Karatay Medresesi, Konya’nın merkezinde Alaaddin Tepesi ismiyle anılan höyüğün ve iç kalenin yanı başında olmakla birlikte Sırçalı Medrese’ye, Alâeddin Keykubad Camii’ne, Selçuk Köşkü olarak da bilinen Konya Köşkü’ne oldukça yakın bir konumda bulunmaktadır. 1251 yılında Selçuklu Sultanı II. İzzeddin Keykavus döneminde Emir Celaleddin Karatay tarafından yaptırılan bu tarihi yapı, günümüzde Çini Eserleri Müzesi olarak hizmet vermektedir. Konya’yı ziyaret edenler için hem tarihi dokusuyla hem de barındırdığı eşsiz çini koleksiyonuyla mutlaka görülmesi gereken yerlerden biridir. Ayrıca Konya’da diğer önemli görülmesi gereken yerler arasında aşağıda linklerini göreceğiniz üzere Mevlâna Müzesi, Konya Arkeoloji Müzesi, Sahip Ata Müzesi de bulunmaktadır.
Selçuklu Çini Sanatının En Önemli Yapılarından Biri
Karatay Medresesi içinde yer alan Çini Eserler Müzesi’nde sergilenen eserler, Anadolu Selçuklu döneminin eşsiz çini sanatını gözler önüne sermektedir. Özellikle Alaaddin Tepesi ve Kubad Abad Sarayı (veya Kubadabad Sarayı) kazılarında ortaya çıkarılan çini kalıntıları, müzenin en değerli parçaları arasında yer alır. Duvar çinileri, alçı süslemeler ve çeşitli seramik objeler, Selçuklu çiniciliğinin inceliklerini ve sanatsal zenginliğini yansıtmaktadır. Bu eserler, dönemin mimari süsleme sanatının ne kadar ileri bir seviyede olduğunu kanıtlar niteliktedir. Ayrıca medresenin bahçesinde de başta Konya Kalesi olmak üzere yine Anadolu Selçuklu döneminin mimari unsurları ve süslemeleri olan rölyef ve yazıtlar ziyaretçileri beklemektedir.
Anadolu Selçuklu Devleti (1075-1308), Büyük Selçuklu Devleti’nin dağılmasının ardından Anadolu’da kurulan güçlü bir Türk devletiydi. Başkenti Konya olan bu devlet, Anadolu’nun Türkleşmesinde ve İslamlaşmasında önemli bir rol oynamıştır. Bilim, sanat, mimari ve ticarette büyük gelişmeler kaydeden Anadolu Selçukluları, günümüze kadar ulaşan medreseler, camiler, kervansaraylar ve köprüler gibi pek çok önemli yapı inşa etmişlerdir. Özellikle Mevlâna Celaleddin Rumi gibi büyük düşünürleri himaye etmeleriyle de bilinen Selçuklular, Anadolu’da eşsiz bir medeniyetin temellerini atmışlardır. Moğol istilaları sonucunda zayıflayan devlet, 14. yüzyılın başlarında yıkılarak yerini Anadolu beyliklerine bırakmıştır.
Karatay Medresesi Çini Eserler Müzesi Ziyaret Saatleri ve Giriş Ücreti 2026
Her gün açık olan Karatay Medresesi ve içindeki Çini Eserler Müzesi açılış saati 09:00 olup kapanış saati ise 19:00’dur. Ayrıca bilet gişesi 18:30’da kapanmaktadır. Mimari, çini eserleri, alçı ve taş eserleri meraklıları için birkaç saat olabilecek müze gezme süresi genel kültür meraklıları için 30 dakika kadar sürebilir.
Karatay Medresesi Çini Eserler Müzesi girişinde Müzekart geçmektedir. Müzekart yoksa girişte 3 Euro karşılığı Türk Lirası alınmaktadır. Medresenin girişi ana caddenin hemen yanında olduğu için kolayca bulunabilir, girişte müze ve medrese ile ilgili detaylı bilgiler, çizimler ve yönlendirmeler içeren panolar yer almaktadır. Medresedeki orijinal çiniler ve müzedeki Selçuklu dönemi çinileri, Osmanlı ve Selçuklu dönemi seramikler, Kubadabad Sarayı duvar çinileri, tabaklar diğer eşyalar ile bahçedeki mimari taş oymaları ilgi çekicidir. Müzede bulunan eserlere geçmeden önce Karatay Medresesi tarihi hakkında ve medreseyi yaptıran Emir Celaleddin Karatay hakkında bilgi vermek önemli ve gereklidir.
Emir Celaleddin Karatay Kimdir?
Doğum tarihi bilinmeyen Celaleddin Karatay ‘Gulam’lık görevinden Anadolu Selçuklu Devleti devlet adamlığına kadar yükselmiştir. Gulam veya Kul sistemi, İslam devletlerinde kölelerden oluşan, hükümdarı korumakla görevli olan askerî birliklerdir. Osmanlı İmparatorluğu’ndaki karşılığı ise kapıkulu askerleridir. Karatay soyadına istinaden Türk olduğunu söyleyen araştırmacıların karşısında ise Karatay’a ait vakfiye ve kitabelerde adının her yerde Karatay b. Abdullah olarak geçmesine istinaden Türk olmadığını söyleyen araştırmacılar vardır. Çünkü o devir vesikalarında mühtedilerin ve devşirmelerin baba adı daima “Abdullah” şeklinde değiştirilmektedir. Mühtedi ise diğer dinlerden veya dinsiz iken İslâm’a girme anlamında bir terimdir.
Dönemin tarihçilerine göre (İbni Bîbî – Anadolu Selçuklu Devleti tarihi kaynak yazarı), Alaeddin Keykubat’ın cülusu (tahta çıkışı) sırasında orta yaşlı olduğu ve sultanın ölümüne kadar da görevinin başında ve sultanın hizmetinde olduğu belirtilmektedir.
I. Alaeddin Keykubat’ın ölümü sonrasında yerine geçen oğlu II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in zayıf siyaseti ve 1243 yılında Kösedağ’da İlhanlılar’a yenilmesiyle Karatay bazı devlet adamları ile birlikte bir köşeye çekilir. Ancak işlerin daha da kötüye gitmesi üzerine tekrar göreve davet edilir ve eski görevi olan Taştdartlık ve Hazine-i Hassa emirliğine tayin edilir. Taştdart, hükümdarların ellerini yıkamaları ve abdest almaları için önlerine leğen-ibrik getirip hizmet eden saray görevlilerine denilmektedir.
Celaleddin Karatay, Keyhüsrev’in ölümüne kadar bu görevlerde kalır. Sultanın ölümünden sonra üç oğlunun ayrı ayrı ve birlikte saltanat sürdükleri dönemde ise daha etkin bir rol oynayacaktır. II. Gıyaseddin Keyhüsrev en küçük oğlu Alaeddin Keykubat’ı veliaht tayin etmesine rağmen kendisi ve kendisi gibi güçlü olan diğer devlet adamlarının baskısıyla tahta II. İzzettin Keykavus çıkarılmıştır. Karatay da saltanat naibi görevine getirilmiştir. Öyle ki sonrasında da devletin üç kardeş tarafından birlik içinde yönetilmesini de sağlamıştır.

1249 yılında Saltanat Naibliğini bırakarak Atabeg’lik (şehzadeleri eğitip yetiştiren Atabeylik kurumunun başındaki yönetici) yapmış ve bu görevini de ölene kadar sürdürmüştür. Dönemin kaynakları, Moğol müdahale ve baskılarının en yoğun olduğu bir dönemde devlete sahip çıkan, ülkede dirlik ve düzeni sağlamak için samimiyetle çalışan Karatay’ın dindarlığı, hayırseverliği, ahlâkî meziyetleri ve güçlü bir devlet adamı olduğu üzerinde birleşmektedir. Kaynaklar ayrıca kendisinin, ibadetle meşgul olduğunu, her türlü maddî zevkten sakındığını, Müslüman ve zimmî herkesin onun ihsan ve iyiliklerine nail olduğunu yazmaktadır.
İbni Bîbî, Karatay’ın ülkenin her tarafında mescid, medrese, hankah ve kervansaray gibi hayır eserleri yaptırdığını belirtir. Ancak vakfiye ve kitabelerden tespit edilebilen eserleri, Türkiye-Suriye arasındaki yol üzerinde, Kayseri’nin Bünyan ilçesi yakınlarında bulunan Karatay Kervansarayı, Konya’daki Karatay Medresesi ve Antalya’daki Dârüssulehâ’dan ibarettir.
Celaleddin Karatay’ın Ölümü
Celalettin Karatay’ın ölümü üzerine farklı kaynaklarda farklı bilgiler vardır. Kimi tarihçilere göre 1254 yılında İzzeddin Keykavus’u sefere uğurlarken Kayseri’de vefat etmiştir. Kimi kaynaklarda ise Kayseri’de esir alındığı ve sonrasında öldüğü/öldürüldüğü belirtilmektedir. Öyle veya böyle öldükten sonra mumyalanmış ve kendi yaptırdığı Konya’daki Karatay Medresesi içine defnedilmiştir. Türbesi halen medresenin içindedir.
Karatay Medresesi Tarihi
Karatay Medresesi Karatay İlçesi, Ferhuniye Mahallesi, Adliye Bulvarı’nda Alaaddin Tepesi’nin kuzeyinde yer almaktadır. Alaaddin (Halk dilinde Alâeddin ismi Alaaddin’e dönüşmüştür) Tepesi de konum olarak Konya kentinin tam ortasında yer almaktadır, esasen bir höyük olup Konya kentinin iç kalesini ihtiva eder. Alaaddin Tepesi’nde 1941 yılında Türk Tarih Kurumu tarafından yapılan kazılar sonucunda buradaki yerleşimin Tunç Çağı’na (MÖ 4500-2000) kadar uzandığı anlaşılmış, Remzi Oğuz Arık başkanlığındaki bir ekip tarafından 20 m derinliğine kadar yapılan açmalarda tepe üzerinde sırasıyla Osmanlı, Selçuklu, Bizans, Roma ve Frig yerleşimlerine ait çeşitli katmanlar tespit edilmiştir.
Anadolu’da mimari eserler genellikle onu yaptıran ve vakfedenin adıyla söylenir. Karatay Medresesi’nin adı da eseri yaptıran, Selçuklu devletinin en büyük vezirlerinden olan Celaleddin Karatay’dan gelmektedir. Karatay Medresesi, Sultan II. İzzeddin Keykavus Devrinde, Emir Celaleddin Karatay tarafından 1251 yılında yaptırılmış olup mimarı bilinmemekle birlikte Alâeddin Cami’ye benzer işlemeler ve detaylar görüldüğünden, Dimaşklı Mehmet bin Havlan’ın yapımında etkisi olabileceği düşünülmektedir.
Medrese girişindeki kitabede yazdığı gibi literatüre her ne kadar 1251 tarihli olarak geçse de kitabenin yazıldığı taşların farklı oluşlarıyla, bu farklı taşlardaki yazı karakterlerinin diğerleriyle uyuşmaması tarihleme ile ilgili bazı tereddütler yaratmaktadır. Bazı kaynaklar kitabenin değişikliğe uğramasından dolayı yanlış değerlendirilerek tarihleme yapıldığını, kapının mimari ve süsleme özelliği ile ortaya konabilecek görüşleri gündeme gelemediğini ileri sürerek inşa tarihinin 1220-1230’lu yıllar olması gerektiğini belirtmektedir. Medrese Selçuklular Devrinde hadis ve tefsir ilimleri okutulmak üzere hizmet vermiştir.

Karatay Medresesi hakkındaki en eski kayıt, Ahmed Eflaki’nin Menakıbu’l Arifin adlı eserinde yer almaktadır. Burada, medresenin açılışında büyük bir törenin düzenlendiğine, Mevlânâ Celâleddin-i Rumî, Sadreddin Konevi, Kadı Siraceddin Mahmud el-Urmevî (ö. 1285) ve Şerefeddin Muslî gibi ilim adamı ve Sufilerin hazır bulunduğuna dair bilgiler yer almıştır.
Eflaki’nin bildirdiğine göre Celâleddin Karatay, medresesinin tamamlanmasından sonra büyük bir toplantı düzenlenmesini emretmiştir. Bilginler arasında başköşenin neresi olduğu konusunda bir bahis açılmış, Mevlâna’nın gönül dünyasında büyük değişikliklere neden olan mutasavvıf Şems-i Tebrizi (1185-1248), medresede ayakkabıların çıkarıldığı yerde bulunan halkın arasına oturmuştur. Mevlâna Celâleddin Rumi başköşe konusunda kendisine yöneltilen soruya şu şekilde cevap vermiştir:
“Bilginlerin başköşesi sofanın ortasıdır. Ariflerin başköşesi bir evin köşesidir. Sufilerin başköşesi sofanın kenarıdır. Âşıkların mezhebinde ise başköşe dostun kucağıdır”.
Verdiği bu cevap ile Şems’in şahsında Allah’a duyduğu ilahi aşkı dile getiren Mevlâna Celâleddin Rumi kalkıp Şems-i Tebrizi’nin yanına oturmuştur. Dönemin kaynaklarından anlaşılacağı üzere Mevlâna medresenin açılışından sonra birçok defa burada bulunmuş, medresede zaman zaman sabah namazlarını kıldırmış ve Celâleddin Karatay’ın ölümünden sonra da müritleriyle birlikte buraya gelerek medresenin banisi için türbede dua etmiştir.
Karatay Medresesi Mimari Özellikleri
Selçuklu mimarisine bakıldığında kendine has bir karakteristiğe sahiptir ve özgün bir mimari kimliği olduğu görülmektedir. Ancak Karatay Medresesi gerek planı gerek mimari biçimlenişi gerekse malzeme ve bezeme özellikleriyle klasik tipteki Selçuklu eserlerinden farklıdır. Bu özelliklerden bazıları; doğu cephede yer alan duvardaki çarpıklık, taç kapıda renkli mermer kullanımı, girişte yer alan ana mekân ve içerisinde yer alan çini bezemelerin farklılığıdır. Medrese dışardan bakıldığında kareye yakın bir dikdörtgen algısı oluşturmaktadır. Tek katlı yapı Sille taşından yapılmıştır.

Kuzey cephe duvarı 128 cm kalınlıkta ve moloz taş örgülüdür. Kısmen sağlam kalabilen bu cephenin bir bölümü restorasyondan önce yıkılmıştır. Hatta eski fotoğraflarda öğrenci hücrelerinin de tamamen yıkık olduğu görülmektedir. Batı cephe de moloz taş örgülüdür. Batı cephede altta dikdörtgen formlu pencereler, türbe bölümünde ise üstte sivri kemerli bir pencere açıklığı ile aydınlatma sağlanmıştır. Güney cephede de aynı malzeme kullanılmış ve yer yer hatıllarla takviye edilmiştir. Türbeye açılan altlı üstlü iki pencere ile daha üstte bir tepe penceresi ve talebe hücrelerine açılan dört pencere cepheyi hareketlendirmiş, merkezi kubbenin altındaki iki pencere ile de iç mekân aydınlatılmıştır. Medresede Taç kapı doğu cephenin güney köşesinde bulunmasından dolayı kapıdan doğrudan medrese avlusu yerine bir giriş holüne geçilmektedir. Taç kapının arka yüzü alttan muntazam kesme taş, üstte tuğla ile kaplanmış, yan yüzünün bir kısmı ile diğer duvarlar moloz taş ile örtülmüştür. Giriş holünün kuzeybatı köşesindeki kapı kubbeyle örtülü avluya geçit vermektedir. Sivri kemerli bu kapının kemer içlerinde, köşeliklerde ve çerçeve arasında kalan boşluklar çinilerle kaplanmıştır.
Medrese kubbesi on iki metre çapıyla Anadolu Selçuklu medreselerinin arasında en büyük ve en görkemlisidir. Ana mekân olan iç avlunun bu merkezi kubbesi dıştan ve eteklerine doğru iki kat tanbur ile kademeli hale getirilmiştir. Ortadaki avluya batıda tek bir eyvan açılmakta, köşelerde kubbeli odalar bulunmaktadır. Kuzey, güney ve doğu hücreleri beşik tonozla örtülüdür. Kuzeybatı köşesindeki kubbeli odada Celaleddin Karatay gömülüdür.
Tuğla ve sırlı tuğla, Türklerin yapı gelenekleri içinde inşa ve tezyini maksatla kullandıkları en eski malzemelerdir. Anadolu dışında ve Anadolu’da inşa edilen ilk yapılarda kırmızımsı renkte olan yassı kare biçimindeki sırsız tuğlalar gerek örgü sistemiyle inşa ve tezyini amaçla gerekse kesme tuğla işçiliği ile oluşturulan tuğla mozaik dekoru ile sadece tezyini amaçlarla kullanılmıştır. Konya’daki Selçuklu eserlerinde tuğla üzerine yapılan en yaygın sırlar olan firuze ve kobalt-mavisi, siyah ve beyaz yanında, Karatay Medresesi’nde sarı yaldız da görülür. Oysa bu renk İran’da ancak yüz yıl sonra ortaya çıkacaktır. Konya’da çok popüler olan yeşil de İran’dan çok önce kullanılmıştır. Selçuklu çağındaki renkli bezemede en çok kullanılan teknikler, sırlı tuğla ve mozaik çini ile yapılanlardır. Anadolu’daki tuğla bezeme, Türkistan ve İran’da 12. yüzyılda gelişen tuğla kaplama bezemenin devamıdır.
Taç Kapı
Taç kapısı alışılmışın dışında, yapının merkezi ekseninde değildir. Medresenin doğu cephesinin güney ucunda yer alan taç kapı beyaz ve gri mermerlerle kaplanmıştır. Gerek mimari kuruluşu gerekse malzeme ve kompozisyonu ile Anadolu Selçuklu portal geleneğinden ayrılarak farklı bir karakter ortaya koymaktadır. Medresenin sanat literatüründe en iyi tanınan eserlerin başında yer almasının başlıca nedenlerinden birisi de bu taç kapının estetiği, süslemedeki sadelik ve olgunluğu, taşçılık sanatının bütün güzellik ve inceliğini ihtiva etmesidir. Kapının ana kütlesi taş örgü olup, mermer malzeme dışta kaplama olarak kullanılmıştır. Taç kapının cephesini tezyin eden unsurlar genellikle “Sathi” çok az da “Derin Oyma” tekniği ile işlenmiş, kabaralarda ise “Ajur Tekniği” uygulanmıştır. Taş işçiliğinin en güzel örneklerinden biri olan taç kapı görülmeye değer bir mimari öğedir.
Özellikle kapı açıklığının etrafındaki 37 hücrenin içine 28 adet kabartmalı şekilde yazılan Hz. Muhammed’in az kelimeli çok manalı sözleri taç kapıya ayrı bir değer ve anlam katmıştır. Bu sözlerden bazıları şöyledir: ‘Ameller niyetlere göre değerlendirilir.’ ‘Danışılan kimse güvenilir kimse olmalıdır ve güvenirliğini sürdürmelidir.’ ‘Harb aldatıcıdır.’
Taç kapının cephesini alt ve üst olmak üzere iki bölüme ayıran ve giriş kapısının sağ ve sol yanlarında bulunan yazı levhalarında ise ‘Neml Suresi’nden bir ayet sülüs yazı ile kabartma olarak yazılmıştır
İç Avlu
Medresenin bir iç avlusu ve bu avluyu kapatan aydınlık fenerli bir kubbe mevcuttur. Köşelerden kubbeye geçiş yelpaze üçgenlerle veya literatürdeki adı ile Türk Üçgeni ile sağlanmıştır. Kubbe açıklığının altına isabet eden zeminin ortasında kare planlı geniş bir havuz yer almaktadır. Batıda sivri tonozlu, tek basamakla çıkılan büyük bir eyvan ve bunun her iki yanında kubbeli odalar bulunmaktadır. Güneydeki Celaleddin Karatay’ın türbesidir. Türbeyle aynı mimari özelliklere sahip olan diğer oda da kışlık dershane olmalıdır. Avlunun diğer cephelerinde içeriyle bağlantılı hücreler sıralanmaktadır. Bunlardan kuzey ve güneydekiler restore edilerek kullanılır duruma getirilmişlerdir. Doğudakiler ise işlevlerini kaybetmiştir.

Medresenin güney ve kuzey cepheleri simetrik, doğu cephesi ise bunlara benzer şekilde düzenlenmiştir. Her üç cephede de zemin seviyesinde dört büyük dikdörtgen açıklık ile bunların üstündeki kemerli derin nişler yüzeyleri hareketlendirmişlerdir.
Eyvan
Medresenin iç avlusunun batısında büyük bir eyvan bulunmaktadır. Vakfiyede medrese içerisinde mescitten söz edilmemesi ancak Osmanlı döneminde müderrisliğe meşrut bir imamet görevinin bulunması, medrese içerisinde bulunan iki basamak yükseklikteki ana eyvanın yazlık dershane ve gerektiğinde mescit olarak kullanıldığını düşündürmektedir.
Bakara Suresi’nin 255. ayeti olan “Ayetü’l-Kürsi” cami, türbe ve medrese gibi neredeyse bütün vakıf eserlerde mihrap, minber ya da eyvan duvarı gibi çeşitli öğeler üzerinde yer almaktadır. Karatay Medresesi’ndeki Besmele ile başlayan “Ayetü’l-Kürsi” sülüs hatla medresenin içindeki eyvan kemeri üzerine kaydedilmiştir. Bu ayet muhtemelen, saltanat ve hükümdarlığın Allah’a ait bulunduğunu ve kâinatın mutlak hakiminin Allah olduğunu vurguladığından, vakıf kurucularının hayat felsefesini belirleyen bir düstur olarak algılanmış, dolayısıyla mimaride bezeme unsuru olarak değerlendirilmiş ve kullanılmıştır.
Kubbe
Kubbe, Karatay Medresesi’nin şüphesiz en zengin ve görkemli bölümüdür. Sembolizmden, mitolojik, kozmik inançlara kadar, her zaman örnek gösterilen Karatay Medresesi kubbesi, geometrik tasarımından şekillerin düzenine, çinideki renk uyumu ve tekniğinin başarılı uygulamasıyla mükemmelliğe ulaşmış, Selçukluların da en görkemli ve zengin kubbesi olmuştur. Bütün yüzeyi geometrik bezemenin ana unsuru olan çok kollu yıldızlarla tezyin edilerek, alt ve üstten çiçekli kufi yazı friziyle sınırlandırılmıştır. Medresenin merkezi kubbe kasnağının ve tepedeki gözün etrafına kufi yazı ile ayetler yazılmış, beşli üçgenlerin ortadakilerinin içine kufi hatla Muhammed, diğerlerinin içine ise Ebubekir, Ali, Ömer ve Osman adları işlenmiştir.
Böylesine karmaşık ve geometrik bir şekil sisteminin bu kadar sade ve yumuşak görünmesinin bir nedeni de renk uygulamasındaki başarıdır. Mozaik tekniğindeki dekorasyonda zeminde lacivert çizgilerle firuze çiniler kullanılmıştır. Kubbede ilgi çeken diğer bir husus da metal kabaralardır. Plaka çinileri tutturmak için yüzeye alt sırada belli aralıklarla, üstte ise gelişi güzel monte edilen kabaralar geniş bir pul üzerinde çokgen başlıklar şeklindedir. Selçuklu yapıları içinde evrensel imge ifadesi en güçlü kubbedir.
Kubbe kasnağında bulunan geniş kitabede kufi hatla yazılmış Bakara Suresi’nin 255. ve 256. ayetleri yer almaktadır. Bakara Suresi’nin bu ayetleri Selçuklu döneminde birçok medrese ve türbede kullanılmıştır. Söz konusu ayetlerde İslam dininin iman esaslarına değinildiğinden bu ayetlerin toplumun inanç ve düşünce dünyasına yön vermek amacıyla kubbe bölümüne kaydedildiği düşünülebilir. Kubbe açıklığının etrafındaki yazı frizinde yine “Ayetü’l-Kürsi” ile yanında “Dinde Zorlama Yoktur” anlamına gelen “La ikrahe fi’d-Din” ayet-i kerimesi bulunmaktadır.
Havuz
Medresenin taç kapısından girildikten sonra giriş holünün kuzeybatı köşesindeki kapıdan medresenin üstü kubbeyle örtülü merkezi holüne geçilmektedir. Merkezi mekânın orta bölümünde kare bir havuz bulunmaktadır.
Merkezi holü örten kubbenin orta yeri bir tepe penceresi şeklinde deliktir. Bu göz bugün camekânla kapatılmışsa da aslında Selçuklu döneminde açıktır ve medresenin orta mekânına buradan hava ve ışık sağlanmakta, yağmur suları da gözün tam altına rastlayan havuzda toplanmaktadır. Havuzun kenarında bulunan kanallar ile havuz suyunun tahliyesi ve temizliği sağlanmıştır.
Türkiye Selçuklu mimarisinde medrese, cami ve kervansaray yapılarının üst bölümünde merkezde yer alan açıklık ve medrese yapılarında buna ek olarak tepe açıklığının altında yer alan havuz, Selçuklu mimari sembolizmini açıklayan anahtarlardan biridir. Buna göre havuz yeraltının, zeminden kubbeye kadar olan bölüm yeryüzü ve havanın, ortasındaki açıklıkla birlikte kubbe ise gökyüzü ve gökyüzü kapısının bir simgesi olarak değerlendirilmektedir.
Türbe ve Kışlık Dershane
Eyvanın her iki tarafında kubbeli iki oda bulunmaktadır. Güneydeki odada medresenin banisi olan Celâleddin Karatay’ın türbesi bulunmaktadır ve içindeki sanduka ona aittir. Eskiden bu sandukanın çini ile kaplı olduğu, 1830-40’lı yıllarda Celâleddin Karatay’ın mumyasının hala sağlam vaziyette yerinde durduğu ve ziyaret edildiği, türbenin bodrum katının bulunduğu ve buradan mumyalığa açılan kapının sonradan kapatıldığı kaynaklarda ifade edilmiştir.
Bugün yıkılmış olmakla birlikte türbeyle aynı mimari özelliklere sahip olan ve aynı ölçülerdeki diğer oda muhtemelen kışlık dershane olarak kullanılmıştır.

Çiniler
Girişinden eyvanına, duvarlarından pencerelerine, Türk Üçgeni’nden kubbesine kadar çinilerle bezenmiş, Selçuklularda karşılaşılan çini mozaik, altın yaldız, ajur, kabartma gibi çeşitli teknikler kullanılarak tek renk plaka çinilere yer verilmiştir. Medresede giriş sırasına göre çininin ilk kullanıldığı bölüm bugün yıkılmış olan giriş holü ile iç kapıdır. Kemer içleriyle, köşelikler ve çerçeve arasında kalan boşluklar çinilerle kaplanmıştır.
Kapıdan içeri girildiğinde, gözler bir anda ortadaki kapı ve pencerelerin üstünde dolaşan halı gibi çini kaplamalara ilişmektedir. Beşik tonozla örtülü olan ana eyvan, üst pencerenin biraz yukarısından başlayarak bütün eyvan kemerini ve tonozunu örtecek şekilde çinilerle bezelidir. Bugün dökülmüş olmasına rağmen çinileri daha aşağıdan başlayan altıgen levhalar halinde yüzeyi kapladığı eski fotoğraflarda görülmektedir.
Medresenin iç cepheleriyle kemer alınlıklarındaki uygulama, bir bütünün parçaları gibi birbirleriyle uyum sağlamış ve cephelere hareket getirmiştir. Pencere panoları adeta taç kapıya nazire edercesine içeride birer tablo gibi asılmış, geometrik ve bitkisel desenler yazılarla tamamlanarak cephedeki vurgusu artırılmıştır.
Eyvan Çinileri
Eyvan çinilerinde mozaik ve kabartma teknikleriyle birlikte düz plaka çini kaplamalara yer verilmiştir. Gerek eyvan cephesindeki yazı bordüründe gerek pahlanmış kemer köşelerinde gerekse tonozun iç yüzü ile arka duvarda geometrik ve bitkisel bezemeli zengin bir mozaik uygulama görülmektedir.
Kabartma çiniler tonozun ön ve arkasındaki geniş panolarda uygulanmıştır. Burada hamura önceden şekil verilerek yüzeyleri aynı ölçülere kesilmiş çini parçalarıyla kaplanmıştır.
Türk Üçgeni ve Kubbe Çinileri
Karatay Medresesi’ndeki Türk Üçgeni ve kubbedeki çini uygulaması ise istisnadır. Yelpaze şeklinde açılarak aşağıya doğru birleşen üçgen parçaların yüzeylerini bezeyen geometrik karakterli köşeli yazılar, kompoze edilişleri ile ustası tarafından bir ilkin gerçekleştirmesine vesile olmuştur.
Karatay Medresesi Çini Eserler Müzesi Eserleri
Medrese yapısı, Selçuklu sanatının yanı sıra Anadolu Selçuklu Devleti’nin başkenti Konya’nın da en önemli eserleri arasında yer almakta ve sergilendiği çiniler orta çağın en önemli çini eserleri arasında yer almaktadır.
Çini Eserler Müzesi olarak 1955 yılından itibaren faaliyet gösteren Karatay Medresesi içerisinde Konya ve çevresinde yapılan arkeolojik kazı ve araştırmalar neticesinde ele geçirilen çini buluntuların yanı sıra, alçıdan yapılmış eserler ile birlikte Osmanlı dönemine ait seramikler teşhir edilmektedir. Medresede sergilenen eserlerin önemli bir bölümünü, 1941 yolunda Konya Kılıçaslan Köşkü’nde Türk Tarih Kurumu adına merhum Remzi Oğuz Arık tarafından yürütülen kazı çalışmalarından çıkarılan, zengin çini ve alçı malzemeler oluşturmaktadır.
Ele geçen çinilerde, sır altı ve lüster tekniği yanı sıra minai tekniği ile yapılan örnekler oldukça ilginçtir. Kazılar sırasında altıgenlerin yanı sıra, altı ve sekiz kollu yıldızlarla, haç, baklava ve dört köşeli örneklere rastlamak mümkündür. Duvar kaplaması olarak minailerde daha çok saray konularına yer verilmiştir. Konu olarak, bağdaş kuran, ud çalan figürler, siren ve sfenks tasvirleri, atlı avcılar, tekli ve gruplar halinde tasvir edilmiş insan figürleri, badem gözlü yuvarlak yüzlü, bitişik yay kaşlarıyla tipik Türk yüzünü temsil ederler. Gerek oturanlar gerekse avcı ve atlardaki elbise ve giyimler dönemin kültürünü aydınlatan son derece zengin görüntülerdir.
Kubadabad Sarayı Eserleri ve Çinileri
Müzede sergilenen eserlerin diğer bölümünü Beyşehir yakınlarında Selçuklu döneminin en önemli yapılarından biri olan Kubad Abad Sarayı’nda yapılan kazılar sonucu ortaya çıkarılan çini, alçı ve cam eserler oluşturmaktadır. İlk olarak 1949-1950 yıllarında o zaman Konya Müzeler Müdürü olan Zeki Oral tarafından bulunmuş, iki sarayın planı ile bazı çinilerini yayınlamıştır.

Kubad Abad Sarayı kazılarında çıkarılan buluntuların büyük bir kısmı Karatay Müzesi’nde sergilenmektedir. Karatay’ı adeta bir Kubad Abad müzesi haline getiren bu malzemelerden özellikle duvar çinileri, seramik parçaları, alçı kabartmalar ve cam eşyalar dikkati çekmektedir. Saray kazılarında duvar kaplaması olarak insitu halinde bulunan çiniler duvarlarda dört veya beş sıra sır altı çiniden sonra, iki sıra lüster, sonra kare çinilerden oluşan bir sıralamanın yanı sıra, bazen lüster çiniler altta, sıraltı çiniler üstte diziliyor, tepeye de kare formlu çiniler konuluyordu. Bu panolar on santim eninde firuze renkli dikdörtgen çinilerle kuşatılmıştı. Saray çinilerinde kullanılan formlar yıldız, kare, haç ve dikdörtgendir.
Sergilenen çinilerde konu olarak insan, hayvan ve fantastik figürler işlenmiştir. İnsan figürlerinde bağdaş kurarak oturanlar genellikle ellerinde nar, haşhaş veya balık tutarken tasvir edilmiştir. Bunun yanında çeşitli portrelere, kadeh tutan erkek, ayakta nar tutan, keçi ve tavşan taşıyan figürlere de rastlamak mümkündür. Kadınlar ise daha çok bağdaş kurarken, zengin elbise kıyafetlerinin yanı sıra, başlıklarıyla, peçeleri ve yaşmaklarıyla dönemin zenginliğini yansıtırlar.

Hayvan figürleri içerisinde son derce realist tasvirlerin yanında bir o kadar da mitolojiye yer verilmiş, grifon, ejder, sfenks, siren, çift başlı kartal gibi fantastik figürler resmedilmiştir. Çift başlı kartal ayrı olarak sembolleştirilmiş, göğsüne yazılan “el-muazzam” ve “es-sultan” yazısıyla sultanın arması haline gelmiş hatta “kemal” ifadesi bile işlenmiştir. Bunun yanında devekuşu, balık, tavşan, eşek, deve, keçi, at, ayı, kurt, kedi, köpek, aslan, şahin, güvercin, tavus gibi hayvanlar son derece realist görünürler.
Diğer sergilenen eserler arasında Konya ve çevresinden getirilen seramikler, alçı malzemeler, cam örnekler. Renkli sırlı ve lüster tekniğinde tabak, kâse ve yağ kandilleri, mozaik tekniğinde çiniler, Kütahya seramikleri müzede ayrı bir zenginlik oluştururlar.
Konya Karatay Medresesi Tamir ve Restorasyonları
Mehmet Önder’in Mühimme Defterlerine dayanarak verdiği bilgiye göre, Karatay Medresesi 1609 yılında tamir edilmiştir. Ayrıca Konya Şer’iyye Defterlerine göre; 18 Ekim 1748 tarihinde medresenin bazı yerleri harap olup tamire muhtaçtır. Osmanlı Devrinde de kullanılan medrese 19. yüzyılın sonlarında terk edilmiştir. 19. yüzyıl ortalarından itibaren talebe hücrelerinin yıkılmaya başlandığı salnamelerde belirtilmektedir.
Medrese 1935, 1952, 1953, 1957 yıllarında onarılmış ve Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından 1988, 1993 ve 2008 yıllarında restore edilmiştir. Karatay Medresesi 2005’te Kültür Bakanlığı’na bağlı Konya Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü tarafından yapının restorasyon çalışmalarına başlanarak 2008’de tamamlanmıştır. Karatay Medresesi 2008 yılı itibariyle ziyarete kapatılmış 2010 yılında tekrar açılmıştır. Bakım ve onarımlar hem içinde hem dışında gerçekleşmiştir. Dışardaki onarımlarda önce yapının duvar dipleri temizlenerek su almasını önlemek için gerekli yalıtımları yapılmış, arkasından cephe duvarları ve üst örtü elden geçirilmiştir. Ana eyvan ve ortadaki büyük kubbenin kurşun kaplamalarıyla bunların oturduğu duvar üstlerindeki taş ve toprak dolgunun yalıtımları yapılarak eskiyen malzemeleri yenilenmiştir.
Ayrıca arkeolog Akok tarafından 1960 yılında yapılan rölöve çizimlerine bakıldığında medresenin 60 yıl gibi bir sürede bazı değişikliklere uğradığını görmekteyiz. Örneğin; kuzey ve güney cephelerindeki kemerli pencereleri zamanla düz dikdörtgen pencerelere dönüştürülmüştür. Bir diğer değişiklik ise; ana kubbenin tepesinde İnce Minareli Medrese’de olduğu gibi bir aydınlık feneri bulunan Karatay Medresesi’nin bu feneri yıkılmış durumdadır fakat günümüzde restorasyonu yapılmış ve eski haline tekrar getirilmiştir.
Yapılan bu değişikliklerden sonra günümüzdeki haline ulaşan Karatay Medresesi’nin cephelerinde altın oran analizi yapılmıştır ve inşa edildiği zamandaki pencere boşluklarıyla birlikte görülen altın dikdörtgenlere değişikliklerden sonra da rastlanmıştır.
Karatay Medresesi, yana kaydırılmış mermer portalı, ön cephenin kuzey köşesindeki çarpıklığı, birbirine uymayan öğrenci odaları, taç kapının arkasındaki farklı örtülü mekânı, çini kemerli iç kapısı, cephelerdeki zengin çini kaplamaları ile buna tezat türbe ve sandukası, iç girişlerin üstündeki çini panoları, Türk Üçgeni ve üzerlerindeki anlamlı yazıları, sanki gökyüzünün kubbeye aktarılmış gizemli kompozisyonu, teknik, renk, süsleme programı ve başarılı uygulamalarıyla istisna bir eserdir. Öyle ki bir daha benzeri yapılmamıştır.
Büyükşehir sıfatıyla ayrılan üç Konya ilçesinden Karatay’a ismini veren bu şaheser yapı, Kubad Abad ve Konya Saray çinilerinin yanı sıra, diğer Selçuklu yapılarından getirilenlerle, Kütahya ve Çanakkale seramiklerinin sergilendiği önemli bir çini müzesi olarak faaliyetini sürdürmektedir. Kendi mimari çinileriyle de zaten başlı başına bir müze olacak zenginlikte olan medrese, aynı zamanda Konya’da en çok ilgi gören ve ziyaret edilen eserlerdendir.
Ayrıca İlgili Linkler
Karatay Medresesi fotoğrafları
Konya Gezilecek Yerler Listesi
Türkiye’deki Arkeoloji Müzeleri
İç Anadolu Bölgesi gezilecek tarihi yerler ve müzeler
Konya Arkeoloji Müzesi bilgileri
Türkiye gezilecek önemli yerler
Konya Şehir İsimleri Nereden Geliyor?
Türk Tarih Kurumu Belleten Dergisi
Karatay Medresesi Kapsamında Tarihi Süreçteki Sürdürülebilirlik- Elif Merve YILMAZ, Mine ULUSOY
Konya Karatay Medresesi Süslemelerinin Desen ve Tasarım Özellikleri, Önder Düz, Sakarya Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Geleneksel Türk Sanatları, Yüksek Lisans Tezi, 2019
Karatay – Prof. Dr. Yusuf Küçükdağ, Yrd. Doç. Dr. Yaşar Erdemir, Bekir Şahin
Karatay Medresesi’nin Biçimlendirilmesi ve Mimari anlam Boyutu – Zehra Odabaşı
Karatay Medresesi Çini Eserleri Müzesi, Yaşar Erdemir, Konya Valiliği, 2001
Konya Karatay Medresesi’nin Ana Kubbe Geometrik Bezemesi, Selçuk Mülayim, Sanat Tarihi Yıllığı, S: XI, İstanbul, 1982

