Hatay Arkeoloji Müzesi, Akdeniz’in en köklü yerleşim merkezlerinden biri olan Hatay’ın kalbi Antakya’da konumlanan, hem muazzam mozaik koleksiyonu hem de bölgenin binlerce yıllık tarihini yansıtan ünlü eserleri ve buluntuları ile dünya çapında bir kültür mirasındandır. 2014 yılında açılan modern binasında hizmet veren müze; Paleolitik, Neolitik, Kalkolitik, Tunç Çağı, Hitit, Helenistik, Roma, Doğu Roma, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait kesintisiz bir kronolojik zenginlik sunmaktadır. Bünyesinde barındırdığı mozaiklerin toplamda 3250 metrekarelik bir alana yayılması sayesinde “dünyanın en büyük mozaik sergileme alanı” unvanını gururla taşıyan bu eşsiz merkez, sadece Akdeniz Bölgesi gezilecek müzeleri arasında değil, küresel arkeoloji dünyasında da çok özel ve seçkin bir yere sahiptir. Antakya darphanesinde basılmış olan nadide sikke koleksiyonu ve şaheser niteliğindeki lahitleriyle müze, ziyaretçilerine adeta bir zaman yolculuğu vadetmektedir.
Hatay Arkeoloji Müzesi’nde Görülmesi Gereken Eserler
Antik adıyla Antioch (Antakya), tarih boyunca Doğu Akdeniz’in en stratejik, en zengin ve en önemli metropollerinden biri olmuştur. Büyük İskender’in generallerinden I. Seleukos tarafından MÖ 4. yüzyılın sonlarında kurulan kent; Baharat Yolu, İpek Yolu ve Kral Yolu gibi dönemin küresel ticaret ağlarının tam kalbinde yer alması sayesinde muazzam bir siyasi ve ekonomik güce ulaşmıştır. Kültürel olarak Helenistik felsefe ile Yahudi kültürünün sentezlendiği bu kadim şehir, kozmopolit yapısıyla antik dünyanın en cazibeli cazibe merkezlerinden biri haline gelmiştir.
Antakya’nın asıl altın çağı ve zenginliğin zirvesine ulaştığı dönem ise Roma İmparatorluğu dönemi olmuştur. Roma dünyasının en büyük üç metropolünden biri olan kentte, zengin aristokratların villalarını süsleyen mozaikler bugün müze koleksiyonunun ana gövdesini oluşturmaktadır. Aynı zamanda Erken Hristiyanlık döneminin filizlendiği, inananlara ilk kez “Hristiyan” isminin verildiği ve dünya dinler tarihine yön veren bir merkez olan Antakya’dan kalan bu miras, müzede sadece estetik bir görsel şölen değil, insanlık tarihinin en kritik kırılma noktalarını da gözler önüne sermektedir. Aşağıda, müze ziyareti esnasında mutlaka yakından incelemeniz gereken o dünyaca ünlü şaheserleri sizler için listeledik:
Hatay Arkeoloji Müzesi Ziyaret Saatleri ve Bilgileri 2026
6 Şubat 2023 tarihindeki depremden dolayı müze ziyarete geçici olarak kapalıdır. 2024 yılı itibari ile müzede hasar ve onarım çalışması yapılmaya başlanmıştır. Ancak müze eserlerinin bir kısmı 31 Aralık 2024 tarihine kadar sergilenmeye devam etmesi amacıyla Gaziantep Zeugma Müzesi’ne nakledilmiştir. Bununla birlikte 150 mühürlü kutu/sandık içerisinde 400 kadar eser Kırşehir Müzesi’ne gönderilmiştir.
Onarım bitimi ve müzenin tekrar açılması ise 2025 yılı içinde planlanmıştır. Müzenin tekrar açılmasına müteakip eserler tekrar Hatay Arkeoloji Müzesi’ne getirilecektir. Ayrıca müze ile güncel bir bilgi almak için hataymuzesi@ktb.gov.tr mail adresinden ve 0326 225 10 60 veya 62 numaralı telefonlardan yardım alınabilir.
Hatay Arkeoloji Müzesi Kimlik Kartı ve Genel Özeti
Aşağıdaki özet tablo aracılığıyla, dünyanın en büyük mozaik müzesinin mimari ölçülerinden eser sayılarına, kronolojik kökenlerinden güncel durumuna kadar tüm temel verilere tek bir ekrandan ulaşabilirsiniz.
| Özellik / Kategori | Hatay Arkeoloji Müzesi Bilgileri ve İstatistikleri |
|---|---|
| Toplam Arazi Alanı | 53.500 m² |
| Kapalı Alan Büyüklüğü | 32.754 m² |
| Toplam Sergileme Alanı | 10.700 m² |
| Sergi Salonu Sayısı | 20 Ana Teşhir Bölümü (Kronolojik ve Tematik) |
| Toplam Arkeolojik Eser | 19.000’e yakın tescilli eser |
| Toplam Etnografik Eser | 1.000’e yakın tescilli eser |
| Sikke ve Mühür Sayısı | 14.000’e yakın (Dünyanın en büyük 3. sikke koleksiyonu) |
| Mozaik Koleksiyonu Hacmi | Toplam yüzölçümü ve kalitesiyle Dünyanın 1. büyük mozaik müzesidir |
| Eserlerin Getirildiği Yerler | Samandağ (Üçağızlı Mağarası, Al Mina, Sabuniye), Antakya Merkez, Harbiye (Daphne), Reyhanlı, Altınözü, Erzin ve Amik Ovası Höyükleri (Tell Kurdu, Tell Tayinat, Tell Aççana, Cüdeyde, Akrad, Şeyh, Çatalhöyük, Kinet) |
| Kronolojik Zaman Kapsamı | MÖ 43.000 (Paleolitik Çağ) – Neolitik, Kalkolitik, Tunç ve Demir Çağları, Hitit, Helenistik, Selevkos, Roma, Doğu Roma (Bizans), Abbasi, Orta Çağ ve İslami/Osmanlı Dönemleri |
| Ziyarete Kapanış Tarihi | 6 Şubat 2023 (Büyük Kahramanmaraş Depremleri sonrası güvenlik, restorasyon ve zemin güçlendirme çalışmaları nedeniyle geçici olarak kapatılmıştır) |
| En Popüler Şaheserleri | Kral II. Şuppiluliuma Heykeli, Antakya Lahdi, Kem Göz Evi Mozaiği (KAI CY), Eros ve Psyche Mozaiği, Gethosyne Büstü |
* Yollardan.com Okurları İçin Not: Müzedeki binlerce yıllık zemin mozaikleri ve devasa bazalt heykeller, 2023 depremini modern mühendislik altyapısı sayesinde yapısal olarak hasarsız atlatmıştır. Küçük vitrin eserleri ise güvenlik amacıyla hemen koruma depolarına taşınmıştır.
Hatay Arkeoloji Müzesi Eserleri İçinde Görülmesi Gereken Eserler
Antakya’da bulunan Hatay Arkeoloji Müzesi envanterinde yer alan tarihi, arkeolojik ve sanat eserleri birbirinden değerli olsa da her yıl yüz binlerce yerli ve yabancı turisti, tarih meraklısını kendine çeken dünyaca ünlü başyapıtları bulunmaktadır. Müze geziniz esnasında mutlaka yakından görmeniz gereken o en önemli eserler şunlardır:
- Antakya Lahdi: Sütunlu lahitler grubunun dünyadaki en nadide şaheserlerinden biri olan ve üzerinde mitolojik veda ile aslan avı sahneleri barındıran muazzam mermer lahit.
- Kral Şuppiluliuma Heykeli: Bir elinde mızrak, diğer elinde başak tutan, meraklı ve şaşkın gözleriyle müzenin adeta simgesi haline gelen 1,5 tonluk Geç Hitit heykeli.
- Dünyaca Ünlü Mozaikler Koleksiyonu: Müzenin devasa salonlarında sergilenen ve Roma-Bizans sanatının zirvesini yansıtan büyüleyici zemin süslemeleri (Soteria, Sarhoş Dionysos, Kem Göz Evi, Eros ve Psyche, Ananeosis ve Tarsus mozaikleri gibi şaheserler yazımızın alt bölümünde detaylıca incelenmiştir).
- Esarhaddon’ın Veraset Anlaşması Tableti: Üzerinde zeytin, üzüm ticareti ve krallık idaresine dair kritik bilgilerin yer aldığı, Hatay’ın en erken yazılı tarihine ışık tutan paha biçilemez çivi yazılı belge.
- Sivriltilmiş Kafatası: Kalkolitik Çağ’da bireyleri toplumda ayırt etmek ya da sosyokültürel statüyü göstermek amacıyla bebeklik çağında sarılarak şekillendirilmiş sıra dışı insan kemiği buluntusu.
- Çift Aslanlı Sütun Kaidesi: MÖ 7. yüzyıla tarihlenen, Tayinat Tapınakları’nın o görkemli dinsel mimarisini ve kutsal faaliyet merkezini koruyan anıtsal bazalt taş işçiliği.
- Tanrı ve Tanrıça Bronz Heykelcikleri: Roma Dönemi’ne ait, işçilik ve çeşitlilik açısından Herakles’ten Afrodit’e, Apollon’dan Athena’ya kadar uzanan son derece değerli ve nadide bronz koleksiyonu.
Antakya Lahdi
Arkeoloji literatüründe “Sütunlu Lahitler” olarak bilinen seçkin gruba giren bu muazzam mermer lahit, Antakya Merkez Harbiye Caddesi, Kışlasaray Mahallesi’ndeki bir temel kazısı sırasında şans eseri bulunmuştur. Yapılan detaylı arkeolojik araştırmalar, bu nadide eserin Afyonkarahisar yakınlarındaki antik Dokimeion (İscehisar) işliklerinde yapıldığını ortaya koymuştur.
Stil özelliklerine göre MS 3. yüzyılın ortalarına tarihlenen Antakya Lahdi, iki ana parçadan oluşmaktadır: Asıl lahit teknesi ve bu tekneyi kapatan yatak biçimli kapak. Cenazelerin konulduğu asıl tekne; 2.47 metre uzunluğa, 1.22 metre genişliğe ve 1.20 metre yüksekliğe sahiptir. Kapakla birlikte toplam yüksekliği 2.46 metreyi bulan lahit ilk açıldığında, içinde biri erkek, ikisi kadın olmak üzere üç yetişkin bireye ait iskeletler ve onların yanına bırakılmış özel ölü hediyeleri keşfedilmiştir. Lahdin kapağında, bir yatağa yarı uzanmış durumda karı-koca figürleri betimlenmiş olup, erkeğin baş kısmı boynundan itibaren eksiktir. Lahdin dört bir yanındaki yüzeylerde ise şu olağanüstü figürler yer almaktadır:

Uzun Yüz – Ön Yüz
Bu yüzde, mimari nişlerin önüne ve arasına estetikle yerleştirilmiş beş ayrı figür bulunmaktadır. Köşelerde, her biri bir tabure üzerine oturmakta olan yaşlı bir kadın ve yaşlı bir erkek figürü yer alır. Bu iki figürün arasında ise üç kişi görülmektedir. Ortadaki figür, grubun en genci olarak betimlenmiştir. Genç figürün sağındaki sakallı erkek köşedeki yaşlı kadına, solundaki kadın ise oturan yaşlı erkeğe doğru bakmaktadır. Bu sahne, muhtemelen insan hayatının gençlik, olgunluk ve yaşlılık gibi çeşitli evrelerini sembolize etmekte olup, arkeolojide klasik bir “veda sahnesi” olarak da tanımlanmaktadır.
Birinci Dar Yüz
Bu yüzün tam cephesinde antik bir mezar kapısını temsil eden bir kapı tasviri yer almaktadır. Kapının hemen önünde, aslan bacağı şeklinde ayaklara sahip zarif bir sehpa ve bu sehpanın üzerinde bir tütsü vazosu yer alır. Kapının bir yanında başı örtülü, elinde koku kabı tutan bir kadın figürü; diğer yanında ise sağ elinde sunu kasesi, sol elinde ise bir kitap rulosu tutan bir erkek figürü işlenmiştir. Ayrıca kadın ile kapı arasında, ileriye doğru uzanmış bir kurbanlık boğa tasviri dikkat çekmektedir.
Arka Yüz
Lahdin bu uzun yüzünde, son derece dinamik bir “aslan avı sahnesi” betimlenmiştir. Yapı nişlerinin içinde ve aralarında beş genç avcı figürü görülmektedir. Sahnenin tam ortasındaki nişte yer alan avcı, şahlanan bir at üzerinde tasvir edilmiş olup elindeki uzun mızrağı aslanın başına saplamaktadır. Atın hemen altında ise avcının köpeği aslana doğru hamle yapmaktadır. Diğer figürler ise yaşanan bu heyecan dolu av anını izler şekilde konumlandırılmıştır.
İkinci Dar Yüz
Buradaki sahnede, ortadaki mimari yapının önünde ayakta duran genç bir kadın ve onun iki yanında yer alan genç erkek figürleri betimlenmiştir. Kadın ile sağ taraftaki genç adam birbirlerine bakarken, omuzunu açıkta bırakan elbiseli üçüncü genç ise sahnedeki diğer iki kişiyi izlemektedir. Bu figürlerin de lahit sahibi ailenin diğer bireyleri olduğu düşünülmektedir.
Şuppiluliuma Heykeli
Geç Hitit döneminin en ikonik şaheserlerinden biri olan Hitit Kralı II. Şuppiluliuma’nın heykeli, 2013 yılında Hatay’ın Reyhanlı ilçesindeki Tell Tayinat höyüğünde yapılan kazılarda, iç kale kapısı alanında keşfedilmiştir. Heykelin sırt kısmında yer alan Luvice Hiyeroglif yazıt, bu heybetli tasvirin Geç Hitit Patina/Unki krallığında hüküm süren II. Şuppiluliuma’ya ait olduğunu kesin olarak kanıtlamıştır. Tam 1.5 metre boyunda ve 1.5 ton ağırlığında olan heykelin bir elinde mızrak, diğer elinde ise bereketin sembolü olan başak yer almaktadır. Heykelin gövdesi dayanıklı bazalt taşından yontulmuş, müzeyi ziyaret edenleri büyüleyen o meşhur meraklı ve şaşkın gözleri ise kireç taşından özel olarak yapılmıştır.

Şuppiluliuma Heykeli Yazıt Çevirisi
Kral Şuppiluliuma’nın sırtında yer alan Luvice hiyeroglif yazıtın günümüz diline çevirisi şu şekildedir: “…ama O benim rakibim oldu ve ben O’ndan Memleket aldım ben ve o’nun için x-TAMI’de sınır yaptım ve ben Suppiluliuma b(enim) baba(m için) bir stel dik(tim)… erdemli/faziletli baba(ya) doluluk?… önünde… 100 şehir… in şehri…”
Sivriltilmiş Kafatası
Tell Şeyh Höyük’te gerçekleştirilen arkeolojik kazılarda ele geçen insan kafatasları üzerinde yapılan antropolojik incelemeler, kemiklerin henüz çok yumuşak olduğu bebeklik çağlarında sıkıca sarılarak şekillendirilmesi sonucunda bilinçli bir deformasyona uğratıldığını ortaya koymuştur. Tell Kurdu höyüğünde bulunan bazı kilden insan heykelciklerinin kafalarının uzatılmış biçimde yapılması da antik dönemdeki bu sıra dışı uygulamayı doğrudan desteklemektedir.
Yakındoğu coğrafyasına yayılmış olan bu kafatası biçimlendirmesi, Neolitik Dönem’de başlayıp günümüze kadar izleri takip edilen köklü bir gelenektir; ancak Obeyd Dönemi ile eşleştirilen MÖ 5. bin yılda çok daha yaygın ve kapsamlı şekilde uygulanmıştır. Arkeologlar bu uygulamayı; ya bireyi toplumdaki diğer sınıflardan ayırt etmek ya da etnik ve sosyokültürel bir gruba ait olmanın getirdiği özdeşliği vurgulamak amacıyla yapılan bir statü ve kabile üyeliğine kabul geleneği olarak yorumlamaktadır.

Çift Aslanlı Sütun Kaidesi
“Tayinat Tapınakları” olarak adlandırılan ve dönemin dinsel mimari ihtişamını yansıtan yan yana iki tapınaktan birinin giriş sütunlarına ait anıtsal kaidelerdir. MÖ 7. yüzyıla tarihlenen bu bazalt eser, Geç Hitit taş işçiliğinin ve gücü simgeleyen aslan figürünün mimariyle buluştuğu en görkemli örneklerden biri olarak müzede sergilenmektedir.

Tanrı ve Tanrıça Heykelcikleri
Müzenin en zarif alanlarından birini oluşturan bu koleksiyon, özellikle Roma Dönemi’ne tarihlenen bronz tanrı ve tanrıça heykelciklerinden meydana gelmektedir. Gerek döküm teknolojisi ve ince işçilikleri gerekse mitolojik karakter çeşitliliği açısından büyüleyici olan bu zengin koleksiyonda; Herakles’ten Afrodit’e, Apollon’dan Athena’ya, Eros’tan Kentauros’a kadar antik inanç dünyasının en önemli figürleri bir arada görülmeye değer bir uyumla sergilenmektedir.

Dünyaca Ünlü Mozaikler Koleksiyonu
Hatay Arkeoloji Müzesi eserleri içinde yer alan mozaikler genellikle MS 2. yüzyıl ile 5. yüzyıl arasına tarihlenen nadide Roma ve Bizans Dönemi mozaikleridir. Müzenin geniş salonlarında sergilenen bu başyapıtlar, daha çok Roma sanatının klasik dönemi olarak bilinen 2. ve 3. yüzyıllar arasında, Antoninus ve Severius dönemlerinde yapılmış figürlü mozaiklerden oluşmaktadır. Tanınan kişilerin, prenslerin, prenseslerin, imparatorların ve varlıklı kimselerin hayalini süsleyen, efsanevi güzelliğiyle dillere destan olan ihtişamlı villaların ve sarayların bulunduğu Daphne (Harbiye), bu mozaiklerin ortaya çıkarıldığı en gözde yerlerden biriydi. Peri kızı Daphne ile Diana Mabedi’nin de bulunduğu bu sayfiye yerinde, dünyanın dört bir tarafından gelen ünlü kişiler ağırlanır ve dönemin yeni yapılan binaları eşsiz mozaiklerle süslenirdi. Zamanla tam bir sanat merkezi haline gelen Antakya, bu mozaikleriyle dünyada haklı bir üne kavuşmuştur.
Tarihsel olarak bakıldığında, mozaik sanatının ilk örneklerine MÖ 4000 yıllarında Mezopotamya’daki Uruk Tapınağı’nda rastlanmaktadır. O dönemde mozaikler, başları renkli kil çivilerle duvarlara yarı gömülmüş sütunlarda yer alarak, beyaz renkli konik killerin saplanmasıyla oluşturuluyordu. Başlangıçta basit renklerden oluşan bu sanata zamanla yeni renkler, geometrik şekillere de insan ve hayvan figürleri eklenmiştir. Daha çok Antakya ve çevresinde bulunan Roma dönemi mozaikleri ise doğal renkli taşlardan yapılmış olup; zengin insan ve hayvan figürlerinden, mitolojik sahnelerden ve bunları çevreleyen estetik geometrik bordürlerden meydana gelmektedir.
Müzede sergilenen mozaikler; sayılarının çokluğu, işçilik kalitesi ve metrekare bazındaki büyüklüğü açısından dünyadaki tarihi eserler arasında çok önemli ve paha biçilemez bir yerde durmaktadır. Müze envanterinde yer alan ve her biri ayrı bir mitolojik hikayeyi anlatan en önemli mozaiklerin (Soteria, Kem Göz, Sarhoş Dionysos vb.) tek tek teknik ve görsel çözümlemeleri, yazımızın altındaki geniş rehber bölümünde detaylı başlıklar halinde incelenmiştir.

Hatay Arkeoloji Müzesi Mozaikleri
Mozaik koleksiyonu olarak dünya birincisi olan Hatay Arkeoloji Müzesi mozaik eserleri açısından adeta el üzerinde tutulmaktadır. Sadece mozaik koleksiyonu 3500 metrekarelik devasa bir alanı kaplamaktadır. Müze içerisinde aktif olarak 120’ye yakın mozaik ziyaret edilebilir ve incelenebilir. Bu mozaikler genelde müze duvarlarında veya canlandırmalar içinde tabanda bulunmaktadır. Yer darlığından dolayı 70 kadar mozaik ise müze deposunda titizlikle bekletilmektedir.
Ziyarete açık olan bu 120’ye yakın mozaik içinde, bir mitolojik öyküyü, tarihi bir şahsiyeti veya dönemin felsefesini simgeleyen en önemli 69 adet mozaik bulunmaktadır. Müzenin geniş salonlarında ve duvarlarında sergilenen bu Bizans ve Roma dönemi mozaiklerinin tam listesi şu şekildedir:
Hatay Arkeoloji Müzesi’nde Hangi Mozaikler Var?
- Soteria Mozaiği
- Khresis Mozaiği
- Büfe Mozaiği
- Herakles’in Yılanları Boğması Mozaiği
- Kemgöz Mozaiği
- Perseus ve Andromeda Mozaiği
- Geometrik Desen Mozaiği
- Sarhoş Dionysos Mozaiği
- Yaz Mevsimi Mozaiği
- Epikosmesis Mozaiği
- Narkisos Mozaiği
- Ladon Psalis Mozaiği
- Maskeli Mozaik
- Mevsimler Mozaiği
- Kuşlar Mozaiği
- Meyveler Mozaiği
- Geometrik Desenli Mozaik
- İphigenia Aulis’te Mozaiği
- Çobanlığa Ait Sahne Mozaiği
- Pegasos ve Su Perileri Mozaiği
- Geometrik Desenli Mozaik
- Dionysos’un Zafer Alayı Mozaiği
- İsis’e Ait Seremoni Mozaiği
- Havuz Başında Tavus Kuşları Mozaiği
- Sevinç Taşahhusu Mozaiği
- Lotus Çiçeği Demeti Mozaiği
- Üç İşret Sahnesi Mozaiği
- Mozaik Parçası
- Oceanus ve Tethys Mozaiği
- Bahtiyar Kambur Mozaiği
- Sükun Mozaiği
- Dansözler Mozaiği
- Tarsus Mozaiği
- Zenci Balıkçı Mozaiği
- Terkedilmiş Ariadne Mozaiği
- Sarhoş Dionysos Mozaiği
- Hokkabazlar Mozaiği
- Gece Alemi Mozaiği
- Amazon Mozaiği
- Tethys Okeanus Mozaiği
- Psykheler Kayığı Mozaiği
- Lakedomania ve Evrotos Mozaiği
- Hermaphroditos Mozaiği
- Talassa Deniz Mozaiği
- Yakto Mozaiği
- Balıklar ve Ördekler Mozaiği
- Kuşlar ve Nebatlar Mozaiği
- Balıklar Mozaiği
- Güneş Saati Mozaiği
- Kuşlar ve Rozet Mozaiği
- Eros ve Psyche Mozaiği
- Nehir İlahları Mozaiği
- Tryphe (İşret) Mozaiği
- Bios (Hayat) Mozaiği
- Atlet Mozaiği
- Achiles ve Diedemia Mozaiği
- Ananeosis Mozaiği
- Arethusa Mozaiği
- Mahsuller Mozaiği
- Gemi ile Denize Açılma Mozaiği
- Kentauros Mozaiği
- Apollon ve Dafne Mozaiği
- Koç Başları Mozaiği
- Ktisis Mozaiği
- Aslan Mozaiği
- Dionysos Ailesi Mozaiği
- Çiçekli Mozaik
- Paris’in Hükmü Mozaiği
- Keklikli Mozaik

Defne Kent Meydanı Kurtarma Kazısı Mozaikleri
2016 yılında Hatay Arkeoloji Müzesi uzmanları tarafından Defne Uğur Mumcu Meydanı’nda gerçekleştirilen kurtarma kazıları sırasında benzersiz mozaikler gün yüzüne çıkarılmıştır. Bu tarihi şaheserler; Hristiyan şehitler ya da Hristiyanlık dini açısından büyük önem addedilen kişilerin mezarlarının üzerine inşa edilen kilise veya benzeri dinsel yapılar olarak nitelenen Martyrium yapısının tabanında ele geçirilmiştir.
Müzede büyük ilgi gören bu eserler, iki ayrı alanda ziyaretçilere sunulmaktadır:
- Geometrik Pano: Dönemin estetik matematiksel anlayışını yansıtan kusursuz geometrik motifleri barındırır.
- Ana Pano: Zengin doğa ve hayvan motiflerinin yer aldığı büyüleyici süslemelerden oluşur.
Tarsus, Yunus ve Palmet Mozaiği
Hatay Arkeoloji Müzesi mozaik koleksiyonu içindeki en eski mozaik olma özelliğini taşıyan bu şaheser, MÖ 2. yüzyıla tarihlenmektedir. Eser; Mersin kentinin Tarsus ilçesindeki Gözlükule höyüğünde 1950 yılında yapılan arkeolojik kazılar sırasında, Orta Helenistik Dönem’e tarihlenen antik bir evin tabanında keşfedilmiştir.
Beyaz ve gri renkli doğal çakıl taşlarından imal edilen bu nadide mozaik toplam üç ana panodan oluşmaktadır:
- Köşe Detayları: Madalyonun dışındaki beyaz zeminde ise dikdörtgen panonun dört köşesinden merkeze doğru vücutları estetik bir biçimde kıvrılarak zıplamış olan dört adet yunus balığı figürü dikkat çekmektedir.
- Çevre Süslemeleri: Her üç panonun da çevresinde dalga ve örgü motiflerinin yanı sıra klasik yumurta dizisi süsleri yer almaktadır.
- Merkez (Ortadaki) Pano: Daire şekilli ve siyah taşlardan yapılmış zeminli madalyonlar içinde zarif çiçek süsleri işlenmiştir.

Okeanus ve Bellerofon Mozaiği (MS 2. yy – 3. yy)
Antakya Harbiye’de aynı lokalizasyonda keşfedilen ve yan yana iki panodan oluşan bu mozaik, Hatay Arkeoloji Müzesi’nin gerçekleştirdiği kazılarla titizlikle açılarak müzeye taşınmıştır.
Eseri oluşturan o büyüleyici iki panonun detayları şu şekildedir:
- İkinci Pano: Bu panonun maalesef sadece üst kısmı günümüze kadar ulaşabilmiştir. Çerçeve yapısı ilk mozaikle tamamen aynıdır; içinde siyah, kırmızı, sarı ve beyaz taşlarla örülmüş, birbirine teğet ve kesişen dairelerden oluşan geometrik süsler barındırır. Mozaiğin merkezinde, basamaklı piramit ve örgü süsüyle sınırlandırılan asıl sahnede; beyaz zemin üzerinde şahlanan bir atın başı, ata ait olduğu anlaşılan kanatların uçları ve bir genç erkeğin başı görülür. Yüzünde belirgin bir heyecan ifadesi olan kabarık saçlı bu gencin Bellerofon, kanatlı atın ise Pegasus olduğu anlaşılmaktadır.
- Birinci Pano: Sahnenin tam merkezinde deniz tanrısı Okeanus’un yalnızca başı betimlenmiştir. Bunun dışında kalan tüm alan, siyah çizgilerle yapılan estetik meander (labirent) süslemeleriyle doldurulmuştur. Okeanus, başını sağ omuzuna doğru çevirmiş olup; alnında yukarı doğru uzayan ikonik iki yengeç kıskacı yer almaktadır.
Eroslar Evi Çoban ve Bios (Hayat) Mozaiği (MS 3. yy)
1935 yılında Antakya’da, o dönemki Halep yoluna yakın bir konumda rastlantı sonucu bir antik evin birbirine bitişik üç odası gün ışığına çıkarılmıştır. Bu odalardan birincisinin zeminini süsleyen ilk mozaik günümüzde ABD Baltimore Müzesi’nde sergilenmekte olup evin ismi de bu köken dökümünden gelmektedir. Keşfedilen evin ikinci odasında ise bugün Hatay Arkeoloji Müzesi koleksiyonunda sergilenen bu ünik şaheser bulunmuştur.
Genel kompozisyonunda estetik bir kır manzarası ile ikonik bir büst betimlemesi barındıran bu eser, birbirine zıt olarak yerleştirilmiş kare şekilli iki ana panodan meydana gelmektedir:
- Birinci Pano: Bu bölümde hareket halinde zarif bir keçi, bir insan figürünün başı ve bir çoban sopasının üst kısmı yer alır; daha üst alanda ise küre şeklinde bir süslemesi bulunan siyah renkli bir sütun ya da sunak tasvir edilmiştir. Detaylardan hareketle bu figürün bir çoban olduğu anlaşılmaktadır.
- İkinci Pano: Tam merkezinde büyüleyici bir kadın büstü yer almaktadır. Başını hafifçe sol omzuna doğru çevirmiş olan bu kadının saçlarında, yapraklarla titizlikle örülmüş bir çelenk ve taç bulunmaktadır. Kadının başının her iki yanında ise Eski Yunanca ikişer harften oluşan “BIOS” (Hayat) yazısı dikkat çekmektedir.
Önemli Arkeolojik Not: Her iki panoda da figürlerin zamanla bozulan veya aşınan kısımları, antik çağda orijinal bir restorasyon yaklaşımıyla beyaz mozaik taşları ile doldurularak döneminde onarılmıştır. Yunanca ikişer harften oluşan BIOS (Hayat) yazısı vardır.

İçki Yarışı Evi Eros ve Psyche Mozaiği (MS 3. yy)
Samandağ’da keşfedilen ve “İçki Yarışı Evi” olarak adlandırılan antik yapının koridor bölümünde bulunmuş olan bu devasa mozaik, 6.40 x 1.67 metre ölçülerindedir. Genel kompozisyonu itibarıyla eser, yan yana sıralanmış üç ana panelden meydana gelmektedir:
- Yan Paneller (Geometrik Süsleme): Ortadaki mitolojik sahnenin her iki tarafında yer alan paneller, verev şekilde işlenmiş estetik ızgara süslemeleriyle kaplıdır. Izgarayı oluşturan her bir geometrik dörtgenin içine ayrıca birer elmas motifi yerleştirilerek görsel zenginlik artırılmıştır.
- Ortadaki Ana Panel (Mitolojik Sahne): Mitolojinin en büyüleyici aşk öykülerinden biri olan Eros ve Psykhe ikilisine ayrılmıştır. Bir ağacın altında, yüzü ve çıplak vücudu ön plana gelecek şekilde sol kolu üzerine yatmış, uyuyan bir Eros tasvir edilmiştir. Kıvırcık saçlı tombul bir çocuk olarak betimlenen Eros’un omuzlarında zarif kuş kanatları yer alır. Eros’un hemen arkasında, ona gizlice yaklaşmakta olan kız ise mitolojide “nefes” veya “ruh” anlamlarına gelen Psykhe’dir. Benekli kelebek kanatlarıyla betimlenen Psykhe, sağ elinde Eros’un meşhur yayını tutarken, diğer elini de ağaçta asılı duran ok kılıfına doğru uzatmaktadır.

Üç Hokkabaz Mozaiği
Mozaiğin ana sahnesinde, sağa doğru dinamik bir biçimde yürüyen giyimli üç erkek figürü betimlenmiştir. Üç figürün de üzerinde kısa etekli tunik, bacaklarına yapışmış dar pantolonlar ve antik dönem ayakkabıları yer almaktadır. Sahnede yer alan karakterlerin detaylı tasvirleri şu şekildedir:
- Soldaki İlk Figür: Sakalsız ve genç bir karakterdir; kucağında uzun kuyruklu bir hayvanı sıkıca tutmaktadır.
- Ortadaki İkinci Figür: Soldaki gibi sakalsız ve gençtir; sol omuzunun üzerinde bir tabure, diğer elinde ise bir gösteri çemberi taşımaktadır.
- En Sağdaki Üçüncü Figür: Diğerlerinden farklı olarak sakallı ve yaşça daha büyüktür; sağ elinde iki ipe asılmış gizemli bir obje ile omzuna asılmış elips biçimli bir cisim tutmaktadır.
Arkeolojik Çözümleme ve Yorum: Ünlü arkeolog D. Levi, sahnenin solundaki ilk figürün kucağında taşıdığı hayvanı bir maymun olarak tanımlamıştır. Sanat tarihçisi, taşınan tüm bu sıra dışı objeler ve aksesuarlarla birlikte, bu üç karakterin bir gösteri alanına doğru gitmekte olan gezgin hokkabazlar olduğunu yorumlamıştır.
Havuz Mozaiği (Amphoriskos) (MS 350-400)
Antakya’da gün yüzüne çıkartılan en kapsamlı antik hamam yapısına ait olan bu mozaik, yapının geçirdiği iki büyük inşaat evresine ışık tutmaktadır. İlk hamam yapısı MS 2. yüzyılda yaşanan şiddetli bir depremde yıkılmış; bu mozaik ise yaklaşık iki yüzyıl sonra yeniden inşa edilen hamamın son yapı evresine tarihlenmiştir. Eser, maalesef oldukça tahrip olmuş bir formda günümüze ulaşabilmiştir.
Hatay Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen bu şaheserin mimari konumu ve büyüleyici kompozisyon detayları şu şekildedir:
- Ters Balta Betimi (Karya Baltası): Sürahinin ağız kısmının bulunduğu dar alanda, vazoya göre ters açıyla asılmış, mitolojik ve kültürel bir sembol olan çift ağızlı bir balta (Karya Baltası) yer alır. Baltanın keskin ağzı beyaz, sap kısmı ise kahverengi tesseralarla (küçük mozaik taşları) titizlikle örülmüştür.
- Mimari Konumu: Mozaik pano, antik hamamın girişinde yer alan ve “Soğukluk” (Frigidarium) olarak adlandırılan geniş, sekizgen bir salonun ortasındaki yine sekizgen formlu havuzun zemin kaplamalarından biridir.
- Merkez Figürü (Amphoriskos): Koyu renkli bir zemin üzerinde, dönemin estetik hatlarını yansıtan çift kulplu zarif bir sürahi (Amphoriskos) betimlenmiştir. Vazonun her iki yanından yukarıya doğru estetik bir biçimde yükselen sarmaşık dalları sahneye hareket katmaktadır.
Kem Göz Evi Mozaiği (M.S. 2.yy – 3.yy)
Antakya yakınlarındaki Çekmece bölgesinde 1939 yılında gerçekleştirilen arkeolojik kazılarda, antik bir villaya ait oda kalıntılarında sıra dışı zemin mozaikleri keşfedilmiştir. Mozaik panolarından birinin üzerinde; merkezdeki mavi bir gözbebeğine saldıran tırtıl, kuş, üç uçlu yaba, kılıç, akrep, yılan ve köpek figürleri yer almaktadır. Bu benzersiz betimlemeden dolayı esere “Kem Göz Mozaiği”, zeminini süslediği yapıya ise “Kem Göz Evi” adı verilmiştir.
Siyah taşlarla örülmüş dalgalı hatlar ve düz bir çizgiden oluşan dörtgen çerçeve içindeki bu eserin büyüleyici detayları şu şekildedir:
- Antik Beddua Yazıtı (KAI CY): Cüce figürünün hemen başının üzerinde Eski Yunanca harflerle “KAI CY” (Ve sen de) yazmaktadır. Bu ifade, eve art niyetle veya kıskançlıkla bakan art niyetli kişilere hitaben yazılmış; “Sen bana ne diliyorsan, senin de başına gelsin” anlamı taşıyan antik bir korunma bedduasıdır.
- Lanetlenen Göz Betimi: Beyaz zeminli panonun sağ orta kısmında, etrafı yırtıcı hayvanlar ve silahlarla kuşatılmış, kötülüğün simgesi olan mavi bir gözbebeği (kem göz) yer almaktadır.
- Tılsımlı Cüce Figürü: Panonun sol tarafında, sola doğru adımlayan kel kafalı ve bacaklarının arasından geriye doğru sarkan iri, uzun bir erkeklik organına (fallus) sahip ikonik bir cüce tasvir edilmiştir. Cüce, her iki elindeki değnekleri ileriye doğru uzatmaktadır. Değneklerden birinin ucunun çatallı yapısı, antik inançlarda kötülükleri kovan tılsımlı bir gücü simgelemektedir.
Hamam Üst Tabaka Yazıtlı Madalyon Mozaiği (MS 537-538)
Antakya’da dört farklı inşaat evresi tespit edilen antik bir hamam yapısının en üst katmanında keşfedilmiştir. Yan yana üç salondan oluşan bu mimari katmanın yalnızca orta salonunda, tahrip olmuş şekilde yüzey mozaiklerine ulaşılabilmiştir. Arkeolojik kazı çalışmaları tam olarak tamamlanamamış olsa da salonda yer alan yazıtlı madalyon, dönemin tarihi kronolojisi açısından paha biçilemez bir belge niteliğindedir.
Bu özel salonun zeminini süsleyen eserin detayları ve tarihi yazıtı şu şekildedir:
- Kompozisyon ve Süslemeler: Salonun tam ortasında, daire biçimli ve kenarları testere ağzı motifiyle süslenmiş anıtsal bir pano yer alır. Madalyonun ve yazıtın dışında kalan tüm boş alanlar, yan yana düzenli sıralar halinde işlenmiş zarif, kısa saplı çiçek süslemeleriyle doldurulmuştur.
- Antik Yazıt ve Tarihlendirme: Panonun merkezinde, bir bölümü zamana yenik düşerek tahrip olmuş Eski Yunanca bir yazıt bulunmaktadır. Bölgenin ve yapının tarihini kesin olarak veren bu yazıtın günümüz diline çevirisi şu şekildedir:
“Philotheos zamanında, Doğu’nun büyük ve en parlak… ve sacrae largitiones (kutsal yönetici) olarak tanınan, halk hamamı… temellerinden itibaren yeniden inşa (ve bir) dört tarafı sütunlu avlu (içinde) devam etti. 586 yılının 1. İndüksiyon (ilan) zamanı.”
Hamam D Mozaikleri ve Gethosyne’nin Büstü Mozaiği (MS 300-325)
Antakya’da yer alan “Hamam D” yapısı 1933 yılında gerçekleştirilen arkeolojik kazılarla gün ışığına çıkarılmıştır. Yapının üçüncü odasında keşfedilen ve Geç Roma döneminin estetik anlayışını yansıtan bu önemli mozaikler, MS 300-325 yılları arasına tarihlendirilmektedir.
Müzede sergilenen Gethosyne’nin Büstü mozaiğinin sanatsal özellikleri ve detayları şu şekildedir:
- İsim Yazıtı ve Anlamı: Kadının kimliğini ele veren Eski Yunanca yazıt, başının hemen yanındaki alanda yer almaktadır. Günümüze adının ilk iki harfi ulaşabilmiş olan bu antik yazıtın, mitolojide sevinç, neşe ve coşkuyu temsil eden “Gethosyne” ismine işaret ettiği kabul edilmektedir.
- Zemin ve Çerçeve Süslemesi: Dörtgen bir çevre içine konumlandırılan mozaik panosunun iç alanı, dönemin karakteristik bezemelerinden biri olan basamaklı piramit motifleriyle titizlikle doldurulmuştur.
- Kadın Büstü Tasviri: Panonun tam merkezinde, yüzü ve vücudu estetik bir açıyla hafifçe yandan gösterilen bir kadın büstü betimlenmiştir. Maalesef zamanla çenesi dışındaki yüzünün tamamı tahrip olmuş olan bu figür; kulağındaki zarif küpesi, uzun boynu ve üzerindeki kahverengi elbisesiyle dikkat çekmektedir.
Hermes’in Çocuk Dionysos’u Nimfe’ye Getirmesi Mozaiği
“Gethosyne’nin Büstü” mozaiğine komşu olan bu ünik eserin hikayesi ne yazık ki bir bölünmeyi de barındırmaktadır. Antik yapının tabanını süsleyen mozaik kompozisyonunun bir kısmı zamanında yasa dışı yollarla ABD’ye götürülmüş olup, günümüzde Worcester Sanat Müzesi koleksiyonunda sergilenmektedir. Hatay Arkeoloji Müzesi içindeki parça ise maalesef zamanında daha çok tahrip olmuş olan taraftır.
- Mitolojik zenginliğiyle dikkat çeken bu eserin sanatsal detayları şu şekildedir:
- Çevre Bezeme ve Motifleri: Eserin yer aldığı aynı taban alanında, ana mitolojik sahneyi çevreleyen örgü süslemeli gamalı haç Meanderi (labirent motifi) ve yine örgü süsleriyle bezenmiş madalyon mozaikleri yer almaktadır.
- Mitolojik Konu: Mozaikte, tanrıların habercisi olan Ulak Tanrı Hermes’in, henüz yeni doğmuş olan şarap, eğlence ve bağ bozumu tanrısı Dionysos’u, onu büyütmekle görevlendirilen Nimfelere (tatlı su perileri) teslim etme anı ikonik bir biçimde sahnelenmiştir. Müzedeki mevcut parça, bu anıtsal teslim sahnesinin önemli bir bölümünü gözler önüne serer.
Menander Evi – Müzikli Ziyafet Sahnesi Mozaiği (MS 3. yy)
Antakya Harbiye’de (antik adıyla Daphne) gerçekleştirilen kazılarda ortaya çıkarılan Menander Evi’nin 19 numaralı odasında keşfedilmiştir. Büyük bir titizlikle müzeye taşınan bu panonun günümüze ulaşan sağlam kısmında, Roma döneminin ihtişamlı sosyal yaşamını gözler önüne seren müzikli bir ziyafet sahnesi betimlenmiştir.
Menander Evi’ne ait bu zengin mozaik buluntularının detayları şu şekildedir:
- Okeanos Thetis Avlusu Mozaiği: Menander Evi’nin zenginliğini kanıtlayan diğer önemli zemin süslemeleri arasında, mitolojik deniz ilahlarını konu alan dünyaca ünlü Okeanos Thetis Avlusu Mozaiği de yer almaktadır.
- Müzikli Ziyafet Sahnesi (19 Numaralı Oda): Sahnenin merkezinde, başlarında estetik çelenkler bulunan bir karı-koca tasvir edilmiştir. Bu çiftin hemen karşısında onlara müzik ziyafeti sunan, harp çalan bir kadın figürü ile çiftin arkasında hazır bekleyen bir hizmetçi yer alır. Karı-kocanın önünde ise üzerinde dönemine uygun bir şarap testisi bulunan ziyafet masası tüm zarafetiyle betimlenmiştir.
- Geometrik Pano (5 Numaralı Oda): Aynı villanın 5 numaralı odasında yürütülen kazılarda ise merkezinde sekiz yapraklı zarif bir çiçek motifi barındıran farklı bir taban mozaiği daha bulunmuş ve müze envanterine dahil edilerek sergilenmeye başlanmıştır.
Mevsimler Mozaiği (MS 2. yy)
Antakya Harbiye’deki (Daphne) kazılarda gün ışığına çıkarılan bu nadide şaheser, anıtsal büyüklükte bir taban panosundan meydana gelmektedir. Bu büyük panonun dört köşesinde yer alan küçük dörtgen alanların her birinde, mevsimlerin döngüsünü temsilen 4-5 yaşlarında, tombul ve kanatlı çocuklar (putti) harika sanatsal detaylarla betimlenmiştir:
- Kış: Diğer mevsimlerin aksine soğuk havayı yansıtacak şekilde gri renkte, kalın bir elbise içinde betimlenmiştir. Kıyafetinin üzerine başını da koruyacak biçimde örten bir şal takmış olan kış çocuk figürü, sol elinde çift kulplu ikonik bir kadeh (kantharos) tutmaktadır.
- İlkbahar: Tamamen çıplak olarak tasvir edilen bu putti figürünün sırtında gri bir pelerin, başında ise zarif bir çelenk yer alır. Çocuk, bir eliyle kurbanlık veya bereketi simgeleyen bir oğlağı boynuzlarından tutarak çekmekte, diğer elinde ise antik bir tas taşımaktadır.
- Yaz: Mevsimin karakterini yansıtacak şekilde, başının üzerinde buğday başaklarından örülmüş gösterişli bir çelenk taşımaktadır. Sağ elinde bir budama bıçağı tutan kanatlı çocuğun, sol elinde ise koluna güvenle yasladığı dolgun bir demet buğday başağı dikkat çeker.
- Sonbahar: Başı yine dönemsel bitkilerden oluşan bir çelenkle süslenmiştir. Bağ bozumu ve hasat mevsimini simgeleyen figür, sağ elinde küçük bir orak, sol elinde ise içi taze toplanmış olgun üzümlerle dolu estetik bir sepet taşımaktadır.
Hatay Arkeoloji Müzesi Bölümleri, Sergi Alanları ve Salonları
2011 yılında yapımına başlanan ve 2014 yılında kapılarını ziyarete açan Hatay Arkeoloji Müzesi; 53.500 m² genişliğindeki bir arazi içinde, 32.754 m² kapalı alana ve 10.700 m² sergileme alanına sahiptir. Bu devasa komplekste; 19 bine yakın arkeolojik eser, bine yakın etnografik eser ve 14 bine yakın sikke ile mühür muhafaza edilmektedir. Müze, bu zengin envanteriyle günümüzde dünyanın üçüncü büyük sikke koleksiyonuna sahip müzesi unvanını gururla taşımaktadır.
Bölgede gerçekleştirilen arkeolojik araştırmalar, Hatay’da yerleşik yaşamın MÖ 43.000 ile MÖ 17.000 yılları arasında Üçağızlı Mağarası’nda başladığını kanıtlamaktadır. Müze serüveni de kronolojik olarak tam bu noktadan, yani bahsi geçen mağaranın birebir canlandırmasıyla kapılarını açan büyüleyici bir girişle başlamaktadır.
Hatay Arkeoloji Müzesi Sergi Bölümleri
Geniş bir alana yayılmış olan müzenin zengin koleksiyonu, kronolojik ve tematik bir düzende kurgulanmış toplam 20 ana bölümden oluşan sergi salonlarında meydana gelmektedir.
Ziyaretçilerin konforlu bir gezi deneyimi yaşaması için bu teşhir salonlarının haricinde müze bünyesinde; Danışma, Bilet Satış, Geçici Sergi Salonu, Çocuk Eğitim Alanı, Sinevizyon Odası, Müze Mağazası, Kafe ve tuvaletler de yer almaktadır.
Müze gezi rotasını oluşturan 20 ana bölüm, sırasıyla şu şekildedir:
- Mağara
- Amuk Ovası (Amik Ovası)
- Selevkoslar
- Tykhe
- Mitoloji
- Seramik Eserler
- Roma 1
- Cam Eserler
- Maden Eserler
- Roma 2
- Krallar
- Daphne Evleri
- Küçük Taş Eserler
- Lahitler
- Mozaik Yolu
- Martyrion
- Erzin
- Ortaçağ
- İslami Dönem
- Hazine
Hatay Arkeoloji Müzesi Sergi Salonları
Müzenin sergi salonları, yukarıdaki ana listeden de anlaşılacağı üzere kusursuz bir kronolojik sıra ile oluşturulmuştur. Tarih öncesi çağlardan başlayarak günümüze kadar uzanan bu zaman yolculuğu, insanlık tarihinin en eski izlerini barındıran ilk salonla kapılarını açmaktadır.

1. Mağara Bölümü (Paleolitik Çağ)
Üçağızlı Mağarası’nın etkileyici bir canlandırmasıyla giriş yapılan bu ilk salon, Paleolitik Çağ (Eski Taş Çağı) eserleri ve arkeolojik buluntuları ile başlamaktadır. Bölgede yaşamış ilk insanların hayatta kalma mücadelelerini ve teknolojik gelişimlerini gözler önüne seren bu özel bölümde, dönemlerine göre kategorize edilmiş şu ünik taş aletler sergilenmektedir:
- Oldowan Taş Aletleri: İnsanlık tarihinin bilinen en eski ve en ilkel taş alet teknolojisine ait örnekler.
- Acheulian (Aşölyen) Taş Aletleri: Simetrik yapılarıyla dikkat çeken, alt ve orta Paleolitik döneme damgasını vurmuş çift yüzeyli el baltaları.
- Levallois Taş Aletleri: Taşın önceden planlanarak ve özel bir teknikle yontulmasıyla elde edilen gelişmiş Orta Paleolitik dönem yongaları.
- Üst Paleolitik Taş Aletleri: Avcılık ve günlük işlerde uzmanlaşmayı gösteren, daha ince ve keskin işçiliğe sahip taş aletler.
Bu salonda sergilenen tüm bu nadide eserler, Hatay’da yerleşik yaşamın ilk merkezi kabul edilen Üçağızlı Mağarası kazılarında elde edilen orijinal buluntulardan meydana gelmektedir.
Üçağızlı Mağarası’nın Keşfi
Hatay’ın Samandağ ilçe merkezinin 12 km güneyinde yer alan mağara, 1988 yılındaki bir yüzey araştırması sırasında Angela M. Deroche tarafından keşfedilmiş ve iki yıl boyunca kazılmıştır. 1997 yılından itibaren ise kazı çalışmaları Erksin Güleç başkanlığında kesintisiz olarak sürdürülmektedir. Bu heyecan verici sergi alanında, ilk insanlar tarafından avlanan etçil ve otçul hayvanların orijinal kemik kalıntıları da ziyaretçilere sunulmaktadır.
2. Amuk (Amik) Ovası ve Höyükler Bölümü
Bu geniş sergi alanında; Neolitik Dönem’den Demir Çağı’nın sonuna kadar kesintisiz yerleşime sahne olmuş höyüklerden çıkartılan mimari kalıntılar, buluntular, hayvan kemikleri ve taş aletler sergilenmektedir. Müze içerisinde genel olarak Amik Ovası’nın can damarları sayılan Tell Kurdu, Tell Tayinat ve Tell Aççana höyüklerinin özgün mimarileri birebir canlandırılmıştır.
Ayrıca bu ana merkezlerin yanı sıra; Tell Cüdeyde, Çatalhöyük, Tabal el Akrad, Kinet Höyük, Al Mina ve Sabuniye gibi kritik lokasyonlardan çıkartılan eserler de bu salonda kronolojik olarak incelenebilmektedir. Bölümün en çok dikkat çeken ve kesinlikle görülmeye değer olan ünik eserleri şunlardır:
- Geç Hitit dönemi dinsel ve siyasi yapısını aydınlatan Arsuz Stelleri.
- Yapay kafatası deformasyonunu gösteren sivriltilmiş kafatası örneği,
- Dev boyuttaki ünlü Hitit Kralı II. Şuppiluliuma Heykeli,
Tayinat Tapınakları – Kutsal Faaliyet Merkezi
Bölümün en etkileyici alanlarından biri, Tell Tayinat kazılarından elde edilen verilere dayanarak aslına uygun planla yapılan Tayinat Tapınağı canlandırmasıdır. Bu tapınaklar, gösterişli dış cephelerine tezat oluşturacak şekilde oldukça basit bir iç mimariye sahiptir. Kutsal faaliyet merkezi; doğrudan kült objelerine ya da cella (iç oda) bölümünün arka duvarına bağlı yüksek bir platforma odaklanmaktadır.
Birbirine dik açıda duran bu çift tapınak yapısı, toplum ile tanrılar arasındaki bağı temsil eden stel ve abidelerin yer aldığı, anma törenlerinin yapıldığı taş döşemeli ortak bir avluya açılır. Arkeologlar bu iki tapınağın; fırtına tanrısı Teşup (veya Ba’al Hadad) ile onun eşi olan tanrıça Hepat’a (veya Astarte) adandığını düşünmektedir. Tapınak girişinde yer alan devasa bazalt aslan heykelleri salonun en görkemli parçalarındandır.
Toprakhisar Höyüğü
MÖ 4000’li yılların gelişmiş tarımsal faaliyetlerine ışık tutan Toprakhisar Höyüğü, Altınözü’ndeki Yarseli Barajı’nın sularının yükselmesi nedeniyle ne yazık ki su altında kalma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Bu nedenle 2016 yılından itibaren bölgede güncel kurtarma kazıları yoğunlaştırılmıştır. Özellikle antik dönemin zeytincilik ve bağcılık teknolojilerine dair çok önemli araştırmaların yürütüldüğü bu höyükten çıkarılan zengin buluntular müzede sergilenmektedir.
Aççana Höyüğü (Mukiş Krallığı’nın Başkenti)
Reyhanlı ilçesinde yer alan ve tarihi günümüzden tam 4000 yıl öncesine uzanan Aççana Höyüğü, antik Mukiş Krallığı’na başkentlik yapmıştır. Höyükte yürütülen kazılarda sayıları bini bulan Akadça, Sümerce ve Hititçe çivi yazılı tablet bulunmuştur. Bu tabletler, aynı zamanda Hatay’ın en erken yazılı tarihinin ilk resmi belgeleri olarak kabul edilir.

Antik Ticaretin Belgeleri: Aççana Höyüğü kil tabletlerinde yazan bilgilere göre; zeytin ve üzümün o dönemki uluslararası ticarette takas değeri inanılmaz yüksektir. Metinlerde, üzüm ve zeytin üretimi yapan şehirlerin krallık nezdinde çok yüksek ve ayrıcalıklı bir statüde olduğu, üretimin saray tarafından özel idari binalar vasıtasıyla sıkıca kontrol edildiği ve hasatta çalışan işçilerin hak ettikleri payları para yerine doğrudan bu değerli ürünlerden aldıkları açıkça belirtilmektedir.
Tell Tayinat Höyüğü (Kunulua)
Müzenin simgesi olan Patina (Geç Hitit) Kralı Şuppiluliuma Heykeli’nin de çıkarıldığı Tell Tayinat, Amik Ovası’nın güneyinde konumlanır. Tıpkı Aççana gibi buranın da ekonomisi tamamen zeytin ve üzüme dayalıdır. Nitekim Asur imparatorluk kayıtlarında, Patina krallarının Asur’a ödediği ağır haraçlar listelenirken, Amik Ovası’ndan gönderilen şarapların Asur sarayında çok yüksek değer gördüğü özellikle vurgulanmaktadır. Kazılarda bulunan devasa üzüm sıkma presleri, saklama küpleri ve ince işçilikli narin şarap kadehleri bu üretimin en somut kanıtlarıdır.
Cüdeyde Höyüğü
Reyhanlı ilçesinin 19 km güneydoğusunda yer alan 370 x 250 x 31 metre boyutlarındaki Cüdeyde Höyüğü, ovanın en büyük yükseltilerinden biridir. Çok katmanlı bir yapı sunan höyükte; kerpiç tuğlalardan inşa edilmiş, dörtgen planlı ve çok odalı ev mimarisi açığa çıkarılmıştır. Höyüğün farklı katmanlarında Doğu Anadolu’nun ünlü Karaz Kültürü ile benzerlik gösteren seramiklerin yanı sıra; bölgenin gelişmiş madencilik teknolojisini yansıtan ilk alet, silah ve heykelcik örnekleri bulunmuştur. Ayrıca kült seviyesinde kullanılan, uç kısımları insan şeklinde tasarlanmış kutsal, at nalı biçimli seyyar ocaklar oldukça dikkat çekicidir.
Akrad Höyük
Hatay’ın kuzeydoğusunda, Aççana Höyüğü’nün 15 km doğusunda ve Suriye sınır hattına oldukça yakın bir noktada yer alır. 150 x 220 metre ölçülerindeki höyük, ilk olarak 1936 yılında R. J. Braidwood tarafından tespit edilmiş, ilk sistemli kazıları ise 1948-1949 yıllarında S. Hood yürütmüştür. Toplamda 7 arkeolojik tabaka barındıran höyüğün en eski katmanı Obeyd Dönemine tarihlenmektedir. Bu katmanda kerpiç duvarlı, üç odalı anıtsal büyüklükte bir yapı kompleksi açığa çıkarılmıştır.
Şeyh Höyük
Hatay il merkezinin 14 km güneydoğusunda, Madenboyu köyü yakınlarında yer alan höyük, 1936’da R. J. Braidwood tarafından bulunmuş ve ilk olarak 1947-1948 yıllarında A. Dönmez yönetiminde kazılmıştır. Kalkolitik Çağ’a ait tam 12 kesintisiz katmanın saptandığı höyüğün Halaf Dönemi tabakasında; ikisi erkek, üçü kadın olmak üzere beş insan iskeleti bir arada bulunmuştur. Farklı katmanlardan çıkarılan boyalı seramik kapların üzerindeki güneş, kuş, göz, tavus kuşu ve dört ayaklı hayvan motifleri dönemin gelişmiş estetik anlayışını yansıtır.
Çatalhöyük (Reyhanlı)
Reyhanlı ilçesinin 4 km kuzeybatısında yer alan bu oval höyük, 430 x 265 metre ölçülerinde ve 25 metre yüksekliğindedir. 1933 yılında R. J. Braidwood başkanlığında keşfedilen Çatalhöyük, tam 9 farklı yapı evresine sahiptir. Tunç Çağı’na ait estetik heykelcikler ile Uruk Dönemine ait ağzı şevli çanakların çıkarıldığı höyükten elde edilen; silindir ve damga mühürler, taş buhurdanlıklar, sürme taşları, taş vazolar ve dokuma tezgahı ağırlıkları müze vitrinlerini süslemektedir.

Sabuniye Höyüğü
Samandağ ilçesine bağlı Sutaşı bölgesinde yer alan Sabuniye, Al Mina kazıları sırasında ünlü arkeolog C. L. Woolley tarafından keşfedilmiştir. Yapılan sondajlarda MÖ 17. yüzyıl ile MÖ 7. yüzyıl arasında yerleşimin kesintisiz sürdüğü kanıtlanmıştır. Höyükte bulunan Orta Tunç Çağı’na ait silindir mühürler ile deniz aşırı ticareti kanıtlayan ithal Miken ve Kıbrıs kökenli buluntular müzede sergilenmektedir. Uzun süre unutulan höyüğün tam konumu 1999-2008 yılları arasında yapılan yeni yüzey araştırmalarıyla yeniden netleştirilmiş, 2008-2011 yılları arasında ise kazılar H. Pamir tarafından yürütülmüştür.
Al Mina (Antik Ticaret Limanı)
Arapçada doğrudan “liman” anlamına gelen Al Mina, Samandağ ilçesinin Liman Mahallesi sınırlarında, İlk Çağ ticaret yollarının kesişim noktası olan Asi Nehri’nin Akdeniz’e döküldüğü o stratejik delta üzerinde yer alır. MÖ 8. yüzyıl ile MÖ 4. yüzyıl arasında Akdeniz’in en önemli uluslararası ticaret üssü ve liman yerleşimi olmuştur. Burayı kazarak dünyaya tanıtan İngiliz arkeolog C. L. Woolley (1936-1937), Ege adaları, Mısır ve Kıbrıs’tan gelen malların burada depolanıp Anadolu ve Ortadoğu’ya dağıtıldığını belgelemiştir.
Yunan Alfabesinin Doğuş Yeri: Al Mina, dünya kültür tarihi açısından devrimsel bir noktadır. Okuryazar olmayan Egeli (Grek) tüccarlar, bu limanda Fenikeli meslektaşlarıyla kurdukları yoğun ticari temaslar sonucunda Fenike alfabesini öğrenmişlerdir. Daha sonra bu harf sistemine ünlü harfleri de dahil ederek bugünkü modern batı alfabesinin temeli olan Yunan alfabesini oluşturmuşlardır. Günümüzde Al Mina buluntularının ne yazık ki çok küçük bir kısmı Hatay’da sergilenmekte, büyük kısmı ise yurt dışındaki farklı müzelerde bulunmaktadır.
Kinet Höyük (Kilikya’nın En Büyük Antik Limanı)
Hatay’ın Dörtyol ilçesi yakınlarında, İskenderun’un 30 km kuzeyinde yer alan Kinet, Doğu Akdeniz/Kilikya bölgesinin antik çağ öncesi en büyük yerleşimidir. Bilim dünyası 1850’den beri burayı, MÖ 333 yılında Büyük İskender’in Pers Kralı III. Darius’u bozguna uğrattığı meşhur İssos Antik Kenti ile eş tutmaktadır. Geç Tunç Çağı metinlerinde önemli bir Hitit liman kenti olarak geçen Kinet’te kazılar 1992’de başlamış, 1993-2012 yılları arasında M. H. Gates başkanlığında Bilkent Üniversitesi projesi olarak tamamlanmıştır. En eski yerleşimi Geç Neolitik döneme kadar inen bu zengin liman kenti, MS 1320 yılında çıkan feci bir yangınla tamamen yok olmuştur.
Farklı Bir Keşif: Kazılarda bulunan antik çömleklerden birinin içinde beş adet bozulmamış yumurtanın, bir diğerinde ise antik bir Akdeniz yemeği olan ahtapot ve domuz yahnisinin organik kalıntıları saptanmıştır. Salonda ayrıca kentten çıkarılan nadide cam bardaklar da görülebilir.
3. Selevkoslar ve Helenistik Dönem Bölümü (MÖ 330 – 30)
Makedon kralı Büyük İskender’in doğu seferiyle başlayan ve ölümü sonrasında generalleri tarafından kurulan krallıkları kapsayan Helenistik Dönem; Doğu kültürü ile Grek (Yunan) sanat ve kültürünün sentezlendiği muazzam bir evredir. Tam bu dönemde Antakya, İskender’in generallerinden Selevkos Nikator’un kurduğu devasa Selevkos Krallığı’nın başkenti olmuştur.
Ancak krallık, MÖ 190 yılında yapılan Magnesia Savaşı’nda Romalılara yenilip Toros sınırına kadar gerilemiş, MÖ 83’teki Ermeni Kralı Tigran işgaliyle tamamen zayıflamıştır. Egemenliklerini kaybeden Selevkoslar, MÖ 30 yılında Roma İmparatorluğu’nun bölgeye gelişiyle tarih sahnesinden tamamen silinmiştir. Bölgedeki yıkıcı depremler, ardı arkası kesilmeyen savaşlar ve sonraki dönem inşaat faaliyetleri nedeniyle bu görkemli başkent döneminden günümüze kalan eser sayısı oldukça sınırlıdır. Ancak salon vitrinlerinde Selevkos krallarının kendi adlarına bastırdığı nadide kronolojik sikkeler ile Roma döneminde aslına sadık kalınarak yapılan meşhur Antakya Tykhe’si heykeli görülebilir.
4. Tykhe ve Mitoloji Salonu
“Tykhe” ve “Mitoloji” salonları müze mimarisinde yan yana konumlandırılmıştır. Bu bölümlerde Hatay ve çevresindeki antik kentlerde yürütülen kazılarda bulunmuş Helenistik ve Roma Dönemlerine ait anıtsal tanrı, tanrıça, kahraman heykel ve heykelcikleri sergilenmektedir. Ayrıca Sasani ve Selevkos dönemlerine ait küçük el sanatları eserleri de buraya zenginlik katmaktadır.
- Antakya’nın Talih Tanrıçası (Tykhe): Helenistik dönemden itibaren kentin resmi koruyucusu ve şans tanrıçası kabul edilen Tykhe, Roma Dönemi’nde de bu gücünü korumuştur. Antiokheia’ya özgü nehir tanrısı Orontes (Asi) ve sur taçları gibi özel sembollerle tasvir edilen bu anıtsal heykeller ve şehir sikkeleri salonun odak noktasıdır.
5. Lahitler Salonu
2018 yılının Nisan ayında modern teşhir tasarımı tamamlanarak ziyarete açılan Lahitler Salonu, antik çağın ölü gömme gelenekleri, mezar kültleri ve inanç dünyasına ışık tutmaktadır. Salonda kronolojik olarak Roma Dönemi’ne tarihlenen altı adet anıtsal lahit, urneler (kül kapları), ostotekler (kemik kutuları) ve estetik kabartmalı mezar stelleri sergilenmektedir.
Antakya Lahdi Özel Odası: Salon, dünyaca ünlü “Antakya Lahdi” ile muhteşem bir finale sahne olur. Lahit, üzerindeki paha biçilemez mermer işçiliğinin, yüksek kabartma heykel sanatının ve mitolojik sahnelerin en ince detayına kadar incelenebilmesi için özel olarak ışıklandırılmış müstakil bir oda içerisinde sergilenmektedir. Bu özel odanın duvarlarında ayrıca Roma Dönemi’ne ait göz kamaştırıcı altın takılar ve süs eşyaları için hazırlanmış özel bir sergi panosu da yer almaktadır.
6. Mozaik Yolu, Orta Çağ ve İslami Eserler Bölümü
Hatay Arkeoloji Müzesi’nin büyüleyici gezi rotası; Doğu Roma (Bizans), Mozaik Yolu, Orta Çağ ve İslami Eserler bölümleriyle son bulmaktadır. Kentin Haçlı Seferleri dönemini, Abbasi egemenliğini ve Osmanlı taşrasındaki yerini özetleyen bu son koridorlarda, özellikle Abbasi Dönemi’ne ait eşsiz altın süs eşyaları ve takılar kesinlikle incelenmeye değerdir.
Müze turu, dünya nümismatik (sikke bilimi) tarihi açısından bir dönüm noktası kabul edilen devasa Sikke Salonu‘ndaki kronolojik darpların incelenmesiyle mükemmel bir şekilde son bulmaktadır.
Tüm höyükler, kazı geçmişleri ve müze salonları yollardan.com’un o kurumsal, akıcı ve yüksek SEO uyumlu kimliğine tam olarak kavuştu!
2023 Depremi ve Sonrası: Antakya’nın Kültürel Miras Mücadelesi
6 Şubat 2023 tarihinde saat 04:17 ve 13:24’te merkez üssü Kahramanmaraş’ın Pazarcık ve Elbistan ilçeleri olan 7.8 ve 7.5 büyüklüğündeki yıkıcı depremler nedeniyle, Antakya başta olmak üzere tüm Hatay çok ağır kayıplar vermiştir. Yaklaşık Almanya’nın yüzölçümü kadar bir coğrafyada ağır hasara yol açan ve 14 milyon insanı etkileyen bu felakette; resmi kaynaklara göre yalnızca Antakya’da vefat eden kişi sayısı 22.000 olarak açıklanmıştır (farklı kaynaklar bu sayıların çok daha üzerinde olduğunu belirtmektedir). Hatay genelinde ise tüm depremler neticesinde yıkılan veya ağır hasar alan bina sayısı resmi verilere göre 55.589 iken, bağımsız kaynaklarca bu rakamın 80.000 civarında olduğu ifade edilmektedir.
6 Şubat 2023 depremlerinde kaybettiğimiz tüm canlarımıza Allah’tan rahmet, geride kalanlara sabırlar dileriz. Bir kez daha acıyla tecrübe ettiğimiz üzere; deprem değil, ihmal ve tedbirsizlik öldürür. Bu büyük trajedinin toplumsal hafızamızda kalıcı bir ders olmasını temenni ediyoruz.
Deprem Sonrası Arkeolojik Durum ve Sivil Toplum Girişimleri
Afet sonrasındaki yoğun enkaz kaldırma çalışmaları sürecinde ve sonrasında, kentin koruma değeri yüksek arkeolojik katmanları maalesef henüz hak ettiği ilgiyi ve bütünsel koruma kapsamını tam anlamıyla bulamamıştır. Deprem öncesinde Müze-Otel (Necmi Asfuroğlu Arkeoloji Müzesi) gibi nitelikli sivil girişimlerin hayata geçirebildiği koruma şartları, deprem sonrasının olağanüstü koşullarında sekteye uğramıştır. Kentin binlerce yıllık zemin altı tarihinin yeniden canlanması ve ziyaretçileriyle buluşabilmesi, ancak bütünsel bir planlama ve disiplinler arası bir iş birliği ile mümkün olacaktır.
Bu doğrultuda, hem devletin resmi kurumları ve üniversiteler hem de çok sayıda sivil toplum kuruluşu, antik kent merkezini ve yakın periferideki Defne ile Samandağ gibi tarihi yerleşim alanlarını korumak adına yoğun bir çalışma başlatmıştır. Kentin kültürel ve tarihi dokusunu ayağa kaldırmak için sahada aktif projeler üreten başlıca STK’lar şunlardır:
- Hatay Ortak Meselemiz Platformu
- Ortak Akıl Antakya Platformu
- KADOP (Kadim Antakya Dostları Platformu)
- KORDER (Koruma ve Restorasyon Uzmanları Derneği)
- DOCOMOMO Türkiye Ulusal Çalışma Grubu
Geleceğe Dair Beklentiler: Müze Kent Antakya
Gelinen süreçte Antakya ve çevresi için parsel bazından kentsel ölçeğe kadar uzanan pek çok akademik ve teknik çalışma hazırlanmış durumdadır. Bütünsel ve tek elden yürütülmesi gereken idari kararlar ile bunların sahadaki uygulamalarında halen bazı koordinasyon eksiklikleri bulunsa da kurumlar arası iş birliğine yönelik gayretler umut verici şekilde devam etmektedir.
En büyük temennimiz; resmi makamlar, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarının ortak bir dil birliğiyle geliştireceği projeler uyarınca, Antakya Tarihi Kent Merkezi’nin zemin altındaki paha biçilemez kalıntılarına yönelik kesin koruma ve sergileme kararlarının bir an önce alınmasıdır. Ancak bu sayede Antakya, devasa bir müze kent olarak küllerinden doğacak ve tarihi görkemine yeniden kavuşacaktır.
Hatay Arkeoloji Müzesi Hakkında Sıkça Sorulan Sorular (SSS)
Hatay Arkeoloji Müzesi’nin güncel durumu, sergilenen eserleri, dünya sıralamasındaki yeri ve büyük deprem sonrasındaki son gelişmeleri hakkında en çok merak edilen soruları ve yanıtlarını sizler için bir araya getirdik.
Hayır, Hatay Arkeoloji Müzesi şu anda ziyarete açık değildir. 6 Şubat 2023 tarihinde yaşanan büyük deprem felaketinin ardından müze binası ve çevresi güvenlik ile restorasyon gerekçesiyle ziyarete kapatılmıştır. İçerideki eserlerin güvenliği en üst düzeyde sağlanmış olup, geçici olarak ziyarete kapalı statüdedir.
Müzenin tam olarak hangi tarihte yeniden kapılarını açacağına dair resmi kurumlar tarafından ilan edilmiş kesin bir takvim bulunmamaktadır. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile ilgili sivil toplum kuruluşlarının iş birliğinde yürütülen hasar tespit, zemin güçlendirme ve binayı depreme karşı yeniden güvenli hale getirme çalışmaları hassasiyetle sürdürülmektedir.
Müze binası tamamen yıkılmamıştır; ancak depremin şiddetinden dolayı yapıda hasarlar meydana gelmiştir. En büyük teselli, müzenin modern mühendislik standartlarına göre inşa edilmiş olması sayesinde anıtsal mozaiklerin ve dünyaca ünlü Şuppiluliuma heykeli gibi şaheserlerin çok büyük bir kısmının sarsıntıyı hasarsız ya da çok hafif sıyrıklarla atlatmış olmasıdır. Deprem sonrasında vitrinlerdeki küçük eserler hızla koruma altına alınmıştır.
Hatay Arkeoloji Müzesi, sergilenen mozaiklerin toplam yüzölçümü ve kalitesi bakımından dünyanın en büyük mozaik müzesidir. Ayrıca müze bünyesinde barındırdığı 14 bine yakın sikke ve mühür envanteriyle, dünyanın üçüncü büyük sikke koleksiyonuna sahip müzesi unvanını elinde bulundurmaktadır.
Müzenin dünya çapında en çok tanınan iki eseri; bir elinde mızrak, diğer elinde buğday başağı tutan devasa boyutlardaki Geç Hitit Kralı II. Şuppiluliuma Heykeli ile olağanüstü mermer işçiliğine sahip olan Antakya Lahdi‘dir. Bunun yanı sıra Kem Göz Evi Mozaiği (KAI CY) ve Yakto Mozaiği gibi eserler de dünya çapında ünlüdür.
Müzedeki devasa zemin mozaikleri binanın taban yapısına ve mühendislik korumalarına sadık kaldığı için ana gövdelerinde kalıcı bir yıkım yaşanmamıştır. Yalnızca bazı panolarda küçük tesseranın (mozaik taşı) yerinden oynaması gibi lokal ve restore edilebilir hafif hasarlar saptanmıştır. Uzman restoratör ekipler bu hasarların giderilmesi için çalışmalarını sürdürmektedir.
Ayrıca İlgili Linler:
Hatay Arkeoloji Müzesi Fotoğrafları
Akdeniz Bölgesi Tarihi Yerler, Antik Kentler ve Müzeler
Türkiye’deki Arkeoloji Müzeleri
Gaziantep Zeugma Mozaik Müzesi
Hatay Arkeoloji Müzesi Geçici Olarak Ziyarete Kapatıldı
Antakya Koruma Planları Askıda

