Sagalassos antik kenti, Akdeniz bölgesi şehirlerinden Burdur’da Anadolu tarihinin en önemli, en iyi korunmuş ve başta Antoninler Çeşmesi olmak üzere görkemli yapıları ve tapınakları ile öne çıkan antik yerleşimlerinden biridir. Tarihi M.Ö. 12000 yıllarına kadar uzanan arkeolojik buluntuları ve M.Ö. 8000 yılında başlayan yerleşik yaşamıyla dikkat çeken bu büyüleyici şehir, geçmişe ışık tutan 10000 yıllık köklü bir geçmişe sahiptir. Helenistik dönemden itibaren Anadolu’nun en önemli seramik üretim merkezlerinden biri haline gelen Sagalassos antik kenti; bugün tarih, sosyoloji ve arkeoloji meraklılarının mutlaka görmesi gereken en özel açık hava müzeleri arasında yer almaktadır.
Sagalassos Antik Kenti’nin Tarihi ve Mimari Önemi

Sagalassos Antik Kenti, Göller Bölgesi denilen coğrafyanın hemen içinde ve Akdağ’ın sarp yamacında yer alan, zaman içerisinde birçok medeniyetin yönetimine girmiş ve Roma İmparatorluğu ile kurduğu yakın ilişkiler sayesinde antik dünyada stratejik bir güç merkezi haline gelmiş görkemli bir yerleşimdir. Günümüze kadar gelen ihtişamlı kalıntılar, tapınaklar ve anıtsal yapılar, bu köklü medeniyetlerin izlerini bugün bile en keskin şekilde hissettirmektedir.
Akdeniz bölgesi antik kentleri arasındaki Sagalassos Antik Kenti, ilk görüldüğünde konum ve yerleşim özellikleri, mimari yapısı ve gelişmiş su kültürüyle adeta hayrete düşürür. Antik çağlarda insanların bu dik yamaçlara yerleşmesinin temel sebepleri güvenlik, su bolluğu ve tarımsal verimlilikti. Kireçtaşı katmanlarının mucizevi yapısı sayesinde bölgede yeraltı kaynakları yüzeye çıkarak yerleşimi beslemiştir. Burayı mimari ve mühendislik harikası yapan en büyük özellik ise su sistemleridir; nitekim binlerce yıl öncesine dayanan anıtsal yapıların arasından, özellikle Antoninler Çeşmesi’nden hâlâ şırıl şırıl su akmaya devam etmesi, Sagalassos’un yapısal ve teknik açıdan ne denli kusursuz bir öneme sahip olduğunun en somut kanıtıdır.
Kentin tarihi ve ekonomik önemini zirveye taşıyan bir diğer unsur ise coğrafyasında gizlidir. Bölgedeki yer katmanlarında bulunan yüksek kaliteli kil yatakları, zamanında çağının ötesinde bir seramik üretimini doğurmuş ve gelişen ticaret ağları sayesinde tüm antik dünyaya yayılmıştır. Dünyaca ünlü “Sagalassos seramiği” olarak literatürde özel bir yere sahip olan bu eserler, kentin küresel bir ticaret ve sanat merkezi olmasını sağlamıştır. Bugün Türkiye’den UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi‘nde yer alan bu eşsiz dağ kenti, hem sivil mimarisi hem de bin yıllara meydan okuyan mühendislik dehasıyla dünya arkeoloji tarihinin en parlak mücevherlerinden biridir.
Konu Başlıkları
- Sagalassos Antik Kenti Kısa Bilgiler Tablosu
- Burdur Sagalassos Antik Kenti Nerededir ve Nasıl Gidilir?
- Sagalassos Antik Kenti Ziyaret Bilgileri ve Giriş Ücreti 2026
- Sagalassos Antik Kenti’nde Neler Var? (Kent Planı ve Yapı Alanları)
- Sagalassos Antik Kenti Yapıları, Tapınaklar ve Çeşmeleri
- Sagalassos Antik Kenti Eserleri
- Sagalassos Antik Kenti Tarihçesi: 10 Bin Yıllık Medeniyet Yolculuğu
- Sagalassos Kronolojik Tarihçesi (Zaman Çizelgesi)
- Sagalassos Antik Kenti’nin Keşfi ve Bilimsel Kazı Serüveni
- Sagalassos Antik Kenti Hakkında Az Bilinen ve Şaşırtıcı Gerçekler
- Sagalassos Antik Kenti Efsaneleri ve Halk Söylenceleri
- Sagalassos Projesi ve BAKA (Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı) Destekleri
- Ağlasun ve Sagalassos DNA Araştırması: Bin Yıllık Genetik Bağ
- Sagalassos Çevresinde Gezilecek Diğer Yerler (Rota Önerileri)
- Sagalassos’ta Ne Yenir? Ağlasun ve Burdur Gastronomisi
- Sagalassos Antik Kenti Hakkında Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
- Ayrıca İlgili Linkler
Sagalassos Antik Kenti Kısa Bilgiler Tablosu
| Sagalassos Antik Kenti | Ziyaretçi Rehberi & Özet Bilgiler |
|---|---|
| Bulunduğu İl / İlçe | Burdur / Ağlasun |
| Konumu / Rakımı | Akdağ yamaçları / ~1450 – 1750 Metre |
| Keşfedilen Önemli Yapı Sayısı | 15+ Anıtsal Yapı Kompleksi (Kazılar Sürmektedir) |
| Çıkarılan Eser Sayısı | Binlerce Taşınabilir Arkeolojik Eser & Devasa Heykeller |
| Önemli Başyapıtı | Antoninler Çeşmesi (Suyu Akan Anıtsal Çeşme) |
| 2026 Giriş Ücreti | 8 Euro karşılığı TL (Müzekart Geçerlidir) |
| Ziyaret Saatleri (Yaz / Kış) | Yaz: 08:30 – 21:00 / Kış: 08:30 – 17:30 |
| Ortalama Gezi Süresi | En az 3 Saat |
| Eserlerin Sergilendiği Müze | Burdur Arkeoloji Müzesi |
Burdur Sagalassos Antik Kenti Nerededir ve Nasıl Gidilir?

Akdeniz Bölgesi’nin en gözde arkeolojik rotalarından biri olan Sagalassos Antik Kenti, Burdur il merkezine 39 km, Antalya’ya 118 km ve İnsuyu Mağarası’na ise 29 km mesafede yer almaktadır. Hemen dağın eteklerinde yer alan Ağlasun ilçesine ise sadece 7 km uzaklıktadır. Göller Yöresi’nin kalbinde, Akdağ’ın sarp yamaçlarında kurulan bu eşsiz kente ulaşım için ağırlıklı olarak şahsi araçlar tercih edilmektedir.
Sagalassos’a Ulaşım Güzergahları
- Burdur-Antalya Karayolu Üzerinden: Karayolunu kullanırken İnsuyu Mağarası yönünü tercih edecekseniz Dağarcık veya Çeltikçi güzergahını takip etmeniz gerekir. Ağlasun sapağına girdikten sonra yol bir süre düzleşse de kısa süre içinde ciddi ve keskin virajlı bir yapıya bürünür.
- Köroğlu Beli Geçidi Üzerinden: Bu güzergahtan gelecek sürücüler için de benzer yol koşulları geçerlidir. Yolun bazı bölümleri genişleyip daraldığı için bu güzergahta sürüş güvenliğine dikkat edilmelidir.
Sürücüler İçin Hayati İpucu (Ağlasun Navigasyon Uyarısı)
Ağlasun ilçesine geldiğinizde navigasyon uygulamalarına körü körüne güvenmemelisiniz. İlçe içerisinden antik kente geçişte yanlış yönlendirmelerle karşılaşabilir; sizi oldukça uzun, bozuk toprak yollara ve araçla çıkmanın imkansız olduğu rotalara sokan hatalı yönlendirmelerle üzülebilirsiniz.
Bu nedenle Ağlasun’a vardığınızda mutlaka ilçe merkezinden doğru tırmanış yolu hakkında bilgi almalısınız. Antik kente çıkan yeni bir yol yapılmış olmakla birlikte, bu yol kısmen bozuk bir zemine, keskin virajlara ve dar bir hatta sahiptir; bu nedenle dikkatli ve yavaş ilerlemek büyük önem taşır.
Sagalassos Antik Kenti Ziyaret Bilgileri ve Giriş Ücreti 2026
Akdeniz’in bu büyüleyici dağ kentini keşfetmeyi planlayan gezginler için güncel Sagalassos Antik Kenti ziyaret saatleri, bilet ve giriş ücretleri şu şekildedir:
Ziyaret Saatleri ve Dönemleri
- Yaz Dönemi (15 Nisan – 1 Ekim): Her gün 08:30 – 21:00 saatleri arasında açıktır.
- Kış Dönemi (16 Ekim – 2 Nisan): Her gün 08:30 – 17:30 saatleri arasında açıktır. (Not: Gişeler, resmi kapanış saatinden yarım saat önce bilet satışını sonlandırmaktadır.)
Giriş Ücreti ve Müzekart Detayları (2026)
- Sagalassos Antik Kenti Giriş Ücreti: 2026 yılı tarifesine göre 8 Euro karşılığı Türk Lirası’dır.
- MüzeKart Geçerliliği: Tarihi alanda Müzekart geçerlidir. 2026 yılı standart Müzekart fiyatı 200 TL olup, bu kartla kenti avantajlı bir şekilde ziyaret edebilirsiniz.
Sagalassos Gece Müzeciliği ve Akşam Ziyaretleri
Sagalassos Antik Kenti, yaz sezonunda ve belirli saat aralıklarında gece ziyarete açıktır. Akşam serinliğinde bambaşka bir atmosfere bürünen bu kadim kenti keşfetmek, ziyaretçilere unutulmaz bir deneyim sunar:
- Ziyaret Saatleri: Yaz dönemi boyunca (05 Nisan – 01 Ekim tarihleri arasında) ören yeri akşam saat 21:00’e kadar gezilebilir.
- Gece Müzeciliği ve Aydınlatma: Başlatılan özel aydınlatma çalışmaları sayesinde devasa antik tiyatro ve başta Antoninler Çeşmesi olmak üzere anıtsal çeşmeler gibi kentin en önemli yapılarını akşam ışıklandırması altında görmek mümkündür.
- Bilet ve Ücret Detayı: Sagalassos Antik Kenti için ayrı bir gece müzeciliği bilet uygulaması veya ekstra gece giriş ücreti bulunmamaktadır. Gündüz geçerli olan biletiniz ya da Müzekart’ınızla akşam saatlerindeki bu büyüleyici atmosferi de keşfedebilirsiniz.
Ziyaretçiler İçin Pratik Notlar
T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı tüm ören yerlerinde olduğu gibi, Sagalassos da dini bayramların ilk günü yalnızca saat 13:00’a kadar kapalıdır, sonrasında ziyarete açılır.
Antik kent girişinde ziyaretçiler için geniş bir otopark alanı ve soluklanabileceğiniz bir müze kafeteryası yer almaktadır.
Sagalassos Antik Kenti’nde Neler Var? (Kent Planı ve Yapı Alanları)

Toros Dağları’nın uzantısı olan Akdağ’ın sarp ve engebeli yamaçlarına kurulmuş olan Sagalassos Antik Kenti, tipik ızgara planlı antik kentlerden farklı olarak dağın coğrafi yapısına uyum sağlayan özgün bir yerleşim düzenine sahiptir. Kentin metrelerce yüksekte, dağ yamaçlarına yayılan bu geniş coğrafyasında; Helenistik dönemin izlerinden Roma İmparatorluğu’nun ihtişamına, Bizans’ın dini merkez olmasından yerel zanaat atölyelerine kadar pek çok farklı döneme ait anıtsal yapılar bir arada yer alır.
Sagalassos’u adım adım gezerken karşınıza çıkacak temel yapı grupları ve geniş tarihsel katmanlar şu bölümlerden oluşmaktadır:
- Anıtsal Çeşmeler ve Su Mühendisliği Yapıları: Kentin en karakteristik özelliklerinden biri, dağın sularını ustalıkla yöneten gelişmiş su kültürüdür. Dünyaca ünlü Antoninler Çeşmesi, Hadrian Çeşmesi, Severuslar Çeşmesi ve Helenistik Çeşme; bin yıllar öncesinden günümüze akan suyun ve mimari zarafetin en somut kanıtlarıdır.
- Görkemli Roma Dönemi Yapıları: Kentin sosyal, kültürel ve siyasi gücünü en iyi yansıtan yapılar Roma dönemine aittir. Dünyanın en yüksek rakımlı antik tiyatrolarından biri olan 9 bin kişilik Sagalassos Antik Tiyatrosu, zengin taban mozaikleriyle süslenmiş Neon Kütüphanesi, imparatorların devasa heykellerine ev sahipliği yapan İmparator Salonu (Mermer Salon) ve 1500-2000 kişilik kapalı kültür merkezi Odeon bu dönemin en görkemli eserleridir.
- Agoralar ve Ticari Hayat Merkezleri: Sagalassos’un kamusal yaşamının kalbi sayılan Aşağı ve Yukarı Agora olmak üzere iki büyük meydanı bulunur. Bu meydanların arasında ise et, balık ve tahıl ticaretinin yapıldığı, Anadolu’nun en iyi korunan gıda pazarlarından biri olan Macellum yer almaktadır.
- Kutsal Alanlar ve Tapınaklar: Roma İmparatoru Hadrian döneminde Pisidya’nın resmi din merkezi ilan edilen kentte dini mimari oldukça gelişmiştir. Hadrian ve Antoninus Pius Tapınağı, Apollo Klarios Kutsal Alanı ve sade mimarisiyle dikkat çeken Dor Tapınağı ile anıtsal Tiberius Kapısı bu inanç dünyasını gözler önüne serer.
- Nekropol Alanları ve Kaya Mezarları: Kentin batı ve kuzey yamaçlarına yayılan geniş nekropol (mezarlık) alanlarında; dağ yüzeyine yontulmuş kemerli kaya mezarları (arcosolium), anıtsal lahitler ve ölülerin küllerinin saklandığı özel kaplar (ostotekler) bulunmaktadır. Bu mezarlık alanları aynı zamanda kentin yapı taşlarının çıkarıldığı antik taş ocakları üzerine kurulmuştur.
- Endüstriyel Miras ve Seramik Mahalleleri: Kentin ekonomik bağımsızlığını ve küresel ticaret ağını sağlayan, çağının ötesindeki Sagalassos çömlek atölyeleri ve üretim mahalleleri, kentin zanaat tarihindeki benzersiz yerini belgeler.
Sagalassos Antik Kenti Yapıları, Tapınaklar ve Çeşmeleri

Antik kenti ziyaret ederken veya plan yaparken mutlaka görmeniz gereken başlıca yapıları ve kısa özetlerini aşağıda bulabilirsiniz:
- Antoninler Çeşmesi: 28 metre uzunluğunda, 7 farklı taş türüyle inşa edilen ve günümüzde hâlâ şırıl şırıl su akmaya devam eden kentin simge yapısı.
- Macellum (Gıda Pazarı): Aşağı ve yukarı agora arasında yer alan, Anadolu’nun en iyi korunan et, balık ve tahıl ticaret merkezi.
- İmparator Salonu (Mermer Salon): Roma hamamının merkezinde yer alan, devasa imparator ve imparatoriçe heykellerine ev sahipliği yapmış görkemli tören alanı.
- Hadrian ve Antoninus Pius Tapınağı: Sagalassos’un resmi din merkezi ilan edilmesinin ardından iki imparatora ithafen inşa edilen ihtişamlı kült alanı.
- Hadrian Çeşmesi: Aşağı Agora’nın hemen üzerinde yükselen, edikula mimarisinin en zarif örneklerinden biri.
- Apollo Klarios Tapınağı: İmparator Augustus döneminde inşa edilen, ilerleyen yüzyıllarda bazilikalı kiliseye ve mezarlığa dönüştürülen kutsal alan.
- Sagalassos Antik Kenti Odeon’u: Kapalı konser, tiyatro ve sonraları gladyatör dövüşlerine ev sahipliği yapmış 1500-2000 kişilik kültür merkezi.
- Batı Nekropol ve Kaya Mezarları: Dağ yamacına yayılan, arcosolium tipi kemerli kaya mezarları, lahitler ve taş ocaklarından oluşan geniş mezarlık alanı.
- Çömlek Atölyeleri: Dünyanın dört bir yanına (Roma’dan Kahire’ye) ihraç edilen ünlü Sagalassos seramiklerinin üretildiği endüstriyel mahalle.
- Roma Dönemi Antik Tiyatro: 1600 metre rakımıyla dünyanın en yüksek dağ tiyatrolarından biri olan, 9000 kişilik devasa seyirci kapasiteli yapı.
- Neon Kütüphanesi: Zengin taban mozaikleriyle süslenmiş, kentin kültürel ve entelektüel düzeyini gözler önüne seren 2. yüzyıl yapısı.
- Severuslar Çeşmesi ve Helenistik Çeşme: Kentin gelişmiş su mühendisliğini ve su kültürünün evrimini yansıtan tarihi çeşme yapıları.
- Dor Tapınağı ve Tiberius Kapısı: Dor mimarisinin sadeliğini ve sağlamlığını yansıtan tapınak ile kentin anıtsal girişini oluşturan Tiberius Kapısı.
Bu büyüleyici antik kenti adım adım keşfetmek, her bir yapının ardındaki tarihi sırları, mimari detayları ve kazı hikayelerini yakından incelemek için rehberimizin devamında bu yapıları sırasıyla detaylıca inceleyeceğiz.
1. Antoninler Çeşmesi

M.S. 161 – 180 yılları arasında yapılan ve anıtsal bir çeşme olan Antoninler Çeşmesi, 28 metre uzunluğunda ve 9 metre yüksekliğindedir. Çeşmenin yapımında yedi farklı taş türü kullanılmıştır. Çeşmedeki su 4,5 metre yüksekliğinde şelale benzeri bir şekilde akmakta ve 81 metreküp kapasiteli bir havuzu doldurmaktadır. Antoninler Çeşmesi, 1993 – 1995 yılları arasındaki kazı döneminde gün ışığına çıkartılmış ve bu anıtsal yapının pek çok parçasının sağlam olduğu gözlenmiştir.
Çeşmenin bugünkü ihtişamlı haline kavuşması, 1998 yılında başlanan 13 yıllık kapsamlı bir restorasyon çalışmasının sonucudur. Çeşmede bugün 5 adet heykel ve bir adet Roma yazıtı görülebilmektedir. Antoninler çeşmesi heykelleri Coronis, Dionysos ve Nemesis heykelleridir; kentin yukarı agorasına hakim olan bu anıtın etrafındaki her noktaya estetik bir duruş katmaktadır. Bu eşsiz eserin tekrar ayağa kaldırılmasında İnşaat Yüksek Mühendisi ve Mimari Restorasyon Uzmanı Semih Ercan’ın emekleri büyüktür.
2. Macellum (Gıda Pazarı)

Türkiye’de bulunan antik kentler arasında en iyi korunan gıda pazarı (Macellum), Sagalassos sınırları içerisinde yer almaktadır. Aşağı Agora ile Yukarı Agora arasında stratejik bir konumdadır. Burada satılan ana gıda maddeleri balık, et ve tahıldır. Alan üzerinde yürütülen bilimsel çalışmalar neticesinde, buraya getirilen balıkların hem göl hem de deniz balıkları olduğu; özellikle deniz balıklarının tütsülenmiş bir şekilde ticaret yoluyla kente ulaştığı tespit edilmiştir. Macellum benzeri mimari yapılar Perge Antik Kenti ve Aizanoi Antik Kenti agoralarında da görülmektedir.
3. İmparator Salonu (Mermer Salon)

Sagalassos’taki Roma hamamının merkezinde yer alan bu salon, 25 metre x 18,5 metre boyutlarıyla son derece görkemli bir mekandır. Çeşitli resmi törenlerin yapıldığı bu salonda, özellikle spor karşılaşmalarında kazanan sporculara ödülleri takdim edilirdi. Salonun nişlerinde imparator ve imparatoriçelerin devasa heykellerinin yer aldığı varsayılmaktadır. Ancak Hristiyanlık inancının yaygınlaşmasıyla birlikte heykellerin buradan kaldırıldığı ve salonun yirmi kişilik sıcak su havuzlarına (caldarium) dönüştürüldüğü düşünülmektedir. 2007 – 2008 kazı döneminde bu salonda söz konusu heykellere ait önemli parçalar gün yüzüne çıkarılmıştır.
4. Hadrian ve Antoninus Pius Tapınağı
Roma İmparatoru Hadrian’ın, Sagalassos’u bölgenin resmi din merkezi ilan etmesi ve kente ‘Pisidya’nın birinci kenti, Romalıların dostu ve müttefiki’ unvanını vermesi üzerine Sagalassoslular tarafından inşa ettirilmiştir. Ancak tapınak, Hadrian’ın ölümünün ardından İmparator Antoninus Pius döneminde tamamlanmıştır. Tapınağın önünde 70 metrelik geniş bir avlu yer almakta olup, yapının bulunduğu tepenin etrafı portikolarla çevrilmiştir. Arkeologların ulaştığı yazıtlar, bu ihtişamlı tapınağın her iki imparatora ortaklaşa ithaf edildiğini kanıtlamıştır.
5. Hadrian Çeşmesi

Kentin iki ana merkezinden biri olan Aşağı Agora’nın hemen üzerinde yükselmektedir. Çeşmenin ana haznesine ulaşmak için sekiz basamak tırmanmak gerekir. Antoninler Çeşmesi ile birlikte antik kentin iki anıtsal çeşmesinden biridir. Bu yapı, antik mimaride ‘edikula mimarisi’nin kusursuz bir örneğidir; arka bir duvar ve ön yüzeydeki düzenlemelerden oluşur. Duvar üzerindeki nişler ile ön taraftaki podyumlar ve kaideler üzerine dizilen sütunlar estetik bir derinlik yaratır. Apollo Klarios Tapınağı’na oldukça yakın olan bu çeşme, kentin ilk Roma şövalyesi Tiberius Claudius Piso’nun vasiyeti üzerine yaptırılmış ve İmparator Hadrian’a ithaf edilmiştir.
6. Apollo Klarios Tapınağı

Sagalassos’un en stratejik noktalarından birine İmparator Augustus döneminde yaptırılmıştır. Aşağı Agora’ya hakim bir tepe üzerinde İyonik düzende tasarlanmıştır. Aslında Apollo, yerel inançta Sagalassos için öncelikli bir tanrı değildir; ancak Augustus kendisini Apollo’ya yakın hissettiği ve koruyucusu olduğuna inandığı için bu tapınak, imparatoru onurlandırmak amacıyla inşa edilmiştir. Hristiyanlığın kabulünden sonra, M.S. 450 yıllarında bu kutsal alan bir bazilikaya dönüştürülmüş, ilerleyen yüzyılda ise çevresi bir Hristiyan mezarlığı haline gelmiştir.
Benzer şekilde Anadolu’daki antik Apollo kültleri düşünüldüğünde, Çanakkale’deki Apollon Smintheus Tapınağı da bu mitolojik ve mimari mirasın en önemli merkezlerinden biri olarak öne çıkmaktadır.
7. Sagalassos Antik Kenti Odeon’u

Odeon’un yapımına İmparator Augustus zamanında başlanmış, ancak tamamlanması yaklaşık 200 yıl sürmüştür. Üstü kapalı bir konser ve tiyatro salonu olarak tasarlanan yapının yarım daire biçimli oditoryumu ve 50 metre uzunluğunda bir sahne binası bulunur. 1500 – 2000 kişi kapasiteli olan Odeon, ilk dönemlerde kültür ve sanat etkinliklerine ev sahipliği yaparken, ilerleyen süreçte gladyatör ve vahşi hayvan dövüşleri için de kullanılmaya başlanmıştır.
8. Batı Nekropol ve Kaya Mezarları

Beş hektarlık geniş bir alanı kaplayan ve dağ yamacına yayılan bu bölge Batı Nekropolü olarak adlandırılmaktadır. Buradaki mezarlar ağırlıklı olarak lahitlerden oluşur. Alanda ayrıca M.S. 5. veya 6. yüzyıla tarihlenen bir kilise kalıntısı bulunur. Kuzey kesimindeki kaya mezarları ise düz kayalık yüzeylere yontulmuş kemerli girintilerden oluşan ve ‘arcosolium’ adı verilen yapıdadır. Bu kemerli oyukların içine merhumların külleri ve kemikleri yerleştirilir, üzerleri taş kapakla kapatılırdı. Mezarların oyulduğu bu kayalık alan antik çağda taş ocağı olarak kullanılmış, sonrasında nekropole dönüştürülmüştür. Sagalassos yapı taşlarının çoğu buradan çıkarılmakla birlikte, bazı özel yapılar için Afrodisias’ın beyaz mermeri gibi uzak bölgelerden de taş getirtilmiştir.
9. Çömlek Atölyeleri
Kazı çalışmalarının ilk yıllarından itibaren gün ışığına çıkarılan çömlek mahallesi ve atölyeleri, Sagalassos Antik Kenti’nin ticaret tarihindeki en önemli merkezidir. Burada üretilen Sagalassos seramikleri ve çömlekleri, antik dönemde Kahire’den Roma’ya, Ege Adaları’ndan Yunanistan’a kadar devasa bir coğrafyaya ihraç edilmiştir. Bugün bu zarif seramik örneklerini Avrupa’nın pek çok köklü müzesinde görmek mümkündür.
10. Roma Dönemi Antik Tiyatro

Deniz seviyesinden yaklaşık 1600 metre yükseklikte konumlanan Sagalassos Antik Tiyatrosu, dünyanın en yüksek rakımlı antik tiyatrolarından biri olma unvanını taşır. Yaklaşık 9000 kişilik devasa seyirci kapasitesiyle Roma İmparatorluğu’nun sanata ve mimariye verdiği değeri gözler önüne seren yapı, sarp dağ manzarası eşliğinde ziyaretçilerine nefis bir atmosfer sunar. Depremlere ve yüzyıllara meydan okuyan sahne binası ile oturma basamakları, kentin en çok fotoğraflanan alanlarının başında gelir.
11. Neon Kütüphanesi
M.S. 2. yüzyılda kentin zengin ve ileri gelen ailelerinden Neon ailesi tarafından yaptırılan Neon Kütüphanesi, Sagalassos’un yüksek kültürel ve entelektüel düzeyini kanıtlayan en değerli yapılardandır. Dönemin zarif taban mozaikleriyle süslenmiş olan bu kütüphane, antik dünyada eğitimin ve felsefenin yerel halk için ne denli önemli olduğunu gösterir. Bugün özenle restore edilen bölümleriyle kentin ayakta kalan en zarif kalıntıları arasındadır.
12. Severuslar Çeşmesi ve Helenistik Çeşme
Dağların sarp yamacına kurulu yapısı sayesinde antik dünyanın en ileri su mühendisliğine sahip şehirlerinden biri olan Sagalassos’ta, su kültürü kentsel yaşamın merkezindeydi. Kentte yer alan Severuslar Çeşmesi ve Helenistik Çeşme, bu köklü su kültürünün en eski ve estetik örneklerindendir. Antoninler Çeşmesi kadar devasa olmasalar da, dönemin zarafetini ve su ihtiyacını karşılayan mühendislik harikası kanalları bugüne taşıyan bu yapılar kentin canlı dokusunu yansıtır.
13. Dor Tapınağı ve Tiberius Kapısı

Kentin en yüksek ve hakim noktalarından birinde yer alan Dor Tapınağı, sadeliği ve yapısal sağlamlığı ön plana çıkaran Dor mimarisinin Anadolu’daki nadide örneklerindendir. Tapınağın hemen yakınında konumlanan ve İmparator Tiberius döneminde inşa edilen Tiberius Kapısı ise kentin anıtsal giriş aksını oluşturur. Hem dini hem de idari açıdan kentin gücünü simgeleyen bu iki yapı, Sagalassos’un Roma ve Helenistik dönemler arasındaki mimari evrimini en iyi anlatan kalıntılardır.
Anıtsal yapılardan ve ihtişamlı çeşmelerden geriye kalan bu büyüleyici izleri geride bırakarak, şimdi kentin derinliklerine iniyor; Sagalassos’un gün yüzüne çıkarılan paha biçilemez taşınabilir eserlerini, milenyumları aşan kazı serüvenini ve tarihin tozlu sayfalarındaki kronolojik yolculuğunu incelemeye devam ediyoruz…
Sagalassos Antik Kenti Eserleri

Sagalassos Antik Kenti’nde yıllardır büyük bir titizlikle yürütülen kazı çalışmaları neticesinde, dünya arkeoloji tarihi açısından eşsiz kabul edilen pek çok değerli eser, devasa heykel ve seramik parçası gün yüzüne çıkarılmıştır. Kentten çıkarılan taşınabilir bu tarihi hazineler, günümüzde ağırlıklı olarak Burdur Arkeoloji Müzesi bünyesinde kendilerine ayrılan özel salonda ziyaretçilerini ağırlamaktadır. Bununla birlikte, dönemsel sergiler ve ulusal koleksiyon paylaşımları çerçevesinde İstanbul Arkeoloji Müzeleri gibi köklü merkezlerde de Sagalassos’a ait nadide heykel ve buluntular yer alabilmektedir.
Anadolu’nun kadim tarihini ve zengin arkeolojik mirasını bütüncül olarak keşfetmek isteyenler için, Türkiye’nin en köklü buluntularına ev sahipliği yapan Anadolu Medeniyetleri Müzesi rehberimizi incelemek de bu coğrafi ve kültürel yolculuğu tamamlayacak harika bir alternatif sunacaktır.
Sagalassos kazılarından elde edilen ve mutlaka görülmesi gereken en önemli eserler şunlardır:
- İmparator Hadrian Heykeli: 2007 yılı kazı döneminde İmparator Salonu’nda (Mermer Salon) bulunan, Hadrian’ı askeri kıyafetler içinde tasvir eden ve aslı yaklaşık 4 ila 5 metre yüksekliğinde olan devasa heykelin parçaları en dikkat çekici buluntulardandır.
- İmparator Marcus Aurelius Heykeli: Roma dünyasının en ünlü filozof imparatorlarından Marcus Aurelius’a ait olan anıtsal heykelin baş ve ayak parçaları müzenin en değerli arşivleri arasında yer alır.
- Antoninler Çeşmesi Heykelleri: Antik çeşmenin estetik dokusunu tamamlayan ve nişlerinde sergilenen ünlü Dionysos, Coronis ve Nemesis heykelleri kentin sanat anlayışını en iyi yansıtan eserlerdendir.
- Zafer Tanrıçası Nike Heykelleri: Kentin koruyucu ve simgesel figürlerinden olan, zarafetiyle büyüleyen anıtsal Nike heykelleri.
- Hera Ephesia ve Tyke Heykelleri: Mitolojik inanışı ve kentin bereket ile şans inancını simgeleyen diğer önemli tanrıça heykelleri.
- Tarihi Lahit ve Ostotekler: 2016 yılında gerçekleştirilen kazılarda oldukça iyi korunmuş halde bulunan bir lahit, altındaki kemik odasıyla birlikte dikkat çekmiştir. Ayrıca yakılan ölülerin küllerinin muhafaza edildiği, üzerleri ince işçilikle bezeli ostotek (kül kutuları) örnekleri de müzede incelenebilir.
- Aslan Ayaklı Güneş Saati: 2014 yılındaki kazılarda gün ışığına kavuşturulan, aslan ayağı formundaki tabanı üzerine işlenmiş ve 1000 yılı aşkın süredir zamanı gösteren benzersiz güneş saati.
- Sagalassos Seramikleri ve Çömlekleri: Antik dönemde Kahire’den Roma’ya, Ege Adaları’ndan Yunanistan’a kadar çok geniş bir coğrafyaya ihraç edilen ve literatürde özel bir yere sahip olan dünyaca ünlü Sagalassos çömlek sanatı örnekleri.
Sagalassos Antik Kenti Tarihçesi: 10 Bin Yıllık Medeniyet Yolculuğu

Akdeniz Bölgesi’nin en önemli antik şehirleri arasında yer alan Sagalassos Antik Kenti, Akdağ’ın (Batı Toros Dağları) güney yamacında denizden yüksekliği 1400 ile 1750 metreleri arasında değişen sarp bir coğrafyada konumlanmıştır. Burada ortaya çıkarılan bulgular ilkel yaşamın M.Ö. 12000 yıllarına uzandığını gösterirken, bölgede yerleşik yaşam M.Ö. 8000 yıllarında başlamıştır. Hitit belgelerinde M.Ö. 1400’lü yıllarda burada Luviler tarafından kurulmuş bir kasaba olduğu geçmektedir. M.Ö. 1200’lerden sonra Pisidya bölgesi olarak anılan bu coğrafyada yaşayan Pisidialılar, çevrelerindeki Frig ve Lidya uygarlıklarıyla kaynaşmıştır.
Helenistik Dönem ve Büyük İskender’in İzinde Sagalassos
Sagalassos tarihi ilk bakışta karmaşık gibi görünse de yürütülen bilimsel kazılar her detayı gün ışığına çıkarmaktadır. Frig ve Lidya uygarlıklarından önce yalnızca yerel bir yerleşim olan antik alan, bu uygarlıklar döneminde gerçek bir kent kimliği kazanmıştır. Daha sonra Pers İmparatorluğu himayesine giren Sagalassos, Büyük İskender bölgeyi alana dek savaşçı kimliği ve asiliği ile tanınmaktaydı.
Büyük İskender bölgeyi M.Ö. 332 yılında zapt ederek topraklarına katmıştır. Sagalassos ismi de yazılı kaynaklarda ilk defa M.Ö. 334 yılında, Büyük İskender’in kenti kuşatmasıyla ilgili olarak Arrianos’un eserinde geçmektedir. Böylece kentte ve tüm Pisidya bölgesinde Helenistik dönem başlamıştır; ancak Sagalassos’ta bu dönemden günümüze kalan kalıntı ve eser sayısı oldukça azdır.
Sagalassos’un hemen karşısında yer alan üçgen tepenin adı İskender Tepesi‘dir. Büyük İskender bölgeye geldiğinde bu stratejik tepeyi üs olarak kullandığı için halk buraya bu ismi vermiştir. İskender’in ölümü sonrasında Babil’de yapılan paylaşıma göre Pisidya, Perdikkas’ın payına düşmüştür –ki Babil’deki bu paylaşım tarihin en büyük miras kavgalarından biridir! Kısa bir süre sonra Perdikkas’ın öldürülmesiyle bölge Selevkos Nikator Satrap kontrolüne geçmiş, M.Ö. 300’lü yılların başında ise Antigonos Monopthalmos bölgeyi hâkimiyetine katmıştır. Sagalassos, tüm bu çalkantılı süreçlerin ardından M.Ö. 2. yüzyılın sonlarında özerkliğini kazanmayı başarmıştır.
Roma İmparatorluğu Dönemi ve Altın Çağ
Pergamon Krallığı’nda Attalos Hanedanlığı zamanında kent Pergamon’a geçmiştir (M.Ö. 133). Pergamon Krallığı tarihteki yerini Roma İmparatorluğu’na bıraktığında, Sagalassos de doğal olarak Roma topraklarına katılmıştır (M.Ö. 25). Kentin etrafındaki zengin kil yatakları ile çevredeki bol zeytin ve tahıl üretimi, Sagalassos’u Roma’nın gözünde çok özel bir konuma taşımıştır. Bu ekonomik zenginlikle birlikte gelişen kent, Roma döneminde tam anlamıyla bir metropol haline gelmiştir.
Roma İmparatoru Hadrian, Sagalassos’u bölgenin resmi din merkezi ilan etmiş ve kente ‘Pisidya’nın birinci kenti’ unvanını vermiştir. İmparator Hadrian daha sonra idari bir düzenleme yaparak kenti Galat eyaletinden alıp Pamfilya eyaletine dâhil etmiştir. Bu hamleyle birlikte kentte devasa bir mimari atak başlamış; günümüze kalan görkemli tapınaklar ve anıtsal yapılar bu dönemin eserleri olarak şekillenmiştir. Her ne kadar Roma etkisini hızlı bir şekilde benimsemiş olsalar da kent halkı Grek kültürünü korumuş; nitekim kazılarda ortaya çıkan şahıs isimlerinin Grekçe olması bunu açıkça kanıtlamıştır. Bizans döneminde ise Sagalassos bir piskoposluk merkezi haline gelmiştir.
Depremler, Çöküş ve Kentin Terk Edilmesi
M.S. 500 yıllarında bölgede meydana gelen büyük bir depremle Sagalassos ciddi anlamda harap olmuş, ancak Romalıların kente verdiği önem sayesinde hızla restore edilerek eski görkemine kavuşturulmuştur. Ancak 600’lü yıllardan itibaren Arap akınları ve veba salgını gibi yıkıcı sebeplerle kentte göçler başlamıştır.
7. Yüzyılda meydana gelen bir diğer büyük deprem ise kentin kaderini mühürlemiş; bu felaketin ardından şehir bir daha toparlanamamıştır. 13. yüzyılda bölgeye Türklerin yerleşmesiyle birlikte Sagalassos tamamen terk edilmiştir. Yüzyıllar sonra sessizliğe bürünen bu kadim dağ kenti, köklü tarihi ve mimari ihtişamıyla 2009 yılı Şubat ayında Türkiye’den UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi‘ne kabul edilmiştir.
Sagalassos Kronolojik Tarihçesi (Zaman Çizelgesi)
- M.Ö. 12000 – 8000: Bölgedeki ilk ilkel yaşam izleri ve yerleşik hayata geçiş.
- M.Ö. 1400’lü Yıllar: Hitit belgelerinde Luvilere ait yerleşim kayıtları.
- M.Ö. 334 – 332: Büyük İskender’in kenti kuşatması, zapt etmesi ve Helenistik dönemin başlangıcı.
- M.Ö. 133: Pergamon Krallığı’na devir (Attalos Hanedanlığı dönemi).
- M.Ö. 25: Pergamon’un Roma’ya bağlanmasıyla kentin Roma İmparatorluğu topraklarına katılması.
- M.S. 2. Yüzyıl (Hadrian Dönemi): İmparator Hadrian tarafından “Pisidya’nın Birinci Kenti” ilan edilmesi ve en parlak mimari çağ.
- M.S. 500 ve 7. Yüzyıl: Büyük depremler, veba salgınları, Arap akınları ve kentin yavaş yavaş terk edilişi.
- 13. Yüzyıl: Türklerin bölgeye yerleşmesiyle kentin tamamen boşaltılması.
- Şubat 2009: UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne kabul edilişi.
Sagalassos Antik Kenti’nin Keşfi ve Bilimsel Kazı Serüveni

Yüzyıllar boyunca sarp dağ yamaçlarında sessizliğe bürünen Sagalassos Antik Kenti, modern dünyayla ilk kez batılı gezginlerin seyahatnameleri sayesinde yeniden buluşmuştur. Kentin keşfinden günümüze uzanan kazı serüveni, dünya arkeoloji tarihi açısından benzersiz bir hikayeye sahiptir.
İlk Kaşifler ve “Periler Şehri”
Terk edilmiş olan Sagalassos Antik Kenti, ilk olarak 1706 yılında Fransız gezgin Paul Lucas tarafından keşfedilmiştir. Ancak buranın antik Sagalassos olduğunu bilmeyen Lucas, gördüğü büyüleyici kalıntılar karşısında buraya ‘Periler Şehri’ adını vermiştir.
Yıllar sonra, 1824 yılında bir İngiliz din adamı olan Francis Arundel, bölgede bulduğu antik yazıtlardan yola çıkarak kentin kayıp Sagalassos olduğunu kanıtlamıştır. Bu keşiften yaklaşık altmış yıl sonra, 1884 – 1885 yılları arasında Alman gezgin Kont Lanckoronski bölgede ilk bilimsel araştırmaları başlatan isim olmuştur.
Modern Kazı Dönemi ve Çevre Dostu Arkeoloji Anlayışı
Kont Lanckoronski’nin öncülüğünden sonra yaklaşık bir yüzyıl boyunca sessizliğe gömülen antik kent, 1983 yılında Stephen Mitchell yönetimindeki yüzey araştırmalarıyla yeniden hareketlenmiştir. 1986 yılında Belçika KU Leuven Üniversitesi’nden Marc Waelkens‘in de aralarında bulunduğu ekip dört yıllık yüzey araştırması yürütmüş ve 1990 yılında Waelkens’e resmi kazı izni verilmiştir.
1990’da başlayan bu modern kazı süreci, dünyadaki diğer antik kent kazılarından çok keskin bir prensiple ayrılmaktadır: Sagalassos kazıları sadece bir arkeolojik kazı değil, kapsamlı bir çevre koruma projesidir. Bu anlayışla antik kentin hemen yakınındaki mermer ocakları dahi koruma altına alınmış; Ağlasun ve çevresi tüm ekosistemi ve tarihi dokusuyla birlikte ele alınmıştır. Bölge binlerce yıllık bir yerleşim ve devasa bir seramik merkezi olduğundan, kazı çalışmalarına sadece arkeologlar değil, pek çok farklı disiplinden uluslararası bilim insanı katılmıştır.
Sagalassos kazıları 1990 – 2013 yılları arasında Marc Waelkens başkanlığında yürütülmüştür. 2013 yılında Waelkens’in emekliye ayrılmasının ardından bayrağı, yine Leuven Katolik Üniversitesi’nden seramik uzmanı Prof. Dr. Jeroen Poblome devralmıştır. 1990’daki ilk kazılardan beri ekibin içinde yer alan Poblome günümüzde kazı başkanlığını yürütürken, aynı üniversitenin Arkeoloji, Sanat Tarihi ve Müzikoloji bölümünden Ebru Torun ise kazı eş başkanı olarak görev yapmaktadır.
1000 Yıllık Aslan Ayaklı Güneş Saati
Sagalassos’ta yürütülen titiz kazıların en dikkat çeken ve heyecan yaratan buluntularından biri de 2014 yılında gün ışığına çıkarılan aslan ayaklı güneş saatidir. Aslan ayağı formundaki mermer tabanı üzerine ustalıkla işlenen bu eşsiz saat, 1000 yılı aşkın süredir zamanı gösteren mühendislik harikası bir eserdir. Bu büyüleyici parça, günümüzde Burdur Arkeoloji Müzesi‘nde özel bir salonda ziyaretçilerini ağırlamaktadır.
Sagalassos Antik Kenti Hakkında Az Bilinen ve Şaşırtıcı Gerçekler

Akdağ’ın sarp yamaçlarında bulutların arasında yükselen Sagalassos Antik Kenti, sadece muhteşem manzarası, tiyatrosu ve anıtsal yapılarıyla değil; duyunca şaşıracağınız pek çok ilginç sırrı, mitolojik hikayesi ve bilimsel keşfiyle de büyüleyicidir. İşte Sagalassos hakkında az bilinen en çarpıcı gerçekler:
- 1706’daki İlk Keşifte “Periler Şehri” Sanıldı: Yüzyıllar boyunca sarp dağ başlarında sessizliğe bürünen antik kenti 1706 yılında ilk kez keşfeden Fransız gezgin Paul Lucas, buranın neresi olduğunu bilmediği için karşılaştığı devasa kalıntılar karşısında büyülenmiş ve buraya ‘Periler Şehri’ adını vermiştir.
- Bin Yıllara Meydan Okuyan ve Hâlâ Akan Antoninler Çeşmesi: M.S. 161–180 yılları arasında inşa edilen ve yedi farklı taş türüyle ustalıkla örülen dünyaca ünlü Antoninler Çeşmesi, aradan geçen asırlara ve yıkıcı depremlere rağmen bugün hâlâ şırıl şırıl su akmaya devam eden dünyanın nadir antik çeşmelerinden biridir.
- Genetik Devamlılık (Ağlasun Halkı ve Sagalassoslular): Kentte yürütülen bilimsel kazılarda ve antropolojik araştırmalarda, antik mezarlardan elde edilen DNA örnekleri ile günümüz Ağlasun halkının genetik yapısı karşılaştırılmış; bölgede binlerce yıllık kesintisiz bir akrabalık bağı ve genetik devamlılık olduğu kanıtlanmıştır. Zaten bugünkü “Ağlasun” ilçesinin ismi de doğrudan “Sagalassos” kelimesinden evrilmiştir.
- Dünyanın En Yüksek Rakımlı Tiyatrolarından Biri: Deniz seviyesinden yaklaşık 1600 metre yükseklikte konumlanan 9 bin kişilik Sagalassos Antik Tiyatrosu, Roma dünyasının sarp dağ manzarasına bakan en yüksek irtifadaki ihtişamlı sahnelerinden biridir.
- Antik Dünyanın Küresel Seramik Devi: Sagalassos yalnızca idari ve dini bir merkez değil, çağının en büyük endüstriyel seramik üretim üssüydü. Burada üretilen ünlü “kırmızı astarlı çömlekler” ve şarap mataraları; Mısır’dan Kartaca’ya, Roma’dan Ege Adaları’na kadar devasa bir coğrafyaya ihraç edilmiştir.
- Aslan Ayaklı Antik Güneş Saati: 2014 yılındaki kazılarda gün ışığına çıkarılan ve bir aslan ayağı formunda tasarlanan mermer güneş saati, bin yıldan uzun süredir antik kentin zaman algısını yöneten benzersiz bir mühendislik harikası olarak Burdur Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.
Sagalassos Antik Kenti Efsaneleri ve Halk Söylenceleri

Bulutların üzerine kurulan, sarp dağ yamaçlarıyla izole olmuş her antik kent gibi Sagalassos Antik Kenti de yüzyıllar boyunca dilden dile dolaşan hüzünlü mitlere, kahramanlık destanlarına ve gizemli halk söylencelerine ev sahipliği yapmıştır. Arkeolojik kalıntılarının ihtişamı kadar, yöre halkının kuşaktan kuşağa aktardığı bu efsaneler de kentin mistik havasını tamamlamaktadır.
İşte Sagalassos’un sarp dehlizlerinde saklı kalmış en çarpıcı efsaneler:
1. İsabella ve Antonin’in Hüzünlü Aşk Efsanesi
Sagalassos’un akıllardan silinmeyen en popüler efsanesi, kentin görkemli günlerinde yaşadığı rivayet edilen iki gence dayanır. Efsaneye göre kentte yaşayan, zarafetiyle heykeltıraşlara ilham olan yeşil gözlü Isabella, kentin cesur ordu komutanı Antonin‘e sırılsıklam aşıktır. Antonin, sevgilisine layık olabilmek ve aşklarını ölümsüzleştirecek büyük bir çeşme inşa ettirebilmek için zorlu seferlere çıkar. O savaşırken, Ağlasun kralının gözü Isabella’ya düşer ve onu kendi oğlu Hektor’a ister.
Antonin zaferle şehre döndüğünde, Isabella’nın zorla başkasıyla nişanlandırıldığını öğrenir. Düzenlenen büyük bir saray eğlencesinde Isabella, kalabalığa aldırış etmeden gidip Antonin’i dansa kaldırır. Bu duruma öfkeden çılgına dönen Hektor, okçusuna Antonin’i vurması için emir verir. Okun hedefi anlaşıldığında Isabella sevgilisinin önüne atılır ve ona siper olarak can verir. Kollarında can veren sevgilisinin vasiyeti üzerine Antonin, bugün kentin simgesi olan ve kendi adını taşıyan Antoninler Çeşmesi‘ni inşa ettirir. İnanışa göre, bu iki aşığın sönmeyen hatırası, bin yıldır şırıl şırıl akan bu çeşmenin sularında yaşamaya devam etmektedir. Halk arasında, bu çeşmenin suyundan içen veya yüzünü yıkayan kişilere güzellik ve gençlik kazandırdığı da yaygın bir söylencedir.
2. Solimler ve Büyük İskender’e Direnen Savaşçılar
Antik çağ tarihçilerinin aktardığı efsanevi kayıtlara göre, Sagalassos ve çevre dağlarında “Solimler” (Solymi) adı verilen gözü pek, savaşçı ve bağımsızlığına düşkün bir dağ halkı yaşardı. Bu halk, ovalardaki büyük imparatorluklara boyun eğmez, kartal yuvası gibi yerleştikleri sarp kayalıklarda özgürlüklerini korurdu.
Dünyayı dize getiren fatih Büyük İskender, M.Ö. 332 yılında Sagalassos’a dayanıp kenti kuşattığında, tarihin gördüğü en sert ve inatçı yerel direnişlerden biriyle karşılaşmıştır. İskender’in ordularının zapt etmekte en çok zorlandığı yerlerden biri olan bu sarp kayalıklar, halk arasında yüzyıllarca “fatihlere boyun eğmeyen dağ adamlarının destanı” olarak anlatılmıştır. Bugün kentin hemen karşısında yer alan “İskender Tepesi”nin ismi de, Büyük İskender’in bu amansız direnişi kırmak için kurduğu karargahtan gelmektedir.
3. Heroon Anıtı ve “Dans Eden Kızlar” Söylencesi
Kentin kuzeybatısında yer alan ve kentin kurucusu ya da önemli bir kahramanı onurlandırmak için yapılan Heroon (Kahraman Anıtı), etrafındaki gizemli halk söylenceleriyle bilinir. Anıtın dış cephesini süsleyen kabartmalarda (frizlerde), el ele tutuşup neşeyle dans eden genç kızlar betimlenmiştir.
Yöre halkının ve eski zaman seyyahlarının dilden dile aktardığı yerel inanışa göre; bu kabartmalardaki kızlar aslında Sagalassos’un bereketini koruyan dağ perileridir (oreadlar). Söylenceye göre, dolunay gecelerinde Akdağ’ın zirvesinden esen rüzgar sükunete erdiğinde, anıtın etrafından hafif bir müzik sesi ve kahkahalar yükselir; dağın ruhları geçmişteki şölenleri gizlice tekrarlarmış.
4. Akdağ’ın Kartalları ve Zeus’un Zirvesi
Deniz seviyesinden 1500-1700 metre yüksekliğe kurulan Sagalassos, antik dönemde tanrılara en yakın yerlerden biri olarak görülürdü. Toroslar’ın sarp zirvesi Akdağ (2271 m), halk arasında göğün, yıldırımın ve fırtınaların tanrısı Zeus’un yeryüzündeki tahtı olarak kabul edilirdi.
Kentin üzerinde dairesel çizerek uçan ve sarp kayalıklara yuva yapan devasa dağ kartalları, yerel halk tarafından tanrıların habercisi ve kentin koruyucu ruhları olarak görülürdü. Günümüzde bile antik tiyatronun o yüksek basamaklarında oturup vadiyi izlerken başınızın üzerinden süzülen yırtıcı kuşları gördüğünüzde, bu bin yıllık efsanenin ne kadar canlı olduğunu ruhunuzda hissedersiniz.
Sagalassos Projesi ve BAKA (Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı) Destekleri
Antik kentin yalnızca arkeolojik kazılarla değil, çevresel ve sosyo-ekonomik kalkınmayla da ayağa kaldırılmasında Batı Akdeniz Kalkınma Ajansı (BAKA) çok kritik bir rol oynamaktadır. BAKA’nın Sagalassos Antik Kenti ve Ağlasun ilçesi ekseninde hayata geçirdiği ve desteklediği çok yönlü projeler, bölgenin sürdürülebilir turizm potansiyelini zirveye taşımaktadır.
Ajansın bölge odaklı yürüttüğü stratejik çalışmalar ve projelerin temel başlıkları şunlardır:
- Sürdürülebilir Turizm ve Bölgesel Tanıtım: Sagalassos’u ulusal ve uluslararası ölçekte güçlü bir cazibe merkezi haline getirmek amacıyla kapsamlı ziyaretçi rehberleri, tanıtım materyalleri ve dijital altyapı projeleri desteklenmektedir. Göller Yöresi turizm koridorunda kentin payı aktif olarak artırılmaktadır.
- Konaklama ve Altyapı Geliştirme Çalışmaları: Artan ziyaretçi akınına karşılık Ağlasun’daki konaklama imkanlarının çeşitlendirilmesi, butik otel ve pansiyonculuğun desteklenmesi ile teleferik gibi vizyon projelerin fizibilite çalışmaları BAKA’nın kalkınma planları arasında yer almıştır.
- Antik Yiyecek Kültürü ve Gastronomi: Kazılardan elde edilen arkeobotanik veriler ışığında, antik dönemde Sagalassos’ta tüketilen yerel gıdaların ve yiyecek kültürünün günümüz mutfağıyla harmanlanarak turizme kazandırılmasına yönelik etkinlikler düzenlenmektedir.
- Çocuklar ve Yerel Halk İçin Farkındalık Eğitimleri: Bölge çocuklarının kendi kültürel miraslarına sahip çıkması, arkeolojik bilincin erken yaşlarda kazandırılması ve yerel halkın turizm ekonomisine entegre edilmesi amacıyla özel eğitim programları yürütülmektedir.
- Doğal Yaşam ve Ekolojik Denge: Sadece tarihi eserler değil, bölgenin eşsiz tabiatı da koruma altına alınmaktadır. Örneğin geçmişte bu coğrafyada görülen nadir türlerden Anadolu Leoparı gibi yaban hayatı değerleri BAKA tarafından hazırlanan bilgilendirici broşür ve rehberlerle vurgulanmış, ekolojik farkındalık artırılmıştır.
BAKA’nın vizyoner destekleri sayesinde Sagalassos, yalnızca geçmişin kalıntısı olan sessiz taşlar yığını olmaktan çıkıp, yerel halkıyla, doğasıyla ve yaşayan kültürüyle geleceğe güvenle bakan örnek bir miras alanına dönüşmektedir.
Ağlasun ve Sagalassos DNA Araştırması: Bin Yıllık Genetik Bağ

Sagalassos Antik Kenti’nde yürütülen çalışmalar yalnızca taş yapıların ve mermer heykellerin gün yüzüne çıkarılmasıyla sınırlı kalmamış; tarihin sırlarını genetik kodlarla çözen son derece heyecan verici bilimsel araştırmalara da ev sahipliği yapmıştır. 1997 yılında temelleri atılan bu DNA araştırması, antik kentin kaderini bugünün yerel halkıyla buluşturan büyüleyici bir bilimsel serüvendir.
Çift Gömülerin Sırrı ve Kazı Ekibi Önlemi
1996 – 1997 kazı sezonunda arkeologlar tarafından ortaya çıkarılan mezarlarda, yetişkin bir bireyin bacakları arasında yer alan çocuk iskeletleri dikkat çekmiştir. Bu olağanüstü gömülerin ardından kazı başkanı, ölüler arasındaki biyolojik akrabalık bağlarını netleştirmek amacıyla iskeletlerden DNA örneği alınmasını talep etmiştir.
Araştırmanın güvenilirliğini tehlikeye atabilecek olası laboratuvar bulaşmalarını (kontaminasyonu) kesin olarak önlemek için ise çok titiz bir tedbir alınmış; kazı ekibinde çalışan tüm bilim insanlarından da DNA örnekleri alınarak veri tabanına kaydedilmiştir.
Modern Ağlasun Halkı ile Antik Sagalassosluların Buluşması
Zamanla KU Leuven Üniversitesi öncülüğündeki bilim insanları bu araştırmayı çok daha geniş bir boyuta taşımış ve antik kentin hemen eteklerinde yaşamını sürdüren Ağlasun yerel halkını da bu genetik çalışmaya dahil etmiştir.
Yapılan kapsamlı genetik analizler ve antropolojik karşılaştırmalar sonucunda bilim dünyasını heyecanlandıran şu gerçek kanıtlanmıştır: Günümüz Ağlasun halkının DNA yapıları ile bin yıllar önce Sagalassos’ta yaşayan antik kent sakinleri arasında güçlü bir genetik devamlılık ve akrabalık bağı bulunmaktadır. Diğer bir deyişle, bugün Ağlasun’da yaşayan yerel halk, antik dönemde bu sarp dağ yamaçlarında seramik üreten, Antoninler Çeşmesi’nden su içen ve tiyatrolarda buluşan Sagalassosluların doğrudan torunlarıdır.
Sagalassos Antik Kenti; hayranlık verici konumu, muhteşem anıtsal eserleri, efsaneleri ve insan odaklı özenli bilimsel proje süreçleriyle dünya arkeoloji tarihinde incelemeye değer eşsiz bir mirastır.
Sagalassos Çevresinde Gezilecek Diğer Yerler (Rota Önerileri)
Göller Yöresi’nin kalbinde yer alan Sagalassos Antik Kenti gezisini tamamladıktan sonra, bu coğrafyanın sunduğu diğer eşsiz tarihi durakları ve doğa harikalarını da rotanıza ekleyerek seyahatinizi unutulmaz bir keşfe dönüştürebilirsiniz. Antik kente yakın mesafede mutlaka görülmesi gereken başlıca rota önerileri şunlardır:
- İnsuyu Mağarası: Burdur-Antalya karayolu üzerinde, kente oldukça yakın bir konumda yer alan İnsuyu Mağarası, Türkiye’nin turizme açılan ilk mağarası olma unvanını taşır. Milyonlarca yılda oluşmuş sarkıt ve dikitleri, içindeki yeraltı gölleriyle doğa tutkunları için büyüleyici bir duraktır.
- Salda Gölü: “Türkiye’nin Maldivleri” olarak dünya çapında ün kazanan Salda Gölü; saf beyaz kumsalları ve göz alıcı berrak turkuaz suyuyla Sagalassos seyahatine harika bir doğa molası alternatifi sunar.
- Kibyra Antik Kenti: Burdur’un Gölhisar ilçesinde yer alan Kibyra, özellikle dünyanın en iyi korunan antik mozaiklerinden Medusa motifli Odeon’u, devasa stadion’u ve gladyatör frizleriyle Sagalassos’un en görkemli komşu antik kentidir.
- Burdur Gölü ve Tabiat Parkı: Göller Yöresi’nin en büyük ekosistemlerinden biri olan Burdur Gölü; nesli tükenme tehlikesindeki dikkuyruk ördekleri, kuş gözlem alanları ve muhteşem gün batımı manzaralarıyla rotanızı tamamlayacak huzurlu bir noktadır.
Sagalassos’ta Ne Yenir? Ağlasun ve Burdur Gastronomisi
Bin yılların tarihini ve dağ havasını soluduktan sonra, yörenin zengin ve tescilli lezzetlerini keşfetmek seyahatin en keyifli kısımlarından biridir. Hem Ağlasun ilçesinde hem de Burdur merkezde damaklarınızda iz bırakacak mutlaka denemeniz gereken lezzetler şunlardır:
- Burdur Şiş: Burdur’un coğrafi işaretli, tüm dünyada bilinen imza lezzetidir. Hiçbir katkı maddesi kullanılmadan, sadece kıyma ve az tuzla hazırlanan etin odun ateşinde özel yassı şişlerde pişirilmesiyle yapılır; yanında sıcak pideyle servis edilir.
- Ceviz Ezmesi: Burdur’un tescilli geleneksel tatlısıdır. Bol miktarda kaliteli ceviz içi, irmik (veya un) ve şekerin uyumuyla yoğrulan bu enfes tatlı, dağ tırmanışından sonra enerji depolamak için birebirdir.
- Ağlasun Mutfağı ve Ev Yapımı Lezzetler: Ağlasun’a kadar gelmişken yöreye özgü akfasulye yemekleri, geleneksel ev yapımı tarhana çorbası ve odun ateşinde pişirilen yerel tencere yemeklerini tatmadan dönmemelisiniz.
Sagalassos Antik Kenti Hakkında Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
Sagalassos antik kenti, gerek binlerce yıllık köklü geçmişi gerekse günümüze kadar ulaşan muhteşem mimari yapılarıyla Akdeniz bölgesinin en çok merak edilen arkeolojik rotalarından biridir. Bu büyüleyici dağ kentini ziyaret etmeyi planlayan seyahat severlerin ve tarih tutkunlarının internette en çok arattığı popüler soruları ve yanıtlarını sizler için bir araya getirdik.
Sagalassos Antik Kenti, Türkiye’nin Akdeniz Bölgesi’nde, Göller Yöresi sınırları içinde yer alan Burdur ilimizdedir. Burdur’un Ağlasun ilçesinin hemen 7 kilometre kuzeyinde, Akdağ’ın güney yamaçlarında, yaklaşık 1500-1600 metre yükseklikte kurulmuştur. Kent, Burdur merkeze 39 km, Antalya’ya ise 118 km mesafede konumlanmaktadır.
Sagalassos’a şahsi aracınızla gidecekseniz Burdur-Antalya karayolu üzerindeki İnsuyu Mağarası veya Ağlasun yol ayrımından saparak ilçeye ulaşabilir, buradan da virajlı dağ yolunu takip ederek antik kente varabilirsiniz. Toplu taşıma tercih edecekler ise Burdur veya Isparta otogarlarından Ağlasun ilçesine kalkan minibüsleri kullanabilir, ilçeden antik kente taksiyle geçiş sağlayabilirler. (Not: Navigasyona körü körüne güvenmeyip Ağlasun merkezden yol tarifi almakta fayda vardır).
Sagalassos Antik Kenti giriş ücreti T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarifelerine göre belirlenmektedir (2026 yılı için 8 Euro karşılığı TL’dir). Tarihi alanda Müzekart geçerlidir ve kenti ekonomik bir şekilde gezmek için en iyi yöntemdir. Ayrıca Kültür Bakanlığı’na bağlı diğer ören yerlerinde olduğu gibi Sagalassos da dini bayramların ilk günü saat 13:00’a kadar kapalıdır.
Dağ yamacına kurulu yüksek bir kent olduğu için Sagalassos’u ziyaret etmek en ideal dönem ilkbahar (Mayıs-Haziran) ve sonbahar (Eylül-Ekim) aylarıdır. Yaz aylarında gündüz saatleri sıcak olabildiğinden, özellikle yaz döneminde devreye giren gece müzeciliği sayesinde saat 21:00’e kadar serin akşamlarda kenti gezmek harika bir alternatif sunar.
Sagalassos Antik Kenti oldukça geniş bir alana yayılmıştır ve dik bir dağ yamacında kurulduğu için yürüyüş rotaları tırmanış içerir. Kentin Antoninler Çeşmesi, tiyatrosu, agorası, kütüphanesi ve tapınakları gibi en önemli yapılarını hakkını vererek, fotoğraf çekerek ve soluklanarak gezmek için en az 2 ila 3 saatlik bir zaman ayırmanız tavsiye edilir.
Sagalassos’ta yaşam izleri M.Ö. 12000’e kadar gitse de bölgede yerleşik hayat M.Ö. 8000’de başlamıştır. Kentte sırasıyla Luviler, Pisidya halkı, Frigler, Lidyalılar, Persler, Büyük İskender’in fethiyle Helenler ve kentin en ihtişamlı dönemini yaşatan Romalılar ile Bizanslılar yaşamıştır. Modern DNA araştırmaları, günümüz Ağlasun halkının bir kısmının genetik olarak doğrudan antik dönemdeki Sagalassoslular ile bağ taşıdığını kanıtlamıştır.
Sagalassos; antik dünyada “Pisidya’nın birinci şehri” olarak anılan, dünyanın en yüksek rakımlı antik tiyatrolarından birine ev sahipliği yapan ve binlerce yıldır suyu aralıksız akan dünyaca ünlü Antoninler Çeşmesi‘ne sahip nadir yerleşimlerdendir. Ayrıca antik çağın en büyük seramik üretim merkezlerinden biri olması nedeniyle dünya arkeoloji tarihinde eşsiz bir yere sahiptir.
Ayrıca İlgili Linkler:
- Sagalassos Antik Kenti Fotoğrafları
- Türkiye UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi
- Akdeniz Bölgesi Antik Şehir, Tarihi Kent Bilgileri
- Akdeniz Bölgesi Antik Kent Fotoğrafları
- Türkiye Müzeler, Antik Şehir ve Tarihi Kentler
- Burdur İsmi Nereden Geliyor?
- Yunan Mimarisi Kategorisi
- Arkeoloji Kategorisi
- Anadolu Tarihi Kategorisi
- Antik Çağ Kategorisi
- Tapınaklar Kategorisi
- Sagalassos: Tarihte Yolculuk – Nazmi Öner
