Bulend Dervaze veya Bülend Dervâze, Hindistan’ın Uttar Pradeş eyaletine bağlı Agra şehri yakınlarındaki Fatehpur Sikri veya Fetihpur Sikri kompleksi içinde bulunan muazzam bir zafer takıdır ve buradan Fatehpur Sikri içindeki Ulu Cami (Ulucami, Ulu Camii veya Cuma Camii de denilmektedir) ile avlusundaki Selim Çişti (Salim Çeşti) Türbesi’ne girilmektedir. Kelime anlamı “Yüksek Kapı” olan Bülend Dervaze, Babür İmparatoru Ekber Şah tarafından 1601 yılında, Gujarat üzerindeki zaferini anmak amacıyla inşa edilmiştir. Bu anıtsal yapı, Babür mimarisinin en görkemli örneklerinden biri olarak kabul edilir ve Fetihpur Sikri kompleksinin güney surlarında yer alır. Kırmızı kumtaşı ve mermer kullanılarak inşa edilen bu devasa kapı hem dini hem de mimari açıdan büyük bir öneme sahiptir.
Bülend Dervâze ve Fetihpur Sikri Ulu Camii (Cuma Camii) Bilgileri Tarihi
Bülend Dervaze, sadece bir giriş kapısı olmanın ötesinde, Babür İmparatorluğu’nun gücünü ve ihtişamını simgeleyen bir yapıdır. Yaklaşık 54 metre yüksekliğiyle dünyanın en büyük taç kapılarından biri olma özelliğini taşır. Kapının kemerli geçitleri, karmaşık oymaları ve estetik detayları, dönemin zanaatkarlarının üstün yeteneklerini gözler önüne serer. Üzerindeki hat sanatı örnekleri ve dini yazıtlar da yapının tarihi ve kültürel derinliğini artırır. Bu etkileyici yapı, İmparator Ekber Şah’ın hoşgörülü ve kapsayıcı yönetim anlayışını da yansıtır; zira kapı üzerindeki yazıtlar hem İslami hem de diğer dinlere ait öğretilere atıfta bulunur.
Üçüncü Babür İmparatoru olan Ekber Şah, Sikri köyü yakınlarında bir mağarada yaşayan Çiştiyye tarikatı şeyhlerinden Selim Çişti’yi 1569 yılında ziyaret ettiğinde, şeyhin erkek çocuğu olmayan sultana yakında bir oğlunun doğacağını müjdelemesi üzerine Ekber Şah burada bir saray inşa ettirir ve Selim adını verdiği oğlunun bu sarayda doğmasının ardından da çevresine başka muhteşem binaların yapılmasını emrederek burada bir şehir kurar.
Günümüzde Bülend Dervaze ve Fetihpur Sikri Ulu Cami hem yerel halk hem de dünyanın dört bir yanından gelen turistler için önemli bir cazibe merkezi olmaya devam etmektedir. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Fetihpur Sikri kompleksinin bir parçası olarak, ziyaretçilerine Babür İmparatorluğu’nun altın çağını deneyimleme fırsatı sunar. Bülend Dervaze’nin görkemli yapısı, mimari özellikleri ve ardındaki zengin tarih, Hindistan’ın kültürel mirasının ne denli büyük ve çeşitli olduğunu bir kez daha kanıtlamaktadır. Bu eşsiz yapıyı ziyaret etmek, adeta zamanda yolculuk yaparak Babür döneminin büyülü atmosferine tanık olmak demektir.
Fetihpur Sıkri Babür devletini tüm Hindistan’ı birleştiren bir imparatorluk yapan Ekber Şah’ın hem kendi saltanatını sağlamlaştırma hem de dini ve stratejik gereklilikleri yerine getirme alanı olmuştur, bir taraftan da Babür İmparatorluğu için gereken özgün donanıma Fetihpur Sıkri zemin sağlamıştır. ‘Din-i-İlahi’, ‘Tarih-i-İlahi’, Jharokha-Darşan, Sulh-i-Kul öğretisi gibi dini ve siyasi öğretiler burada kurulmuş, doğu ve batıyı her anlamda bir araya getiren bir platform yaratılmış, diğer yandan yerel sanat ve zanaat erbabını yetiştiren bir merkez olmuştur. Fetihpur sonrasında başta Agra olmak üzere imparatorluğun geneline yayılan Babür şehirlerinin ilhamını Fetihpur verecektir.
Bülend Dervaze Ziyaret Saatleri ve Giriş Ücreti 2026
Fetihpur Sikri veya Fatehpur Sikri tarihi yapılar kompleksi içinde yer alan Bülend Dervaze’ye giriş ücreti, Fetihpur Sikri sit alanı girişindeki gişelerden zaten ödenmektedir. Fetihpur Sikri alanına giriş için ziyaret saatleri ülkemizdeki veya birçok Avrupa ülkesindeki gibi değildir. Buraya girişler sabah güneşin doğuşundan akşam güneşin batışına kadardır. Dolayısıyla Hindistan’ın Agra şehrinin gündoğumu ve günbatımı saatlerini bilmeniz gerekmektedir. Ayrıca bu süre gezmek için aslında daha çok zaman demektir.
Fetihpur Sikri giriş ücreti Hintli turistler için 40, Yabancı turistler için 550 Rupi’dir. Ayrıca turist bile olsa 15 yaş altı çocuklardan ücret alınmamaktadır. Burada bir karışıklığı da gidermek gerekmektedir. Genellikle internet sitelerinde 10 Rupi gibi bir ücret geçmiş olsa da bu aslında ADA (Vergi) ücretidir. Bazı sitelerde bu vergi ücreti en başta belirtildiği için bir yanlış anlaşılma söz konusu olabilir. Siz yine de ziyaret edeceğiniz zaman internet yerine alanın girişindeki gişeden biletinizi alınız.

Bülend Dervaze Yapım Tarihi Bilgileri
Bülend Dervaze, Hindistan’ın Agra yakınlarındaki Fatehpur Sikri’de bulunan görkemli bir kapı yapısıdır ve Babür İmparatorluğu’nun büyük hükümdarı Ekber Şah tarafından inşa edilmiştir.
Bülend Dervaze’nin inşasına 1573 yılında, 1571 yılında yapımına başlanan ve bitmiş olan Fetihpur Sikri Ulu Cami portal yapısı olması üzere başlanmıştır. Yapı, Ekber Şah’ın Gujarat (Gucerât) üzerindeki büyük zaferini anmak amacıyla inşa edilmiştir. Bu, onun Babür İmparatorluğu’nu güçlendirme ve genişletme çabalarının önemli bir sembolü olmuştur.
Kaynaklarda Bülend Dervaze’nin spesifik olarak ne zaman tamamlandığına dair kesin bir tarih olmasa da 1573’te inşaatına başlandığı ve Ekber Şah’ın zaferini kutlamak için yapıldığı belirtilir. Çoğu tarihçi ve kaynak, ana yapının ve genel inşaatın Ekber Şah’ın Gujarat zaferinden kısa bir süre sonra, yaklaşık 1575 yılı civarında tamamlandığını belirtmektedir. Ancak, 1601 yılında Ekber Şah’ın Dekken seferi sonrası üzerine bir yazıt eklenmesi, yapının bu tarihe kadar ayakta ve faaliyette olduğunu göstermektedir. Buna istinaden yapının 1601 yılında bitirildiğini belirten kaynaklar da mevcuttur.
Bu durum, muhtemelen kapının ana inşası ile üzerindeki bazı önemli eklemeler veya yazıtların tamamlanması arasındaki farklılığı ifade etmektedir. Özellikle kapının doğu kemerindeki Farsça bir yazıt, Ekber’in 1601’deki Dekken Seferi’ndeki zaferini kaydetmektedir. Bu da yapının daha sonraki bir dönemde, farklı zaferleri de anmak üzere işlev gördüğünü veya son halini aldığını gösterir. Bazı bilgiler, anıtsal yapının inşaatının toplamda 12 yıl sürdüğünü belirtse de bu daha çok Fatehpur Sikri şehrinin genel inşasıyla ilgili olabilir, zira kapının yapımının 12 yıl sürdüğüne dair bilgi bulunmamaktadır.

Bülend Dervaze, Fatehpur Sikri Ulu Camii’nin ana girişi olarak hizmet vermektedir ve Babür mimarisinin en çarpıcı örneklerinden biridir. Kırmızı kumtaşından inşa edilmiş, beyaz ve siyah mermer detaylarla süslenmiştir. 54 metreye varan yüksekliğiyle dünyanın en yüksek kapılarından biri olarak kabul edilir ve Ekber Şah’ın imparatorluğunun kudretini ve teknik zirvesini gözler önüne serer.
Sonuç olarak, Bülend Dervaze’nin temelleri 1573’te atılmış ve ana yapısı yaklaşık 1575’te tamamlanmıştır, ancak Ekber Şah’ın sonraki zaferlerini anmak ve dini mesajları vurgulamak için eklemeler ve yazıtlar 1601 yılına kadar devam etmiştir.
Bülend Dervaze Mimari Özellikleri ve Bilgileri
Bülend Dervaze, 40 metre yüksekliğinde olup, yerden itibaren toplam yüksekliği ise 54 metredir. Bu heybetli yapısı, onu dünyanın en yüksek kapılarından biri yapar.
Kapı, ana yapı malzemesi olarak kırmızı ve açık kahverengi kumtaşı kullanılarak inşa edilmiştir. Süslemelerinde ise beyaz ve siyah mermer kakma işçiliği kullanılmıştır.
Kapıya ulaşmak için, yapının dışından başlayan ve aşağıya doğru uzanan 42 basamaklı uzun bir merdiven kullanılır. Bu merdiven, kapıya ekstra bir yükseklik ve anıtsal bir görünüm kazandırır.
Bülend Dervaze Plan ve Tasarım Özellikleri
Bülend Dervaze planı yarı sekizgen şeklindedir. Bu ana yapıya her iki yanında üç katlı küçük iki kanat eşlik eder. Bu kanatlar, yapının genel simetrisini ve estetiğini tamamlar.
Bülend Dervaze yapısının çatısında, çatri (chhatri) adı verilen tekrarlayan kubbeli yarı-açık bağımsız yapılar bulunur. Bunlar, Babür mimarisinin simgesi olan kubbeli köşklerdir. Çatı kenarlarında ayrıca teraslı galeri köşkler, küçük kuleler ve stilize edilmiş kalkan duvarlar da yer alır.
Kapının camiye bakan tarafı, cephesine göre daha sade bir tasarıma sahiptir. Ancak bu sadelik, caminin mimarisiyle bütünlük oluşturur.
Bülend Dervaze Süslemeleri ve Hat Yazıları
Kapının ana kemerinin üzerinde ve çevresinde Kur’an’dan ayetler ve felsefi metinler içeren Farsça hat yazıları bulunur. Bu yazıtlar, yapının sadece bir zafer anıtı olmadığını, aynı zamanda dini ve manevi bir anlam taşıdığını vurgular.

Kırmızı kumtaşı ana yapının üzerine yerleştirilen beyaz ve siyah mermer kakmalar, yapının süslemelerine derinlik ve zarafet katar.
Yapı üzerinde, İslam sanatının karakteristik özelliklerini yansıtan karmaşık geometrik desenler ve stilize edilmiş bitki motifleri yer alır. Bu desenler, kapının estetiğini zenginleştirir ve ziyaretçilerde hayranlık uyandırır.
Bülend Dervaze, Babür mimarisinin ve Ekber Şah’ın hükümdarlığının en parlak örneklerinden biri olarak tarihe geçmiştir. Yapının anıtsal boyutu, malzeme seçimi, detaylı işçiliği ve dini-felsefi yazıtları, onu eşsiz bir kültürel miras haline getirir.
Bülend Dervaze Üzerindeki Dini ve Felsefi Mesajlar
Bülend Dervaze’nin en önemli özelliklerinden biri, ana kemerinin üzerinde ve etrafında yer alan hat sanatı örnekleridir. Farsça yazılmış bu yazıtlar, sadece estetik amaçlar taşımakla kalmaz, aynı zamanda derin anlamlar içerir.
Yapının üzerindeki yazıtların çoğu Kur’an’dan ayetler ve dini öğretilerdir. Bu yazıtlar, kapının Ulu Cami’nin bir parçası olduğunu ve dini bir mekânın girişi olduğunu vurgular. Özellikle Cuma namazı için camiye girenler, bu yazıtları görerek manevi bir atmosfere girer.
Ekber Şah’ın 1570’li yıllardan 1605’e kadar Fetihpur Sikri’de kurduğu ve geliştirdiği ‘Din-i İlahi’ özgün bir yorumdu. Divan-ı Has’ta farklı dinlerin fikirlerini dinleyen ve tartışmalar yapan Şah, mekânı tüm yönleriyle özgün yapan bir dünya yaratmak istemiştir. Ekber Şah, Hindularla Müslümanlar arasındaki çatışmalara son vermek niyetiyle İslâmiyet, Hıristiyanlık, Zerdüştîlik, Hinduizm, Budizm gibi çeşitli din ve inanç sistemlerinin meziyet olarak kabul ettiği prensiplerini birleştirerek Dîn-i İlâhî adıyla bu dini kurmuş ve yaymıştır. Bu din şehvet düşkünlüğü, iftira ve gurur gibi günahları şiddetle yasaklıyor, öte yandan insanlar arasında eşitlik, alicenaplık, ihtiyat, takva gibi faziletleri esas alıyordu. İslâmiyet, Hıristiyanlık ve Hinduizm’in ağırlık taşıdığı Dîn-i İlâhî, Ekber Şah’ın şahsında merkezîleşen bir kült olarak gelişmiş ve dine katılacak kişiler dahi hükümdarın kendisi tarafından seçilmiştir.
Cuma Mescidi’nin girişinde yer alan Zafer kapısının alınlığında bu yeni dinin göstergesi olarak İslam literatüründen ya da Kuran’dan bir alıntı değil şu yazar: “Meryem oğlu İsa şöyle demiştir: Dünya bir köprüdür, üzerinden geçin, ama üzerine evler yapmayın. Bir gün umut eden, sonsuzluğu umut edebilir, ama dünya ancak bir saat sürer. Onu da ibadetle geçirin, çünkü gerisi görünmezdir.”
Bu felsefi mesaj, Ekber Şah’ın dini hoşgörüsünü ve farklı inançlara olan saygısını gösterir. Bu tür yazıtlar, onun evrensel bir din yaratma çabası olan Din-i İlahi’nin yansımaları olarak da yorumlanır.
Bülend Dervaze’nin doğu kemerinde yer alan Farsça bir yazıt, Ekber Şah’ın 1601 yılında Dekken’de kazandığı zaferi anmaktadır. Bu yazıt, kapının inşaatının daha sonraki bir dönemde de devam ettiğini veya son halini aldığını gösterir.

Ulucami (Ulu Camii veya Jama Masjid) Tarihi
Fatehpur Sikri kentinin ilk yapımının başlarında Ulu Camii de denilen Jama Masjid yapımına da başlanmıştır. Fatehpur Sikri alanının yapım bilgileri ve tarihi için ilgili sayfayı ziyaret edebilirsiniz. Fatehpur Sikri Ulu Camii’nin inşaatı, Ekber Şah’ın yeni başkentini kurma kararıyla birlikte başlamıştır. Yapının temelleri, kutsal bir kişilik olan Şeyh Selim Çişti’ye duyulan saygının bir göstergesi ve kendisine erkek çocuk müjdesi veren şeyhe hediye olarak, şehrin ilk inşa edilen binalarından biri olmuştur.
Cami’nin inşasına 1571 yılında başlanmıştır. Bu, aynı zamanda Ekber Şah’ın Fatehpur Sikri şehrini kurmaya başladığı döneme denk gelir. Çeşitli tarihi kaynaklara göre, Ulu Cami’nin ana yapısı 1574 yılında tamamlanmıştır. Yapı, dönemin en büyük camilerinden biri olarak inşa edilmiştir. Camide ibadete başlandığı kesin tarih, ana yapının tamamlanma tarihi olan 1574’ten kısa bir süre sonrasıdır. Ekber Şah’ın 1579 yılında burada hutbe okuması, caminin dini bir merkez olarak tam anlamıyla faaliyete geçtiğini gösterir.
Ekber, 19 Mayıs 1579 günü Fetihpûr Sikri Ulucamii’nde minbere çıkarak kendisini ilâhî mertebeye yücelten manzum bir hutbe okumuştur. Müslümanların tepkisine yol açan bu olaydan sonra Ekber Şah’ı dinî ve dünyevî meselelerde tartışılmaz otorite olarak kabul eden bir belge düzenlenir ve 1582 yılında Ekber Şah, bütün eyalet valilerinin önünde Dîn-i İlâhî’yi kurduğunu resmen ilân eder. 1602 yılında en büyük destekçilerinden Ebul Fazl’ın ölümüyle Dîn-i İlâhî zayıflamaya başladı ve 1605’te Ekber Şah’ın ölümünden sonra da tamamen ortadan kalktı.
Fatehpur Sikri Ulu Cami Özellikleri
Cami, Gujarat’taki daha önceki camilerin mimari özelliklerini taşır ve Babür mimarisi üzerinde önemli bir etki bırakmıştır. Kırmızı kumtaşından inşa edilen yapıda, geometrik ve floral bezeme ve süslemeler dikkat çekicidir.
Cami, sadece bir ibadethane değil, aynı zamanda Ekber Şah’ın gücünü, zenginliğini ve dini hoşgörüsünü de simgelemektedir. Cami kompleksinde yer alan Şeyh Salim Çişti’nin (Salim Çeşti) türbesi ve Bülend Dervaze gibi yapılar, bu vizyonu daha da pekiştirir.

Bülend Dervaze (Yüksek Kapı, Zafer Kapısı), 1573’teki Gujarat zaferini anmak için inşa edilmiş ve Ulu Cami’nin ana güney kapısı olarak hizmet vermektedir. Bu görkemli kapı, caminin girişini daha da anıtsal hale getirir.
Fatehpur Sikri Ulu Cami Mimari Özellikleri
Cami, Fatehpur Sikri’deki diğer önemli yapılar gibi, bölgeye özgü olan kırmızı kumtaşından inşa edilmiştir. Bu malzeme, yapıya hem dayanıklılık hem de kendine has bir renk ve doku kazandırır.
Ulu Cami, Babür mimarisinin yanı sıra, Gujarat ve Rajasthan bölgelerindeki yerel mimari tarzlarından da önemli ölçüde etkilenmiştir. Bu, yapıda karmaşık oymalar, konsollar ve çok katmanlı revaklar şeklinde kendini gösterir.
Caminin toplam uzunluğu (doğu-batı doğrultusunda) 165,20 metre, genişliği ise (kuzey-güney doğrultusunda) 133,60 metredir.
Büyük Avlu, caminin kalbi, 95 x 118 metre boyutlarında geniş bir avludur. Bu avlu, çok sayıda cemaatin aynı anda namaz kılabilmesi için tasarlanmıştır. Avlunun üç tarafı revaklarla çevrilidir. Caminin batı tarafında, kıbleye dönük ana dua salonu yer alır. Bu salon, üç büyük kubbe ile taçlandırılmıştır. Salonun ortasındaki büyük kemerli geçit, “pishtaq” olarak bilinen anıtsal bir giriştir ve Babür camilerinin tipik bir özelliğidir. İç kısımda, dua salonunun batı duvarında yer alan mihrap, özenle işlenmiş mozaikler ve hat yazılarıyla süslenmiştir. Mihrabın hemen yanında yer alan minber, dönemin zanaatkarlığını sergileyen ince detaylara sahiptir. Caminin 4 adet minaresi bulunmaktadır.
Fatehpur Sikri Ulu Cami Kapıları
Yüksek Kapı (Bülend Dervâze): Caminin güney tarafındaki anıtsal giriş kapısı olan Bülend Dervaze, başlı başına bir mimari harikadır. 54 metre yüksekliğiyle dünyanın en büyük kapılarından biridir. Yarı sekizgen planı ve karmaşık süslemeleriyle cami kompleksine görkemli bir giriş sağlar.
Şark Kapısı (Badshahi Dervâze): Caminin doğu tarafında yer alan bu kapı, Ekber Şah’ın camiye giriş için kullandığı ana kapıdır. Bu kapı da kırmızı kumtaşından yapılmış olup daha sade bir tasarıma sahiptir.
Şeyh Selim Çişti (Salim Çeşti) Türbesi
Fatehpur Sikri saray kompleksinin güney ucunda bulunan Fatehpur Sikri Ulu Camii’nin geniş avlusunun ortasında, ana girişi Bülend Dervâze’ye bakan önemli bir konumda, caminin genel kırmızı kumtaşı mimarisinden tamamen farklı, bir kaidenin üzerinde bembeyaz ve zarif bir yapı yükselir: Şeyh Selim Çişti’nin Türbesi.
Ekber Şah’ın saygı duyduğu ve ondan bir erkek evlat sahibi olmak için yardım dilediği, türbesi Ajmer’de bulunan Hâce Muinuddin Çişti’nin soyundan gelen ünlü bir sufi azizi olan Şeyh Selim Çişti, bu türbede yatmaktadır. Ekber Şah, Şeyh’in duasının kabul olmasıyla dünyaya gelen oğlu Selim’e (bazı kaynaklara göre Selim sonra ise geleceğin Cihangir’i) olan minnettarlığının bir göstergesi olarak bu türbeyi, cami kompleksinin en önemli parçalarından biri olarak 1571-1580 yılları arasında inşa ettirmiştir. Ekber Şah tarafından yaptırılan orijinal yapının, bugünkü iç mezar odasından oluşan daha küçük, kırmızı kumtaşı bir yapı olduğuna inanılmaktadır. Oğlu Cihangir daha sonra verandayı, güney sundurmasını ve geniş mermer kaplamayı inşa ettirmiştir. Türbenin mimarisi, Hint-İslam sanatının en güzel örneklerinden biri olarak kabul edilir ve içerdiği manevi anlamla birlikte, cami avlusuna eşsiz bir derinlik katar.
Türbe, Babür döneminin mermer işçiliğinin zirvesini sergiler. Tamamen beyaz mermerden yapılmış olan türbenin duvarları, “jali” adı verilen geometrik ve dantel gibi işlenmiş kafesli pencerelerle süslenmiştir. Bu pencereler, içeriye giren ışığı nazikçe süzerek mistik ve huzurlu bir atmosfer yaratır. Türbenin girişi, abanoz ve sedef kakmalarla süslenmiş ahşap bir kapıdan sağlanır. İç kısımda ise Şeyh’in sandukası, renkli kumaşlarla kaplıdır. Türbe günümüzde hem yerel halk hem de turistler için bir hac ve dilek mekanıdır. Ziyaretçiler, özellikle evlat sahibi olmak, dilek dilemek veya şifa bulmak için türbenin kafesli pencerelerine iplik bağlama geleneğini sürdürürler.
Şeyh Selim Çişti Türbesi’nin Mimari Özellikleri
Güneyde, bir abdest havuzu ve yükseltilmiş beyaz mermer kaide, sütunlar ve sundurma çatısı arasında yapısal olmayan yılanvari eliböğründeler ile dikkat çeken giriş sundurmasının önünde yer alır. Mezar odası ve etrafını dolaşan bir verandadan oluşan yapı, kare planlı olup her kenarı 14,63 metredir. Tamamen beyaz Makrana mermeriyle kaplıdır. Azizin anıt mezarını içeren iç mezar odası da kare planlı olup her kenarı 4,88 metredir.

Türbenin ana malzemesi tamamen beyaz mermerdir. Bu, sıcak ve kırmızı kumtaşı ortamında göze çarpan bir kontrast oluşturur ve türbeye manevi bir saflık ve kutsallık havası katar.
Kare planlı bir ana yapı üzerine inşa edilmiştir ve bu kare yapının köşelerinde küçük mermer kubbeler bulunur. Merkezde ise türbenin ana kubbesi yer alır.
Türbe Süslemeleri ve Detayları
Selim Çişti Türbesi süslemeleri ve yapısı büyük ölçüde Gucerat mezar mimarisinden esinlenmiştir ve Hindu, Jain ve İslami unsurlar içerir.
Jali (Kafesli Pencereler): Türbenin en belirgin ve hayranlık uyandıran özelliği, dört bir yanında yer alan “jali” adı verilen kafesli mermer pencereleridir. Bu pencereler, tek bir mermer bloktan oyularak yapılmıştır ve o kadar ince işlenmiştir ki, adeta dantel gibidir. Jali’ler, içeriye giren ışığı filtreleyerek türbenin içinde huzurlu ve mistik bir atmosfer yaratır.
Verandada, sütunlar ve pilasterler arasında incelikle oyulmuş taş jali paneller bulunur. Jali paneller, içe doğru ogee kemerli dikdörtgen bir çerçeve şeklini alır. Verandanın köşelerinde, üç küçük dikey jali paneli, kemerin her iki tarafındaki yan ışıkları oluşturur; Kemerin yay çizgisindeki yatay bir şerit, kemeri iki bölüme ayırır ve üstteki alınlık üçüncü bir bölüm oluşturur. Her panel, karmaşık geometrik desenlerle doludur; ince detaylar, mermere fildişi görünümü verir. İç kısımda, verandanın opak yüzeylerinde, Kuran ve Hadis’ten siyah mermerden kakma Arapça yazılar bulunur.
Konsollar: Türbenin ana bölümünü çevreleyen saçakları destekleyen konsollar, yine mermerden yapılmış ve karmaşık süslemelerle donatılmıştır. Özellikle yılan başlı figürleri andıran bu konsollar, geleneksel Hint mimarisinden etkilenen detaylardır ve Babür mimarisinin sentezci yapısını gösterir.
Binanın cephelerini çevreleyen (saçak), sundurma da dahil olmak üzere, S şeklindeki Gucerat tipi eliböğründelerle desteklenmiş ve ‘S’ harfinin kıvrımları arasındaki boşluk, geometrik ve çiçek desenleriyle dolu karmaşık jali işlemeleriyle doldurulmuştur. Bu yapısal olmayan destekler, alt uçta kalıplanmış bir pandantif ve tepede bir yarım çakra (dairesel bir madalyon) ile daha da eklemlenmiştir.
Verandanın üzerindeki konsollu çatı ve mezar odası, içeriden tromplarla desteklenen ve dışarıdan mütevazı bir lotus bitişiyle taçlandırılan tek bir merkezi kubbe ile örtülmüştür.
Abanoz ve Sedef Kakma Kapı: Türbeye giriş, abanoz ağacından yapılmış ve üzerinde sedef kakma işçiliği bulunan zarif bir kapıdan sağlanır. Bu kapı, türbenin iç ve dış mimarisi arasındaki geçişte zengin bir estetik sunar.
Selim Çişti Türbesi İç Mekânı
Sanduka: Türbenin merkezinde, Şeyh Selim Çişti’nin sandukası bulunur. Genellikle rengarenk kumaşlarla kaplı olan sanduka, ziyaretçilerin dilek dilediği ve saygı gösterdiği kutsal bir noktadır. Sanduka, türbenin genel mimarisine uyum sağlamakla birlikte, kendisine özgü süslemelerle dikkat çeker.
Sandukanın kendisi mermerden yapılmıştır. Bu mermer, tüm türbe binasında olduğu gibi, ince işçilikle oyulmuştur ve fildişine benzer bir parlaklıkta görünür.
Sandukanın etrafında, ‘chhaparkhat’ adı verilen ve genellikle abanoz ağacından yapılmış bir kanopi bulunur. Bu kanopinin en çarpıcı özelliği, yüzeyindeki sedef kakma mozaik işlemeleridir. Sedef parçaları, abanoz ağacının koyu rengi üzerinde parlayarak görsel bir zenginlik yaratır ve kanopinin estetik değerini artırır. Ayrıca sanduka, genellikle manevi bir saygı göstergesi olarak, üzerinde Kur’an ayetleri veya dualar bulunan yeşil bir kumaşla örtülüdür. Bu örtü, sandukanın üzerini kapatarak ona kutsal bir mahremiyet sağlar.
Duvar Yazıları: İç duvarlarda, türbenin yapımını anlatan ve Şeyh’e övgüler sunan hat yazıları ve dekoratif motifler yer alır. Şeyh Selim Çişti Türbesi’nin iç duvarlarındaki yazıtlar, Babür dönemindeki sanatsal ve dini mirasın bir yansımasıdır ve ana olarak Arapça ve Farsça dillerinde yazılmıştır. Bu yazıtlar, türbenin manevi atmosferini pekiştiren Kur’an-ı Kerim’den ayetler ve Peygamberin sözleri olan Hadislerden alıntılar içermektedir. Genellikle beyaz mermer üzerine siyah veya kahverengi mermer kakma tekniğiyle işlenmiş olan bu yazıtlar, dönemin hat sanatının en güzel örneklerini sunar ve ziyaretçilere dini bir mesaj iletir.
Örnek olarak, türbenin girişindeki kapıda şu Farsça metin yer almaktadır:
“Şeyh-ül Şüyûh-ül Ekber, Sultan-ül Arifin, Şems-i Hakikat Şeyh-ül İslâm Salim Çişti”. Türkçesi ise “Şeyhlerin Şeyhi, Ariflerin Sultanı, Hakikatin Güneşi ve İslam’ın Şeyhi Selim Çişti”
Anıt mezar, iç mezar odasının merkezinde yer alır ve abanozdan yapılmış, sedef kakmalı bir saçakla örtülüdür. Mezarın içi, eteklerinden kubbeye kadar neredeyse tüm yüzeyleri kaplayan bol miktarda resimle süslenmiştir. Taş duvarlara uygulanan sıva üzerine yapılmış bu resimler, organik ve geometrik motiflerin bir birleşimini içerir ve bu üslup, onları Şah Cihan’ın (hükümdarlığı 1628-1657) dönemine tarihlendirir.
Fatehpur Sikri Ulu Cami Avlusundaki Diğer Mezarlar veya Türbeler
Fatehpur Sikri Ulu Camii’nin avlusunda ve Bülend Dervaze kapısının karışında, Şeyh Salim Çişti’nin beyaz mermer türbesi dışında başka mezarlar da bulunmaktadır. Bu mezarlar, çoğunlukla Çişti ailesinin diğer üyelerine aittir ve kompleksin manevi önemini daha da artırmaktadır.
İslam Han’ın Türbesi
Avlunun kuzey tarafında, Şeyh Salim Çişti’nin türbesinin hemen doğusunda, onun torunu ve aynı zamanda Ekber Şah’ın oğlu Cihangir’in ordusunda general olan İslam Han’a ait kırmızı kumtaşından yapılmış daha büyük bir türbe yer alır. Bu türbe, Salim Çişti’nin türbesine göre daha az dikkat çekici olsa da Babür mimarisinin bir başka örneğidir ve üzerine 36 küçük kubbe (chattri) ile süslenmiştir. Türbenin içinde İslam Han’ın yanı sıra, Şeyh’in diğer erkek torunlarına ait olduğu düşünülen birkaç mezar daha bulunmaktadır.
Kadın Mezar Alanı (Zanana Rauza)
Kaynaklara göre, Şeyh’in ailesinden olan kadınların mezarları da cami kompleksinin arkasında yer almaktadır. Bu alan, genel olarak “Zanana Rauza” veya “Kadınlar Mezarlığı” olarak bilinir.
Bu mezarlar, cami avlusunu sadece bir ibadet mekânı olmaktan çıkararak, aynı zamanda Babür İmparatorluğu’nun en önemli sufi ailesinin son dinlenme yeri haline getirir.
Ayrıca İlgili Linkler:
Fetihpur Sikri hakkında bilgiler
Ugrasen Ki Baoli hakkında bilgiler

