Fetihpur Sikri Panch Mahal ve havuz - Pool and Panch Mahal, Fatehpur Sikri

Fetihpur Sikri veya Fatehpur Sikri Bilgileri

Fetihpur Sikri veya Fatehpur Sikri, tarihin derinliklerinde yankılanan bir isim, bir imparatorluğun ihtişamını ve sanatsal dehasını fısıldayan bir masal. Hindistan’ın Uttar Pradeş eyaletinde, Agra’ya yaklaşık 40 kilometre uzaklıkta yer alan bu Orta Çağ şehri, Babür İmparatorluğu’nun en parlak dönemlerinden birine tanıklık etmiştir. 16. yüzyılın sonlarında İmparator Ekber (Ekber Şah) tarafından kısa bir süreliğine başkent olarak kurulan Fetihpur Sikri (Türkçesi Zafer Şehri), dönemin mimari, kültürel ve dini sentezini gözler önüne seren eşsiz bir açık hava müzesi konumundadır.

Fetihpur Sikri (Fatehpur Sikri): Bir İmparatorluğun Muhteşem Mirası

Sadece Hindistan’ın değil dünyanın en etkileyici Orta Çağ şehirlerinden olan Fetihpur Sikri (Fatehpur Sikri), Ekber Şah’ın dini hoşgörüsü ve farklı inançları bir araya getirme çabasının somut bir kanıtıdır. Burada inşa edilen camiler, saraylar ve diğer yapılar, Babür mimarisinin zarafetini Hint, Fars ve Orta Asya tarzlarının büyüleyici bir birleşimiyle sunar. Her bir köşe, her bir oyma, imparatorluğun sanatsal ustalığını ve döneminin zengin kültürel dokusunu yansıtır. Fetihpur Sikri, sadece taş ve harçtan ibaret bir yapı topluluğu değil, aynı zamanda bir imparatorun vizyonunun ve bir medeniyetin yükselişinin sessiz tanığıdır.

1585 yılında Agra ve Fetihpur Sikri’yi gezen İngiliz gezgin Ralph Fitch bu iki şehrin de Londra’dan daha görkemli ve kalabalık olduğundan bahseder. Ancak bu görkemli başkentin ömrü kısa sürmüştür. Su kaynaklarının yetersizliği ve diğer stratejik nedenlerle Ekber Şah, başkenti Agra’ya geri taşımak zorunda kalmış ve Fetihpur Sikri, ihtişamlı günlerinin ardından yavaşça terk edilmiştir. Yüzyıllar boyunca Uttar Pradesh eyaletinin önemli bir şehri olan Fetihpur’da yerleşim ve ticaret devam etmiş, hac merkezi olan cami kullanılmış, fakat saray kompleksi hayalet bir alana dönüşmüş, zaman zaman kanun kaçakçılarının yuvası olmuş, 19. yüzyılda İngilizler el geçirinceye kadar âtıl kalmıştır. Buna rağmen, şehir zamana meydan okuyarak günümüze kadar ulaşır ve 1986 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yerini alır. Bugün, Fetihpur Sikri’nin kalıntıları, ziyaretçilerini geçmişe doğru mistik bir yolculuğa çıkarırken, Babür İmparatorluğu’nun unutulmaz mirasını keşfetme fırsatı sunmaktadır.

Fatehpur Sikri Ziyaret Saatleri ve Giriş Ücretleri 2026

Fetihpur Sikri alanına giriş için ziyaret saatleri ülkemizdeki veya birçok Avrupa ülkesindeki gibi değildir. Buraya girişler sabah güneşin doğuşundan akşam güneşin batışına kadardır. Dolayısıyla Hindistan’ın Agra şehrinin gündoğumu ve günbatımı saatlerini bilmeniz gerekmektedir. Ayrıca bu süre gezmek için aslında daha çok zaman demektir.

Fetihpur Sikri veya Fatehpur Sikri giriş ücreti Hintli turistler için 40, Yabancı turistler için 550 Rupi’dir. Ayrıca turist bile olsa 15 yaş altı çocuklardan ücret alınmamaktadır. Burada bir karışıklığı da gidermek gerekmektedir. Genellikle internet sitelerinde 10 Rupi gibi bir ücret geçmiş olsa da bu aslında ADA (Vergi) ücretidir. Bazı sitelerde bu vergi ücreti en başta belirtildiği için bir yanlış anlaşılma söz konusu olabilir. Siz yine de ziyaret edeceğiniz zaman internet yerine alanın girişindeki gişeden biletinizi alınız.

Hindistan’ın En Büyük Tarihi Yerlerinden Fetihpur Sikri Nasıl Kuruldu ve Nasıl Terkedildi?

Üçüncü Babür İmparatoru olan Ekber Şah, Sikri köyü yakınlarında bir mağarada yaşayan Çiştiyye tarikatı şeyhlerinden Selim Çişti’yi 1569 yılında ziyaret ettiğinde, şeyhin erkek çocuğu olmayan sultana yakında bir oğlunun doğacağını müjdelemesi üzerine Ekber Şah burada bir saray inşa ettirir ve Selim adını verdiği oğlunun bu sarayda doğmasının ardından da çevresine başka muhteşem binaların yapılmasını emrederek burada bir şehir kurar.

1574’te Gucerât seferinden zaferle dönünce de buraya Fetihpûr (Fetihpur Sikri veya Fatehpur Sikri) adını verir. 1586’ya kadar on iki yıl süreyle Babürlülerin başkenti olan Fetihpur Sikri’yi devletin ve özellikle kendi döneminin ihtişamını yansıtacak şekilde mimari eserlerle süsler.

Hindistan gezilecek yerler Fatehpur Sikri veya Fetihpur Sikri Divan-ı Has Binası - Diwan-i-Khas Fatehpur Sikri
Hindistan gezilecek yerler Fatehpur Sikri veya Fetihpur Sikri Divan-ı Has Binası – Diwan-i-Khas Fatehpur Sikri

Fetihpur Sıkri, Babür devletini tüm Hindistan’ı birleştiren bir imparatorluk yapan Ekber Şah’ın hem kendi saltanatını sağlamlaştırma hem de dini ve stratejik gereklilikleri yerine getirme alanı olmuştur, bir taraftan da Babür İmparatorluğu için gereken özgün donanıma Fetihpur Sıkri zemin sağlamıştır. ‘Din-i-İlahi’, ‘Tarih-i-İlahi’, Jharokha-Darşan, Sulh-i-Kul öğretisi gibi dini ve siyasi öğretiler burada kurulmuş, doğu ve batıyı her anlamda bir araya getiren bir platform yaratılmış, diğer yandan yerel sanat ve zanaat erbabını yetiştiren bir merkez olmuştur. Fetihpur sonrasında başta Agra olmak üzere imparatorluğun geneline yayılan Babür şehirlerinin ilhamını Fetihpur verecektir.

Ekber Şah’ın 1570’li yıllardan 1605’e kadar Fetihpur Sikri’de kurduğu ve geliştirdiği ‘Din-i İlahi’ özgün bir yorumdur. Divan-ı Has’ta farklı dinlerin fikirlerini dinleyen ve tartışmalar yapan Şah, mekânı tüm yönleriyle özgün yapan bir dünya yaratmak istemiştir. Cuma Mescidi’nin girişinde yer alan Zafer kapısının alınlığında bu yeni dinin göstergesi olarak İslam literatüründen ya da Kuran’dan bir alıntı değil şu yazar: “Meryem oğlu İsa şöyle demiştir: Dünya bir köprüdür, üzerinden geçin, ama üzerine evler yapmayın. Bir gün umut eden, sonsuzluğu umut edebilir, ama dünya ancak bir saat sürer. Onu da ibadetle geçirin, çünkü gerisi görünmezdir.”

1585 yılında Fetihpur’u terk eden Ekber Şah ve imparatorluk birimleri önce Lahor sonra da Agra’ya taşınır, Fetihpur’a hiçbir zaman dönmezler. Bu kararın stratejik olduğu açıktır, imparatorluğun daha merkezi ve büyük bir kentten yönetilmesi daha uygundur. Bu kararın başka sebeplerinin de olabileceği konusunda tarihçilerin farklı görüşleri vardır, belki de Fatehpur Sikri’nin uzun vadeli bir başkent olmasını Ekber Şah hiçbir zaman planlamamıştır. Ayrıca bazı tarihçiler 1586 yılından sonra Ekber Şah’ın başta Rajastan’ın ünlü kutsal kenti Ajmer olmak üzere hac ziyaretlerini azalttığını, bu sebeple de Sufizmden uzaklaştığını ileri sürerler.

1600’lü yılların ortasına kadar Babür imparatorları, aileleri, askerleri zaman zaman Fetihpur Sikri’de kısa süreler de olsa kalmışlardır. Agra’da veba baş gösterdiğinde Ekber Şah’ın oğlu Cihangir Şah ve torunu Şah Cihan Fetihpur Sikri’ye sığınmıştır. Şah Cihan’dan sonra Fetihpur Sıkri ismi unutulmaya başlamıştır.

Fetihpur Sıkri eski su kaynaklarının üzerine planlı su dağıtım ve depolama altyapısı kurularak inşa edilmiştir. Ekber Şah’ın su kaynaklarının azalması üzerine şehri terk etmesi birçok kaynakta sebep olarak gösterilse de aslında su problemi Fetihpur’da yoktur, ünlü Hint destanı Mahabharata’da Sikri bölgesi zengin su kaynaklarıyla çevrili olarak betimlenir. Öyle ki ilk Babür imparatoru Babür Şah 1527’de Khanwah Savaşından dönerken bu bölgede konaklamış, buraya bir su sarayı (Jal-Mahal) ve bir su rezervuarı (Baoli) yaptırmıştır. En zengin döneminde şehrin onlarca Baoli, hamam, havuz ve su kanalı içerdiği bilinmektedir.

Popüler bir söylenti ise Ekber Şah’ın ilk eşi olan Hintli Jodha Bai (Mariam uz Zamani)’nin kaybolan altın takılarını çalmakla suçlanan dansçı Zarina’nın bedduasıdır, bu beddua ile su kaynaklarının kuruduğuna ve şehrin terkedildiğine inanılır.

Fetihpur Sikri şehir meydanı yapıları - Buildings at Fatehpur Sikri
Fetihpur Sikri şehir meydanı yapıları – Buildings at Fatehpur Sikri

Fetihpur Sikri Mimarisi

Ekber Şah tarafından inşa edilen Fetihpur Sikri, Babür mimarisinin en çarpıcı örneklerinden biridir. Agra’nın güneyinde, kayalık bir sırta kurulan bu şehir, Ekber Şah’ın dini hoşgörü ve kültürel sentez arayışını mimarisine yansıtmaktadır. Şehir, 1569 yılında yapımına başlanmış ve 1574 yılında tamamlanmıştır. Ancak kısa süre sonra terk edilmiş ve günümüze kadar “hayalet şehir” olarak iyi korunmuş bir şekilde ulaşmıştır. Şehir Ekber Şah’ın tüm saltanatının tartışmasız en büyük projelerinden ve aynı zamanda Hindistan’ın en mükemmel mimari başarılarından biridir.

1986 yılında UNESCO Dünya Mirası Alanı olarak kabul edilen Fetihpur Sikri’nin mimarisi belirgin bir şekilde tüm Hindistan’ı yansıtan bir karaktere sahiptir. Mimari unsurlar sadece İslam mimarisi ögelerini değil etnik unsurları ve Hint mimarisinden gelen bazı simgesel motifleri de kullanır. Kubbeler nadiren kullanılmıştır.

Fetihpur Sikri’deki yapılar, Babür mimarisinin tipik özelliklerini taşımaktadır:

  • Kırmızı Kumtaşı: Şehrin yapımında ana malzeme olarak kırmızı kumtaşı kullanılmıştır. Bunun yanı sıra sarı kumtaşı, mermer ve kara kayağan taşı da yaygın biçimde kullanılmıştır.
  • Hint-İslam Sentezi: Mimari, Hint ve İslam (özellikle Fars ve Timurlu) mimari geleneklerinin eşsiz bir karışımını sergiler. Hindu tapınaklarının tasarım öğeleri, Budist mimarisinden esinlenmeler ve İslami kemer, kubbe ve süsleme motifleri bir arada kullanılmıştır.
  • Süslemeler: Yapılar, oyma mermer, kakma taş işçiliği (pietra dura), jali (kafesli panolar), geometrik-floral bezemeler ve kaligrafik yazıtlarla zengin bir şekilde dekore edilmiştir.
Fetihpur Sikri Türk Sultanı Evi taş süslemeleri, Hindistan - Turkish Sultana's House in Fatehpur Sikri
Fetihpur Sikri Türk Sultanı Evi taş süslemeleri, Hindistan – Turkish Sultana’s House in Fatehpur Sikri

Fetihpur Sikri Önemli Yapıları ve Gezilecek Tarihi Yerler

Fetihpur Sikri, Hindistan ve çevresinde kurulmuş olup bir Türk-Moğol kökenli devlet olan Babür İmparatorluğu’nun mimari dehasını ve dönemin kültürel sentezini yansıtan çok sayıda etkileyici yapıya ev sahipliği yapar. Kırmızı kumtaşından inşa edilen bu yapılar, Hint, Fars ve Orta Asya mimari tarzlarının benzersiz birleşimini sergiler.

Fetihpur Sikri’de Hindistan Arkeoloji Araştırmaları kurumu tarafından korunan ve bakımı yapılan 93 anıt bulunmaktadır. Bu anıtlar genel olarak Saray Kompleksi, Cami ve Dergâh Kompleksi, Kapılı Şehir Surları, Hamamlar, Hazine Dairesi, Su Tesisleri, Havuz ve Kanallar, Çarşılar, Sarnıçlar ve Baoliler, Malikaneler, Konutlar ve Minareler olarak sınıflandırılabilir. Dergâh kompleksi içinde Bülend Derwaze, Cuma Mescidi ve Şeyh Selim Çişti Türbesi önemli yapılardır. Şahi Çarşı ve Mina Çarşısı önemli ticaret alanlarıdır. Üç tarafı kulelerle güçlendirilmiş ve dokuz kapısı olan 6 km uzunluğunda bir surla çevrili olan şehir temel olarak dikdörtgen planlı olup, dik açılarla kesen yollar ve ara sokaklardan oluşan bir ızgara kurgusuna sahiptir.

Fetihpur Sikri’de görülmesi gereken başlıca yapılar:

Bülend Derwâze (Zafer Kapısı): Fetihpur Sikri’deki en ikonik yapılardan biri olan ve 1575’te tamamlanan Bülend Dervâze, Cuma Mescidi yapıldıktan sonra Babür İmparatoru Ekber tarafından Gucerât seferindeki zaferini kutlamak amacıyla inşa edilmiştir. Yaklaşık 54 metre yüksekliğiyle dünyanın en büyük kapılarından biridir ve Cuma Mescidi’nin güney girişini oluşturur. Zafer kapısının yüksek alınlığında yer alan yazıt imparatorluğun ve Ekber Şah’ın imparatorluk ve din anlayışını yansıtır: “Meryem oğlu İsa şöyle demiştir: Dünya bir köprüdür, üzerinden geçin, ama üzerine evler yapmayın. Bir gün umut eden, sonsuzluğu umut edebilir, ama dünya ancak bir saat sürer. Onu da ibadetle geçirin, çünkü gerisi görünmezdir.”

Fetihpur Sikri Mücevher Evi içindeki sütun Hindistan - Column of Diwan-i-Khas or Jewel House at Fatehpur Sikri
Fetihpur Sikri Mücevher Evi içindeki sütun Hindistan – Column of Diwan-i-Khas or Jewel House at Fatehpur Sikri

Cuma Mescidi (Jama Masjid): 1571-72 yıllarında tamamlanan Cuma Mescidi Hindistan’ın en büyük camilerinden biridir ve Fetihpur Sikri kompleksinin ilk inşa edilen yapılarından biridir. Geniş avlusu, zarif kemerleri ve mihrabındaki süslemelerle dikkat çeker. Türkçe’de Fetihpur Sikri UluCamii olarak da bilinmektedir.

Şeyh Selim Çişti Türbesi: Ünlü Sufi azizi Şeyh Selim Çişti’nin mezarını barındıran bu türbe, Cuma Mescidi kompleksinin içinde yer alır. 1580-81 yıllarında tamamlanan ve 1606’da Cihangir döneminde daha da güzelleştirilen türbe beyaz mermerden yapılmış olup, narin oymaları ve kafes işçiliğiyle ünlüdür. Yüzlerce hacıyı kendine çeken önemli bir dini merkezdir.

Panch Mahal (5 Katlı Saray): Beş katlı, piramit şeklinde bir saraydır ve Budist tapınaklarının tasarım öğelerini barındırır. Sarayın her katı farklı biçimde oyulmuş sütunlarla desteklenir ve rüzgârın rahatça içeri girmesini sağlayan açık mimarisiyle dikkat çeker. Özellikle sarayın harem bölümündeki kadınlar tarafından kullanıldığı düşünülür. Her katı farklı biçimde oyulmuş sütunlarla desteklenir ve toplamda 176 sütun içerir. Açık hava köşkleri olarak tasarlanmıştır.

Dîvân-ı Hâs (Özel Kabul Salonu): Bu yapı, Ekber’in özel görüşmelerini yaptığı salondur. İçindeki karmaşık tasarımlı tek bir merkezi sütun, imparatorun oturduğu platformu destekler ve bu sütundan dört yöne uzanan köprüler, bakanların oturduğu köşelere bağlanır. Dikdörtgen planlı bu salon, Babür mimarisinin özgünlüğünü gösteren en ilginç yapılardan biridir. Mücevher evi olarak da bilinen bu yapı Ekber Şah’ın kurmaya çalıştığı imparatorluğun yaklaşımını temsil eder. Ortasında girift şekilde oyulmuş sütun, farklı din ve inançlardan temsilcilerin Ekber Şah ile tartışmasını veya sohbetini temsil etmektedir. Bu sütun, Hindu ve Babür mimari tarzlarının da bir karışımını sergiler.

Dîvân-ı Âm (Halk Kabul Salonu): Ekber’in halkla buluştuğu ve dileklerini dinlediği alandır. Geniş ve açık bir pavilyon şeklindedir. İmparator koltuğunun eğimli taş çatılı küçük bir yükseltilmiş oda biçiminde ve oymalı taş paravanlarla çevrelenmiş olarak odağa yerleştirilmesiyle bölünen bir dizi revakla çevrilidir.

Devlet Hane-i Has ve Khwabgah (İmparatorun Özel Konutu, Uyku Odası): İmparatorun özel odalarını da içeren konutudur. Zemin katta iki ana oda bulunur. Birinde Ekber Şah’ın kütüphanesi, diğerinde ise dinlenme alanı bulunur. Birinci katta ise Khwabgah veya yatak odası bulunur. Koridorlarla Türk Sultanı’nın evi, Penç Mahal ve diğer saraylara bağlanırdı.

Jodha Bai Sarayı (Jodha Bai Mahal): Kraliyet sarayı içindeki en büyük yapıdır ve Ekber’in Hindu Rajput eşi Jodha Bai’ye (Mariam-uz-Zamani) adanmıştır. Hindu ve Babür mimari tarzlarının birleşimini gösterir.

Fetihpur Sikri ve Panch Mahal panoramik fotoğraf - Fatehpur Sikri India
Fetihpur Sikri ve Panch Mahal panoramik fotoğraf – Fatehpur Sikri India

Türk Sultanın Köşkü: Saray içerisinde Divan-ı Hane-i Has ile bağlantılı, küçük ama bir o kadar zarif ve bezeme dolu köşktür. Tek katlı ve dört tarafı zengin oymalı paneller ve iç mekânda geometrik kompartmanlar oluşturulmuş duvarlar ile kapalı köşkün Ekber Şah’ın gözdelerinden olan İstanbul’dan gelmiş Türk Sultanlara (Salime Begum ve Rukiye Begum) ait olduğu kaynaklarda yazmaktadır. Konaklama birimlerinden ayrı böyle bir küçük yapının işlevi net olmamakla birlikte has bahçede havuzun yanında olması dikkat çekicidir.

Birbal’ın Evi: Ekber’in en sevdiği bakanlarından ve aynı zamanda Hindu olan Birbal’a ait olduğu düşünülen iki katlı, küçük ama zarif bir yapıdır.

Anup Talao: Saray kompleksinin içinde yer alan, ortasında çeşitli gösteriler için bir platform bulunan ve dört köprüyle ana yapılara bağlanan oldukça dekoratif küçük bir Baoli havuzudur.

Hiran Minar: Bir seyir kulesi ya da av anıtı olarak kullanıldığı düşünülen, silindir şeklinde, tepesinde küçük bir pavilyon bulunan bir kuledir. Üzerinde fil ve geyik figürleri olduğu için “geyik kulesi” olarak da bilinir. Bu yapının, aynı zamanda Ekber Şah’ın favori filinin anısına inşa edildiği de söylenir.

Hindistan’da İngiliz Hükümeti döneminden itibaren Bülend Derwaze, Hamam, Cuma Mescidi, Penç Mahal, Jodha Bai Sarayı, Divan-ı Âm, Türk Sultanı Köşkü, Birbal Evi, Darphane, Hazine Dairesi vb. yapılarda, orijinal yapılarına dokunulmadan çeşitli onarım ve koruma çalışmaları yapılmıştır. Ayrıca, Cuma Mescidi, Şeyh Selim Çişti’nin türbesi ve Saray yapılarındaki resimler ve boyalı yazıtlar da kimyasal olarak korunmuş ve orijinal hallerine uygun olarak restore edilmiştir.

Bu yapılar, Fetihpur Sikri’nin kısa ömürlü başkentlik döneminde nasıl bir ihtişama sahip olduğunu gözler önüne serer ve Babür mimarisinin en güzel örneklerini sunar. Şehirdeki her bir köşe, ziyaretçilerine tarihin farklı bir dönemine ait eşsiz bir hikâye anlatır.

Fetihpur Sikri Divan-ı Has Binası taş süslemeleri - Diwan-i-Khas Fatehpur Sikri
Fetihpur Sikri Divan-ı Has Binası taş süslemeleri – Diwan-i-Khas Fatehpur Sikri

Fetihpur Sikri Mimarisinin Temeli: Kırmızı Kumtaşı

Fetihpur Sikri’nin büyüleyici mimarisinin temelini oluşturan kırmızı kumtaşı, Hindistan’ın Racastan eyaletindeki Dholpur ve Jodhpur bölgelerinden çıkarılmıştır. Bu özel taş, Babür dönemi mimarisinin simgesi haline gelmiş, özellikle Agra Kalesi ve Delhi’deki Kızıl Kale gibi diğer önemli yapılarda da kullanılmıştır.

Kırmızı Kumtaşı’nın Özellikleri ve Mimarideki Önemi

Kırmızı kumtaşı, milyonlarca yılda kum tanelerinin doğal bağlayıcı maddeler (silis, kalsit veya demir oksitler gibi) ile birleşerek oluşturduğu bir tortul kayaç türüdür. Fetihpur Sikri’nin kırmızımsı rengi, taşın içerdiği yüksek orandaki demir oksit (pas) minerallerinden gelir.

Bu taşın mimaride bu kadar tercih edilmesinin başlıca nedenleri şunlardır:

  • Dayanıklılık ve Hava Koşullarına Direnç: Kırmızı kumtaşı, doğal yapısı itibarıyla oldukça dayanıklı ve hava koşullarına (yağmur, rüzgâr, sıcaklık değişimleri) karşı dirençlidir. Bu özelliği, Fetihpur Sikri gibi açık alanda bulunan yapıların yüzyıllardır ayakta kalmasını sağlamıştır.
  • İşlenebilirlik: Nispeten yumuşak bir yapıya sahip olması, taşın kolayca kesilip şekillendirilmesine olanak tanır. Bu sayede, Fetihpur Sikri’deki karmaşık oymalar, süslemeler ve detaylı işçilikler kolayca uygulanabilmiştir.
  • Estetik Görünüm: Kırmızı kumtaşının zengin kırmızı, turuncu ve bordo tonları, yapılara sıcak, zarif ve etkileyici bir estetik katmaktadır. Homojen renk değişimleri ve pürüzsüz dokusu, dönemin mimarlarının sanatsal vizyonunu tam anlamıyla yansıtmasına yardımcı olmuştur.
  • Kolay Bakım: İnsan yapımı malzemelerin aksine, kumtaşı nispeten daha az bakım gerektirir. Doğal desenleri, küçük kusurları kamufle etmeye yardımcı olur ve uygun bakımla uzun yıllar boyunca ilk günkü güzelliğini koruyabilir.
  • Kaymaz Yüzey: Özellikle zemin ve dış mekân uygulamalarında tercih edilmesinin nedenlerinden biri de kaymaz bir yüzeye sahip olmasıdır.

Fetihpur Sikri içindeki her bir kemer, sütun ve duvar, kırmızı kumtaşının hem yapısal sağlamlığını hem de estetik güzelliğini sergiler. Bu taş, sadece bir yapı malzemesi olmanın ötesinde, Babür İmparatorluğu’nun sanatsal ve mühendislik dehasının sessiz bir tanığı olarak tarihe damgasını vurmuştur.

Babür İmparatorluğu Hakkında Bilgiler

Günümüzdeki Fetihpur Sikri şehrini inşa eden Babür İmparatorluğu ya da Babürlüler hakkında bilgi vermemek bu tarihi şehri anlamada eksik noktalar bırakacaktır. Ancak Babür İmparatorluğu’nun zengin mimarisinin temellerinde ise daha önceki yüzyıllarda bölgede hüküm sürmüş bir Türk kökenli olan Delhi Sultanlığı hakkında da bilgi vermek gerekmektedir.

Delhi Sultanlığı

Delhi Sultanlığı’nın temelleri, Gurlular Devleti’nin bir kumandanı olan Kutbüddin Aybek tarafından 1206 yılında atılır. Muizzeddin Muhammed Guri’nin ölümünün ardından Aybek, Lahor’da tahta geçerek bağımsızlığını ilan eder ve Delhi Sultanlığı’nı kurar. Bu sultanlık, yaklaşık üç asır boyunca farklı Türk ve Afgan kökenli hanedanların idaresinde varlığını sürdürür. Başlıca hanedanlıklar sırasıyla aşağıdaki gibidir.

Memlük Hanedanı (1206-1290)

Kutbüddin Aybek tarafından kurulan bu hanedan, Türk Memlûklerin Hindistan’daki ilk büyük devletidir. Sultan Şemseddin İltutmuş ve Raziye Sultan gibi önemli liderler bu dönemde hüküm sürmüştür.

Halaciler Hanedanı (1290-1320):

Türk kökenli bir hanedan olan Halaciler, Alaeddin Halaci döneminde sultanlığın sınırlarını genişletir ve güney Hindistan’a seferler düzenler.

Tuğluklar Hanedanı (1320-1413):

Delhi Sultanlığı’nın en geniş sınırlarına ulaştığı dönemdir. Muhammed bin Tuğluk ve Firuz Şah Tuğluk gibi güçlü sultanlar bu hanedanın önde gelen isimlerindendir. Firuz Şah Tuğluk döneminde birçok imar faaliyeti gerçekleştirilmiştir.

Seyyidler Hanedanı (1414-1451):

Timur’un Hindistan seferinin ardından zayıflayan sultanlıkta yönetimi ele alan bu hanedan, daha çok makbere mimarisiyle öne çıkmıştır.

Ludîler Hanedanı (1451-1526):

Afgan kökenli bir hanedan olan Ludîler, Delhi Sultanlığı’nın son hanedanlığıdır. Sultanlık, 1526 yılında Babür Şah’ın İbrahim Ludî’yi Panipat Muharebesi’nde mağlup etmesiyle sona ermiş ve yerini Babür İmparatorluğu’na bırakmıştır.

Delhi Sultanlığı döneminde Hindistan, zengin bir mimari ve kültürel gelişime sahne olmuştur. Türk-İslam mimarisi, yerel Hint mimarisiyle harmanlanarak özgün eserler ortaya çıkarmıştır. Bu dönemin en bilinen yapıları arasında Kutup Minar Kompleksi, Sultan Garhi, Tuğlukabad Kalesi başı çekmektedir.

Mimari dışında, sultanlık döneminde Farsça saray dili olmuş, Türkçe ve yerel dillerde de edebi eserler verilmiştir. Sufizm, bu dönemde Hindistan’da büyük bir yayılım göstermiş ve farklı inançların bir arada yaşamasına zemin hazırlamıştır. Bilindiği üzere Sufizm ile ilgili ülkemizde de dünyaca ünlü Mevlâna bulunmaktadır.

Delhi Sultanlığı, Hindistan tarihinde siyasi, kültürel ve dini açıdan derin izler bırakmış, bölgede uzun süreli bir Türk-İslam hakimiyetinin temelini atmıştır. Bu dönem, sonraki Babür İmparatorluğu’nun da kültürel ve idari yapısı üzerinde önemli etkiler bırakmıştır.

Babür İmparatorluğu, Ekber Şah ve Fetihpur Sikri

Delhi Sultanlığı’nın son hanedanı olan Ludîler’in hakimiyeti, 1526 yılında Babür Şah tarafından sona erdirilmiştir. Bu olay, Hindistan tarihinde yeni bir dönemin, Babür İmparatorluğu’nun başlangıcını işaret eder. Delhi Sultanlığı’nın son dönemleri, iç karışıklıklar ve zayıflıklarla geçmektedir. Bu durum, Zahirüddin Muhammed Babür Şah için Hindistan’da yeni bir devlet kurma fırsatı yaratır. Babası Timur’un torunlarından Fergana hâkimi Ömer Şeyh, annesi Cengiz’in torunlarından Yûnus Han’ın kızı Kutluğ Nigâr Hanım’dır.

Babür Şah, 1526 yılında Birinci Panipat Muharebesi’nde, Delhi Sultanlığı’nın son hükümdarı İbrahim Ludî’nin büyük ordusunu, Osmanlı topçu ustaları Üstad Ali Kulı ve Mustafa Rumi’nin de yardımıyla, stratejik dehası ve ateşli silah kullanımı sayesinde mağlup eder. Bu zafer, Ludî Hanedanı’na son verir ve Babür İmparatorluğu’nun temellerini atar. Babür, bu zaferin ardından Delhi ve Agra’yı ele geçirerek Agra’yı başkent yapar.

İmparatorluğun 3. imparatoru olan Ekber Şah, imparatorluğu kuran Babür Şah’ın torunu ve imparatorluğun 2. hükümdarı olan Humayün’ün oğludur. Çok zeki olmasına rağmen okuma yazmaya ilgi duymamış; daha çok güzel sanatlara, savaşçılığa ve liderliğe meraklıydı. Jâypûr Racası Bhar Mel’in kızı Jodha Bai ile 1562’de evlenmesi gayri müslimlerin Bâbürlü Devleti’nde görev almalarına ve sarayda Orta Asya menşelilerden çok Hindular’ın istihdam edilmesine yol açtı.

Saltanatı sırasında mu kültür çeşitliliğinde sarayını Batılı gezgin ve din adamlarına da açmış, böylece Hint dünyasının dışındaki kültür ve medeniyetlerden haberdar olabilmiştir. Kültür ve sanat açısından da Bâbürlüler’e en parlak dönemlerini yaşatan Ekber Şah her daldaki âlimleri himaye etmiş, sarayına alarak tarih, edebiyat ve diğer alanlarda büyük eserler vermelerine imkân hazırlamıştır. Mimari ve güzel sanatlar da Ekber Şah’ın himayesinde altın çağını yaşamış, Agra, Allahâbâd, Ecmîr, Lahor, Delhi ve özellikle kendisi tarafından kurulup on iki yıl süreyle başşehir olarak kullanılan Fetihpûr Sikri gibi şehirler çok güzel eserlerle süslenmiştir. Ölümünden sonra oğlu Cihangir tarafından yaptırılan türbesi, Agra’da Behiştâbâd adı verilen bahçenin ortasında yer almakta ve beş katlı görünümüyle türbeden çok muhteşem bir kasrı andırmaktadır. Türbenin yeri sağlığında Ekber Şah tarafından seçilmiş, plan taslağı da muhtemelen yine kendisi tarafından çizilmiştir.

Ekber Şah, Hindular’la Müslümanlar arasındaki çatışmalara son vermek niyetiyle İslâmiyet, Hıristiyanlık, Zerdüştlük, Hinduizm, Budizm gibi çeşitli din ve inanç sistemlerinin meziyet olarak kabul ettiği prensiplerini birleştirerek Dîn-i İlâhî adıyla yeni bir din kurmuştur. Bu din şehvet düşkünlüğü, iftira ve gurur gibi günahları şiddetle yasaklıyor, öte yandan insanlar arasında eşitlik, âlicenaplık, ihtiyat, takvâ gibi faziletleri esas alıyordu. İslâmiyet, Hıristiyanlık ve Hinduizm’in ağırlık taşıdığı Dîn-i İlâhî, Ekber Şah’ın şahsında merkezîleşen bir kült olarak gelişmiş ve dine katılacak kişiler dahi hükümdarın kendisi tarafından seçilmiştir. Ekber, 19 Mayıs 1579 günü Fetihpûr Sikri Ulucamii’nde minbere çıkarak kendisini ilâhî mertebeye yücelten manzum bir hutbe okudu. Müslümanların tepkisine yol açan bu olaydan sonra Ekber Şah’ı dinî ve dünyevî meselelerde tartışılmaz otorite olarak kabul eden bir belge düzenlendi ve 1582 yılında Ekber Şah, bütün eyalet valilerinin önünde Dîn-i İlâhî’yi kurduğunu resmen ilân etti. 1602 yılında en büyük destekçilerinden Ebul Fazl’ın ölümüyle Dîn-i İlâhî zayıflamaya başladı ve 1605’te Ekber Şah’ın ölümünden sonra da tamamen ortadan kalktı.

Daha önce de belirtildiği gibi Çiştiyye tarikatı şeyhlerinden Selim Çişti’nin erkek çocuk müjdesi vermesi üzerine bu büyük kenti kurmuş ve kısa bir dönem başkent yapmıştır. Günümüzde hala kadınlar erkek çocuk doğurmak için Cuma Mescidi içindeki Şeyh Selim Çişti’nin kabrini ziyaret etmekte, ipler bağlayıp dua etmekte, ilk doğan erkek çocuklarını buraya getirmektedir.

Babür İmparatorluğu, 18. yüzyıldan itibaren zayıflamaya başlamış ve 1857 Hint Ayaklanması’nın ardından İngiliz sömürge yönetimi tarafından tamamen sona erdirilmiştir. Ancak bıraktığı kültürel ve mimari miras, Hindistan’ın kimliğinin önemli bir parçası olmaya devam etmektedir.

Ayrıca İlgili Linkler:

Fetihpur Sikri Fotoğrafları

Mevlana Müzesi

UNESCO Türkiye Dünya Mirası Listesi

Yurt Dışı Gezilecek Yerler

Arkeoloji Kategorisi

Unesco Fatehpur Sikri

Ekber Şah Sonrası Fatehpur Sikri

Ekber Şah