dağı anlamına gelen dünyanın en büyük mücevherlerinden Koh-i Noor’u da içeren kraliyet mücevherleri vardı.
Ziyaretçilerin en çok ilgi gösterdiği bölümler arasında Divan-ı Âm, Divan-ı Hâs, Rang Mahal, Khas Mahal ve Moti Mescidi bulunmaktadır. Ancak Kızıl Kale, bir bütün olarak değerlendirilen geniş bir saray kompleksidir.
Ayrıca İlgili Bağlantılar
Archaeological Survey of India, World Heritage Series, Red Fort, 2009

