Mevlana müzesi Sultan Veled eserleri 1267-1291 - Mevlana museum Works of Sultan Valad

Mevlana’nın Hayatı, Mevlevilik ve Mevlana Felsefesi

Mevlana’nın hayatı, doğum yeri, çocukluğu, Şems-i Tebrizi ile karşılaşması, felsefesi ve eserleri ile yüzyıllardır tasavvuf meraklılarının internette en çok araştırdığı konuların başında gelmektedir. Mevlana hümanizm, hoşgörü anlayışı ve bunu yansıtan hayatı ile dünyanın tanımış olduğu sayılı düşünürlerden biridir. Günümüzde hala kabul edilen ve danışılan, insanoğlunun yaşadığı sürece de ayakta duracak olan hayat felsefesi ile birçok konuda yol göstermiştir. Yaşadığı ve değer kattığı hümanizm felsefesiyle birlikte ölümünden sonra en başta ortaya çıkan Mevlevilik, sema (sem’a, semâ), semazen kavramları ile manevi ve maddi dünyada yaşayacaktır Mevlana. Günümüzde bile hala araştırılan ve yorumlanan yaşam felsefesi ile dünya düşünce tarihine ve tasavvuf tarihine ve ilmine mâl olmuş bir erdemdir Mevlana Celaleddin Rumi (Mevlânâ Celâleddîn Rumî).

Mevlana’nın Hayatı ve Mevleviliğin Önemi

Düşünce ve Tasavvuf tarihi içinde önemli yeri olan Mevlana hayatı boyunca, aşk terimini daha da güzelleştiren “ben aşkın aşığıyım” diyerek aşkla bir bütün olarak aklı aşkın hizmetine, aşkı da insanlığın hizmetine sunmuştur. Mevlana, Hak (İslam inanışında bir şeyi hikmetin gereğine uygun olarak icat eden, dolayısıyla Allah’ın bir ismi ve sıfatı) yolunda ve aşk yolunda yanmayı, olmayı ve ermeyi amaç edinmiştir. Bu amacını dünyaca bilinen şu sözünde de görebilmek mümkündür: “Üç sözden fazla değil, tüm ömrüm şu üç söz; hamdım, piştim, yandım.”

Mevlana’nın hayatı ve kurduğu bu manevi miras, sadece yaşadığı dönemi değil, yüzyıllar boyunca geniş coğrafyaları etkileyen evrensel bir düşünce sisteminin doğmasını sağlamıştır. Bu anlayışın temelini oluşturan Mevlevilik; insanı, sevgiyi ve hoşgörüyü merkeze alarak toplumsal barışa ve tasavvuf kültürünün gelişimine büyük katkılar sunmuş, dünyaca tanınan köklü bir felsefeye dönüşmüştür.

1207-1273 yılları arasında, 13.yy’da yaşamış olan Mevlana’nın mezarı, bugün müze haline getirilmiş olan dergâhındaki türbesinde bulunmakta olup, dergâhı İç Anadolu Bölgesi bölgesi görülecek tarihi yerler, yapılar ve önemli yerler arasındadır. Yerli ve yabancı turistlerin, özellikle de Japonların ziyaret ettiği Mevlana müzesi ve türbesi, günümüzde Mevleviliğin merkezi olan Konya’da bulunmaktadır.

Mevlana’nın Hayatı Ve Mevlevilik Kısa Bilgiler Tablosu

Kategori / Dönem Konu / Eser Adı Detay, İçerik ve Önemli Gelişmeler
30 Eylül 1207 Doğumu Horasan bölgesinin Belh şehrinde doğdu (Günümüzde Afganistan).
1222 – 1225 Karaman Yılları ve Evlilik Ailesiyle Karaman’a yerleşti. Gevher Hatun ile evlendi (Sultan Veled ve Alaeddin Çelebi doğdu).
27 Nisan 1228 Konya’ya Göç Sultan Alaeddin Keykubat’ın davetiyle Karaman’dan Konya’ya geldi.
23 Şubat 1231 Babasının Vefatı Bahaeddin Veled vefat etti ve Selçuklu Sarayı’nın Gül Bahçesi’ne gömüldü.
1244 – 1247 Şems-i Tebrizi Dönemi Şems ile tanıştı; tasavvufi anlayışı derinleşti. Şems 1247’de ansızın ortadan kayboldu.
17 Aralık 1273 Mevlana’nın Vefatı Vefat etti. Bu gece Rabbine kavuşma günü kabul edilerek “Şeb-i Arus” denildi.
1273 Sonrası (13. yy. Sonu) Mevleviliğin Başlangıcı ve Kurumsallaşması Mevlana hayattayken bir tarikat kurmamıştı. Vefatının ardından oğlu Sultan Veled ve torunu Ulu Arif Çelebi Mevlana’nın felsefesini sistemleştirerek Mevlevilik tarikatını ve sema adabını resmen başlattı.
Eser (Manzum) Mesnevi 6 Cilt, ~25.700 Beyit. Hüsamettin Çelebi’ye yazdırılmıştır; tasavvuf hikâyelerini içerir.
Eser (Manzum) Divan-ı Kebir ~40.000 Beyit. İlahi aşk, coşku, gazel ve rubailerinden oluşan dev şiir koleksiyonudur.
Eser (Mensur) Fîhi Mâ Fîh 61 Bölüm. Mevlana’nın meclislerdeki sohbetlerinin oğlu Sultan Veled tarafından derlenmiş halidir.
Eser (Mensur) Mektûbat 147 Mektup. Selçuklu devlet adamlarına ve dostlarına yazdığı tavsiye mektuplarından oluşur.
Eser (Mensur) Mecâlis-i Seb’a 7 Meclis / Vaaz. Mevlana’nın verdiği vaazların ve dini sohbetlerinin not edilmesinden oluşur.

Mevlana, Mevlevilik ve Sufilik

Mevlana müzesi fotoğrafları Hat ve Tezhib kitabı - Mevlana museum photos, book of the hatt (Islamic calligraphy) and tezhib (Gilding)
Mevlana müzesi fotoğrafları Hat ve Tezhib kitabı – Mevlana museum photos, book of the hatt (Islamic calligraphy) and tezhib (Gilding)

Bilindiği üzere Mevlana, Türk kültür tarihinin büyük isimlerinden biridir ve yaşadığı dönem içinde ve sonrasında günümüze kadar kabul görmüş bir Mevlevi, şair, dini ilimlere hâkim bir felsefe insanıdır. İçinde bulunduğu, doğduğu ve yaşadığı coğrafya ile arasındaki bağ derin olmakla birlikte tarikat kurucusu ve sufi (sûfi) olan Mevlana, Anadolu’da o dönemde bir araya gelip Anadolu’nun kendine özgü kültür mozaiğini oluşturan unsurlar ile İslam dini arasındaki kaynaşma ve birleşmeye mâl olmuş bir maneviyat insanıdır.

Tasavvuf ve Sufilik Nedir?

Tasavvuf ya da Sufilik, İslam’ın mistik yüzü olarak tarif edilmektedir. Tasavvuf’un en basit anlamı saflaşmak olmakla birlikte Allah yolunda bencillikten ve bencillikten arınarak varlığını, yüzünü, kimliğini ve her şeyini Allah’a teslim etmek ve secde etmektedir. Dolayısı ile insan tasavvuf yolunda ilerlerken, bu mücadelede kemale ermiş olanlara “Sufi” denilmektedir.

Mevlevilik Nedir?

Mevlevilik ise kelime anlamı olarak temeli Mevlana’nın görüşlerine dayalı olan, Mevlana’nın ölümünden sonra kurulan bir tarikat; insanı, evrenin özü olarak gören, varlıkbirliği ilkesini benimseyen ve farklı bir tasavvufu olan bir din görüşüdür. Bilindiği üzere Mevlana Allah sevgisini, o zamana kadar tasavvuf etmiş olduğundan farklı olarak Şems Tebrizi siluetinde görmüş, felsefi anlayışı genişlemiş ve bilinç sınırlarının ötesine geçmiştir.

Aşağıdaki bölümlerde Mevlana Felsefesi detaylı olarak verilmektedir ancak Mevleviliği en iyi anlatan yine Mevlana’nın kendi sözleridir:

“Kendini küçük görmeyi bırak. Sen yürüyen evrensin”

Mevlana’nın Hayatı

Mevlana müzesi Osmanlı Fermanı 19.yy - Ottoman Imperial order 19th Century
Mevlana müzesi Osmanlı Fermanı 19.yy – Ottoman Imperial order 19th Century

Mevlana Celaleddin Rumi (Jalal ad-Din Muhammad Balkhi) 30 Eylül 1207 tarihinde Horasan bölgesinde Belh isimli bir yerleşim yerinde doğmuştur (Horasan, güneşin doğduğu yer, güneş ülkesi anlamına gelmektedir ve Belh isimli şehir günümüzde Afganistan sınırları içindedir). 1200’lü yılların başında Horasan bölgesine hâkim olan Harzemşahlar (veya Harezmşahlar) hükümdarı ile Mevlana’nın babası Muhammed Bahaeddin Veled (âlimlerin sultanı olarak Horasan’da tanınmıştır) arasındaki bir iktidar çekişmesinden dolayı Bahaeddin Veled bölgeden ayrılmaya karar vermiştir.

Mevlana, babası ve yanındakilerle birlikte ilk olarak Mekke ve Şam’a gitmiştir. Şam’dan sonra sırasıyla Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde’ye uğrayarak en son 1222 yılında Karaman’a gelmiştir. Karaman’da iken 1225 yılında Mevlana, Şerafettin Lala’nın kızı Gevher Hatun ile evlenir ve Sultan Veled ile Alaeddin Çelebi isimli iki çocukları olur. Gevher Hatun’un ölüm tarihi tam olarak bilinmese de, Gevher Hatun’un ölümünden sonra Mevlana ikinci evliliğini Kerra Hatun ile yapmıştır. Mevlana’nın ikinci evliliğinden de Muzaffereddin ve Emir Âlim Çelebi isminde iki erkek çocuğu ve Melike Hatun isminde bir de kızları olmuştur. Kerra Hatun’un da ilk evliliğinden Kimya Hatun isminde bir kızı vardır.

Karaman’dan Konya’ya Göç ve Mevlana Sevgi ve Barış Yürüyüşü

27 Nisan 1228 tarihinde Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat daveti üzerine Mevlana, babası ve ailesi ile yedi yıl kaldığı Karaman’dan Konya’ya gelir ve yerleşir. Anadolu Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat da Mevlana’nın babası Bahaeddin Veled’in müritlerindendir. Bu yakınlık Anadolu Selçuklu devletinden başlayarak Osmanlı süresince Mevlana ve soyundan gelenler ile müritlerinin sultanlar tarafından onurlandırılmasına yol açmıştır. Hatta günümüzde de bu göçü onurlandırmak için 2017 yılından başlayarak her yıl Karaman’dan Konya’ya bir hafta süren Uluslararası Sevgi ve Barış Yürüyüşü yapılmaktadır.

23 Şubat 1231 tarihinde Mevlana’nın babası Bahaeddin Veled Konya’da vefat eder. Şu andaki dergâhın olduğu yere, o dönemdeki Selçuklu Sarayı’nın Gül Bahçesi içine gömülmüştür. Konya göçü esnasında 300 develik yükünün yarısının kitap olduğu böyle âlim ve bilgili bir insanın ölümünden dolayı Alaeddin Keykubat’ın yas tutarak bir hafta tahtına oturmadığı söylenmektedir.

Mevlana, babasının vasiyeti, müritlerinin isteği ve Selçuklu Sultanı emri ile babasının yerine geçer. Kısa bir süre dersler, fetvalar ve vaazlar verir. Mevlana’nın oğlu Sultan Veled’in ‘İbtidaname’sine göre babasının öğrencilerinden olan Burhaneddin Muhakkik, Mevlana’yı zamanında geçerli olan İslam ilmi sınavına sokar. Sınavdaki başarısına istinaden ‘Senin bilgide eşin yok, baban hal ehli idi, sen kal (söz) ehlisin. Sözü bırak, baban gibi hal sahibi ol. Ancak o zaman babanın gerçek varisi olursun, ancak o zaman güneş gibi âlemi aydınlatabilirsin’ demiştir. Bunun üzerine Mevlana, Burhaneddin’in müridi olarak eğitim almak için yola çıkar. Yol boyunca çalışır, tarikat eğitiminden geçer. Halep ve Şam medreselerinde öğrenimini tamamlar. Dönüşte hocasının gözetiminde peş peşe üç kez çile çıkartır. Konya’ya döndükten sonra ilmini yaymaya devam eder, ta ki Şems Tebrizi ile karşılaşıncaya kadar.

Mevlana ile Şems Tebrizi Hayatı

Mevlana türbesi, türbenin incili anahtar kesesi, Osmanlı 18.yy - Mevlana mausoleum, the pearl ornamented key purse of the mausoleum, Ottoman 18th Century
Mevlana türbesi, türbenin incili anahtar kesesi, Osmanlı 18.yy – Mevlana mausoleum, the pearl ornamented key purse of the mausoleum, Ottoman 18th Century

1244 yılında Mevlana Celaleddin’in karşısına Şemsettin Muhammed Tebrizi (Tebrizli Şems, Doğumu 1185 – ölümü 1248) çıkar. Hacı Bektaş Veli’nin ‘Makalat’ isimli kitabında anlattığına göre Tebrizli Şems’in bir aradığı vardır. Bu aradığını da Konya’da bulacaktır. Şems Tebrizi, yapmış oldukları sohbet sonrasında aradığının O olduğunu anlamıştır (ilgili sohbet kaynakçada mevcuttur). İlk karşılaştıklarında yaptıkları sohbetin çok değişik versiyonları bugün ne yazık ki internetin bilgi kirliliğinde bulunmaktadır.

Etrafındakiler daima siyah giyindiği için Şems Tebrizi’ye ‘Kamil-i Tebrizi’, çok seyahat ettiği için de ‘Şems-i Perende’ demektedir. Şems Tebrizi dünya malına önem vermez ve genelde aynı kıyafetlerle gezmektedir. Şems, Konya’da kiraladığı odanın kapısına astığı 2-3 dinarlık kilit anahtarını sarığının köşesinde göstererek gezdiğinden dolayı halk onu zengin bir tüccar olarak da tanımıştır.

Mevlana ve Şems Tebrizi Tanıştıklarında Kaç Yaşlarındaydı?

Mevlana 37 yaşında iken Şems Tebrizi 59 yaşındadır. Mevlana ve Şems Tebrizi tanışmaları ardından medresedeki çilehanede kimi kaynaklara göre bir ay, kimi kaynaklara göre altı ay birlikte kalırlar. Bundan sonra Mevlana hayatı boyunca artık değişecek ve kendisine yeni bir kişilik oluşturacaktır. Artık görevlerini yapmamakta; vaaz vermemekte, derslerini, zorunluluklarını terk etmiş bir durumdadır. Okuduğu kitapları yarıda bırakmış, müritleri ile görüşmez olmuş, dostlarını aramaz olmuştur. Bu durum kısa süre içinde tüm Konya ve çevresinde bir tepki doğurmuştur. Mevlana’nın yanındaki derviş merak edilmekte ve tüm bunlardan dolayı öfke duyulmaktadır.

1245 yılında şikâyetlerin iyice arttığı bir zamanda Şems Tebrizi, Kehf Suresi 78. ayetini okuyarak “İşte bu, sen ile ben’in arasındaki ayrılıktır” diyerek Konya’yı ansızın terk etmiştir. Şems Tebrizi’den haber alamayan Mevlana, görev ve sorumluluklarından iyice elini eteğini çekmiştir. Kimseyi kabul etmemeye başlamış, özlem ve aşk dolu gazeller söylemeye başlamıştır. Bu durum Mevlana’nın müritlerini ikiye ayırmıştır; kimi müritler Şems’in gidişine sebep oldukları için pişmanlık duymaktayken, kimi müritler de yaşanan tüm bu olaylara iyice kızmaktadır.

1246 yılında Şems Tebrizi’nin Şam’da olduğu öğrenilince, Mevlana’nın oğlu Sultan Veled başta olmak üzere bir kafile Şam’a gider. Mevlana’nın kendisi için yazdığı gazelleri Şems’e verir ve Konya’ya dönüşü için ikna edilir. Konya’ya dönüşünde her şey tekrar normal seyrine döner ve tekrar birlikte aşk ile yanarlar. Ancak Mevlana’nın müritleri ve dervişler kendisini Şems’ten uzak tutmaya çalışırlar.

Bu dönemdeki en büyük değişiklik yine Mevlana’dadır. Çünkü Mevlana artık hayatı boyunca, bal rengi bir külahla Hint kıyafetlerine benzeyen hırkalar giymeye başlar. Halk da bu duruma öfkelidir. Hatta Şems Konya’ya döndükten sonra dedikoduların son bulması için üvey kızı Kimya ile Şems’i evlendirmiştir.

Şems Tebrizi Ortadan Kayboluyor

Mevlana müzesi mesnevi Beylikler 1372 Selçuklu veziri Şerefüddin Emir Satı için yazılmıştır - Mesnevi manuscript 1372 written for Seljuk vazir Şerefüddin Emir Satı
Mevlana müzesi mesnevi Beylikler 1372 Selçuklu veziri Şerefüddin Emir Satı için yazılmıştır – Mesnevi manuscript 1372 written for Seljuk vazir Şerefüddin Emir Satı

1247 Yılında tepkilerden dolayı yılgınlık yaşayan ve öfkelenen Şems Tebrizi ‘bu defa gittiğimde kimse nerede olduğumu bilemeyecek’ diyerek ortadan kaybolur. Kimi kaynaklar Şems’in öldürüldüğünü yazarken, kimi kaynaklar da 1248 yılında İran’ın Hoy bölgesinde öldüğünü yazmaktadır. Bu konudaki çeşitli kaynaklara göre:

  • Ahmed Eflaki (Eflâkî)’ye göre: Şems Mevlana ile sohbet ederken yedi kişilik bir grup sohbet ettikleri yerin önüne gelir ve Şems’in dışarı çıkmasını ister. Bunun üzerine Mevlana’ya “beni öldürmeye geldiler” der ve çıkar. Bir bıçak darbesi alan Şems bağırarak kaçar ve bir daha görülmez (Ariflerin Menkıbeleri II). Buradaki rivayete göre Şems’e saldıranların birisi de Mevlana’nın oğlu Alaeddin’dir. Hatta Alaeddin öldüğünde Mevlana oğlunun cenazesine katılmamıştır.
  • Fatma Hatun ve Arif Çelebi’ye göre: Eflaki’nin annesi Fatma Hatun ve Arif Çelebi’ye göre Şems’e suikast yapılmış, cesedi bir kuyuya atılmıştır. Bir başka rivayete göre de suikasttan sonra Sultan Veled’in rüyasına giren Şems kuyunun yerini söyleyerek bulup defnedilmesini ister, bunun üzerine kuyuya gidilir ve ceset uzun zaman geçmesine rağmen bozulmamış olarak bulunur. Kuyunun olduğu bahçe Emir Bedrettin Gevhertaş’a aittir. Kuyunun üzerine sonradan Şems-i Tebrizi Zaviyesi yapılmıştır.
  • Sahih Ahmed Dede’ye göre: Sahih Ahmed Dede ise Mevlevilerin Tarihi isimli kitabında Şems Tebrizi’nin 1247 yılında eceliyle öldüğünü ve Emir Bedrettin’in yanına gömüldüğünü yazmaktadır.

Aslında Şems Tebrizi’nin nerede öldüğü/öldürüldüğü veya nasıl öldüğü/öldürüldüğüne dair kesin bir kaynak bulunmamaktadır. Oysa Konya, Niğde ile İran’ın Hoy ve Tebriz şehirlerinde hatta Pakistan’da Şems’e ait olduğu söylenen türbeler bulunmaktadır.

Mevlana ve Mesnevi’nin Doğuşu

1248 Yılında, Şems’in ortadan kaybolmasından sonrası Mevlana artık hayatı boyunca kendisine en yakın olarak (hemhal olarak – aynı hali yaşayan ve paylaşan dost) Selahattin Zerküb’u görmüştür. Şems Tebrizi’nin yokluğunu Selahattin ile yaptıkları dost meclislerinde gidermeye çalışmıştır. Bu süreç 10 yıl kadar sürmüştür.

1258 yılının Aralık ayında Selahattin Zerküb vefat etmiştir. Bir süre sonra Mevlana, müridi olan Hüsamettin Çelebi ile tasavvufa devam etmiştir. Ölümüne kadar geçen süre boyunca Mevlana, Hüsamettin Çelebi’ye İslam Tasavvufu hakkındaki en önemli ve en büyük yapıtı olan Mesnevi’yi (Mesnevî, Mesnevî-i Manevî) yazdırmıştır.

Mevlana, Mesnevi’nin ünlü ilk 18 beytini kendisi kaleme almış, geri kalan 25.682 beytini de Hüsamettin Çelebi’ye yazdırmıştır. Mesnevi toplamda 25.700 beyitlik ve altı ciltlik bir yapıttır. Mesnevi, tasavvuf öğretisini çeşitli hikâyeler ve olaylarla anlatmaktadır ve yorumlanışı da tasavvuf ilkelerine göredir. Günümüzde Mevlana Celaleddin’in Mesnevisi birçok dile çevrilmiş olmakla birlikte ilgi ve dikkat çekicidir. Mesnevi’nin bilinen ilk çevirisi Almanca olup 1849 tarihlidir.

Mevlana’nın Ölümü

Mevlana mezarı ve türbenin içindeki Celi Sülüs yazıları - Celi Sülüs inscriptions on the wall inside Mevlana mausoleum
Mevlana mezarı ve türbenin içindeki Celi Sülüs yazıları – Celi Sülüs inscriptions on the wall inside Mevlana mausoleum

17 Aralık 1273 Tarihinde Mesnevi bittiğinde iyice yaşlanan ve yorgun düşen Mevlana vefat eder. Her yıl 17 Aralık günü Rabbine kavuşma günü olarak addedilen düğün gecesi anlamına gelen Şeb-i Arus (Şeb-i Arûs) olarak anılmaktadır. Mevlana, vefat ettikten sonra babasının yanına gül bahçesine gömülmüştür.

Mevlana’nın Eserleri

Mevlana müzesi Sultan Veled eserleri 1267-1291 - Mevlana museum Works of Sultan Valad
Mevlana müzesi Sultan Veled eserleri 1267-1291 – Mevlana museum Works of Sultan Valad

Mevlana Celaleddin Rumi, yalnızca düşünceleriyle değil günümüze ulaşan eserleriyle de tasavvuf ve edebiyat tarihinde önemli bir yer edinmiştir. Eserlerinde aşk, insan, hoşgörü, ahlak ve Allah sevgisi gibi konuları işlemiştir. Mevlana’nın eserleri günümüzde birçok dile çevrilmiş ve dünyanın farklı ülkelerinde okunmaya devam etmektedir.

Mesnevi

Mevlana’nın en önemli eseri kabul edilen Mesnevi, altı ciltten ve yaklaşık 25 bin beyitten oluşmaktadır. Tasavvuf düşüncesini hikâyeler, öğütler ve semboller aracılığıyla anlatan eser, İslam dünyasının en önemli klasiklerinden biri olarak kabul edilir.

Divan-ı Kebir

Divan-ı Kebir, Mevlana’nın aşk ve tasavvuf anlayışını yansıtan şiirlerinden oluşmaktadır. Eser içerisinde gazeller ve rubailer yer almakta olup Mevlana’nın duygusal ve manevi dünyasını yansıtan en önemli kaynaklardan biridir.

Fîhi Mâ Fîh

Fihi Ma Fih, Mevlana’nın sohbetlerinden derlenmiş bir eserdir. Günlük yaşam, ahlak, insan ilişkileri ve tasavvuf konularındaki düşüncelerini içeren eser, Mevlana’nın fikirlerini doğrudan anlamak isteyenler için önemli kaynaklardan biridir.

Mektûbat

Mektubat, Mevlana’nın devlet adamlarına, dostlarına ve çeşitli kişilere yazdığı mektuplardan oluşmaktadır. Bu mektuplar dönemin sosyal yapısı hakkında bilgi verdiği gibi Mevlana’nın insanlara yaklaşımını da göstermektedir.

Mecâlis-i Seb’a

Mecalis-i Seba (Yedi Meclis), Mevlana’nın çeşitli dönemlerde verdiği vaaz ve sohbetlerin bir araya getirilmesiyle oluşmuştur. Eserde dinî, ahlaki ve tasavvufi konular ele alınmakta olup Mevlana’nın düşünce dünyasını anlamak açısından önemli bir kaynaktır.

Mevlana Felsefesi ve Düşünce Dünyası

Mevlana türbesi Celi Sülüs yazısı - Celi Sülüs script in the Mevlana meusoleum
Mevlana türbesi Celi Sülüs yazısı – Celi Sülüs script in the Mevlana meusoleum

Mevlana’nın mesajı dünya hayatının geçiciliği olduğu kadar, bu dünya hayatındaki maddeselliğin insan ilişkilerinin en yıkıcı unsur olduğu üzerinedir. Bundan dolayı hümanizm çok önemlidir. Mevlana için en önemli şey hayatı boyunca insan olmak ve insanca hareket etmektir. Bundan dolayı insani olmayan her şeyin de karşısında bulunmuştur. İnsanı sevmenin evreni sevmekle, hakkı sevmekle aynı şey olduğunu düşünerek bunu çeşitli konularda örneklerle dile getirmiştir.

Mevlana için hangi dine, hangi peygambere inanıldığı hatta inanıp inanmamak bile önemli olmamıştır. Onun için her zaman önemli olan hoşgörü olmuştur ve “Gel, ne olursan ol, yine gel” diyerek bunu da açıkça göstermiştir. Bundan dolayı Mevlana, bir düşünce ve ahlak sistemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Ahlakı, ilmi ve bilgisi, aklı, tavrı ve hoşgörüsü ile kendi zamanının, bugünün ve yarının insanı olmuştur ve olmaya devam edecektir.

Hayatın Amacı Aşktır

Tüm mevlana felsefesi unsurlarını bir araya getirdiğimizde Mevlana hayatı boyunca, tasavvufunda veya Mevlevilikte, yaratılışın veya hayatın amacı aşktır ve aşk ise kimseye ihtiyacı olmayan Allah’ın en belirgin vasıflarından, özelliklerindendir. Mevlana’ya göre insan kendi aklıyla ve şahsi görüşüyle bilgi sahibi olamaz. Herkesin derinliği farklıdır. Bunu da Mevlana şu hikâye ile anlatır:

“Bir gün Hindistan’dan bir fil getirip karanlık bir yere koyarlar. Fili görmek isteyenler karanlıkta fili göremedikleri için file dokunmaya başlarlar. Filin hortumunu tutanlar oluğa, kulağını tutanlar yelpazeye, ayağını tutanlar da direğe benzetir. Fakat herkesin eline bir mum verilseydi, herkes fili görecek ve görüş ayrılıkları ortadan kalkacaktı ve gerçek bilgi sahibi olacaktı.”

Bununla birlikte bilgi bir amaç değil, kişinin kendisine ve çevresine yararlı olması gereken bir araçtır. Dolayısıyla yalnızca gözleme dayanan bilgi ve bu bilginin felsefesi aşktan yoksun olduğu için yaratılış sırrından da habersizdir. Mevleviliğe göre tasavvuf eğitiminin amacı kişinin kendisini bulmasıdır. Yani zikir ve çile gerçek bilgiye ulaşmanın yöntemi değildir. Gerçeğe ulaşmanın asıl yolu aşktan geçmektedir. Aşkın en ideal yolu da ‘Tanrısal Aşk’tır.

Böyle bir aşk insanı her türlü hırstan, kibirden ve hoşgörüsüzlükten uzak tutacaktır. Bizler de Mevlana’yı hep aşk ile tanımışızdır, o hep aşk ile bilinir, aşk ile anılır. Aşk konusunda Mevlana mantık ve düşüncenin ötesine de geçerek “Hamdım, piştim, yandım” demiştir. Ve Mevlana hayatı boyunca yalnız akıl ve mantık ile Allah’a ulaşılamayacağını da söylemektedir. Mevlana’ya göre insan, ne olduğunu bilmek için, öncelikle nereden geldiğini anlamalıdır. Her insanın varlığı yaratılışının ve yaşantısının bir müşterek eseridir ve tüm eserlerinde insanın üstünlüğünü belirtmiştir. “Alemden maksat insandır” sözü bunu belirtmektedir.

Mevlana ve Yaradan-Yaratılan İnancı

Mevlana’ya göre her insan içinde bulunan ‘Yaradan aşkı’ rehberliğinde ‘Yaradan’ı da ‘Yaratılan’ı da bulma şansına sahip olmuştur. İnsan olmanın bilincinde olmak ve bu sorumlulukla yaşamak varoluş sebebimizin borcunu ödemek gibi bir şeydir. Oysa dinler arasında ‘ana tema’ olarak bir fark yoktur. Her din Yaradan’ın emirlerini, yasaklarını, isteklerini cezalandırmalarını küçük farklarla insana anlatmaktadır.

İçi yaradan korkusu ile değil onun sevgisi ile dolu olan bireyin, yaratanın ceza veren değil de ödüllendirici olduğunu anlaması çok daha önemlidir. Bu anlamda Mevlana’ya göre gerçek iman sahibi kişi başka din mensuplarına dahi gıpta ile bakar. Bu geniş hoşgörünün kendi döneminde de yanlış anlaşılması sebebiyle şunu söylemek de gereklidir: Mevlana tüm dinlere ve insanlara kucak açar fakat o tasavvuf ilmini tamamen özümsemiş bir Müslümandır.

Mevlana için bilgi de çok önemlidir ve Mevlana bunu hayatı boyunca korumuştur. Özellikle faydalı bilgidir önemli olan, faydasız bilgi ise sahibine yüktür. Bunu da yanındaki eşeğin bir tarafına kum, diğer tarafına buğday koymuş olan bir bedevi hikâyesiyle vurgulamaktadır.

Bilinen Mevlana Özdeyişleri ve Sözleri

Mevlana müzesi fotoğrafları Hat ve Tezhib kitabı - Mevlana museum photos, book of the hatt (Islamic calligraphy) and tezhib (Gilding)
Mevlana müzesi fotoğrafları Hat ve Tezhib kitabı – Mevlana museum photos, book of the hatt (Islamic calligraphy) and tezhib (Gilding)

Mevlana Celaleddin Rumi’nin yüzyılları aşan düşünce dünyasını ve insanlığa yol gösteren mesajlarını özetleyen dünyaca ünlü özdeyiş ve sözlerinden bazıları şunlardır:

  • “Üç sözden fazla değil, tüm ömrüm şu üç söz; hamdım, piştim, yandım.”
  • “Gel, gel, ne olursan ol yine gel” (Bu sözün Mevlana’ya ait olduğu tartışmalıdır.)
  • “İyiyi ara, güzeli ara, doğruyu ara, ama kusur arama.”
  • “Çok insan gördüm, üzerinde elbisesi yok; çok elbise gördüm içinde insan yok.”
  • “Yaradan bir deniz, varlıklar da onun dalgalarıdır.”
  • “Aşka düşmeyen kişi kanatsız kuşa benzer.”
  • “İyilik aradı mı, insanda kötülük kalmaz.”
  • “Cahilin sonradan göreceği şeyi, akıllı kişiler önceden görür.”
  • “Eksikler, hatalar, yanlışlar hep düzeltilmek içindir. Ancak başkaları tarafından değil, kendimiz tarafından düzeltilmelidir.”
  • “Cahil kişi gülün güzelliğini görmez, gider dikenine katlanır.”
  • “Şunu iyi bil ki, küfürle iman, bir yumurtanın akıyla sarısına benzer. Onların aralarını ayıran bir berzah vardır. Bu sebeple birbirlerine karışmazlar. Allah’ın lütfu ile keremi ile anaç tavuk onu kanatları altına alınca, küfürle iman yok olur da (vahdet civcivi) yumurtayı deler çıkar.”

Mevlana ve Şems Tebrizi Yazı ve Kitapları

Mevlana müzesi Kuran-ı Kerim, Karamanoğlu 1314 hattat İsmail bin Yusuf - Mevlana museum Holy Quran, Karamanoglu 1314 calligraphist İsmail bin Yusuf
Mevlana müzesi Kuran-ı Kerim, Karamanoğlu 1314 hattat İsmail bin Yusuf – Mevlana museum Holy Quran, Karamanoglu 1314 calligraphist İsmail bin Yusuf

Günümüze kadar her dönemde konusunun hümanizm, aşk, Hakk aşkı olduğu birçok Mevlana ve Şems Tebrizi makaleleri ve kitapları yazılmıştır. Bu kitapların kimisinde Şems iyi gösterilmiş veya kötü gösterilmiştir. Bununla birlikte konular da kitapların kimisinde iyi kurgulanmış, kimisinde de kurgulanamamıştır. Örneğin bazı kitaplarda 60 yaşında olan Şems tanrıya olan aşkı ve aldığı eğitime nazaran Kimya Hatun’u arzular. Bu aşkı onu delirtircesine kıskanç yapar. Oysa bir başka kitapta da Şems romantik olduğu kadar günahsız ve sadece Allah’a âşıktır. Bu aşkın siluetini Mevlana’da görür. Oysa Kimya Hatun onu ayartmaya çalışmaktadır. Bu kitaplar ve taraflı makaleler sadece birer kurgu ve deneme olarak okunmalıdır.

Mevlana şiirleri, Divan’ı ve Mesnevi’si tüm dünyada birçok dile çevrilmiştir. Ortadoğu edebiyatında ön planda olan şiirleri özellikle özgün dilinde bestelenmekte ve paylaşılmaktadır. Batı edebiyatında ise şiirlerinin farklı dillere çevirileri dünyanın dört bir yanında Rumi şiirleri olarak anılmaktadır.

Sema ve Semazenlik Geleneği

Mevlana müzesi, 14 fil ayaklı yeşil türbe kubbesi - Mevlana museum green dome with 14 pillars
Mevlana müzesi, 14 fil ayaklı yeşil türbe kubbesi – Mevlana museum green dome with 14 pillars

Mevlevilik denildiğinde akla ilk gelenlerden biri olan sema (semâ), işitmek anlamındadır. Terim olarak ise musiki nağmeleri dinlerken kendinden geçerek aşka gelip hayranlık duyarak dönmektir. Mevlana zamanında belli bir kuralı olmaksızın bir coşkunluk ifadesiyle yapılan sema, semazenler yani Mevlevi dervişleri tarafından yapılmaktadır. Ancak sema, Sultan Veled ile oğlu Ulu Arif Çelebi zamanında kurallar daha sıkı olarak konulmuş ve öğretilir hale gelmiştir.

Sema, sembolik olarak kâinatın oluşumunu ve insanın dirilişini; yaratıcıya olan aşk ile harekete geçişini ve İnsan-ı Kamil’e yönelişini ifade etmektedir. Sema törenleri şeyh postu selamlanarak başlanır ve neyzenbaşının olduğu neyzenlerin eşliğinde tören icra edilir. Her törene 14.yy’dan itibaren Na’t-ı Şerif (Mevlana’nın Hz. Muhammed’i öven bir şiiri) ile başlanır. Tasavvufta ve Mevlevilikte önemli rolü olan sema hakkında bilgiler ve sema törenlerindeki tüm anlamlar için aşağıdaki kaynakçada bilgiler ayrıca verilmiştir.

12 Kasım 1312 yılında Sultan Veled’in ölümü üzerine, Sultan Veled’in oğlu Ulu Arif Çelebi, babasının temellerini attığı Mevlevilik felsefesini yaymaya başlamıştır. Artık Mevlevilik tarikatında babadan oğula uygulaması başlamıştır. Tarikatın başına ‘Çelebi’ ünvanıyla Mevlana soyundan olanlar geçer. Sultan Veled öldüğünde dergâha babasının yanına gömülmüştür. Mevlevilikte ve Mevlevihanelerde tasavvuf öğretimine paralel olarak teorik ve uygulamalı eğitimle kendi dönemlerinin büyük âlim ve sanatçıları yetişmiştir. Buralarda şair ve hattatlar, Türk musikisinin önemli bestekârları ve icracıları, nakkaş ve ressamlar için eğitimler mevcuttur.

Mevlana’nın Hayatı ve Felsefesi Hakkında Sıkça Sorulan Sorular

Mevlana Celaleddin Rumi’nin doğumu, ailesi, Şems-i Tebrizi ile ilişkisi, felsefesi ve günümüze kadar ulaşan eserleri hakkında okuyucuların ve ziyaretçilerin internette en çok merak ettiği soruların cevaplarını aşağıda bulabilirsiniz. Dünyaca ünlü tasavvuf düşünürünün hayatına dair temel bilgileri bu bölümde derledik.

Mevlana nerelidir ve nerede doğmuştur?

Mevlana Celaleddin Rumi, 30 Eylül 1207 tarihinde bugün Afganistan sınırları içerisinde kalan Horasan bölgesinin Belh şehrinde doğmuştur. Hayatının büyük bölümünü Konya’da geçirdiği için “Anadolulu” anlamına gelen “Rumi” unvanıyla anılmaktadır.

Mevlana ve Şems-i Tebrizi ilk nerede karşılaşmıştır?

Mevlana ve Şems-i Tebrizi, 1244 yılında Konya’da karşılaşmışlardır. Bu karşılaşma Mevlana’nın hayatında ve düşünce dünyasında büyük bir dönüm noktası olmuş; onu medrese derslerinden ve vaazlardan tamamen tasavvufi aşk anlayışına yöneltmiştir.

Mevlana kaç yaşında ve ne zaman vefat etmiştir?

Mevlana Celaleddin Rumi, 17 Aralık 1273 tarihinde 66 yaşındayken Konya’da vefat etmiştir. Vefat ettiği gece, Yaratıcı’ya ve kavuşma anına ithafen “Şeb-i Arus” (Düğün Gecesi) olarak anılmakta ve her yıl törenlerle kutlanmaktadır.

Mevlana’nın en önemli eserleri nelerdir?

Mevlana’nın günümüze ulaşan en bilinen ve en önemli eseri altı ciltten oluşan Mesnevi‘dir. Bunun yanı sıra Divan-ı Kebir, Fîhi Mâ Fîh, Mektûbat ve Mecâlis-i Seb’a isimli kıymetli eserleri de bulunmaktadır.

Mevlana’nın türbesi ve mezarı nerededir?

Mevlana’nın kabri ve türbesi, Konya’da bulunan ve günümüzde Mevlana Müzesi olarak hizmet veren tarihi Mevlevi Dergâhı içerisindeki Yeşil Kubbe’nin (Kubbe-i Hadra) altında yer almaktadır.

Mevlevilik nedir ve Mevlana hayattayken mi kurulmuştur?

Mevlevilik, temeli Mevlana’nın felsefesine ve görüşlerine dayanan tasavvufi bir yoldur. Mevlana hayattayken bir tarikat kurmamış; Mevlevilik onun vefatından sonra oğlu Sultan Veled ve torunu Ulu Arif Çelebi tarafından sistemleştirilip kurumsallaştırılmıştır.

Ayrıca İlgili Kaynaklar:

İç Anadolu bölgesi önemli müzeler ve tarihi yerler

İç Anadolu bölgesi fotoğrafları

Mevlana müzesi genel bilgileri

Mevlana’nın efsaneleri

Mevlana Dergahı tarihçesi

Mevlana Müzesi fotoğrafları

Konya Gezilecek Yerler Listesi

Türkiye gezilecek yerler

Mevlana Felsefesi denemesi

Mevlana’da Ney Motifi Prof. Dr. İnci Koçak

Mevlana’nın Gevheri Hatun ile Mektuplaşmaları